Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Cezayir Örhan, Hasan Örhan ve Mehmet Selim Örhan'ın Zorla Kaybedilmesi

20 Nisan 1994'te 100 kadar askeri araçla yaklaşık 300-400 kişilik bir birlik Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Çağlayan köyünün Deveboyu mezrası civarında kamp kurdu. Zeyrek Jandarma Birliği ve Deveboyu mezrası köylüleri askerlerin talebi üzerine birliğin kamp kurmasına ve ekipmanların taşınmasına bizzat yardım etti. Zeyrek Jandarma Komutanı gelen birliğin Bolu Komando Tugayı olduğunu köylülere söyledi. 3 gün Deveboyu civarında kalan birlik daha sonra Bingöl-Muş taraflarında bir operasyona gitti.

6 Mayıs 1994 tarihinde kamp alanına dönen birlik, sabah saat 06.00 civarında Deveboyu mezrasına operasyon düzenledi. O dönemde bu birlik tarafından çevre köylerin yakıldığı ve boşaltıldığı bilgisi Deveboyu'nda yaşayan köylüler arasında da biliniyordu. Askerler, imam aracılığıyla yaptırdıkları anonsla tüm köylüleri cami önündeki meydanda topladı ve Deveboyu mezrasının da bağlı olduğu Çağlayan köyünün bir saat içinde yakılacağı, bu süre içinde yanlarına almak istedikleri eşyalarını toplamaları ve üç gün içinde de köyü terk etmeleri gerektiği anonsunu yaptı. Anonsun üzerine Mehmet Selim Örhan önce çok yaşlı olan babasını evden çıkararak bir ağacın gölgesine oturttu, sonra da diğer köylülerle birlikte taşıyabilecekleri kadar eşyayı evlerinden çıkartmaya başladı. Henüz bir saat bile geçmeden askerler "çekilin, süre doldu," diyerek köylülerin yanına geldi. Önce evlere bir ilaç döktüler, sonra da ateşe verdiler. Evlerle birlikte cami de ateşe verildi. Pek çok hayvan evlerin altındaki ahırlarda kalıp telef oldu. Ailelerin çoğu da köyün yakınında kurdukları çadırlarda kalmaya başladı.

Ertesi gün Salih Örhan diğer köylülerle birlikte Kulp Jandarma Komutanlığına giderek olayları aktardı ve ekinlerini biçebilmek için biraz daha süre tanınmasını talep etti. Kulp Jandarma Komutanı Ali Ergülmez köylülere hasat zamanına kadar köyde kalabileceklerini söyledi. Örhanlar, çatışma seslerinin de azaldığı bir dönemde çadırlarını yakılan evlerinin yanına taşıdı ve evlerini onarmaya başladı. Kamp kurmuş olan askeri birlik hala mezra civarlarında operasyonlara gidip geldiği için köylüler zaman zaman askerlerin geldiğini görünce köyün dışında saklanıyordu.

24 Mayıs 1994 tarihinde köyün hemen arkasındaki Ziyaret tepesinden bir grup asker evlerin olduğu yere doğru indi. Tüm erkeklerin kimlikleri askerler tarafından toplandı. Askerler, o sırada 17 yaşında olan Cezayir Örhan'ın da kimliğini istediler. İçlerinden bir tanesi telsizle konuştuktan sonra Mehmet Selim Örhan, Hasan Örhan ve Cezayir Örhan'a kendileriyle gelmelerini söyledi. O sırada Mehmet Selim ve Hasan Örhan'ın eşleri ve çocukları da oradaydı ve onları vermek istemediler. Bu direniş üzerine aynı kişi telsizle konuştuktan sonra, Bolu'dan geldiklerini, bölgeyi bilmediklerini, onları kendilerine rehberlik etmeleri amacıyla götürmek istediklerini söyledi. Aileler tekrar karşı çıkınca askerler çadırlarını aramaya başladı ve içerideki eşyaları dağıttılar. Bir askerin Mehmet Selim Örhan'ın kızının kulağına dipçikle vurması sonucunda kızının kulağı sağır oldu. Sonunda zor kullanarak bu üç kişiyi yanlarına aldılar ve oradan uzaklaştılar. Aileler nereye götürüldüklerini görebilmek için bir süre takip etti ancak askerler tarafından tehdit edilince peşlerini bırakmak zorunda kaldılar. Üçü de daha önce hiç gözaltına alınmamıştı.

Aynı gün öğleden sonra 04.30 civarında, Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan askerlerle birlikte komşu mezra olan Gümüşsuyu'nda pek çok köylü tarafından görüldü. Gümüşsuyu'nda yarım saat kalan askerler ve Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'a köylüler su ve sigara verdi, sonra Zeyrek yönüne doğru yürümeye devam ettiler. Gümüşsuyu'ndan Zeyrek'e doğru devam ettikleri haberini alan Salih Örhan ertesi gün Zeyrek Jandarma Komutanlığına giderek kardeşleri Selim ve Hasan ile yeğeni Cezayir'in nerede tutulduğunu öğrenmek istedi. Zeyrek Jandarma Komutanı Ahmet Potaş Kulp'a götürüldüklerini söyleyince Salih Örhan Kulp'a giderek Kulp Jandarma Komutanı Ali Ergülmez ile görüştü ancak Ali Ergülmez bilgisi olmadığını söyledi.

Kardeşleri ve yeğeninin akıbetleri hakkında bilgi alamayınca 8 Haziran 1994'te Kulp Başsavcılığına, 16 Haziran 1994'te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına, 6 Temmuz 1994'te OHAL Valiliğine ve Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı'na resmi başvurular yaptı. Salih Örhan, yaklaşık bir ay sonra, Lice Cezaevine transfer edilmeden önce Lice Yatılı Okulunda Selim, Hasan ve Cezayir Örhan ile birlikte gözaltında tutulan R.A. adlı bir kişiyle görüştü. R.A. birlikte tutuldukları dönemde Cezayir Örhan'la karşılaştığını, Cezayir'in kendisine çok işkence gördüklerini anlattığını söyledi. Cezayir Örhan'ın R.A.'ya söylediğine göre askerler onlara 'işkence bitti, size gerilla elbisesi giydireceğiz, sonra videoya çekeceğiz, ondan sonra da serbest bırakacağız,' demişti. Örhanların askerler tarafından zorla götürülmelerinden yaklaşık bir ay sonra aileye, Kulp-Bağcılar arasında Male Hase Kewre Qop mevkiinde sekiz ölü beden bulunduğu haberi geldi. Bunun üzerine söylenen yere giden köyün ileri gelenleri ve Salih Örhan, yanmış olduğu için tanınmayacak halde olan 8 cesedi gördü. Giden köylülerden biri Mehmet Selim Örhan'ın sigara tabakasını tanıdı, ancak bedenlerin tanınmayacak halde olması nedeniyle emin olamadılar ve geri döndüler. Sekiz kişinin cesedi ise Kulp Savcısının "Terörist olduklarına kanaat getirilen 8 kişinin cesedi gömüldü," şeklinde tuttuğu tutanak ile birlikte başkaca bir işlem yapılmadan defnedildi.

Salih Örhan, abilerinin ve oğlunun kaybedilmesi ardından verdiği dilekçelerin hiçbirine cevap alamadı; 3 Kasım 1994'te Diyarbakır İHD'ye ve 24 Kasım 1994'te de AİHM'ne başvuru yaptı.

24 Nisan 1995'te Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden gelen polisler eşine Salih Örhan'ın savcılıkta ifadeye çağrıldığını söyledi. Önce korkarak tereddüt eden Salih Örhan, daha sonra savcılığa giderek detaylı ifadesini verdi. Savcı, Salih Örhan'a olayı AİHM'ne taşıması nedeniyle kızdı ve kendisini kimin AİHM'ne yönlendirdiğini sordu. Savcı, yazılı ifadesini okumasına izin vermeden Salih Örhan'ın ifadesini imzalattı.

Kulp Başsavcılığı, 8 Haziran 1994 tarih ve 1994/66 dosya numaralı soruşturmasında 26 Temmuz 1995'te görevsizlik kararı vererek dosyayı Kulp İlçe İdare Kuruluna gönderdi. 15 Mayıs 1997'de Kamil Kündüz tarafından hazırlanan raporda Deveboyu mezrası ve Çağlayan köyünün boş olduğu; başvurana ulaşılamadığı için ifadesinin alınamadığı; gözaltı kayıtlarında Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın adlarının yer almadığı, dolayısıyla soruşturmaya yer olmadığı ifadeleri yer aldı.

AİHM'nin kabul edilebilirlik kararının ardından Komisyon'un başlattığı inceleme kapsamında 6 ve 8 Ekim 1999 tarihinde tanıklar ve diğer ilgililerin Ankara'da ifadeleri alındı. Mahkeme, 6 Kasım 2002'de AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin esastan, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin (başvuranlar için), özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, (başvuranlar ve mağdurlar açısından) özel hayatın ve aile hayatının korunmasını düzenleyen 8. madde ile sözleşmenin 1. protokolünün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek, hükümeti maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

AİHM kararının açıklanmasının ardından Mehmet Selim Örhan'ın oğlu Adnan Örhan gazetede Kulp'ta bulunan bir toplu mezarla ilgili habere rastladı. Kuddusi Adıgüzel'le ilgili başvuru sonucunda mezar açılmış, ancak kemikler Adıgüzel'e ait çıkmamıştı. Bunun üzerine Örhan ailesi DNA testi için kan vermek üzere Savcılık'a başvurdu. R.A.'dan aldıkları bilgiler ışığında Örhanlarla aynı dönemde gözaltında tutulduklarını bildikleri Bulut ailesi ile de iletişime geçtiler, onlar da kan örneği verdi.

2007 ylında kan örneklerinin sonuçları belli oldu. Kemiklerden ikisi Mehmet Selim ve Hasan Örhan'a aitti. Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu'nda incelemesi yapılan kemiklerin aileye teslim edilmesi için başvuruda bulundular. İki yıl boyunca başvurularına herhangi bir cevap alamadılar. 2009 yılında avukatları ile birlikte Kulp Savcılığı hakkında suç duyurusunda bulunacaklarına yönelik basın açıklaması yapmalarının ardından Kulp Savcılığı kemiklerin Kulp Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldüğü cevabını verdi; kemikleri ayrıştırarak verme talebini yerine getiremeyeceğini söyledi. Adnan Örhan aynı talebi dillendirdiği dilekçelerinden birinde manevi değerleriyle oynanmaması vurgusu yapınca, buna istinaden Kulp Savcılığı'nın verdiği cevapta "Adnan Örhan'ın başvurusu doğrultusunda manevi değerler göz önünde bulundurularak mezarın açılmaması kararı verildi," denildi ve Mehmet Selim ve Hasan Örhan'a ait olduğu belirlenen kemikler aileye teslim edilmedi.

Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Soruşturma / Dava tarihi:1994-06-08
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
Hukuki süreç özeti

KAYNAKLAR:

Mağdur yakını ile görüşme

Ses ve görüntü kaydı
Gazete veya internet haberi
Gazete veya internet haberi
Gazete veya internet haberi
AİHM kararı

Politik Sorumlular

İsim Görev
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı
Tansu Çiller Başbakan
Nahit Menteşe İçişleri Bakanı
Seyfi Oktay Adalet Bakanı
Doğan Güreş Genel Kurmay Başkanı
Aydın İlter Jandarma Genel Komutanı
Ünal Erkan OHAL Bölge Valisi
Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü
Sönmez Köksal MİT Müsteşarı

Kaybedilenler

Kaybedilen Kişi Tarih Şüpheliler Katilim derecesi Görev
Cezayir Örhan 1994-05-24 Yavuz Ertürk (Tuğgeneral, Bolu 2. Tugayı Komutanı) Şiddet veya zorlama içeren fiillere katılım şüphesi Hareketli Tugay
Hasan Örhan 1994-05-24 Yavuz Ertürk (Tuğgeneral, Bolu 2. Tugayı Komutanı) Şiddet veya zorlama içeren fiillere katılım şüphesi Hareketli Tugay
Mehmet Selim Örhan 1994-05-24 Yavuz Ertürk (Tuğgeneral, Bolu 2. Tugayı Komutanı) Şiddet veya zorlama içeren fiillere katılım şüphesi Hareketli Tugay

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS