Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan ve Şemdin Cülaz'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CULAZ-VE-DIGERLERI-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Tayyip Eroğlu Ankara Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-11-05
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Silopi’ye bağlı Görümlü Köyü’nde Süryaniler ve Kürtler beraber yaşıyordu. Köy yakınlarında haftada üç-dört defa PKK ve güvenlik güçleri arasında çatışmalar oluyordu. 13 Haziran 1993'te de Görümlü köyünde konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığına bağlı askerler ile PKK arasında yoğun çatışma yaşandı. Köylülerin çoğu korktuğu için sığınağa benzer bir yerde saklandı. Çatışmadan sonraki sabah seher vakti, Görümlü Taburundan üzerilerinde askeri elbiseler ve ellerinde piyade tüfeği olan askerler, köyün çevresinden ateş edildiği iddiasıyla, köyü bastı. Askerler, bütün köylüleri köy meydanında topladı ve köylülerden Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayek’in evlerini eşyalarıyla birlikte ateşe verdi. Süryani köylülerden birinin boynundan çıkardıkları haçı, köy imamı İbrahim Akıl’ın boynuna takıp “Haç takan imam olur mu?” diye köylülere sordular. Askerler meydanda topladıkları köylüleri kimlik kontrolünden geçirdi. Daha sonra köylülerden; Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan, Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayak’ı askeri araca bindirerek, Görümlü Taburuna götürdü. Tabura götürülen köylülerden Abdurrahman Kayek, aynı gün içinde yoğun işkence yapılmış ve kaburgaları kırılmış bir şekilde serbest bırakıldı. Abdurrahman Kayek, serbest bırakıldıktan sonra tekrar tabura çağrılması üzerine ailesi ile birlikte Irak’a kaçtı. Diğer altı kişiden bir daha haber alınamadı.

Mehmet Salih Demirhan’ın babası oğlunun serbest bırakılmaması üzerine Görümlü taburuna gitti. Baba Demirhan oğlunun durumunu sordu, taburdaki askerler oğlunun taburda olduğunu söyledi. Bunun üzerine Demirhan oğlunun yaşayıp yaşamadığını merak ettiğini söyledi. Askerlerden oğlunu kendisine göstermeseler de en azından onun el yazısıyla iyi olduğunu belirttiği bir not istedi. Ancak bu isteği yerine getirilmedi. Demirhan ailesi oğullarının akıbetini öğrenmek için Şırnak’a ve Cizre’ye gitti. Buralarda askeriye ile arası iyi olan bazı kişilerden yardım istediler. Fakat olaydan yirmi gün kadar sonra aileye, bazı kişiler tarafından, olayı araştırmaya devam ettikleri takdirde başlarına daha kötü şeylerin geleceği söylendi. Bunun üzerine aileler arama faaliyetlerine son verdiler.

2009 yılında, 1993 yılında Görümlü Taburunda askerlik yapan Y.Ö. Görümlü köyünden alınan altı kişiyle ilgili Taraf Gazetesine röportaj verdi. Kayıp yakınları durumdan haberdar olunca bu kişiye ulaştılar ve tanık olmasını istediler. Daha sonra Y.Ö ve adının açıklanmasını istemeyen başka bir tanık olayla ilgili tanıklık yapmak üzere ifade verdi. Y.Ö., köylülerin dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar'ın emri ile gözaltına alındığını söyledi. Tabura getirilen köylülere işkence yapıldığını, araçlara bağlanarak yerlerde sürüklendiklerini ve daha sonra öldürülüp taburun bahçesindeki bir çukura atıldıklarını belirtti. Y.Ö. savcılık ifadesinde, Tabur Komutanı Mete Sayar’ın bu köylülerin çatışmada öldürüldüğünü ve terörist olarak gösterilmeleri yönünde emir verdiğini belirtti. Y.Ö., gözaltına alınan köylülerden Halit Özdemir’in kendisinden su istediğini ancak bu kişiye su veremediğini bu nedenle o günden beri vicdan azabı çektiğini söyledi. Y.Ö.’nün söylediklerinden sonra savcılık Görümlü Taburunda kazı çalışması yapılmasını istedi. Taburda yapılan kazı çalışmasında bazı kemikler bulundu. Kemikler DNA testi yapılmak üzere adli tıpa gönderildi. Ancak altı ay sonra adli tıp kemiklerin hayvanlara ait olduğunu belirtti.

Y.Ö., 12.04.2010 tarihinde Elazığ Cumhuriyet savcılığına bir dilekçe ile, bazı kişiler tarafından tehdit edildiğine ilişkin başvuruda bulundu. Silopi savcılığı soruşturma kapsamında Görümlü Jandarması’nın gözaltı kayıt defterini istedi. Fakat 1993’teki baskında kayıtların kaybolduğu, kaydın 2001’den itibaren tekrar başladığı cevabı verildi. TSK ile yazışma sonucunda Tekirdağ 3. Zırhlı Tugayının o dönem Görümlü’de olduğu kabul edildi. Şüpheli askerler iddiaları reddeditti. Silopi Savcılığı, cesetler bulunamamış olsa da altı köylünün öldürüldükten sonra kaybedildikleri sonucuna vararak, 6 köylünün akıbetine ilişkin soruşturmanın zaman aşımına uğramasına 3 gün kala, dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayına bağlı teğmen Serdar Tekin ile 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açtı. İlk duruşmasında Şırnak’tan Ankara’ya nakledilen davada sanıkların hiçbiri tutuklu olarak yargılanmadı. 03 Temmuz 2015 tarihli duruşmada esas hakkında mütalaasını sunan savcılık makamı, sanıkların delil yetersizliğinden beraatlerini talep etti. Aynı duruşmada, mağdur tarafına mütalaaya karşı görüşlerini sunmaları için herhangi bir süre verilmeksizin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından mütalaaya uyularak sanıkların beraatına karar verildi. Davanın detaylı bilgileri ve duruşma notları için bkz. http://failibelli.org/dava/mete-sayar-gorumlu-davasi/ Ayrıca tanık beyanları ve dava kronolojisi için bkz. http://hakikatadalethafiza.org/mete-sayar-davasinda-beraat-karari-cikti/

Ailelerin 2006 ve 2010 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurular Mahkeme'nin 15 Nisan 2014'te verdiği kararla sonuçlandı. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem esastan hem usülden ihlal edildiğine karar vererek devleti ailelere maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-29
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AIHM-23954-94-ENG
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Turan Demir ve Ümit Taş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylünün kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.

<\p>

Zorla kaybedilen on bir köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3., 5. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen kişilere ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmaktadır. <\p>

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Gasyak ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergun Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS