Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Namık Erdoğan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti H_AnkaraJitemDavasi
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Namık Erdoğan’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili olarak ailesinin şikayeti üzerine Kırıkkale Savcılığı, soruşturma başlattı. Şüpheli sıfatıyla Mehmet Ünlü, Haluk Kırcı, Bilal Demirbağ, Menşure Sümer, Veysel Özsoy, Ünal Sümer, Mustafa Azılı, Mehmet Aydoslu'nun ifadeleri alındı. Şüpheliler suçlamayı reddetti. Başsavcılık 11 Şubat 1999'da görevsizlik kararı vererek, dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığına gönderdi. DGM Başsavcılığı da 23 Eylül 1999'da sekiz şüpheli hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçlamasıyla yaptığı soruşturmanın ardından takipsizlik kararı verdi.

Ankara'daki takipsizlik kararına yapılan itiraz nedeniyle soruşturma dosyası tekrar Kırıkkale Başsavcılığına gönderildi. Bunun üzerine savcılık soruşturmayı ek soruşturmayla bir süre daha sürdürdü. Savcılık, olaydan 16 yıl sonra Namık Erdoğan'ı öldüren kurşunları balistik inceleme yapılması için Aralık 2010'da Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderdi. Adli emanete kayıtlı beş adet mermi çekirdeği gömleği parçası ve iki adet mermi çekirdek nüvesinin incelenmesini talep etti. Emniyet, 16 Aralık 2010'da balistik raporunu hazırladı. Rapor şöyleydi: "Çarpma sürtünmeler ve kopma neticesinde üzerlerinde kesin teşhise imkân verecek nitelikteki karakteristik izlerden büyük bir bölümünün kaybolmuş olduğu, geriye kalan yiv ve set izlerinin ise kısmi teşhise elverişli oldukları; bu nedenle söz konusu beş adet mermi çekirdeği gömlek parçasının bir veya birden fazla tabancayla atılıp atılmadıklarının tespiti yönünde bir sonuç bildirmek mümkün olamamıştır."

Emniyet raporunda ayrıca mermi çekirdeklerinin, Silahı Tespit Edilmeyen Olaylar Arşivi'nde bulunan mermi çekirdekleriyle karşılaştırılmasının ve yine izlerin silinmiş olması yüzünden geçmişe yönelik faili meçhul karşılaştırmalarının yapılamadığı belirtildi.

Gelen rapor üzerinde Kırıkkale Başsavcılığı, Namık Erdoğan dosyasında, 17 Ocak 2011'de takipsizlik kararı vererek dosyayı kapattı. Takipsizlik kararında "Şüpheliler hakkında kovuşturmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmediğinden kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildi" denildi. Kırıkkale Başsavcılığı'nın takipsizlik kararına itiraz edildi. İtirazı 9 Mayıs 2011'de görüşen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, talebi reddetti. Bu karardan kısa bir süre sonra Ayhan Çarkın verdiği ifadelerde cinayeti Özel Harekâtçı Sait Yıldırım’ın işlemiş olabileceğini belirtti. Çarkın soruşturmasını yürüten savcı, Erdoğan'ın dosyasını Kırıkkale Başsavcılığı'ndan istedi.

1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2013 yılında soruşturma başlatıldı. 20.09.2013 tarihinde hazırlanan iddianameyle, 20.12.2013 tarihinde, Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeili, Asker Smitko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi.

Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’nın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

Namık Erkek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Erkek - TÜRKİYE DAVASI
AFFAIRE ERKEK c. TURQUIE
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM'nin 13 Temmuz 2004 tarihinde verdiği karara göre Mersin'de yaşayan ve pazarcılık yapan 1962 doğumlu Namık Erkek, PKK adına faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla 19 Aralık 1992 tarihinde Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi görevlileri tarafından gözaltına alındı. Namık’ın kardeşi Serdin Erkek, 28 Aralık 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'na başvurarak kardeşinin tutuklanmasının ardından kendisinden hiçbir haber alamadığını belirtti ve akıbeti hakkında bilgi almak istedi. Aynı gün polisler tarafından dinlenilen Serdin, kardeşinin gözaltına alındığı gece saat 03.00 sıralarında bir yer gösterme sırasında firar ettiği cevabını aldı. Polislerin Namık'ın gidebileceği yerleri öğrenmek istemesi üzerine Serdin Erkek, kardeşinin gidebileceğini düşündüğü doğduğu köyde oturan bazı yakınlarının adreslerini verdi. Emniyet Müdürlüğü 29 Aralık 1992 tarihli yazıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden firarinin yakalanması amacıyla o bölgede bulunan jandarmayla işbirliği halinde araştırmalar yapılmasını istedi.

Serdin Erkek, 20 Kasım 1994 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak kardeşinin gözaltına alınmasından sorumlu polisler hakkında şikayette bulundu ve Emniyet Müdürlüğü'nün kardeşinin kaçtığına dair beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, kardeşinin gözaltı sırasında maruz kaldığı işkencenin ardından öldüğünü düşündüğünü belirtti. Cumhuriyet Savcısı, 29 Mart 1995 tarihinde olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğüne soru yöneltti.

Emniyet Müdürlüğü, 11 Nisan 1995 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na Namık’ın bir şantaj olayı çerçevesinde tutuklandığını, 1992 yılı Aralık ayının 19'unu 20'sine bağlayan gece firar ettiği ve firardan sorumlu 11 polis hakkında idari soruşturmanın yürütüldüğü yönünde bilgi verdi. Bu bilgilere Mersin Polis Disiplin Kurulu'nun 27 Haziran 1993 tarihli dosya unsurlarının dava konusu polisler hakkında ceza kararının verilmesine neden olamayacağı kararının bir kopyası eklendi.

16 Şubat 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı dosya unsurlarının Namık’ın gözaltı sırasında öldürüldüğünü kanıtlamadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığına karar verdi. İç hukuk yolları tükenince Erkek ailesi olayı AİHM'e taşıdı. AİHM 13 Temmuz 2004'te verdiği kararla Namık’ın akıbetine ilişkin yapılan soruşturma etkili olamadığı için Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ihlal edildiğine hükmetti.

Necat Türk, Rıda Yavuz ve Serhat Bilen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2011-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Mardin’in Derik ilçesinde bir mitinge katıldıktan sonra görevli askerlerin kitleye ateş etmesi sonucu yaralanan ve yaralı şekilde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Necat Türk (19), Rıda Yavuz (24) ve Serhat Bilen (18) hakkında açılan soruşturma, 1995 yılında dönemin ilçe jandarma komutanı Musa Çitil hakkında Valiliğin soruşturma izni vermemesi nedeni ile durdu. Ailelerin 2009 yılında, kendi araştırmaları sonucu Necat, Rıda ve Serhat'ın Derik belediyesine ait bir mezarlıkta isimsiz bir mezara topluca gömüldükleri duyumunu alması ve yeniden İHD Mardin Şubesi aracılığıyla Savcılığa başvurması üzerine açılan soruşturmada, Derik Savcılığı kaybolan şahısların orada bulunduklarında dair yeterli kanıt gösterilmediği gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Karara 2010 yılında Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz edildi. Mahkeme, ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararını kaldırdı ve dosyayı Derik Savcılığına iade etti. İade kararından sonra Savcılığa sunulan yeni deliller ile Savcılık mezarın açılmasına karar verdi ve tarihi de 22 Kasım 2011 olarak belirledi.

22 Kasım 2011 tarihinde, soruşturma savcısı, adli tıp uzmanı ve teknisyenleri, olay yeri inceleme ekipleri, aileler ve dernek avukatlarının hazır bulunduğu esnada mezar açma işlemine başlandı. Belediye mezarlığı içinde bulunan ve mezar taşlarında herhangi bir isim yer almayan beş adet mezar tespit edildi ve söz konusu mezarların, 2007 yılında Belediye tarafından yapıldığı, ancak öncesinde herhangi bir mezarın olmadığı bilgisi edinildi. İki gün süren çalışmalar sonucunda belirlenen mezarlarda dört kişiye ait kemikler ve giysi parçalarına ulaşıldı. Dört kişiden biri elbiseleri ile beraber yüzükoyun, gelişi güzel mezara konulmuştu; çorabı, gri renkli pantolonu ve kareli bir gömleği vardı. İkinci kişinin kafasında siyah ve çürümemiş bir poşet bulundu; üst kısmında herhangi bir giysi yoktu ancak açık renk şalvarı ve çorapları duruyordu. Üçüncü kişinin ayaklarında ölüm öncesinde oluşmuş kırıklara rastlandı; üst kısmında herhangi bir giysi yoktu ancak açık renk şalvarı ve çorapları duruyordu. Dördüncü kişinin kemikleriyle beraber ise sadece çorapları ve iç çamaşırı lastiği bulundu; örme bir bez ve renkli bir battaniyeye sarılarak gömülmüştü. Aynı yerde bulunan ve tahminen 7.65 çapında deforme olmuş bir mermi çekirdeği de deliller arasına eklendi.

Aileler 24 Kasım 2011’de, olay tarihinde Derik ilçesinin en üst dereceli kolluk amiri olan ilçe jandarma komutanı Musa Çitil hakkında soruşturma açılması için Derik Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Savcılık, üst düzey kolluk görevlileri için soruşturma açmak HSYK’nın iznine tabi olduğu için, aynı taleple HSYK’ya başvurdu. HSYK 3. Dairesinin 20 Mayıs 2014 tarihli soruşturma izni teklifi, HSYK Başkanı Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından “ileri sürülen iddialar için yeterli delil bulunmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Karara gerekçe olarak, açılan mezarlarda bulunan dört erkek şahsa ait kemiklerin, şikayetçi ailelerin yakınları olmaması nedeniyle daha önceki takipsizlik kararını etkileyecek delile ulaşılamaması gösterildi.

16.07.2012 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı, Musa Çitil’in 1992 - 1994 yılları arasında Mardin Derik Jandarma komutanı olarak Piro Ay ve Seydoş Çeviren, Yusuf Çeviren, Abide Çeviren, Ahmet Çeviren, Ramazan Çeviren, Mehmet Nejat Arıs, Vejdin Avcıl, Mehmet Erek, Ramazan Erek, Ahmet Erek, Mustafa Aydın ve Mehmet Faysal Ötün’ü aynı sebeple öldürdüğü iddiasıyla iddianame düzenledi. İddianamede Musa Çitil’in “görev yaptığı dönemde şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları çeşitli yöntemlerle tamamen keyfi şekilde öldürdüğü anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı. İddianamede ayrıca, Musa Çitil'in öldürülen köylüler ile ilgili "terörist" diye tutanak tuttuğu belirtildi. Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, ikinci duruşmasında Adalet Bakanlığı'nın talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin onayı ile "güvenlik gerekçesiyle" Çorum'a nakledildi. Musa Çitil ilk üç duruşmaya sağlık sorunlarını gerekçe göstererek katılmadı. Tüm dava süreci boyunca tutuksuz yargılanan Musa Çitil, savunmasında Derik İlçe Jandarma Komutanı olduğu dönemde teröristlerle başarılı bir şekilde mücadele ettiğini, üstlerinin bilgisi dışında hiçbir faaliyet göstermediğini, faaliyetlerinin tamamının yasalara uygun ve insan haklarına saygılı olduğunu beyan etti. Davanın şahsını ve şahsı üzerinden içerisinde yer aldığı kurumu itibarsızlaştırmak için “terör örgütüne” yakınlığı ile bilinen tanık ve müştekiler tarafından kurgulandığını iddia etti.

Yargılamaya Serhat Bilen, Rıda Yavuz ve Necat Türk dahil edilmedi. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 21.05.2014 tarihinde Musa Çitil’in “üzerine atılı suçu işlediğine dair soyut beyanlar dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden” beraatine karar verdi. Müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak, kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Nezir Acar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Serdar Erdoğan
Soruşturma / Dava tarihi:2005-12-28
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Zorla kaybedilen Nezir Acar'ın babası Halil Acar 28.12.2005 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi sundu. Şikayetçi, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli soyadını bilmediği Kemal isimli Merkez Karakol Komutanı'nın, oğlunun kaybedilmesinden sorumlu olduğunu belirtti. Ayrıca oğlunun karakolun bahçesine gömüldüğüne dair duyumlar aldıklarını belirtti. Savcılık 2006/5 hazırlık numaralı soruşturmada öncelikle söz konusu rütbelinin kimliğinin ve tanıkların tespiti için yazışmalar yaptı. Savcılık Nezir Acar’ın gözaltına alınıp alınmadığına dair Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı’ndan bilgi talep etti ve komutanlık 04.04.2006 tarihinde böyle bir gözaltının bulunmadığını bildirdi

Savcılık şüphelinin kimliğinin Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Kemal Şen olduğunu tespit etti. Ancak Savcılık şüphelinin kimliğini Mart 2006’da tespit ettiği halde ancak 15.05.2008 tarihinde şüpheliye ulaşarak talimatla ifadesini aldı.

Savcılık müştekinin bildirdiği tanıklara ulaşabilmek için uzunca bir süre adres ve kimlik araştırması yaptı ve ilk tanığı 13.04.2007, E.K’yı 29.02.2008 tarihinde dinledi. Savcılık diğer tanıkları ise dinlemeden, gömülme iddiası ile ilgili bir inceleme yapmadan 16.01.2009 tarihinde Dargeçit İlçe Jandarma komutanlığı görevlileri bakımından “ek kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi. Şikayetçi vekili 18.02.2009 tarihinde karara itiraz etti. İtirazı inceleyen Mardin Ağır Ceza Mahkemesi 16.03.2009 tarihinde itirazı reddetti.

Savcılık 2006/5 hazırlık numaralı dosyayı daimi aramaya aldı. Şikayetçi vekili 07.03.2011 tarihli dilekçesi ile iki görgü tanığının dinlenilmesini talep etti. 08.03.2011 tarihinde dinlenen tanıklar şikayetçi beyanlarını teyit etti.

Savcılık 19.06.2012 tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Şikayetçi vekilinin itirazı üzerine Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/633 değişik iş numaralı kararıyla itirazı reddetti. İç hukuk yollarını tüketen şikayetçi 16.01.2003 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Dosya 08.05.2013 itibariyle halen Anayasa Mahkemesi’nde.

Nezir Tekçi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Tekci ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Serkan Günhan "1) Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi (yetkisizlik kararı) 2) Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2011-11-22
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
29.06.2004 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 2004/956 sayılı soruşturma dosyası hakkında 2004/29 sayılı görevsizlik kararı verilerek, dosya Van DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Van DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı 10.08.2004 tarihinde 2004/151 sayılı görevsizlik kararı ile Van Askeri Savcılığına gönderdi.

Dosya, 12.08.2004 tarihinde, soruşturma emri verilmesi için Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına gönderildi. 10.02.2010 tarihinde verilen cevabi yazıda istenen soruşturma dosyasının arşivde araştırılması sonucu, yıl sonu arşiv işlemleri faaliyeti nedeniyle imha edildiği belirtildi.

17.12.2008 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli) talimatı ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen M.S., koyunlarına bakmaya giden Nezir Tekçi’ye yolda eşlik ettiğini, konakladıkları köye gelen askerlerin yaptıkları kimlik kontrolü ve arama sonucunda Nezir Tekçi’yi yanlarına aldığını, o tarihten sonra kendisinden haber alamadığını, yaşayıp yaşamadığını bilmediğini beyan etti.

18.12.2008 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesine başvurulan tanık C.K., beraber koyun otlatırken Dişli Köyü Karakolunun bulunduğu taraftan açılan ateşle iki bacağından yaralanan akrabalarını hastaneye götürecek bir araç bulmak umuduyla oğulları, kardeşi ve babası ile beraber karakola götürdüklerini, ancak terörist oldukları gerekçesiyle karakol yakınına kurulan çadırlarda alıkonulduklarını, burada elleri arkasından kelepçe ile bağlı olan Nezir Tekçi’yi gördüğünü, o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alamadığını beyan etti.

19.12.2008 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli) talimatı ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen N.D., koyunlara bakmaya giden Nezir Tekçi ve arkadaşını bir akşam evinde misafir ettiğini, şafak vakti köye askerlerin gelerek herkesi gözaltına aldığını, bir gece sonra Nezir Tekçi hariç herkesin serbest bırakıldığını, olaydan dört beş gün sonra köyde gördüğü askerlere Nezir Tekçi’yi sorduğunu ve yanındaki kişi ile beraber öldürüldüğü cevabını aldığını beyan etti. Ayrıca, olay tarihinde kendilerini gözaltına alan askerler arasında Ali Osman adlı bir yüzbaşının ve adını bilmediği bir kurmay albayın bulunduğunu, kurmay albayın kendilerinden zorla silah istediğini, mecbur kaldıkları için kendi paralarıyla kaçak yollardan silah temin ettiklerini, Ali Osman adlı yüzbaşının da olay tarihinden birkaç gün sonra köye gelerek kalaşnikof getirmeleri durumunda kendilerini kurtarabileceklerini söylediğini de ifade etti.

13.08.2009 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alınan Y.Ş., 1995 yılında askerlik görevini yapmaktayken görevlendirilerek Yüksekova’ya gönderildiğini, burada görev yaptığı bölükten başka bir bölüğün Nezir Tekçi adında bir şahsı yakaladığını, dağa düzenledikleri operasyonda PKK kamplarının ve silahlarının yerini göstermesi için bu şahsı yanlarında götürdüklerini, Nezir Tekçi’nin bu konuda bir şey bilmediğini söylemesi üzerine operasyonda görevli askerlerden Yüzbaşı Ali Osman Akın’ın Nezir Tekçi’yi öldürmekle tehdit ettiğini, sonrasında operasyonda görevli askerlere hangilerinin Kürt olduğunu sorduğunu, el kaldıran yaklaşık 20 kişiden Nezir’e ateş etmelerini istediğini, kimse ateş etmeyince bu işi yapmaya gönüllü olan Teğmen Kemal Alkan’ın Ali Osman Akın’ın izniyle 2 el ateş ederek Nezir’i vurduğunu, bu sırada yine Ali Osman Akın’ın emriyle herkesin Nezir’e doğru ateş ettiğini, sonrasında bedenin mayın ile patlatıldığını ve Teğmen Kemal’in Nezir’in gövdesinden kopmuş başını saçlarından tutarak görevli askerlere gösterdiğini anlattı.

02.04.2010 tarihinde Halit Tekçi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, oğlu Nezir Tekçi’nin öldürülmesi olayıyla ilgili H.A.’nın tanık olarak dinlenmesi talep etti.

29.04.2010 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen H.A., 1995 yılında Yüksekova'da askerlik yapmakta olduğunu, Nezir Tekçi’nin askerler tarafından yakalandığını duyduğunu, ardından terkedilmiş eski bir karakola getirildiğinde orada bulunduğunu beyan etti. H.A'nın ifadelerine göre Nezir Tekçi terkedilmiş eski karakolda Ali Osman Yüzbaşı tarafından sorguya çekildi. Kendisine PKK sığınaklarının ve mühimmatlarının nerede gizlendiği soruldu. Nezir Tekçi’nin PKK ile bir bağlantısı bulunmadığını söylemesi üzerine, Ali Osman Yüzbaşı’nın emriyle 70 kişilik bir asker grubu Nezir Tekçi’yi bir tepeye çıkardı. H.A, bu grupta bulunmadığını, ancak Nezir Tekçi’nin askerler tarafından kurşuna dizildiğini ve bomba patlatılarak parçalandığını olay yerine giden asker arkadaşlarından duyduğunu ifade etti. Arkadaşlarının anlattıklarına göre, ilk ateş Ali Osman Yüzbaşı’nın emriyle bir subay tarafından açıldı, sonrasında diğer askerlerin hepsi ateş etti ve bomba patlatılarak beden parçalandı.

11.03.2011 tarihinde, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından Halit Tekçi’nin Komisyon'a yaptığı başvuru ile ilgili, konu yargıya intikal ettiğinden dolayı Anayasa’nın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen hükmü ve Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’un "Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar incelenmez" hükmü gerekçe gösterilerek, Komisyon tarafından yapılacak bir işlemin bulunmadığı beyan edildi.

24.03.2011 tarihinde Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Başkanlığı, Halit Tekçi’ye Başkanlığa yaptığı başvuruyu kayda aldıklarını bildirdi. 28.03.2011 tarihinde, Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazarak, Halit Tekçi’ye başvuru dilekçesinin işleme konulduğunun tebliğ edilmesini ve dileği konusunu açıklamak için yapılan işlemlerin Müdürlüğe bildirilmesini talep etti. Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, 15.04.2011’de Halit Tekçi’ye başvuru dilekçesinin işleme konulduğunu tebliğ etti. 08.06.2011’de ise, şüpheli Ali Osman Akın hakkında Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığını, yargı yetkisi ve takdir hakkına ilişkin hususlarda Bakanlıkça yapılacak bir işlem bulunmadığını bildirdi.

Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.05.2011 tarihinde şüpheli Ali Osman Akın’ın cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlenerek Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianameye göre, incelenen soruşturma evrakında ifadesi bulunan müşteki Halil Tekçi, diğer tanıklarla aynı doğrultuda beyanlarda bulundu. Şüpheli Ali Osman Akın ise ifadesinde, iddia edildiği gibi Nezir Tekçi adında sivil bir şahsın yakalanmadığını, tarafından sorgulanmadığını, kurşuna dizilerek öldürülmediğini, olayın tamamen hayali ve iftira olduğunu beyan etti.

Halit Tekçi, 14.11.2011 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, olay hakkında detaylı bilgi sahibi olduklarını iddia ettiği F.E, K.K ve S.S'nin tanık sıfatıyla dinlenmesini talep etti.

22.12.2011 tarihinde, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Yargıtay 5. Ceza Dairesinin davanın güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e nakledilmesine ilişkin 2011/23460 sayılı kararına dayanarak mahkemenin yetkisizliğine karar verildi ve dava dosyası Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Aynı gün, Halit Tekçi, söz konusu karar ile beraber dava süresinin uzayacağını, tanık ve delillerini Eskişehir’de bir mahkemeye sunmasının imkansızlaştırıldığını, yaşadığı şehirden çok uzak olması sebebiyle kendisinin Eskişehir’de duruşmaya katılma olanağı bulunmadığını, tüm bunların davanın gidişatını ciddi anlamda etkileyeceğini ve mağduriyetine sebep olacağını belirttiği itiraz dilekçesini Hakkari Ağır Ceza Mahkemesine sundu. Halit Tekçi, 15.12.2011 tarihinde, aynı itirazları barındıran ikinci bir dilekçeyi Adalet Bakanlığı’na da sundu.

21.12.2011 tarihinde, Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesince tanık dinlenmesi, adres tespit edilmesi, müzekkere yazılması gibi talimatlar verilerek duruşma 29.03.2012’ye ertelendi.

02.01.2012 tarihinde Halit Tekçi tarafından Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazılarak görgü tanıklarının ifadelerine başvurmaksızın duruşmanın yapılacağı mahkemenin Eskişehir’e intikal ettirilmesi hakkında tarafına bilgi verilmesi talep edildi.

Halit Tekçi, 03.01.2012’de Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yazdığı dilekçesinde Eskişehir’e gidip gelerek davasını takip edebileceği ve avukat tutabileceği maddi durumu olmadığını belirterek, kendisine avukat atanmasını talep etti. Ayrıca, daha önce de dinlenmeleri talebinde bulunduğu E.S, K.K ve F.E’nin ifadelerinin Yüksekova’da alınmasını istedi.

23.01.2012 günü Yüksekova 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada dinlenen tanıklar Y.Ş, M.S., C.K, N.D daha önceden Savcılık'ta alınan ifadelerini kabul etti. İlk defa ifade veren tanıklar E.S, F.E ve K.K ise Nezir Tekçi’nin ölümü olayı ile ilgili diğer tanıklarla aynı yönde anlatımlarda bulundu. Asker olan tanıkların tamamı ölüm emrini verenin Yüzbaşı Ali Osman Akın’ın olduğunu belirtti.

29.03.2012 günü, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, sanık Ali Osman Akın savunmasında hakkındaki tüm iddiaları reddetti. Sanık Kemal Alkan ise, söz konusu olay ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığına dair savunma yaptı. Sanık vekili, örgüt içi infazların silahlı kuvvetlerin üzerine yıkıldığı, olayın bir senaryo olduğu savunmasında bulundu.

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 12.06.2012 tarihinde görülen duruşmada dinlenen tanık İ.A.Ş, 1995 yılında Çanakkale’de askerlik görevini yapmaktayken Yüksekova’da görevlendirildiğini, burada 2. bölükte görev yaptığını, Ali Osman Akın ve Kemal Alkan isimlerini ilk kez duyduğunu, söz konusu olayı hatırlamadığını, kendi bölük ve tabur komutanın isimlerini de tam olarak hatırlamadığını, bölük komutanının ismini Nafi olarak hatırladığını beyan etti.

04.10.2012 tarihinde Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tekrar ifadesine başvurulan Halit Tekçi, oğlu Nezir Tekçi’nin kaybolmasından sonraki 15-20 gün içinde askerlerle yaptığı görüşmelerden oğlunun öldüğünü öğrendiğini beyan etti. Daha önceden tanıklık yapmış olan askerler ile aynı doğrultuda olayın gerçekleşme biçimini anlattı. Bunun yanında, olayın akıbetini öğrenmek için yaptığı görüşmeler sırasında Selim isimli bir şahsın kendisine oğlunun ve başkalarının gözaltına alındığını ve 1000 Mark karşılığında oğluna işkence yapmayacaklarını söylemesi üzerine şahsa istediği parayı verdiğini ifade etti. Aynı duruşmada, olay yerinde tanıklar ile beraber keşif yapılması talebi, mahkeme tarafından dosyaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddedildi.

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 18.12.2012 tarihinde görülen duruşmada, tekrar ifadesine başvurulan H.A. daha önceki ifadelerine ek olarak olayı öğrendiği arkadaşı M.T’nin ismini verdi. Halit Tekçi’nin vekillerinin davanın yeniden Yüksekova’ya nakledilmesi talebi mahkeme tarafından yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, sanıkların tutuklanmasına yönelik talebi ise mevcut delil durumunu, sanıkların sabit ikamet sahibi oluşlarını ve dosyanın geçirdiği aşamaları gerekçe göstererek reddetti.

05.03.2013 tarihinde Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tekrar ifadesine başvurulan tanık Y.Ş, daha önce verdiği ifadesini tekrarladı. Müşteki vekilleri tarafından Ali Osman Akın’ın Y.Ş’ne yönelik tazminat davası açtığı belirtildi. İnsan Hakları Derneği, Özgür Hukukçular Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneği'nin davaya katılma talepleri konusunda gelecek duruşmada karar verilmesine karar verildi. Sanıkların tutuklanmalarına yönelik talep, sanıkların bugüne kadar kaçma teşebbüslerinin bulunmaması ve delilleri karartma ihtimalleri söz konusu olmaması gerekçesiyle mahkemece reddedildi. Mahkeme, yeniden yapılan keşif talebini bu sefer kabul ederek Yüksekova Yukarı Ölçek mezrasında insan kemiği ve diğer delillerin araştırmasının yapılmasına karar verdi. Duruşmada Halit Tekçi, Ali Osman Akın’ın N.D’den her biri 500 lira değerinde 10 adet kalaşnikof aldıktan sonra, devlet yetkililerine “öldürdüğü teröristlerin silahları” olarak gösterip yüzbaşılıktan binbaşılığa terfi ettiğini söyledi.

Bu sırada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Aralık 2013 tarihinde, Nezir Tekçi ile ilgili olayda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usul ve esastan ihlal ettiğine karar vererek tazminata hükmetti. Ayrıca, Ali Osman Akıncı tarafından olaya 3 Şubat 2010 tarihli nüshasında yer veren Taraf gazetesine karşı da tazminat davası açıldı.

Bütün bu gelişmelere ve AİHM kararına rağmen savcılık makamı esas hakkındaki mütalaasında şüpheden uzak ve kanaat uyandırıcı delil elde edilmediği gerekçesiyle sanıkların beraatlarına karar verilmesini talep etti. 11 Eylül 2015 tarihinde görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti sanıklara isnat edilen suçun sabit görülmemesi nedeniyle emekli Albay Ali Osman Akın ve Yarbay Kemal Alkan’ın oy birliğiyle beraatlarına karar verdi. Dava Yargıtay aşamasında.

Nihat Aydoğan'ın Zorla Kaybedilmesi
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Nurettin Öztürk'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
3 Mart 2011 tarihinde aralarında Nurettin Öztürk’ün de yakını bulunan toplam on iki kişi, 12 Eylül 1980 askeri darbesini takip eden süreçte gözaltında kaybolan, öldürülen veya yargısız infaza uğratılan yakınları için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundular. Suç duyurusuna konu olan suçlar ise şu şekilde belirtildi: sistematik olarak kasten öldürme ve işkence, kişi hürriyetinden yoksun kılma, kaybetme, Anayasal güvenceleri ortadan kaldırma, kişi özgürlüğü ve güvenliğini ihlal ve siyasi partiler, basın ve sendikalar üzerindeki kısıtlamalar nedeniyle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal. Dilekçenin ilerleyen bölümlerinde TCK 77’den alınan referans da göz önünde bulundurularak, sistematik işkencenin insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi nedeniyle, evrensel bir hukuk kuralı olan zamanaşımının işlemeyeceği gerçeğinin kabul edilmesi gerektiği ifade edildi. Dilekçeye konu olan olaylar içinde sivil nüfusa yönelik suç teşkil edici eylemlerin ve siyasi, ırkçı ve dini nedenlerden dolayı yargılamaların, insanlığa karşı suçlar sistematik silsilesi olduğu iddia edilerek 12 Eylül askeri darbesinin sorumlularının, dokunulmaz temel hakları silahlı müdahale ile ihlal ettikleri belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2014 yılında, 2012/40291 sayılı soruşturma dosyası için kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. 20 Ocak 2015 tarihinde bu karara itiraz edildi; ancak 16 Şubat 2015’te İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, itirazın reddine karar verdi.

Nurettin Yalçınkaya ve Necat (Şemsettin) Yalçınkaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti kiziltepe_bicaktimi_iddianame
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2015-03-03
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kızıltepe Savcılığı’nın sürdürdüğü fail meçhul cinayetler soruşturması kapsamında 2008 yılında "JİTEM’in ölüm merkezi" olarak kabul edilen Katarlı Köyü’nde bir kuyuda kazı yapıldı. Yapılan kazılarda insana ait olduğu belirlenen kemiklere ulaşıldı. Savcılık kazılarda bulunan kemikleri DNA incelemesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. Adli Tıp Kurumu, kazılarda bulunan kemikler ile kan örnekleri alınan aileler arasında eşleşme yaptı. DNA analizi 2013 yılının Mayıs ayında tamamlandı ve kemiklerin Nurettin Yalçınkaya ve yeğeni Şemsettin (Necat) Yalçınkaya'ya ait olduğu kesinleşti. Kemikler aileye teslim edilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Mardin İnsan Hakları Derneği avukatları tarafından teslim alınarak Ocak 2014'te Yalçınkaya ailesi, Yakay-Der ve Cumartesi Anneleri tarafından gömülmek üzere İstanbul’a gönderildi; Nurettin ve Şemsettin (Necat) Yalçınkaya 23 Ocak 2014'te İstanbul Sütlüce Mezarlığı’nda toprağa verildi.

>

Şüphelilere ilişkin Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan Jitem fezlekesi ve buna ilişkin soruşturma Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütüldü. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin yasadışı keyfi infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesine ilişkin emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında “silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek” suçlarından 2014 yılında dava açıldı. Dava daha başlamadan güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 03 Mart 2015 tarihinde görülen ilk duruşmada sanıklar Hasan Atilla Uğur ve Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri nedeniyle CMK M.161/5’e dayanarak dosyanın izin istemiyle HSYK’ya gönderilmesine karar verildi. 19 Ekim 2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15 Ocak 2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Davaya ilişkin geniş özete www.failibelli.org sitesinden erişilebilir.

Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında Albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alındı. Savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklandı. 5 Ağustos 2013 tarihinde açıklanan mahkeme kararı sonucunda "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan, suçun işlendiği tarih göz önünde bulundurularak eski TCK'nın 147. maddesi gereğince, 20 yıl hapis cezasına, "Kişisel verileri ele geçirme" suçundan 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca "Ateşli Silahlar Kanununa muhalefetten" 2 yıl 3 ay hapis ile 4 bin 500 Lira para cezası da uygulandı ve toplamda 29 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami 5 yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edildi. Dava Yargıtay aşamasında.

Nurettin Yedigöl'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2012-03-21
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Yedigöl ailesi 21.03.2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına İstanbul Emniyet Müdürlüğü Eski Siyasi Şube Müdürü Tayyar Sever hakkında suç duyurusunda bulundu. Şikayet dilekçelerinde, 10.04.1981 gününden beri kayıp olan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şubede işkence altındayken görüldüğünden bu yana kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl’ün akıbeti ile ilgili gerekli araştırmaların yapılmasını talep ettiler. Aynı başvuru, 22.03.2012 tarihinde TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığına da yapıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 02.05.2012 tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Karara göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube görevlileriyle ilgili olarak 1986/11502 numaralı bir soruşturma mevcuttu ve savcılık 14.07.2007 tarihinde, Nurettin Yedigöl’ün gözaltında işkence sonucu öldürülmesi suçunun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığına karar verirken bu takipsizlik kararına dayanarak aynı suçla ilgili iki kere soruşturma yapılamayacağı ilkesini gerekçe gösterdi. 29.05.2012 tarihinde Zeycan ve Muzaffer Yedigöl bu karara itiraz etti. İtiraz dilekçelerinde, söz konusu suç duyurusunu insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı işlemez ilkesi gereğince yaptıklarını belirterek, benzer gerekçelerle Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından darbe komutanı Kenan Evren ve hayatta bulunan komuta kademe üyesi hakkında da dava açıldığını hatırlattılar. Savcılık 28 Ağustos 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararını yineledi.

3 Mart 2011 tarihinde, aralarında Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl’ün de yer aldığı toplam on iki kişi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, zorla kaybedilmeler üzerinden suç duyurusunda bulundu. 2011 yılında yapılan bu suç duyurusu da 24.12.2014 tarihinde zamanaşımı gerekçesi ile takipsizlik kararıyla sonuçlandı. Bu karara 22 Ocak 2015’te itiraz edildi.

27.03.2015 tarihinde Muzaffer Yedigöl, Hayrettin Eren ve Ayhan Günay ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gerçekleştirdi. Başvurusunda Anayasa ve AİHS’in ilgili maddelerinin ihlalinin tespiti ile AİHS 5/5 ve 41 uyarınca hakkaniyet çerçevesinde maddi/manevi tazminat talebinde bulundu. AYM 10.10.2015 tarihinde, başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi.

Ömer Ölker'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1994-04-17
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Ömer Ölker’in bedeni 17.04.1994 günü Cizre - Nusaybin karayolu kenarında Beyhan Tesisleri yakınında bulundu. Olay, bedeni bulan Ortaköy Köyü muhtarı Şehmuz Şığva tarafından jandarmaya ihbar edildi.

17.04.1994 tarihinde düzenlenen ölü muayene ve otopsi tutanağında, beden üzerinde nüfus cüzdanı bulunmadığı; Ömer Ölker adına düzenlenmiş Şırnak Tekel Pazarlama ve Dağıtım Müessesesi sınav giriş belgesi bulunduğu belirtildi. Buna göre bedenin Ömer Ölker’e ait olduğu kabul edildi. Olay günü Ömer Ölker’in kardeşleri Süleyman Ölker ve Derviş Aşrak, olay yerine giderek bedeni teşhis etti ve gerekli işlemlerin ardından defin için teslim aldı.

17.04.1994 tarihinde muhtar Şehmuz Şığva’nın tanık sıfatıyla beyanı alındı. Şehmuz Şığva, Beyhan tesisi yakınlarından sabah saatlerinde geçerken beden görmediğini; 11.30 civarında tekrar geçtiğinde ise bedene rastladığını ifade etti. Bu sebeple bedenin gündüz vakti yol kenarına atılmış olduğu düşünülüyor.

17.04.1994 tarihinde düzenlenen tespit tutanağında bedenin yakınında kanlı bir bez parçası ve plastik nüfus cüzdanı bulunduğu belirtildi. Bez parçası adli emanete teslim edilmedi. Maktule ait olup olmadığı araştırılmadı. Tutanakta şahsın muhtemelen başka bir yerde öldürüldükten sonra yol kenarına bırakılmış olduğu belirtildi. Söz konusu tespitin kaynağına dair açıklamada bulunulmadı.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19.07.1994 tarihinde 1994/66 hazırlık numarasıyla görülen dosya kapsamında 1994/7 sayılı daimi arama kararı verildi.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca Ömer Ölker’in açık kimlik tespiti amacıyla çeşitli savcılıklara ilk olarak 03.10.1997 tarihinde yazı gönderildi. 06.11.1997 tarihinde maktulün kardeşi Süleyman Ölker’in beyanı alındı. ‘’İfade Tutanağı’’ olarak düzenlenen belgede Süleyman Ölker, olay tarihinde olay yerine giderek kardeşinin kimliğini tespit etmiş olduğunu ve bedeni teslim aldıktan sonra defnetmiş olduklarını beyan etti. 26.11.1997 tarihinde maktulün kardeşi Derviş Aşrak’ın da beyanı alındı. Derviş Aşrak beyanında kardeşi Ömer Ölker’in Şırnak PTT Müdürlüğünde geçici işçi olarak çalıştığını ve olay günü bedenin bulunduğu yerde kimliği teşhis ederek bedeni aldıklarını ve defnettiklerini belirtti. İki kardeşin de olay günü bedeni teşhis etmiş oldukları yönündeki beyanlarının ölü muayene ve otopsi tutanağına eklenmemiş olduğu anlaşıldı. 10.10.1997 tarihinde Cizre Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğünden gelen kayıt örneği üzerine Ömer Ölker’in açık kimlik tespiti yapıldı. Ölüm tarihi MERNİS tutanağına 26.11.1997 olarak kaydedildi. Bu beyanlar dışında maktul yakınlarının müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulmadı.

Bedenin bulunduğu yol üzerinde üç adet Jandarma Kolluk noktası bulunmasına rağmen olay günü şüpheli araç veya şahsın geçip geçmediği hususunda araştırma yapılmadı.

Daimi arama kararı sonrasında İdil İlçe Jandarma Komutanlığı, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı ve Özbek Jandarma Karakol Komutanlığı arasında faillerin bulunamadığına dair aynı içerikli yazışmalar sürdü ve sonuç alınmadı.

Süleyman Ölker tarafından 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemiyle Şırnak Valiliğine başvuruldu.

11.06.2014 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014/334 karar numarasıyla, 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Karar aileye tebliğ edilmedi. Ömer Ölker’in kardeşi Süleyman Ölker ve oğlu Ahmet Ölker’in dosya sureti talep etmeleri üzerine karardan haberleri oldu. Karara itiraz edildi. İtirazda, dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemil Temizöz ve JİTEM yapılanması altında onunla beraber çalıştığı düşünülen Bedran kod adlı Adem Yakin, Abdülhakim Güven, Hıdır Altuğ, Selim Hoca kod adlı kişi, Ramazan Hoca kod adlı kişi ve Yavuz kod adlı Burhanettin Kıyak şüpheli olarak gösterildi. Savcılığın itirazı reddetmesi üzerine ailenin avukatı dosyayı Anayasa Mahkemesine taşıdı.

Ömer Savun'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ahmet Savun, kardeşi Ömer Savun'un kaybedilmesinin hemen ardından avukatı aracılığıyla Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu.

Bir süre sonra kardeşi Ömer Savun’un Bahattin Aktuğ tarafından yakıldığı ve Aktuğ'un evinin altındaki bodruma götürülerek askeri doktorlar tarafından tedavisinin yaptırıldığı söylentileri yayıldı. Bu duyumları bildirmek üzere avukatla birlikte tekrar Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına gittiler. Savcılık başvurudan 5-6 ay sonra Bahattin Aktuğ’un evinin değirmeninde arama yaptı, bodruma bakmadı ve herhangi bir şey bulamadı. Bir süre sonra Savcılıktan takipsizlik kararı verildi. Bu karara itiraz etmeyen aile, o günden sonra 2008 yılına kadar başka bir başvuru yapmadı.

31.12.2008 tarihinde Ahmet Savun, Baro Başkanlığına başvurarak kardeşinin kaybedilmesi ile ilgili işlem yapılmasını talep etti.

Ahmet Savun, 18.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına kardeşi Ömer Savun’un kaybedilmesi ile ilgili bir dilekçe sundu. Bunun üzerine bir sonraki gün Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesi alındı.

16.03.2012 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere, içlerinde Ömer Savun’un da yer aldığı toplam yirmi adet zorla kaybedilen kişinin bulunduğu bir fezleke düzenlendi. Soruşturmanın 2012 sonrasına ilişkin akıbeti bilinmemektedir.

Ömer Sulmaz'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ömer Sulmaz’ın eşi Piruz Sulmaz kocasının kaybedilmesi ile ilgili Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na 24.03.2009 tarihinde şikayet dilekçesi verdi. Ertesi gün, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Piruz Sulmaz’ın ifadesi alındı. 09.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2008/481 nolu soruşturma kaydının kapatılarak 2009/430 nolu soruşturma dosyası ile birleştirildi.
Önder (Ender) Toğcu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti TOGCU-TURKIYE-DAVASI
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2005 tarihli kararındaki ifadelere göre Toğcu ailesinin Ender Toğcu'nun kaybedilmesine ilişkin 6 Nisan 1995’te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına verdikleri dilekçeye ertesi gün verilen cevapta gözaltı kayıtlarında Ender Toğcu’nun isminin olmadığı belirtildi. Savcı, baba Hüseyin Toğcu’yu ilk kez bir buçuk yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, 19 Temmuz 1996 tarihinde dinledi ve 6 Kasım 1996’da Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili takipsizlik kararı verdi.

Soruşturma, Ekim 1999’da tekrar açıldı. Bu soruşturma sırasında Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Toğcu’nun yanı sıra ilk kez Ender Toğcu’nun eşi ve annesinin de ifadesini aldı. Hüseyin Toğcu ve eşi hiç Türkçe konuşmadıkları için ifadeleri alınırken torunları Mehmet de yanlarındaydı. Mehmet’e göre mahkemenin resmi çevirmeni dedesi ve ninesinin cevaplarını çarpıttı. Örneğin, Hüseyin Toğcu eve gelen polisleri tanıyabileceğini söylediği halde çevirmen bunu “Oğlumu götüren kişileri tanımıyorum,” diye çevirdi. Buna itiraz edince Mehmet Savcılık’tan çıkartıldı ve yazılan ifadeleri okumasına izin verilmedi.

Toğcu ailesi iç hukuk yolları tıkanınca 25 Mayıs 1995'te AİHM'ye başvurdu. Mahkeme, 25 Haziran 1999 tarihinde hükümetten, Diyarbakır ve civarındaki gözaltı tesislerinin sayısını bildirmesini; Ender ve Ali Toğcu’nun 29 Kasım 1994 ve 3 Aralık 1994 tarihleri arasında gözaltında tutulup tutulmadıklarını ve eğer tutulmuşlarsa kimler tarafından ve hangi tarihlerde tutulduklarını tespit etmek için tüm bu gözaltı tesislerinin gözaltı kayıtlarının kontrol edildiğini teyit etmesini ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğündeki gözaltı merkezlerinin gözaltı kayıtlarının nüshalarını sunmasını istedi.

14 Eylül 1999'daki kabuledilebilirlik kararının ardından 6 Kasım 1996'da hazırlanan soruşturma dosyasındaki dokümanların bir nüshasının Mahkeme'ye sunulmasını talep etti.

12 Ocak 2000 tarihinde hükümet AİHM’ye, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün 12 ve Diyarbakır'daki diğer bölgelerde de 12 gözaltı tesisi olduğunu, ayrıca, Diyarbakır içinde ve civarında jandarmanın 45 gözaltı tesisi bulunduğunu bildirdi.

AİHM 12 Temmuz 1999 tarihinde hükümet tarafından sunulan gözaltı kayıtlarının, hazırlanmış oldukları gözaltı tesislerine ilişkin hiçbir bilgi sağlamadığını; sözkonusu kayıtlarda adları geçen kişilerin yakalanmalarında ve gözaltı işleminde etkin olan polis memurlarının isimleri ya da rütbelerinin belirtilmediğini; kayıtların Jandarma ya da Polis gözaltı tesisleri ile ilgili olup olmadığının açık olmadığını ve hükümet tarafından sunulan kayıtların Diyarbakır'daki tüm gözaltı tesislerini kapsamadığını; özellikle Toğcu ailesinin Ender Toğcu'nun tutulduğunu iddia ettiği yerin kayıtlarının belirtilmediğini hükümete bildirdi; eksik bilgilerin tamamlanmasını talep etti ancak hükümet herhangi bir ek bilgi sağlamadı. AİHM ayrıca hükümetin olaya ilişkin soruşturma dosyasının da eksik gönderdiğini tespit etti; tamamlanması için yapılan talebe de cevap alamadı.

Mahkeme, 31 Mayıs 2005'te verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. madde ile etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmederek devleti Toğcu ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Orhan Yakar'ın zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF YAKAR v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm
AİHM’nin 26 Kasım 2002 tarihli kararında geçen Jandarma raporlarına göre 17 Kasım 1996 tarihinde Jandarma güçleri yürüttükleri operasyon sonucunda Orhan’ı üzerinde silah ve mühimmatla tutukladılar. Rapora göre Orhan saat 14.45’te yakalanmıştı hemen ardından helikopterle İl Jandarma Komutanlığı Sorgu Kısım Amirliğine gönderilmişti. Ancak Jandarma raporların hiçbirinde Orhan’ın imzası yoktu.

İstanbul’da oğlunu bulmaya çabalayan Mehmet Yakar 13 Kasım 1996 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığına başvurdu ve oğlunun bulunmasını ve başına bir şey geldiyse sorumluların cezalandırılmasını talep etti. Mehmet Yakar oğlu için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne de bir dilekçe verdi ve sonrasında Ağrı’ya köyüne döndü. Oğlunun hayatını kaybettiği tarihlerde Doğubayazıt Jandarma Komutanlığı tarafından kendisine oğlunun örgüte katıldığı ve yakalanıp Bingöl’de gözaltında tutulduğu bilgisi verildi. Bunun üzerine Mehmet Yakar oğlundan bir haber almak için Bingöl’e gitti. Bingöl Jandarma Komutanlığında Mehmet Yakar’a oğlunun bir mayına basarak öldüğü söylendi. Mehmet Yakar 23 Aralık 1996 tarihinde Bingöl Cumhuriyet Savcılığına başvurarak oğlunun cenazesinin kendisine verilmesini talep etti. Oğlunun sağ yakalanıp infaz edildiğini düşünen Mehmet Yakar ayrıca 6 Ocak 1997 tarihinde Bingöl Jandarma Komutanlığından oğlunun ölümü ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri istedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığının ulaştırdığı bilgi ve belgeleri 22 Mayıs 1997 tarihinde Mehmet Yakar’ın avukatına gönderdi.

DTP Iğdır milletvekili Pervin Buldan 2008 yılında Bingöl'de bir operasyon sırasında sağ yakalanan ancak daha sonra "mayına basarak öldü" denilen Orhan Yakar'ın cenazesinin ailesine verilmemesine ilişkin İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi. Cenazenin, hava ve arazi şartlarının elverişsizliği, bedenin parçalanmış olması ve "terör" tehdidi sebebiyle otopsi ve adli inceleme için olay yerinden getirilmediğinin öne sürüldüğü yanıtta, Yakar'ın cenazesini olay yerinde bırakan 17 jandarma personeli hakkında Bingöl Valiliği İl İdare Kurulu tarafından verilen men-i muhakeme kararının Danıştay 2. Dairesi tarafından 20 Mart 2002 tarihinde bozulduğu ancak sanıklara isnat edilen suçun zaman aşımına uğramasından dolayı kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği bildirildi. Valilik İl İdare Kurulu’nun kararındaki ifadelere göre, operasyonda görevli jandarma sanıklardan Sedat Ceylan, Fahrettin Yılmaz, Rıfat Kara, Ünal Demirtaş, Fedayi Ata, Şahin Acar, İbrahim Oğulcan, İsrafil Karahan, Selim Çakmak, Murat Mercan, Vahdettin İbiş’in olayda herhangi bir ihmallerinin olmaması, sanıklar Cevdet Temel, Şevket Güreken, Hüseyin Aydın, İsmail Çubukoğlu, Yusuf Uslu ve Ergül Dalgıç’ın ise operasyonda görevli olmamaları nedeniyle MMHK 5. ve CMUK 164. madde uyarınca men-i muhakemelerine karar verildi.

Oğlu Orhan’ın bedenini bulma konusunda çabaları sonuç vermeyen ve oğlunun sağ yakalanıp askerlerce infaz edildiğine inanan Mehmet Yakar 8 Nisan 1997 tarihinde AİHM’ye başvurdu. Mahkeme 16 Nisan 2002 tarihinde dosyayı kabul etti ve 5 Temmuz 2002 tarihinde taraflara dostane çözüm önerisinde bulundu. Hem Mehmet Yakar’ın hem de Türkiye Cumhuriyetinin onay vermesiyle 26 Ağustos 2002 tarihinde dostane çözüm için taraflar uzlaştı. Türkiye Cumhuriyeti devleti mahkemeye gönderdiği yazılı açıklamayla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiğini kabul etti. Mehmet Yakar’ın da onay vermesiyle 26 Kasım 2002 tarihinde mahkeme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin ihlal edilmesi gerekçesiyle devleti tazminat ödemeye mahkûm etti.

Osman Kayar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ali Osman Şen
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı. Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamında, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Başvuranlar arasında bulunan Yusuf Kayar 27.01.2009 tarihinde ifade verdi.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, eski adıyla Sinan Lokantasında yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç kişiye ait bedenlerin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı.

Yusuf Kayar 12.05.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ikinci ifadesinde, olayın gerçekleştiği tarihte Ortaköy Jandarma Karakol Komutanının Başçavuş Osman Saraç olduğunu belirtti ve şüpheli sıfatıyla dinlenmesini talep etti. 13.05.2014 tarihinde, olay günü Osman Kayar ile Ortaköy Jandarma Karakoluna giden H.Ö’nün tanık olarak ifadesi alındı. H.Ö. ifadesinde, Karakol Komutanı Başçavuş Osman Saraç’ın kendisini arayarak Osman Kayar ve kardeşi Abdurrahman Kayar’ın sayım belgelerinin kaybedildiğini, karakola gelmeleri gerektiğini söylediğini beyan etti. İfadeye göre, H.Ö. ve köy muhtarı M.B. Osman Kayar’ı karakol komutanlığına götürdü. Başçavuş, Abdurrahman Kayar’ı getirmeleri için ikisini geri gönderdi. Döndüklerinde Osman Kayar yoktu, gitmiş olduğu söylendi. H.Ö. ifadesinde, Osman Saraç’ın yardımcısının Ali Astsubay olduğunu belirtti.

15.05.2014 tarihinde Eskişehir Çifteler Cumhuriyet Başsavcılığı’nda talimat ile Osman Saraç’ın şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı. İfadesinde, karakola çağırma olayını hatırlamadığını ve iddiaları kabul etmediğini belirtti. Soruşturma Mart 2015 itibariyle devam ediyor.

Osman Nuri Taşçı'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti TASCI AND DUMAN v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
Taşçı ailesinin yaptığı başvuru üzerine AİHM’nin davanın kabul edilip edilmeyeceğine dair kararını verdiği 9 Ekim 2012 tarihli rapora göre Osman Nuri Taşçı, Erzurum’un Oltu ilçesinde yaşamakta ve kendisine ait bir dükkân işletmekteydi. 4 Temmuz 1987 tarihinde dükkânının önünden iki kişi tarafından beyaz bir arabaya bindirildiği görülen Osman Nuri Taşçı’dan bir daha haber alınamadı.

Olaydan üç gün sonra, 7 Temmuz 1987 tarihinde Osman’ın oğlu Necati Taşçı, Oltu Emniyet Müdürlüğüne başvurdu ve babasının kaybolduğunu bildirdi. Bunun üzerine polis olayın üç görgü tanığını sorguladı. Tanıklardan biri Taşçı’yı kaçıran iki kişinin kendisine Taşçı’nın dükkânının yerini sorduğunu anlattı. Diğer iki tanık da Osman’ı en son bahsi geçen iki kişi tarafından arabaya alınırken gördüklerini doğruladı.

15 Temmuz 1987 tarihinde, Oltu Savcısı bir benzin istasyonu çalışanından Osman Nuri Taşçı’yı kaçıran iki kişinin arabaları için istasyondan benzin aldıkları ve hesabı bir çekle ödedikleri bilgisini aldı. Sonradan yapılan araştırmalar sonucunda çekin Milli İstihbarat Teşkilatına (MİT) kayıtlı bir banka hesabına ait olduğu ortaya çıktı. Ayrıca çek Osman Nuri Taşçı’nın zorla kaybedildiği günden önce benzin istasyonunda kullanılmıştı.

Savcının ve polisin yürüttüğü araştırmada başka tanıklar da Osman Nuri Taşçı’yı kaçıran iki kişinin eşkâlini doğruladı. Bahsi geçen iki kişinin sonradan MİT mensubu olduğu ortaya çıksa da, MİT Müsteşarlığı bunu yalanladı. Oltu Savcılığı Osman Nuri Taşçı’nın aranmasına devam edilmesi için polise talimat yolladı ancak kendisinden bir daha haber alınamadı.

On beş yılın sonunda Oltu Savcısı Osman Nuri Taşçı’nın kaçırılması ile ilgili üç MİT mensubunun sorgulanması için izin istedi. Gerekli izin Mayıs 2003’te verildi ancak yapılan sorgulama sonucunda MİT mensupları suçlamaları reddettiler. 16 Ocak 2004 tarihinde savcılık yeterli delil olmadığı gerekçesiyle MİT mensubu üç kişinin daha fazla sorgulanmasına gerek olmadığı kararına vardı.

11 Haziran 2008 tarihinde savcılık zamanaşımını öne sürerek Osman Nuri Taşçı için yapılan araştırmanın sonlandırılmasına karar verdi. Taşçı’nın yakınları karara itiraz etse de, yaptıkları başvuru Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23 Şubat 2010 tarihinde reddedildi.

Osman Nuri Taşçı’nın akıbeti konusunda bir sonuca ulaşamayan yakınları 7 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin Osman’ı bulma konusunda yeterli çabayı göstermediği gerekçesiyle AİHM’ye başvurdu. Resmi makamların Osman’ın bulunması için gerekli adımları atmadığı saptamasını yapan mahkeme buna karşın Osman’ın ailesinin yaptığı başvuruyu 6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usulden kabul edilemezlik kararı verdi. Başvuru 9 Ekim 2012 tarihinde oy birliğiyle reddedildi.

Piro Ay'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Musa Çitil İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:İsmail Tokar
Soruşturma / Dava tarihi:2012-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Piro Ay’ın babası Bedir Ay, Üçyol Karakoluna, Derik İlçe Jandarma Komutanlığına, Derik Savcılığına, Mardin İl Jandarma Komutanlığına ve Mardin İl Emniyet Müdürlüğüne Piro Ay’ın akıbetini öğrenmek üzere başvurdu. Ancak Piro Ay’ın gözaltına alınmadığı yanıtıyla karşılaştı ve başvuruların akıbeti yıllarca öğrenilemedi.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/3527 numaralı soruşturma kapsamında 17.05.2012 tarihinde Piro Ay’ın oğlu Mehmet Ay ve babası Bedir Ay’ın ifadesine başvurdu. 06.07.2012 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1150 esas numaralı iddianame düzenlendi. İddianamede Musa Çitil hakkında “birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürmek” suçlamasıyla mülga Türk Ceza Kanunu’nun 450/5 ve 5237 s. Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddeleri uyarınca 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Şüphelinin “gerek bizzat, gerek verdiği talimatlarla maktullerin ölümüne sebep olduğu, bu şekilde çok sayıda ölen şahıs olduğunun tespit edildiği, birçok insanın da haksız yere gözaltına alınarak işkencelere maruz bırakıldığı, bu yönde sistemli ve düzenli bir hareket tarzının olduğu” belirtildi.

Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, Adalet Bakanlığı'nın talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin onayı ile "güvenlik gerekçesiyle" Çorum'a nakledildi. Dava boyunca tutuksuz yargılanan sanık kendisini amirlerinin emirlerine uyduğunu, hukuk dışı hiçbir eylem gerçekleştirmediğini, insan haklarına saygı duyduğunu söyleyerek savundu. Mardin Derik’te görev yaptığı sürece “teröristlerle” başarılı bir şekilde mücadele ettiğini beyan etti. Görev süresi boyunca başarılı olduğundan dolayı hedef haline getirildiğini, tanık ve müşteki beyanlarının hiçbirinin belgeye dayanmadığını, kendisini ve içerisinde yer aldığı kurumu itibarsızlaştırmak için kurgulandığını söyleyerek savunma yaptı.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti Mehmet Ay’ı ve Bedir Ay’ı müşteki sıfatıyla dinledi. Tanık sıfatıyla ise Piro Ay’la birlikte askeri araca bindirilen Abdülhalim Doğan, götürüldükleri yere yakın bir konumda koyunlarını otlatan çobanlar İbrahim Adal, Ramazan Durak ve Bedrettin Özge, Piro Ay’ın kardeşi Emine Adal mahkeme heyeti tarafından dinlendi. İddianamede baskın düzenleyen askerlere eşlik ettiği belirtilen koruculardan ve esasında şüpheli sıfatı taşıması gereken Hasan Polat’ın da mahkeme heyeti tarafından tanık sıfatıyla ifadelerine başvuruldu. Yargılama Piro Ay’ın akıbetini ortaya çıkartacak bir şekilde yürütülmedi. Müşteki avukatlarının olay yerinde keşif yapılması talebi reddedildi ve olay yerinde keşif yapılmadı. Mahkeme, Mardin İl Jandarma Komutanlığından Kelektepe Mezrasında herhangi bir birliğin görevlendirilip görevlendirilmediği, görevlendirilmiş ise buna ilişkin tutanak ve belgelerin gönderilmesini talep etti. Cevaben yönerge esaslarına göre 5 yıllık bir takvim yılının sonunda arşive kaldırılan belgelerin imha edildiği bildirildi.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 21.05.2014 tarihli karar duruşmasında savcı mütalaasına paralel olarak, Musa Çitil’in üzerine atılı suçu islediğine dair soyut beyanlar dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine karar verdi. (2013/50 E. 2014/118 K.)

Mahkemenin kararının ardından müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Dairesi'ne mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Ramazan Bilir'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1992 Newroz’unda onlarca kişinin öldürülmesi ve ardından Şırnak’ın yakılıp, yıkılması üzerine Bilir ailesi Cizre’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Cizre’de aynı yıl içinde askere giden İlhan Bilir (19-20 yaşlarında), izne geldiği zaman ilçede bir süre kalmış, izni bitince Şırnak’taki akrabalarının yanına gidip vedalaşmak istemiştir. Dört beş gün kendisinden haber alınamayınca ağabeyi Ramazan Bilir de kardeşini aramak üzere Şırnak'a akrabalarının yanına gitmiştir. Akrabaları İlhan Bilir’in geldiği akşam kim olduklarını bilmedikleri iki üç kişinin eve geldiğini ve İlhan Bilir’i kapıdan alarak götürdüklerini, peşlerinden gidince de “Şimdi sormayın, üç gün sonra bırakacağız.” dediklerini söylemiştir.

Bir yıl geçmeden yeniden evini Cizre’den Şırnak’a taşıyan Ramazan Bilir, kardeşini üç yıl boyunca aramaya devam etmiş, düzenli aralıklarla Jandarma ve Emniyete giderek kardeşini sormuştur.

Ramazan Bilir de, 1995’te Şırnak’taki evlerine gelen ve “Kardeşinin nerede olduğunu biliyorum, Cizre'ye, oradan da Kuzey Irak’a gidelim.” diyen ve JİTEM ekibiyle çalıştığı iddia edilen Ali (Ayşe Kabak’ın 26.01.2012 tarihli ifadesinde bu şahsın ismi “Doğan” olarak geçiyor.) adındaki biriyle yola çıkmış ve bir daha geri dönmemiştir.

Ramazan Bilir’in eşi Güllü Bilir 15 gün sonra (1995 kışı) muhtarla birlikte önce karakolda, sonra emniyette ve savcılıkta ifade vererek eşinin akıbetini sormuştur. Güllü Bilir’in ifadesinde bahsettiği Ali isimli şahsı sorgu için çağıran polis Güllü Bilir’i dışarı çıkartarak kısa bir sorgulama yapmış ve şahsı serbest bırakmıştır. Güllü Bilir'in ifadesine göre, JİTEM'le birlikte çalışan Ali isimli şahıs kendisine Ramazan Bilir’le Cizre’ye kadar gittiklerini, Ramazan’ın yanından ayrıldığını ve sonra ne olduğunu bilmediğini söylemiştir.

Bu tarihten sonra Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’den hiçbir haber alınmamıştır.

11.01.2012 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesi İçkale bölgesinde bulunan eski Ceza İnfaz Kurumu bahçesinde yapılan arkeolojik kazılar esnasında insan kemiği olduğu tahmin edilen çok sayıda kemik bulunmuştur.

26.01.2012 tarihinde, bu gelişmeler üzerine Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kardeşi Ayşe Kabak, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına kardeşleri Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in zorla kaybedilmesine ilişkin şikayet dilekçesi vermiştir ve Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012/302 sayılı dosya üzerinden soruşturma başlatmıştır.

28.02.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Ayşe Kabak’ı müşteki sıfatıyla ifadesinin alınması için Savcılığa çağırmıştır.

26.03.2012 tarihinde, Ayşe Kabak, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifade vermiş, şikâyet dilekçesindeki açıklamalarını doğrulamış ve Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kendisinin kardeşi olduğunu ancak kendisini kayınvalidesinin eşi Ömer Cavlak üzerine kaydettirdiklerini, aslında gerçek adının “Zeynep Bilir” olduğunu belirtmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen kazılarda bulunan kemiklerin kardeşlerine ait olup olmadığını öğrenmek istediğini ifade etmiştir.

30.03.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlik kararı vererek Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in zorla kaybedilmesine ilişkin dosyayı CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararında, Ayşe Kabak’ın basında yer alan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen kazılardan haber alması nedeniyle başvuru yaptığı kanaatine varıldığını, müştekinin beyanında mağdurların öldürülerek Diyarbakır ilinde kazı yapılan yere gömülmüş olabileceklerini ve bu hususun tespitini istediğini, müştekinin iddia ettiği olay ile Diyarbakır’da yapılan kazılara ilişkin dosya arasında bağlantı bulunduğu ve müştekinin iddiasına göre suç yerinin Diyarbakır olduğu gerekçesini sunmuştur. CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, gönderilen dosyayı 2012/1441 sayılı soruşturmaya kaydetmiştir.

04.04.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Ramazan Bilir ve İlhan Bilir ile ilgili herhangi başka bir soruşturma olmadığını belirten bir tutanak hazırlamıştır.

13.09.2013 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Suriçi İçkale bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar esnasında insan kemiği olduğu düşünülen kemiklerin bulunması olayına ilişkin olarak yürüttüğü 2012/172 numaralı soruşturma hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu soruşturma müşteki Ayşe Kabak’ın ifadesinde bahsettiği ve 11.01.2012 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesi İçkale bölgesinde bulunan eski Ceza İnfaz Kurumu (Saraykapı Ceza İnfaz Kurumu) bahçesinde yapılan kazılar esnasında çok sayıda insan kemiği olduğu değerlendirilen kemiklere rastlanması nedeniyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafında bölgede kazı çalışmaları yapılmış ve kemikler Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumunun 02.04.2012 tarihli raporunda elde edilen numunelerin DNA profillerinin kimliklendirmeye esas mukayese edilebilir nitelikte olmadığı tespit edilmiş, yine 24.02.2012 ve 14.09.2012 tarihli raporlarında kemiklerde ölüm sebebini açıklayabilecek herhangi bir bulgu saptanmadığı, mevcut kemiklerde en az 100 yıl toprak altında gömülü kalmaya bağlı morfolojik değişimler tespit edildiği, kemiklerin çok uzun süre gömülü kalmaya bağlı olarak bütünlüğünü kaybetmiş küçük kemik parçaları halinde olduklarından kaç kişiye ait oldukları ve ölenlerin cinsiyeti, yaşı vb. özelliklerin tespit edilemediği, gönderilen kemik parçaları içinde farklı hayvanlara ait çok sayıda kemik ve diş örneği bulunduğu tespit edilmiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı bu sebeplerle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdiğini belirtmiştir.

18.12.2013 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 1990’lı yıllarda Cizre ilçesinde benzer yöntemlerle işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak 2013/466 sayılı soruşturma dosyasının sürdürüldüğünü tespit etmiş ve bu nedenle Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kaybedilmesi olaylarına ilişkin olarak yürüttüğü 2012/1441 sayılı soruşturma dosyasını 2013/466 numaralı soruşturma dosyası ile birleştirmiştir.

2013 yılında, Güllü Bilir, eşi Ramazan Bilir hakkında gaiplik davası açmıştır. 14.02.2014 tarihinde, Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesi, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda Ramazan Bilir’in kaybedilmesine ilişkin soruşturma evraklarının gönderilmesini talep etmiştir. 24.02.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesine ilgili soruşturma evraklarını göndermiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

14.05.2015 tarihinde,Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in 1992 ve 1994 yıllarında Şırnak il merkezinde kaybolmalarına ilişkin olarak araştırma yapılması, mağdurların yaşayıp yaşamadığı veya mağdurların kaybolması ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

Ramazan Elçi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizöz ve Diğerleri Davası İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2005-06-08 2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen davanın iddianamesindeki bilgilere göre, Cizre-Silopi karayolu üzerinde Şahin Dinlenme Tesisleri olarak bilinen terk edilmiş benzinlik içerisinde 14.02.1994 tarihinde gözleri bağlanmış bir şahsın ateşli silahla öldürüldüğü belirlendi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca üzerinden kimlik çıkmayan şahsın ölü muayene tutanağı hazırlandı ve belediye tarafından kimsesizler mezarlığına defnedildi. Savcılık, dosya kapsamında herhangi bir soruşturma yürütmeden ve bu yönde herhangi bir delil bulunmadığı halde, söz konusu eylemin “PKK örgütü mensuplarınca iç hesaplaşma neticesi meydana geldiğini” iddia eden İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz imzalı yazıya istinaden 07.04.1994 tarihinde 1994/178 numaralı görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Temmuz 1994 tarihinde olay faillerinin yakalanması amacıyla failler hakkında devamlı arama kararı verdi. Arama ve neticelerinden her üç ayda bir düzenli olarak bilgi verilmesini istedi.

26 Ocak 2004 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/4403 hazırlık numarası ile Ramazan Elçi hakkında yeniden daimi arama kararı verdi.

Olaydan 11 yıl sonra, 08.06.2005 tarihinde Ramazan Elçi’nin eşi Kerime Elçi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe vererek öldürülen şahsın eşi Ramazan Elçi olduğunu belirterek belediye tarafından yapılan defin işlemi sırasında kardeşi Nurettin Elçi’nin kimlik tespiti yaptığını iddia etti ve eşinin eşkâli ile üzerindeki kıyafetlere ilişkin bilgi verdi. Müştekinin bu iddiaları üzerine CMK 250 Maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı tahkikatta, şikayete konu Ramazan Elçi'nin, Nüfus Müdürlüğüne, kalp rahatsızlığı sonucu öldüğünün bildirildiğini tespit etti ve müracaatçılar hakkında suç uydurma suçundan suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık müştekilerin iddialarını da araştırmaya aldı ve aynı tarihte Nurettin Elçi’nin de ifadesini aldı. Nurettin Elçi ifadesinde, 1994 yılında, ağabeyi olan Ramazan Elçi ile birlikte Cizre’de bakkal dükkanı işlettiğini; Şubat ayı başlarında 21 (Diyarbakır) plakalı beyaz Renault marka bir araçla dükkanlarına gelen silahlı 2 sivil kişinin ağabeyini “bizimle geleceksin” diyerek araca bindirerek götürdüklerini; 4-5 gün sonra ağabeyinin adliyeden serbest bırakılacağını düşündüğü için adliye önünde beklediğini, fakat civardaki konuşmalardan bir kişinin ölü olarak Cizre Devlet Hastanesine getirildiğini duyduğunu; bunun üzerine önce hastaneye ardından da mezarlığa gittiğini ve defin sırasında cenazenin baş kısmına bakarak ağabeyini teşhis ettiğini belirtti. Nurettin Elçi ayrıca defin işlemini gerçekleştiren belediye görevlileri arasında Abdullah Elçioğlu olduğunu ifadesine ekledi.

Savcılık 1994/4403 hazırlık numaralı dosya kapsamında Ömer Elçi, Abdullah Gök ve Halit Onaç’ın da tanık olarak beyanlarına başvurdu. Her üç tanık da 05.08.2005 tarihli benzer beyanlarında Cizre’nin Yafez caddesinde bakkal dükkanı işleten Ramazan ve Nurettin kardeşlerden Ramazan’ın, 1994 yılının ikinci ayında dükkanda bulunduğu bir sırada beyaz renkli 21 plakalı bir araçtan gelen iki kişi tarafından götürüldüğünü gördüklerini belirtti. 10.08.2005 tarihinde ifadesi alınan Mehmet Geçim ise 1994 yılında Cizre Belediyesinde zabıta olarak görev yaparken Abdullah Elçiturunu ile 2-3 diğer görevlinin mezarlıkta bir cenazeyi gömdükleri sırada bir kişinin gelerek gömülen kişinin yüz kısmına baktığına ve “oy kardeşim” diye bağırdığına şahit olduğunu belirtti. Olay üzerine kendisinin de gömülen şahsa bakarak şahsın bakkallık yapan Ramazan Elçi olduğunu tespit ettiğini ekledi. Abdullah Elçiturunu da savcılıktaki beyanında köylüsü olduğu için defin işlemi sırasında Ramazan Elçi’yi tanıdığını ifade etti.

Alınan ifadeler sonrasında Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 27.09.2005 tarihinde 1994/4403 soruşturma numaralı dosyayı, atılı suçun yasadışı PKK terör örgütü üyelerince gerçekleştirildiğine dair delil olmadığı gerekçesiyle 2005/111 karar numarası ile görevsizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/975 numaralı dosyası üzerinden devam eden soruşturma, (Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, Mehmet Nuri Binzet ile dosya gizli tanıkları, Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile uyduğu gerekçesiyle maktul Ramazan Elçi’nin şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile Tuna kod adlı şahıs tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldüğü kanaati belirtildi.

18 Haziran 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2005/975 soruşturma numaralı dosya ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK m. 250 ile yetkili) 2009/906 numaralı soruşturma evrakının irtibatlı olduğu gerekçesiyle 2009/25 numarası ile birleştirilmesine ve dosyanın 1994/116 soruşturma numaralı evrak üzerinden devam edilmesine karar verdi.

Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen davaya zemin teşkil eden iddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015’te bütün sanıklar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verildi.

Ramazan Tekin ve Şirin Bayram'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hava Tekin 15.11.1996 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına ve 18.11.1996 tarihinde Diyarbakır Valiliğine başvurarak kardeşinin bulunmasını istedi. Bunun üzerine Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada Kulp İlçe Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi ve Cinayet Büro Amirliği tarafından Ramazan Tekin'in gözaltında olmadığı bilgisi verildi. Başlatılan soruşturma kapsamında Savcılık tarafından Hava, Hazal ve Hanımşah Tekin’in müşteki sıfatıyla birkaç kez ifadelerine başvuruldu. 24.02.1997 tarihinde tanık sıfatıyla Kamışlı muhtarı N.A.'nın, 12.05.1997 tarihinde ise Mustafa Bayram'ın ifadesi alındı.

03.03.1997 tarihinde, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Bayır'da Astsubay Kıdemli Üstçavuş olarak görev yapan Erdoğan Yücel'in ifadesi alındı. Erdoğan, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığının operasyon için herhangi bir talimatı olmadığını ve böyle bir operasyon yapılmadığını, karakollarının 31.10.1996 ve 01.11.1997 tarihli hizmet defterinin nüshalarını ibraz edeceğini söyledi. 08.05.1997 tarihinde, Savcılıkça birkaç kez talep edilmiş olması üzerine nüshalar gönderildi ancak son kaydın 1992 yılında yapıldığı görüldü.

20.05.1997 tarihinde, Şirin Bayram ve Ramazan Tekin hakkında ayrı ayrı yürütülen soruşturmaların birleştirilerek 1996/164 dosya numarası üzerinden yürütülmesine karar verildi ve aynı gün her iki kişi için de daimi arama kararı çıkarıldı. 20.06.1997 tarihinde, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere hazırlanan fezlekede “Ramazan ve Şirin'in PKK tarafından ideolojik amaçlı adam kaçırma suçunun mağdurları olduğu” iddia edilerek görevsizlik kararı verildi.

08.09.1999 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, Ramazan Tekin'in kaybolma iddiası hakkında BM İnsan Hakları Komisyonu Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu'nca inceleme ve araştırma yapılmakta olması ile AİHM'ye başvurulma ihtimali bulunması sebebiyle Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenmeyen tanıkların da dinlenmesi ve titiz bir soruşturma yürütülerek Adalet Bakanlığına düzenli bilgi verilmesi istendi.

30.09.1999 tarihinde Hazal ve Hanımşah'ın ifadeleri tekrar alındı. 11.11.1999 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, “tanık beyanları değerlendirildiğinde olayın PKK ile bağlantısının somut olarak belirlenememesi” nedeniyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Kulp Cumhuriyet Savcılığına gönderdi ve dosya burada 1999/178 hazırlık numarasıyla kaydedildi.

30.11.1999'da Kulp İlçe Jandarma Komutanlığından 1996 yılı Ekim - Kasım aylarında Kulp ilçesinde Fethi isimli korucu ile Metin isimli astsubay bulunup bulunmadığı sorularak, varsa açık kimlikleri ile adreslerinin bildirilmesi istendi. 10.12.1999'da gelen cevapta her iki kişinin de bulunmadığı ifade edildi. Aynı gün Bayram Tekin'in ifadesine başvuruldu.

01.03.2000 tarihinde Mustafa Bayram'ın ifadesi alındı. Buna göre Mecit Yazıcı isimli korucu Mustafa Bayram'a, yanında K.İ.’nin de bulunduğu sırada Ramazan Tekin ile Mehmet Şirin Bayram’ı kaçırdıklarını söyledi. K.İ. 27.03.2000 tarihli ifadesinde Mustafa Bayram ve Mecit Yazıcı’nın Zazaca konuştuklarını, kendisi Zazaca bilmediği için konuşulanları anlamadığını söyledi. 19.07.2000'de Mecit Yazıcı, 7 yıldır köy koruculuğu yaptığını, Mustafa Bayram'ı tanımadığını ve Ramazan ile Şirin'i kendisi kaçırmadığı gibi Mustafa'ya da bu yönde bir şey söylemediğini beyan etti. 19.03.2001 tarihinde, K.İ. ve Mecit Yazıcı arasında yapılan yüzleştirmede K.İ. Mustafa Bayram ile konuşan kişinin Mecit Yazıcı olduğunu söylerken; Mecit Yazıcı ne Mustafa Bayram'ı tanıdığını ne de K.İ.'yi daha önce gördüğünü belirtti. 01.08.2001 tarihinde Mustafa Bayram kendisine gösterilen fotoğraflardaki kişilerin Mecit Yazıcı ile K.İ. olduğunu söyledi. 19.11.2001 tarihinde Mecit Yazıcı'nın ifadesi tekrar alındı; ancak yine Mustafa Bayram ile K.İ.’yı tanımadığını söyledi.

Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, 05.05.2005 tarihinde görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. 01.07.2005 tarihindeyse Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, ifadelerde kaçıran kişilerin asker olup olmadığından emin olunamadığının belirtildiği ve esas koruculardan bahsedildiğini, korucularınsa mevzuat gereği asker sıfatını taşımadığını söyleyerek görevsizlik kararı verdi ve dosyayı tekrar Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

31.10.2005'te Mehmet Şirin Bayram’ın amcası İ.B.’nin, 30.07.2006'da babası M.M.B.'nin ifadesi alındı. M.M.B. Kulp İlçesi Demirli Köyü Muhtarı Paşa Çelik'in karakola gelip ifade vermesi gerektiğini kendisine tebliğ etmediğini ekledi. 04.04.2007'de Kulp Cumhuriyet Savcılığı, tekrar görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Askeri Savcılığına gönderdi. 30.04.2008'de ifadeleri alınan tanıklar A.Ç., H.M., A.K., T.A., N.Y. ve N.K. Ramazan ile aynı köyde yaşadıklarını ancak olayı sabah komşulardan öğrendiklerini, başka bir bilgilerinin olmadığını söyledi.

Jandarma Genel Komutanlığı 11.02.2008 tarihinde olay tarihinde Bayır Karakolunda çalışmakta olan rütbeli erlerin ifadesinin alınmaya başlandığını bildirdi. İfadesi alınan Kenan Bilir, Mete Demircan, İsmail Uzunlu, Halil Durdubaş, Yüksel Gül, Nurettin Şan, Mete Uslu, Musa Malkoç, Hilmi Yıldız ve Mustafa Çalık ya sorulan kişileri tanımadıklarını ya da olay yeri ve tarihinde görev yapmadıklarını beyan etti. 05.05.2008'de, Erdoğan Yücel tanık olarak tekrar dinlendi. Görev süresi boyunca böyle bir olayın gerçekleşmediğini ancak BTR’lerin ilçe merkezinden çıktıkları zaman görev kağıtlarının mutlaka olacağını söyledi. Aynı gün ifadesi alınan Erkan Aydın ise olay tarihinde Kulp İlçesi Bayır Jandarma Komutanlığında görev yapmakta olduğunu, belirtilen olayları hatırlamadığını fakat o dönemde Bayır Jandarma Karakolunda görevli korucu olmadığını ve ifadelerde panzer olarak geçen BTR’lerin kendi görev yaptığı sırada yalnızca bir kere kullanıldığını söyledi. 13.10.2008'de Askeri savcılık, Şirin ve Ramazan'ın PKK ile irtibatlarının olup olmadığının araştırılmasını istedi. Gelen cevaplarda böyle bir kayda rastlanmadığı belirtildi. Hakkari İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevaptaysa Ramazan Tekin'in 10.03.2004 tarihinde vefat ettiğinin görüldüğü belirtildi. Bunun üzerine Askeri Savcılık, 26.11.2008'de, Kulp Nüfus Müdürlüğünden Ramazan'ın ölüm sebebini gösteren tutanakların suretlerinin gösterilmesini istedi. Gönderilen ölüm tutanağı örneğinde ölüm sebebinin bilinmediği yazılıydı. Ölüm formunu onaylayan muhtar Paşa Çelik, 14.09.2009'da alınan ifadesinde, İbrahim Tekin'in kendisine AİHM'ye başvuracağını söyleyerek söz konusu formu doldurmasını istediğini, Ramazan'ın ölüm şeklini veya kim tarafından kaçırıldığını bilmediğini söyledi. 16.04.2012 tarihinde Mernis ölüm formunda bildirimde bulunan olarak adı geçen İbrahim Tekin, kendisinin böyle bir bildirimde bulunmadığını, kardeşinin ölüp ölmediğini bilmediğini söyledi.

02.12.2013 tarihinde, Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, eylemlerin askeri bir görev veya hizmet kapsamında olmadığını ifade ederek görevsizlik kararı verdi ve dosyayı T.M.K.'nın 10. maddesi ile yetkili ve görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine dosya Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 03.11.2014 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınca 765 sayılı TCK gereğince dava zamanaşımı süresi olan 10 yıllık sürenin geçmiş olduğu belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Karara yapılan itiraz kabul edildi ve soruşturma dosyası yeniden açıldı.

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS