Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Ahmet Kalpar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ahmet Kalpar’ın yakınları 08.12.1993 tarihinde Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Savcılık, herhangi bir işlem yapmaksızın aileyi Siverek Emniyet Müdürlüğüne gönderdi. Emniyet Müdürlüğü de dilekçelerini geri çevirdi. Bunun üzerine yakınları 09.12.1993 tarihinde Urfa Valiliğine başvurdu; ancak yine Emniyet Müdürlüğüne gitmeleri söylendi. Emniyet Müdürlüğünde ise herhangi bir işlem yapılmadı.

2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli bir kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı. Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru üzerine Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. Kazıların yapılacağı yönünde çıkan haberler üzerine 54 kişinin öldürüldüğü ya da zorla kaybedildiği iddiasıyla 57 kişi tarafından soruşturmaya dahil olma talebiyle başvuru yapıldı.

Ahmet Kalpar’ın ağabeyi Mustafa Kalpar 30.01.2009 tarihinde, Botaş Askeri Tesislerinde yapılacak kazılar ile elde edilecek bulgular üzerinde DNA incelemesi yapılması talebiyle Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi sundu. Ahmet Kalpar’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili yürütülen hukuki sürece dair Merkez’imize ulaşan son belge şikayet dilekçesidir.

2009 yılında ise İnsan Hakları Derneği, 10 ayrı kayıp yakını ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Hakkında başvuruda bulunulan kayıplardan ikisi Hüseyin Taşkaya ve Ahmet Kalpar'dı. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep ettiler. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2008/1756 soruşturma numarası ile yeni bir soruşturma başlattı. Savcılık soruşturmaların yeniden açılması için her kayıpla ilgili dilekçeyi olayın gerçekleştiği yer açısından yetkili savcılıklara gönderdi. Hüseyin Taşkaya ve Ahmet Kalpar'ın zorla kaybedilmesine ilişkin dosya Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ancak elimize ulaşan belgelerde soruşturmalara ilişkin daha güncel bir veri yok.

Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, Fikri Şen ve İlhan İbak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF I.I., I.S., K.E. AND A.-. v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-24
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm

1994 yılı başlarında korucu olmayı reddeden Kırkağaç (Bênat) köyü askerlerce yakılmış, bunun üzerine Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, İlhan İbak ve Fikri Şen’in aileleri de dâhil tüm köy sakinleri Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesine taşınmıştır. Ancak koruculuk dayatması devam etmiş ve korucu olmayı reddettikleri için köyün gençleri örgüte yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmaya devam etmiştir.

13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür.

Hükümetin AİHM’ne gönderdiği belgelerden anlaşıldığı üzere, 14.09.1994 ve 19.09.1994 tarihlerinde kaybedilenlerin akrabalarından ikisi Şırnak Jandarma Komutanlığına yakınlarının nerede olduğunu sormak için başvurmuşlardır. Kaybedilenlerin yakınları daha sonra Şırnak Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, OHAL Valiliğine yakınlarının akıbetini araştırmak için birçok başvuru yapmıştır.

06.03.1995 tarihinde Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı kaybedilenlerin yakınları olan İ.Ş. ve İ.İ.’nin ve daha sonraki tarihlerde B.E. ve A.Ö.’nün ifadelerini almıştır. Ancak 12.06.1995 tarihinde, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı müştekilerin Astsubay Mustafa Pehlivan hakkında şikâyette bulunması ve adı geçen şüphelinin askeri personel olması gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığındaki Askeri Savcılığa göndermiştir.

23.06.1995 tarihinde Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Astsubay Mustafa Pehlivan’ın Fındık 6. Jandarma Taburuna bağlı olduğunu belirterek yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılığa göndermiştir.

05.05.1995 tarihinde, İ.Ş. ve İ.İ., İnsan Hakları Derneğine başvurarak yakınlarının akıbetinin araştırılması konusunda yardım talebinde bulunmuşlardır.

13.02.1996 tarihinde Konya Bölge Jandarma Komutanlığına bağlı Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mustafa Pehlivan’ın ifadesi alınmıştır. Mustafa Pehlivan ifadesinde, 13.08.1994 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen askeri operasyon ve bu operasyonda bahsi geçen kişilerin gözaltına alınması ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını belirtmiştir.

Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından, F.Ş, İ.İ., A.Ö., A.Ö., B.E., İ.Ş. ve İsmet İbak’ın ifadelerini almasını talep etmiştir. Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak Jandarma Komutanlığından bu kişilerin yerlerinin ifade vermek üzere hazır edilmesini talep etmiştir. Güçlükonak Jandarma Komutanlığı, 09.07.1996 tarihli yazısında bu kişilerin iki yıl önce Fındık köyünü terk ederek Cizre’ye taşındıklarını, yeni adreslerinin bilinmediğini bildirmiştir.

14.08.1996 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Emniyet Bölge Müdürlüğünden bahsi geçen kişilerin ifadeleri alınmak üzere hazır edilmelerini talep etmiş ancak Cizre Emniyet Müdürlüğü adresleri tespit edememiştir. Bunun üzerine Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askeri Savcılık, 06.12.1996, 03.03.1997 ve 12.05.1997 tarihlerinde Şırnak ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarına bu kişilerin bulunması için araştırmaların devam etmesi yönünde talimatlar göndermiştir.

18.03.1996 tarihinde, İlhan İlbak, Fikri Şen, Ahmet Özdemir ve Bahri Esenboğa’nın ailelerinin avukatı Oktay Bağatır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. 30.05.2000 tarihinde AİHM dosyayı kabul etmiş ve 22.08.2001 tarihinde taraflara yazdığı bir yazıyla dostane çözüme gitmelerini tavsiye etmiştir. 14.09.2001 tarihinde hükümetin önerdiği 34.000 Sterlin tazminat ile dostane çözüm avukat Oktay Bağatır tarafından kabul edilince, 06.11. 2001 tarihinde AİHM dostane çözüm kararı açıklanmıştır. Ancak avukat Oktay Bağatır ailelere dostane çözümden de tazminattan da bahsetmemiş, dokuz yıl sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb’in ailelerle görüşmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan olay sonrasında aileler Şırnak Cumhuriyet Savcılığına Oktay Bağatır hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Aileler aynı zamanda avukat Oktay Bağatır’ın bağlı bulunduğu Batman Barosuna da olayla ilgili bir şikâyet dilekçesi göndererek disiplin soruşturması açılmasını istemiştir. 10.06.2011 tarihinde soruşturma sonlanmış ve “kısmen iddiaların doğrulanamaması kısmen de eylemin muahezeyi gerektirmemesi” sebebiyle kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.

24.03.2009 tarihinde, BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından İlhan İbak’ın babası İsmet İbak, Ahmet Özer’in eşi Fatım Özer, Bahri Esenboğa’nın kardeşi Hatice Özdemir, Ahmet Özdemir’in eşi Taybet Özdemir ve Fikri Şen’in annesi Adle Şen Cizre Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve aynı gün 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermişlerdir. Müştekiler yukarıda isimleri geçen görevli askerlerle birlikte, Bahattin Aktuğ’un, Selahattin Aktuğ’un ve olaydan sağ kurtulan Mehmet Dayan’ın ifadelerinin alınmasını talep etmiş ve Mehmet Dayan’a ait telefon numarasını Savcılığa sunmuşlardır.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre; 13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Fatım Özer’in 24.03.2009 tarihli ifadesine göre, köy baskınını Yüzbaşı Hasan Nefes, Yüzbaşı Namık Burhani ve Astsubay Mustafa Pehlivan adlı askerler komuta etmiş ve Xursê köyü korucuları (aralarından ikisinin adı Ahmet Özalp ve Mehmet Ali olarak belirtilmiştir) ile köyün muhtarı Ahmet Elitaş askerlere evlerin yerlerini göstererek yardımcı olmuştur.

Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür. Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre Mehmet Dayan kaybedilen kişilerin yakınlarına çeşitli vesilelerle helikopterde gözlerinin bağlı olduğunu, Xursê köyünde indirildiklerini, 35 gün orada tutulduklarını ve işkence gördüklerini, daha sonra kendisini köye geri getirdiklerini, diğerlerine ne olduğunu bilmediğini, ancak bir keresinde İlhan ile Fikri Şen’in sesini duyduğunu, onların dayak yediğini ve sürekli “Bizi dövmeyin, öldürmeyin, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini duyduğunu söylemiştir. Ancak müştekiler Mehmet Dayan’ın her sorana başka cevap vermesi nedeniyle bir şeyler bildiğini ama sakladığını düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müştekiler ise çevreden yakınlarının helikopterden atılıp öldürüldükleri veya Gabar dağındaki bazı çukurlara gömüldükleri yönünde iddiaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre, yakınları gözaltına alınarak götürülen aile üyeleri çeşitli aralıklarla korucubaşı Bahattin Aktuğ ile iletişime geçerek yardımını istemişlerdir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, oğlu ilk gözlatına alındığında Bahattin Aktuğ’a giderek oğlunu sorduğunu, Aktuğ’un kendisine “Sen merak etme, ben elimden ne gelirse yapacağım.” dediğini, oğlu helikoptere bindikten sonra tekrar Bahattin Aktuğ ile görüşmeye gittiğini, Aktuğ’un kendisine “Oğlun beni dinlemedi, ben ona işbirliği yap dedim. Beni dinlemedi. Kaçmadı da, kaçsaydı böyle olmazdı.” dediğini, en son Bahattin Aktuğ’un oğlu Selahattin Aktuğ ile görüştüğünü, Selahattin Aktuğ’un kendisine “Artık oğlunuzu aramayın, gezmeyin, zannettiğim kadarıyla oğlunu öldürmüşler. Ondan ümidinizi kesin.” dediğini belirtmiştir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, Fındık taburunda görüştüğü Hasan Nefes adlı komutanın da kendisine “Eğer Şırnak’a götürülmüşlerse kurtarabiliriz; fakat eğer (Gabar Dağında bulunan ve TRT ismi verilen bir yeri kastederek) Seslice’ye götürülmüşlerse kesin ölmüşlerdir.” dediğini söylemiştir. Fatım Özer de 24.03.2009 tarihli ifadesinde, yakınlarının ilk gözaltına alındıkları gün Adle Şen’in korucubaşı Bahattin Aktuğ’un evine gittiğini, Bahattin Aktuğ’un orada Xursê köyündeki korucu Ahmet Özalp’i telsizle arayarak, “Bunlar sana geliyor, onlara iyi göz kulak ol.” dediğini, sonra Adle Şen’e dönüp “Eğer oğullarınızı lastikli helikopter alırsa öldürmezler, eğer demir ayaklı helikopter alırsa öldürebilirler.” dediğini, Özer, yakınları kaybolduktan yaklaşık iki ay sonra tekrar Bahattin Aktuğ’un evine giderek yardım istediklerini, eğer ölü ya da sağ olduklarına ilişkin bilgi verirse koruculuk yapacaklarını söylediklerini, Aktuğ’un “Eğer Selahattin Paşa’nın eline geçmişlerse öldürülmüşlerdir, ama yine de sorayım.” dediğini, orada olan bir üsteğmene durumu anlattığını, üsteğmenin de onlara “Anne ağlamayın, araştırdım oğullarınız şu an Diyarbakır’da.” dediğini, daha sonra Aktuğ’un konuyu araştırmak için tabura gittiğini ve telefonla eşini arayarak “O kadınlar eve gitsinler, paşanın kayıplardan haberi yok.” dediğini, daha sonra kimseden herhangi bir bilgi alamadıklarını belirtmiştir.

03.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 16.03.2009 tarihinde Kuştepe ilçesinde yapılan kazılarda bulunan 13 adet kemikle bağlantılı olan ve Güçlükonak’ta gerçekleştiği ileri sürülen olayları 2009/546 numarası üzerinden ayrıca soruşturmaya karar vermiştir.

03.11.2009 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993-1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Bu kişiler, Celal Çürek, Uğur Alagöz, Baki Özdemir, Emra Çelik, Metin Çavdar, Bilgin Bengil, Hakan Ersoy, Kamil Erbaş, Mustafa Önden, Mustafa toy, Mehmet İşler, Yusuf Aydın, Şafak Güler, Hakan Bıyıklı, Seyhan Ok, Mehmet Bala, Salih Altan, Ersin Öz, Haldun Canatan’dir.

16.03.2010 tarihlinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekilerin beyanları doğrultusunda, Mehmet Dayan’a ait olduğu ileri sürülen telefon numarasını aramış, Dayan’a yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında şikâyetçi olarak ifadesi alınacağından kimlik bilgileri ve adresi sorulmuş, Dayan bahsi geçen bilgileri Savcılığa vermiş, Kayseri’de ikamet ettiğini belirtmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna, 2009/546 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Dayan’ın şikâyetçi sıfatıyla müracaatının sağlanmasını, 1994 yılında meydan geldiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin ayrıntılı olarak sorulmasını talep etmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına Fikri Şen, İlhan İbak, Bahri Esenboğa, Ahmet Özer, Ahmet Özdemir ve Mehmet Dayan isimli şahısların öldürüldüğüne ya da kaçırıldığına ilişkin herhangi bir dosyanın bulunup bulunmadığı sorulmuş, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından cevaben gelen yazıda herhangi bir dosyanın bulunmadığı belirtilmiştir.

07.04.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, Kayseri TEM Şube Müdürlüğü Mehmet Dayan’ın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. Mehmet Dayan ifadesinde özetle, diğer müştekilerin iddialarını kabul etmediğini, olayın gerçekleştiği tarihte Fındık beldesinde olduğunu ancak helikoptere bildirilmediğini, bindirilenleri de görmediğini, kendisinin kaçırılıp işkence görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.

10.01.2011 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2010 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan ve çeşitli olaylarda adı geçen rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Buna göre; 14.12.1993 tarihinde Güçlükonak ilçesi Sağkol köyünde meydana gelen patlayıcı madde tuzaklama olayında yapılan tahkikat çerçevesinde Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul, Levent Emem; Güçlükonak Boyuncuk köyünde 22.07.1994 tarihinde meydana gelen devlet malına zarar verme olayında Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul; Güçlükonak ilçesi Damlabaşı köyünde 20.05.1994 tarihinde meydana gelen adam kaçırma olayında Hasan Yılmaz’ın isimlerinin ve imzalarının bulunduğu, yapılan tahkikatlardan bu kişilerin görev yaptığı tespit edilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 ve 2009/546 numaralı soruşturmaların son durumu ile ilgili bilgi vermiş ve soruşturmaya nasıl devam edilmesi gerektiğine ilişkin hususların istinabe yoluyla bildirilmesini talep etmiştir.

04.05.2011 tarihinde CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıyla, tanık ve bilirkişi beyanları doğrultusunda bedenlerin bulunması muhtemel olan yerlerin krokisinin çizilmesi, mezar yerinin belirlenerek fethi kabir yapılması ve bedenlerden DNA incelemesi için uygun örneklerin alınarak emanet sırasına kaydedilmesini; yine bu Savcılığa bu iddialarla ilgili olarak başvuran kişilerden (maktullerin akrabalarından) DNA örneklerinin alınarak karşılaştırma için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini; bahsi geçen dosyalar kapsamında daha önce ölü muayenesi yapılan ve kimliği belli bedenlerle ilgili yeniden inceleme yapılmasını; bedenlerin bulunması halinde, tanık beyanları, kroki, mezar tespit tutanakları, Adli Tıp Raporları ile birlikte evrakın tefrik edilerek fezlekeye bağlanıp CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini, bedeni bulunamayanlarla ilgili soruşturmaların Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini talep etmiştir.

15.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıda, 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihinde gönderdiği personel listesinin eksik olduğunu, personel listesinin bir kısmının sadece 1994 ve sonrasına ait olduğunu belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.01.1993-31.12.1994 tarihleri arasında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı ve bağlı karakollarda görev yapan personellerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, ilgili tarih aralığında komutanlığa bağlı karakolların isimleri, mevkileri, sorumluluk bölgeleri ve personellerinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, her birim için ayrı ayrı rapor hazırlanmasını ve hazırlanacak evrakın eksiksiz olarak ve yeniden tekide mahal vermeksizin ivedi olarak Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar personel listesi göndermiştir. Listede bulunan kişiler, Emrah Çelik, Mehmet Bala, Ersin Öz, Uğur Alagöz, Metin Çavdar, Kamil Erbaş, Hakan Bıyıklı, Mustafa Toy, Bilgin Bengil, Mustafa Önden, Salih Altan, Mehmet Turali, Baki Özdemir, Hakan Ersoy, Seyhan Ok, Nihat Gürbüz’dür.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/117 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında adı geçen kişilerin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yalnızca Beşir Baskak, Mehmet Sait Şen, Abdullah Güler, Ahmet Güler, Ömer Çetin, Abdulhalim Baykara ve Asiye Baykara isimli kişilere ait olduğu iddia olunan mezarların tespit edilebildiği ve dolayısıyla sadece bu kişiler için fethi kabir işlemi yapıldığı belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren soruşturma CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1082 numaralı dosyaya kaydedilerek devam etmiştir.

17.10.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına* Ahmet Özer’in öldürülmesi olayına ilişkin soruşturmaya ilişkin 2012/334 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Buna göre, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatım Özer’in 1994 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde eşi Ahmet Özer’in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine 2012/3124 numaralı soruşturma dosyasını açmış ancak yine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 numaralı soruşturması kapsamında Ahmet Özer’in öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda 16.03.2012 tarih ve 2012/117 numaralı fezleke düzenlenmiş ve CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir. Fezlekede her iki dosyanın konusu ve tarafları aynı olduğundan ve soruşturmaya konu suç TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında kaldığından, soruşturmanın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

25.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği talimat yazısı ile cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheli Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

27.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Ali Eliş ifadesinde, 1988-2008 yılları arasında koruculuk yaptığını, 2008 yılında cinayet suçundan tutuklandığını ve hala cezaevinde olduğunu; 1994 yılının Ağustos ayında Fındık-Yarımca köyünden altı kişiden beşinin öldürülme olayını ilk defa duyduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte Ali Eliş bahsi geçen tarihlerde Güçlükonak ilçesinde yapılan operasyonlarla ilgili açıklamalar yapmış, Fındık köyündeki Jandarma Komutanı Faruk Yarbay’dan, Ahmet Özalp’ten, Nimet Nas’tan ve kendilerine nerelere operasyon yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren eski PKK’li Mardin’li Osman’dan bahsetmiştir.

28.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır 2 No’lu Hakimliği SEGBİS sistemini kullanarak Ali Eliş’i şüpheli sıfatıyla sorgulamış ve bu şekilde zamanaşımı süresi kesilmiştir. Ali Eliş ifadesinde, bir önceki gün Savcılıkta verdiği beyanı aynen tekrar ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte şu anda henüz bildiği ve yaşadığı şeyleri söyleme cesaretini kendisinde bulamadığını, korucu olduğu dönemde kimseye zarar vermediğini, ancak hala güveni olmadığından bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini ifade etmiştir.

TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasını Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/816 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Daha sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1872 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra ayırma kararı vererek dosyayı 2017/1898 soruşturma numarası üzerinden incelemeye başlamıştır.

* 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” ile Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan 250, 251 ve 252. maddelerindeki “özel görevli mahkemeler / özel yetkili savcılar” ile ilgili düzenleme CMK’dan kaldırılmış ve Terörle Mücadele Kanunun 10. Maddesi ile görevli mahkemeler ve savcılıklar oluşturulmuştur.

Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, Fikri Şen ve İlhan İbak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF I.I. I.S. K.E. AND A.O. v. TURKEY.pdf
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm

1994 yılı başlarında korucu olmayı reddeden Kırkağaç (Bênat) köyü askerlerce yakılmış, bunun üzerine Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, İlhan İbak ve Fikri Şen’in aileleri de dâhil tüm köy sakinleri Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesine taşınmıştır. Ancak koruculuk dayatması devam etmiş ve korucu olmayı reddettikleri için köyün gençleri örgüte yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmaya devam etmiştir.

13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür.

Hükümetin AİHM’ne gönderdiği belgelerden anlaşıldığı üzere, 14.09.1994 ve 19.09.1994 tarihlerinde kaybedilenlerin akrabalarından ikisi Şırnak Jandarma Komutanlığına yakınlarının nerede olduğunu sormak için başvurmuşlardır. Kaybedilenlerin yakınları daha sonra Şırnak Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, OHAL Valiliğine yakınlarının akıbetini araştırmak için birçok başvuru yapmıştır.

06.03.1995 tarihinde Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı kaybedilenlerin yakınları olan İ.Ş. ve İ.İ.’nin ve daha sonraki tarihlerde B.E. ve A.Ö.’nün ifadelerini almıştır. Ancak 12.06.1995 tarihinde, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı müştekilerin Astsubay Mustafa Pehlivan hakkında şikâyette bulunması ve adı geçen şüphelinin askeri personel olması gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığındaki Askeri Savcılığa göndermiştir.

23.06.1995 tarihinde Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Astsubay Mustafa Pehlivan’ın Fındık 6. Jandarma Taburuna bağlı olduğunu belirterek yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılığa göndermiştir.

05.05.1995 tarihinde, İ.Ş. ve İ.İ., İnsan Hakları Derneğine başvurarak yakınlarının akıbetinin araştırılması konusunda yardım talebinde bulunmuşlardır.

13.02.1996 tarihinde Konya Bölge Jandarma Komutanlığına bağlı Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mustafa Pehlivan’ın ifadesi alınmıştır. Mustafa Pehlivan ifadesinde, 13.08.1994 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen askeri operasyon ve bu operasyonda bahsi geçen kişilerin gözaltına alınması ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını belirtmiştir.

Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından, F.Ş, İ.İ., A.Ö., A.Ö., B.E., İ.Ş. ve İsmet İbak’ın ifadelerini almasını talep etmiştir. Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak Jandarma Komutanlığından bu kişilerin yerlerinin ifade vermek üzere hazır edilmesini talep etmiştir. Güçlükonak Jandarma Komutanlığı, 09.07.1996 tarihli yazısında bu kişilerin iki yıl önce Fındık köyünü terk ederek Cizre’ye taşındıklarını, yeni adreslerinin bilinmediğini bildirmiştir.

14.08.1996 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Emniyet Bölge Müdürlüğünden bahsi geçen kişilerin ifadeleri alınmak üzere hazır edilmelerini talep etmiş ancak Cizre Emniyet Müdürlüğü adresleri tespit edememiştir. Bunun üzerine Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askeri Savcılık, 06.12.1996, 03.03.1997 ve 12.05.1997 tarihlerinde Şırnak ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarına bu kişilerin bulunması için araştırmaların devam etmesi yönünde talimatlar göndermiştir.

18.03.1996 tarihinde, İlhan İlbak, Fikri Şen, Ahmet Özdemir ve Bahri Esenboğa’nın ailelerinin avukatı Oktay Bağatır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. 30.05.2000 tarihinde AİHM dosyayı kabul etmiş ve 22.08.2001 tarihinde taraflara yazdığı bir yazıyla dostane çözüme gitmelerini tavsiye etmiştir. 14.09.2001 tarihinde hükümetin önerdiği 34.000 Sterlin tazminat ile dostane çözüm avukat Oktay Bağatır tarafından kabul edilince, 06.11. 2001 tarihinde AİHM dostane çözüm kararı açıklanmıştır. Ancak avukat Oktay Bağatır ailelere dostane çözümden de tazminattan da bahsetmemiş, dokuz yıl sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb’in ailelerle görüşmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan olay sonrasında aileler Şırnak Cumhuriyet Savcılığına Oktay Bağatır hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Aileler aynı zamanda avukat Oktay Bağatır’ın bağlı bulunduğu Batman Barosuna da olayla ilgili bir şikâyet dilekçesi göndererek disiplin soruşturması açılmasını istemiştir. 10.06.2011 tarihinde soruşturma sonlanmış ve “kısmen iddiaların doğrulanamaması kısmen de eylemin muahezeyi gerektirmemesi” sebebiyle kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.

24.03.2009 tarihinde, BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından İlhan İbak’ın babası İsmet İbak, Ahmet Özer’in eşi Fatım Özer, Bahri Esenboğa’nın kardeşi Hatice Özdemir, Ahmet Özdemir’in eşi Taybet Özdemir ve Fikri Şen’in annesi Adle Şen Cizre Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve aynı gün 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermişlerdir. Müştekiler yukarıda isimleri geçen görevli askerlerle birlikte, Bahattin Aktuğ’un, Selahattin Aktuğ’un ve olaydan sağ kurtulan Mehmet Dayan’ın ifadelerinin alınmasını talep etmiş ve Mehmet Dayan’a ait telefon numarasını Savcılığa sunmuşlardır.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre; 13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Fatım Özer’in 24.03.2009 tarihli ifadesine göre, köy baskınını Yüzbaşı Hasan Nefes, Yüzbaşı Namık Burhani ve Astsubay Mustafa Pehlivan adlı askerler komuta etmiş ve Xursê köyü korucuları (aralarından ikisinin adı Ahmet Özalp ve Mehmet Ali olarak belirtilmiştir) ile köyün muhtarı Ahmet Elitaş askerlere evlerin yerlerini göstererek yardımcı olmuştur.

Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür. Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre Mehmet Dayan kaybedilen kişilerin yakınlarına çeşitli vesilelerle helikopterde gözlerinin bağlı olduğunu, Xursê köyünde indirildiklerini, 35 gün orada tutulduklarını ve işkence gördüklerini, daha sonra kendisini köye geri getirdiklerini, diğerlerine ne olduğunu bilmediğini, ancak bir keresinde İlhan ile Fikri Şen’in sesini duyduğunu, onların dayak yediğini ve sürekli “Bizi dövmeyin, öldürmeyin, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini duyduğunu söylemiştir. Ancak müştekiler Mehmet Dayan’ın her sorana başka cevap vermesi nedeniyle bir şeyler bildiğini ama sakladığını düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müştekiler ise çevreden yakınlarının helikopterden atılıp öldürüldükleri veya Gabar dağındaki bazı çukurlara gömüldükleri yönünde iddiaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre, yakınları gözaltına alınarak götürülen aile üyeleri çeşitli aralıklarla korucubaşı Bahattin Aktuğ ile iletişime geçerek yardımını istemişlerdir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, oğlu ilk gözlatına alındığında Bahattin Aktuğ’a giderek oğlunu sorduğunu, Aktuğ’un kendisine “Sen merak etme, ben elimden ne gelirse yapacağım.” dediğini, oğlu helikoptere bindikten sonra tekrar Bahattin Aktuğ ile görüşmeye gittiğini, Aktuğ’un kendisine “Oğlun beni dinlemedi, ben ona işbirliği yap dedim. Beni dinlemedi. Kaçmadı da, kaçsaydı böyle olmazdı.” dediğini, en son Bahattin Aktuğ’un oğlu Selahattin Aktuğ ile görüştüğünü, Selahattin Aktuğ’un kendisine “Artık oğlunuzu aramayın, gezmeyin, zannettiğim kadarıyla oğlunu öldürmüşler. Ondan ümidinizi kesin.” dediğini belirtmiştir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, Fındık taburunda görüştüğü Hasan Nefes adlı komutanın da kendisine “Eğer Şırnak’a götürülmüşlerse kurtarabiliriz; fakat eğer (Gabar Dağında bulunan ve TRT ismi verilen bir yeri kastederek) Seslice’ye götürülmüşlerse kesin ölmüşlerdir.” dediğini söylemiştir. Fatım Özer de 24.03.2009 tarihli ifadesinde, yakınlarının ilk gözaltına alındıkları gün Adle Şen’in korucubaşı Bahattin Aktuğ’un evine gittiğini, Bahattin Aktuğ’un orada Xursê köyündeki korucu Ahmet Özalp’i telsizle arayarak, “Bunlar sana geliyor, onlara iyi göz kulak ol.” dediğini, sonra Adle Şen’e dönüp “Eğer oğullarınızı lastikli helikopter alırsa öldürmezler, eğer demir ayaklı helikopter alırsa öldürebilirler.” dediğini, Özer, yakınları kaybolduktan yaklaşık iki ay sonra tekrar Bahattin Aktuğ’un evine giderek yardım istediklerini, eğer ölü ya da sağ olduklarına ilişkin bilgi verirse koruculuk yapacaklarını söylediklerini, Aktuğ’un “Eğer Selahattin Paşa’nın eline geçmişlerse öldürülmüşlerdir, ama yine de sorayım.” dediğini, orada olan bir üsteğmene durumu anlattığını, üsteğmenin de onlara “Anne ağlamayın, araştırdım oğullarınız şu an Diyarbakır’da.” dediğini, daha sonra Aktuğ’un konuyu araştırmak için tabura gittiğini ve telefonla eşini arayarak “O kadınlar eve gitsinler, paşanın kayıplardan haberi yok.” dediğini, daha sonra kimseden herhangi bir bilgi alamadıklarını belirtmiştir.

03.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 16.03.2009 tarihinde Kuştepe ilçesinde yapılan kazılarda bulunan 13 adet kemikle bağlantılı olan ve Güçlükonak’ta gerçekleştiği ileri sürülen olayları 2009/546 numarası üzerinden ayrıca soruşturmaya karar vermiştir.

03.11.2009 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993-1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Bu kişiler, Celal Çürek, Uğur Alagöz, Baki Özdemir, Emra Çelik, Metin Çavdar, Bilgin Bengil, Hakan Ersoy, Kamil Erbaş, Mustafa Önden, Mustafa toy, Mehmet İşler, Yusuf Aydın, Şafak Güler, Hakan Bıyıklı, Seyhan Ok, Mehmet Bala, Salih Altan, Ersin Öz, Haldun Canatan’dir.

16.03.2010 tarihlinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekilerin beyanları doğrultusunda, Mehmet Dayan’a ait olduğu ileri sürülen telefon numarasını aramış, Dayan’a yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında şikâyetçi olarak ifadesi alınacağından kimlik bilgileri ve adresi sorulmuş, Dayan bahsi geçen bilgileri Savcılığa vermiş, Kayseri’de ikamet ettiğini belirtmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna, 2009/546 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Dayan’ın şikâyetçi sıfatıyla müracaatının sağlanmasını, 1994 yılında meydan geldiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin ayrıntılı olarak sorulmasını talep etmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına Fikri Şen, İlhan İbak, Bahri Esenboğa, Ahmet Özer, Ahmet Özdemir ve Mehmet Dayan isimli şahısların öldürüldüğüne ya da kaçırıldığına ilişkin herhangi bir dosyanın bulunup bulunmadığı sorulmuş, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından cevaben gelen yazıda herhangi bir dosyanın bulunmadığı belirtilmiştir.

07.04.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, Kayseri TEM Şube Müdürlüğü Mehmet Dayan’ın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. Mehmet Dayan ifadesinde özetle, diğer müştekilerin iddialarını kabul etmediğini, olayın gerçekleştiği tarihte Fındık beldesinde olduğunu ancak helikoptere bildirilmediğini, bindirilenleri de görmediğini, kendisinin kaçırılıp işkence görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.

10.01.2011 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2010 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan ve çeşitli olaylarda adı geçen rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Buna göre; 14.12.1993 tarihinde Güçlükonak ilçesi Sağkol köyünde meydana gelen patlayıcı madde tuzaklama olayında yapılan tahkikat çerçevesinde Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul, Levent Emem; Güçlükonak Boyuncuk köyünde 22.07.1994 tarihinde meydana gelen devlet malına zarar verme olayında Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul; Güçlükonak ilçesi Damlabaşı köyünde 20.05.1994 tarihinde meydana gelen adam kaçırma olayında Hasan Yılmaz’ın isimlerinin ve imzalarının bulunduğu, yapılan tahkikatlardan bu kişilerin görev yaptığı tespit edilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 ve 2009/546 numaralı soruşturmaların son durumu ile ilgili bilgi vermiş ve soruşturmaya nasıl devam edilmesi gerektiğine ilişkin hususların istinabe yoluyla bildirilmesini talep etmiştir.

04.05.2011 tarihinde CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıyla, tanık ve bilirkişi beyanları doğrultusunda bedenlerin bulunması muhtemel olan yerlerin krokisinin çizilmesi, mezar yerinin belirlenerek fethi kabir yapılması ve bedenlerden DNA incelemesi için uygun örneklerin alınarak emanet sırasına kaydedilmesini; yine bu Savcılığa bu iddialarla ilgili olarak başvuran kişilerden (maktullerin akrabalarından) DNA örneklerinin alınarak karşılaştırma için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini; bahsi geçen dosyalar kapsamında daha önce ölü muayenesi yapılan ve kimliği belli bedenlerle ilgili yeniden inceleme yapılmasını; bedenlerin bulunması halinde, tanık beyanları, kroki, mezar tespit tutanakları, Adli Tıp Raporları ile birlikte evrakın tefrik edilerek fezlekeye bağlanıp CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini, bedeni bulunamayanlarla ilgili soruşturmaların Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini talep etmiştir.

15.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıda, 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihinde gönderdiği personel listesinin eksik olduğunu, personel listesinin bir kısmının sadece 1994 ve sonrasına ait olduğunu belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.01.1993-31.12.1994 tarihleri arasında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı ve bağlı karakollarda görev yapan personellerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, ilgili tarih aralığında komutanlığa bağlı karakolların isimleri, mevkileri, sorumluluk bölgeleri ve personellerinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, her birim için ayrı ayrı rapor hazırlanmasını ve hazırlanacak evrakın eksiksiz olarak ve yeniden tekide mahal vermeksizin ivedi olarak Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar personel listesi göndermiştir. Listede bulunan kişiler, Emrah Çelik, Mehmet Bala, Ersin Öz, Uğur Alagöz, Metin Çavdar, Kamil Erbaş, Hakan Bıyıklı, Mustafa Toy, Bilgin Bengil, Mustafa Önden, Salih Altan, Mehmet Turali, Baki Özdemir, Hakan Ersoy, Seyhan Ok, Nihat Gürbüz’dür.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/117 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında adı geçen kişilerin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yalnızca Beşir Baskak, Mehmet Sait Şen, Abdullah Güler, Ahmet Güler, Ömer Çetin, Abdulhalim Baykara ve Asiye Baykara isimli kişilere ait olduğu iddia olunan mezarların tespit edilebildiği ve dolayısıyla sadece bu kişiler için fethi kabir işlemi yapıldığı belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren soruşturma CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1082 numaralı dosyaya kaydedilerek devam etmiştir.

17.10.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına* Ahmet Özer’in öldürülmesi olayına ilişkin soruşturmaya ilişkin 2012/334 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Buna göre, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatım Özer’in 1994 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde eşi Ahmet Özer’in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine 2012/3124 numaralı soruşturma dosyasını açmış ancak yine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 numaralı soruşturması kapsamında Ahmet Özer’in öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda 16.03.2012 tarih ve 2012/117 numaralı fezleke düzenlenmiş ve CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir. Fezlekede her iki dosyanın konusu ve tarafları aynı olduğundan ve soruşturmaya konu suç TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında kaldığından, soruşturmanın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

25.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği talimat yazısı ile cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheli Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

27.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Ali Eliş ifadesinde, 1988-2008 yılları arasında koruculuk yaptığını, 2008 yılında cinayet suçundan tutuklandığını ve hala cezaevinde olduğunu; 1994 yılının Ağustos ayında Fındık-Yarımca köyünden altı kişiden beşinin öldürülme olayını ilk defa duyduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte Ali Eliş bahsi geçen tarihlerde Güçlükonak ilçesinde yapılan operasyonlarla ilgili açıklamalar yapmış, Fındık köyündeki Jandarma Komutanı Faruk Yarbay’dan, Ahmet Özalp’ten, Nimet Nas’tan ve kendilerine nerelere operasyon yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren eski PKK’li Mardin’li Osman’dan bahsetmiştir.

28.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır 2 No’lu Hakimliği SEGBİS sistemini kullanarak Ali Eliş’i şüpheli sıfatıyla sorgulamış ve bu şekilde zamanaşımı süresi kesilmiştir. Ali Eliş ifadesinde, bir önceki gün Savcılıkta verdiği beyanı aynen tekrar ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte şu anda henüz bildiği ve yaşadığı şeyleri söyleme cesaretini kendisinde bulamadığını, korucu olduğu dönemde kimseye zarar vermediğini, ancak hala güveni olmadığından bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini ifade etmiştir.

TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasını Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/816 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Daha sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1872 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra ayırma kararı vererek dosyayı 2017/1898 soruşturma numarası üzerinden incelemeye başlamıştır.

* 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” ile Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan 250, 251 ve 252. maddelerindeki “özel görevli mahkemeler / özel yetkili savcılar” ile ilgili düzenleme CMK’dan kaldırılmış ve Terörle Mücadele Kanunun 10. Maddesi ile görevli mahkemeler ve savcılıklar oluşturulmuştur.

Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, Fikri Şen ve İlhan İbak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF I.I. I.S. K.E. AND A.O. v. TURKEY.pdf
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm

1994 yılı başlarında korucu olmayı reddeden Kırkağaç (Bênat) köyü askerlerce yakılmış, bunun üzerine Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, İlhan İbak ve Fikri Şen’in aileleri de dâhil tüm köy sakinleri Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesine taşınmıştır. Ancak koruculuk dayatması devam etmiş ve korucu olmayı reddettikleri için köyün gençleri örgüte yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmaya devam etmiştir.

13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür.

Hükümetin AİHM’ne gönderdiği belgelerden anlaşıldığı üzere, 14.09.1994 ve 19.09.1994 tarihlerinde kaybedilenlerin akrabalarından ikisi Şırnak Jandarma Komutanlığına yakınlarının nerede olduğunu sormak için başvurmuşlardır. Kaybedilenlerin yakınları daha sonra Şırnak Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, OHAL Valiliğine yakınlarının akıbetini araştırmak için birçok başvuru yapmıştır.

06.03.1995 tarihinde Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı kaybedilenlerin yakınları olan İ.Ş. ve İ.İ.’nin ve daha sonraki tarihlerde B.E. ve A.Ö.’nün ifadelerini almıştır. Ancak 12.06.1995 tarihinde, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı müştekilerin Astsubay Mustafa Pehlivan hakkında şikâyette bulunması ve adı geçen şüphelinin askeri personel olması gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığındaki Askeri Savcılığa göndermiştir.

23.06.1995 tarihinde Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Astsubay Mustafa Pehlivan’ın Fındık 6. Jandarma Taburuna bağlı olduğunu belirterek yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılığa göndermiştir.

05.05.1995 tarihinde, İ.Ş. ve İ.İ., İnsan Hakları Derneğine başvurarak yakınlarının akıbetinin araştırılması konusunda yardım talebinde bulunmuşlardır.

13.02.1996 tarihinde Konya Bölge Jandarma Komutanlığına bağlı Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mustafa Pehlivan’ın ifadesi alınmıştır. Mustafa Pehlivan ifadesinde, 13.08.1994 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen askeri operasyon ve bu operasyonda bahsi geçen kişilerin gözaltına alınması ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını belirtmiştir.

Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından, F.Ş, İ.İ., A.Ö., A.Ö., B.E., İ.Ş. ve İsmet İbak’ın ifadelerini almasını talep etmiştir. Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak Jandarma Komutanlığından bu kişilerin yerlerinin ifade vermek üzere hazır edilmesini talep etmiştir. Güçlükonak Jandarma Komutanlığı, 09.07.1996 tarihli yazısında bu kişilerin iki yıl önce Fındık köyünü terk ederek Cizre’ye taşındıklarını, yeni adreslerinin bilinmediğini bildirmiştir.

14.08.1996 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Emniyet Bölge Müdürlüğünden bahsi geçen kişilerin ifadeleri alınmak üzere hazır edilmelerini talep etmiş ancak Cizre Emniyet Müdürlüğü adresleri tespit edememiştir. Bunun üzerine Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askeri Savcılık, 06.12.1996, 03.03.1997 ve 12.05.1997 tarihlerinde Şırnak ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarına bu kişilerin bulunması için araştırmaların devam etmesi yönünde talimatlar göndermiştir.

18.03.1996 tarihinde, İlhan İlbak, Fikri Şen, Ahmet Özdemir ve Bahri Esenboğa’nın ailelerinin avukatı Oktay Bağatır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. 30.05.2000 tarihinde AİHM dosyayı kabul etmiş ve 22.08.2001 tarihinde taraflara yazdığı bir yazıyla dostane çözüme gitmelerini tavsiye etmiştir. 14.09.2001 tarihinde hükümetin önerdiği 34.000 Sterlin tazminat ile dostane çözüm avukat Oktay Bağatır tarafından kabul edilince, 06.11. 2001 tarihinde AİHM dostane çözüm kararı açıklanmıştır. Ancak avukat Oktay Bağatır ailelere dostane çözümden de tazminattan da bahsetmemiş, dokuz yıl sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb’in ailelerle görüşmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan olay sonrasında aileler Şırnak Cumhuriyet Savcılığına Oktay Bağatır hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Aileler aynı zamanda avukat Oktay Bağatır’ın bağlı bulunduğu Batman Barosuna da olayla ilgili bir şikâyet dilekçesi göndererek disiplin soruşturması açılmasını istemiştir. 10.06.2011 tarihinde soruşturma sonlanmış ve “kısmen iddiaların doğrulanamaması kısmen de eylemin muahezeyi gerektirmemesi” sebebiyle kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.

24.03.2009 tarihinde, BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından İlhan İbak’ın babası İsmet İbak, Ahmet Özer’in eşi Fatım Özer, Bahri Esenboğa’nın kardeşi Hatice Özdemir, Ahmet Özdemir’in eşi Taybet Özdemir ve Fikri Şen’in annesi Adle Şen Cizre Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve aynı gün 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermişlerdir. Müştekiler yukarıda isimleri geçen görevli askerlerle birlikte, Bahattin Aktuğ’un, Selahattin Aktuğ’un ve olaydan sağ kurtulan Mehmet Dayan’ın ifadelerinin alınmasını talep etmiş ve Mehmet Dayan’a ait telefon numarasını Savcılığa sunmuşlardır.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre; 13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Fatım Özer’in 24.03.2009 tarihli ifadesine göre, köy baskınını Yüzbaşı Hasan Nefes, Yüzbaşı Namık Burhani ve Astsubay Mustafa Pehlivan adlı askerler komuta etmiş ve Xursê köyü korucuları (aralarından ikisinin adı Ahmet Özalp ve Mehmet Ali olarak belirtilmiştir) ile köyün muhtarı Ahmet Elitaş askerlere evlerin yerlerini göstererek yardımcı olmuştur.

Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür. Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre Mehmet Dayan kaybedilen kişilerin yakınlarına çeşitli vesilelerle helikopterde gözlerinin bağlı olduğunu, Xursê köyünde indirildiklerini, 35 gün orada tutulduklarını ve işkence gördüklerini, daha sonra kendisini köye geri getirdiklerini, diğerlerine ne olduğunu bilmediğini, ancak bir keresinde İlhan ile Fikri Şen’in sesini duyduğunu, onların dayak yediğini ve sürekli “Bizi dövmeyin, öldürmeyin, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini duyduğunu söylemiştir. Ancak müştekiler Mehmet Dayan’ın her sorana başka cevap vermesi nedeniyle bir şeyler bildiğini ama sakladığını düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müştekiler ise çevreden yakınlarının helikopterden atılıp öldürüldükleri veya Gabar dağındaki bazı çukurlara gömüldükleri yönünde iddiaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre, yakınları gözaltına alınarak götürülen aile üyeleri çeşitli aralıklarla korucubaşı Bahattin Aktuğ ile iletişime geçerek yardımını istemişlerdir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, oğlu ilk gözlatına alındığında Bahattin Aktuğ’a giderek oğlunu sorduğunu, Aktuğ’un kendisine “Sen merak etme, ben elimden ne gelirse yapacağım.” dediğini, oğlu helikoptere bindikten sonra tekrar Bahattin Aktuğ ile görüşmeye gittiğini, Aktuğ’un kendisine “Oğlun beni dinlemedi, ben ona işbirliği yap dedim. Beni dinlemedi. Kaçmadı da, kaçsaydı böyle olmazdı.” dediğini, en son Bahattin Aktuğ’un oğlu Selahattin Aktuğ ile görüştüğünü, Selahattin Aktuğ’un kendisine “Artık oğlunuzu aramayın, gezmeyin, zannettiğim kadarıyla oğlunu öldürmüşler. Ondan ümidinizi kesin.” dediğini belirtmiştir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, Fındık taburunda görüştüğü Hasan Nefes adlı komutanın da kendisine “Eğer Şırnak’a götürülmüşlerse kurtarabiliriz; fakat eğer (Gabar Dağında bulunan ve TRT ismi verilen bir yeri kastederek) Seslice’ye götürülmüşlerse kesin ölmüşlerdir.” dediğini söylemiştir. Fatım Özer de 24.03.2009 tarihli ifadesinde, yakınlarının ilk gözaltına alındıkları gün Adle Şen’in korucubaşı Bahattin Aktuğ’un evine gittiğini, Bahattin Aktuğ’un orada Xursê köyündeki korucu Ahmet Özalp’i telsizle arayarak, “Bunlar sana geliyor, onlara iyi göz kulak ol.” dediğini, sonra Adle Şen’e dönüp “Eğer oğullarınızı lastikli helikopter alırsa öldürmezler, eğer demir ayaklı helikopter alırsa öldürebilirler.” dediğini, Özer, yakınları kaybolduktan yaklaşık iki ay sonra tekrar Bahattin Aktuğ’un evine giderek yardım istediklerini, eğer ölü ya da sağ olduklarına ilişkin bilgi verirse koruculuk yapacaklarını söylediklerini, Aktuğ’un “Eğer Selahattin Paşa’nın eline geçmişlerse öldürülmüşlerdir, ama yine de sorayım.” dediğini, orada olan bir üsteğmene durumu anlattığını, üsteğmenin de onlara “Anne ağlamayın, araştırdım oğullarınız şu an Diyarbakır’da.” dediğini, daha sonra Aktuğ’un konuyu araştırmak için tabura gittiğini ve telefonla eşini arayarak “O kadınlar eve gitsinler, paşanın kayıplardan haberi yok.” dediğini, daha sonra kimseden herhangi bir bilgi alamadıklarını belirtmiştir.

03.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 16.03.2009 tarihinde Kuştepe ilçesinde yapılan kazılarda bulunan 13 adet kemikle bağlantılı olan ve Güçlükonak’ta gerçekleştiği ileri sürülen olayları 2009/546 numarası üzerinden ayrıca soruşturmaya karar vermiştir.

03.11.2009 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993-1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Bu kişiler, Celal Çürek, Uğur Alagöz, Baki Özdemir, Emra Çelik, Metin Çavdar, Bilgin Bengil, Hakan Ersoy, Kamil Erbaş, Mustafa Önden, Mustafa toy, Mehmet İşler, Yusuf Aydın, Şafak Güler, Hakan Bıyıklı, Seyhan Ok, Mehmet Bala, Salih Altan, Ersin Öz, Haldun Canatan’dir.

16.03.2010 tarihlinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekilerin beyanları doğrultusunda, Mehmet Dayan’a ait olduğu ileri sürülen telefon numarasını aramış, Dayan’a yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında şikâyetçi olarak ifadesi alınacağından kimlik bilgileri ve adresi sorulmuş, Dayan bahsi geçen bilgileri Savcılığa vermiş, Kayseri’de ikamet ettiğini belirtmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna, 2009/546 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Dayan’ın şikâyetçi sıfatıyla müracaatının sağlanmasını, 1994 yılında meydan geldiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin ayrıntılı olarak sorulmasını talep etmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına Fikri Şen, İlhan İbak, Bahri Esenboğa, Ahmet Özer, Ahmet Özdemir ve Mehmet Dayan isimli şahısların öldürüldüğüne ya da kaçırıldığına ilişkin herhangi bir dosyanın bulunup bulunmadığı sorulmuş, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından cevaben gelen yazıda herhangi bir dosyanın bulunmadığı belirtilmiştir.

07.04.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, Kayseri TEM Şube Müdürlüğü Mehmet Dayan’ın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. Mehmet Dayan ifadesinde özetle, diğer müştekilerin iddialarını kabul etmediğini, olayın gerçekleştiği tarihte Fındık beldesinde olduğunu ancak helikoptere bildirilmediğini, bindirilenleri de görmediğini, kendisinin kaçırılıp işkence görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.

10.01.2011 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2010 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan ve çeşitli olaylarda adı geçen rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Buna göre; 14.12.1993 tarihinde Güçlükonak ilçesi Sağkol köyünde meydana gelen patlayıcı madde tuzaklama olayında yapılan tahkikat çerçevesinde Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul, Levent Emem; Güçlükonak Boyuncuk köyünde 22.07.1994 tarihinde meydana gelen devlet malına zarar verme olayında Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul; Güçlükonak ilçesi Damlabaşı köyünde 20.05.1994 tarihinde meydana gelen adam kaçırma olayında Hasan Yılmaz’ın isimlerinin ve imzalarının bulunduğu, yapılan tahkikatlardan bu kişilerin görev yaptığı tespit edilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 ve 2009/546 numaralı soruşturmaların son durumu ile ilgili bilgi vermiş ve soruşturmaya nasıl devam edilmesi gerektiğine ilişkin hususların istinabe yoluyla bildirilmesini talep etmiştir.

04.05.2011 tarihinde CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıyla, tanık ve bilirkişi beyanları doğrultusunda bedenlerin bulunması muhtemel olan yerlerin krokisinin çizilmesi, mezar yerinin belirlenerek fethi kabir yapılması ve bedenlerden DNA incelemesi için uygun örneklerin alınarak emanet sırasına kaydedilmesini; yine bu Savcılığa bu iddialarla ilgili olarak başvuran kişilerden (maktullerin akrabalarından) DNA örneklerinin alınarak karşılaştırma için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini; bahsi geçen dosyalar kapsamında daha önce ölü muayenesi yapılan ve kimliği belli bedenlerle ilgili yeniden inceleme yapılmasını; bedenlerin bulunması halinde, tanık beyanları, kroki, mezar tespit tutanakları, Adli Tıp Raporları ile birlikte evrakın tefrik edilerek fezlekeye bağlanıp CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini, bedeni bulunamayanlarla ilgili soruşturmaların Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini talep etmiştir.

15.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıda, 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihinde gönderdiği personel listesinin eksik olduğunu, personel listesinin bir kısmının sadece 1994 ve sonrasına ait olduğunu belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.01.1993-31.12.1994 tarihleri arasında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı ve bağlı karakollarda görev yapan personellerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, ilgili tarih aralığında komutanlığa bağlı karakolların isimleri, mevkileri, sorumluluk bölgeleri ve personellerinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, her birim için ayrı ayrı rapor hazırlanmasını ve hazırlanacak evrakın eksiksiz olarak ve yeniden tekide mahal vermeksizin ivedi olarak Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar personel listesi göndermiştir. Listede bulunan kişiler, Emrah Çelik, Mehmet Bala, Ersin Öz, Uğur Alagöz, Metin Çavdar, Kamil Erbaş, Hakan Bıyıklı, Mustafa Toy, Bilgin Bengil, Mustafa Önden, Salih Altan, Mehmet Turali, Baki Özdemir, Hakan Ersoy, Seyhan Ok, Nihat Gürbüz’dür.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/117 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında adı geçen kişilerin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yalnızca Beşir Baskak, Mehmet Sait Şen, Abdullah Güler, Ahmet Güler, Ömer Çetin, Abdulhalim Baykara ve Asiye Baykara isimli kişilere ait olduğu iddia olunan mezarların tespit edilebildiği ve dolayısıyla sadece bu kişiler için fethi kabir işlemi yapıldığı belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren soruşturma CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1082 numaralı dosyaya kaydedilerek devam etmiştir.

17.10.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına* Ahmet Özer’in öldürülmesi olayına ilişkin soruşturmaya ilişkin 2012/334 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Buna göre, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatım Özer’in 1994 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde eşi Ahmet Özer’in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine 2012/3124 numaralı soruşturma dosyasını açmış ancak yine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 numaralı soruşturması kapsamında Ahmet Özer’in öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda 16.03.2012 tarih ve 2012/117 numaralı fezleke düzenlenmiş ve CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir. Fezlekede her iki dosyanın konusu ve tarafları aynı olduğundan ve soruşturmaya konu suç TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında kaldığından, soruşturmanın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

25.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği talimat yazısı ile cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheli Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

27.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Ali Eliş ifadesinde, 1988-2008 yılları arasında koruculuk yaptığını, 2008 yılında cinayet suçundan tutuklandığını ve hala cezaevinde olduğunu; 1994 yılının Ağustos ayında Fındık-Yarımca köyünden altı kişiden beşinin öldürülme olayını ilk defa duyduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte Ali Eliş bahsi geçen tarihlerde Güçlükonak ilçesinde yapılan operasyonlarla ilgili açıklamalar yapmış, Fındık köyündeki Jandarma Komutanı Faruk Yarbay’dan, Ahmet Özalp’ten, Nimet Nas’tan ve kendilerine nerelere operasyon yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren eski PKK’li Mardin’li Osman’dan bahsetmiştir.

28.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır 2 No’lu Hakimliği SEGBİS sistemini kullanarak Ali Eliş’i şüpheli sıfatıyla sorgulamış ve bu şekilde zamanaşımı süresi kesilmiştir. Ali Eliş ifadesinde, bir önceki gün Savcılıkta verdiği beyanı aynen tekrar ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte şu anda henüz bildiği ve yaşadığı şeyleri söyleme cesaretini kendisinde bulamadığını, korucu olduğu dönemde kimseye zarar vermediğini, ancak hala güveni olmadığından bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini ifade etmiştir.

TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasını Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/816 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Daha sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1872 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra ayırma kararı vererek dosyayı 2017/1898 soruşturma numarası üzerinden incelemeye başlamıştır.

* 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” ile Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan 250, 251 ve 252. maddelerindeki “özel görevli mahkemeler / özel yetkili savcılar” ile ilgili düzenleme CMK’dan kaldırılmış ve Terörle Mücadele Kanunun 10. Maddesi ile görevli mahkemeler ve savcılıklar oluşturulmuştur.

Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, Fikri Şen ve İlhan İbak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF I.I. I.S. K.E. AND A.O. v. TURKEY.pdf
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm

1994 yılı başlarında korucu olmayı reddeden Kırkağaç (Bênat) köyü askerlerce yakılmış, bunun üzerine Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, İlhan İbak ve Fikri Şen’in aileleri de dâhil tüm köy sakinleri Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesine taşınmıştır. Ancak koruculuk dayatması devam etmiş ve korucu olmayı reddettikleri için köyün gençleri örgüte yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmaya devam etmiştir.

13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür.

Hükümetin AİHM’ne gönderdiği belgelerden anlaşıldığı üzere, 14.09.1994 ve 19.09.1994 tarihlerinde kaybedilenlerin akrabalarından ikisi Şırnak Jandarma Komutanlığına yakınlarının nerede olduğunu sormak için başvurmuşlardır. Kaybedilenlerin yakınları daha sonra Şırnak Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, OHAL Valiliğine yakınlarının akıbetini araştırmak için birçok başvuru yapmıştır.

06.03.1995 tarihinde Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı kaybedilenlerin yakınları olan İ.Ş. ve İ.İ.’nin ve daha sonraki tarihlerde B.E. ve A.Ö.’nün ifadelerini almıştır. Ancak 12.06.1995 tarihinde, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı müştekilerin Astsubay Mustafa Pehlivan hakkında şikâyette bulunması ve adı geçen şüphelinin askeri personel olması gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığındaki Askeri Savcılığa göndermiştir.

23.06.1995 tarihinde Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Astsubay Mustafa Pehlivan’ın Fındık 6. Jandarma Taburuna bağlı olduğunu belirterek yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılığa göndermiştir.

05.05.1995 tarihinde, İ.Ş. ve İ.İ., İnsan Hakları Derneğine başvurarak yakınlarının akıbetinin araştırılması konusunda yardım talebinde bulunmuşlardır.

13.02.1996 tarihinde Konya Bölge Jandarma Komutanlığına bağlı Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mustafa Pehlivan’ın ifadesi alınmıştır. Mustafa Pehlivan ifadesinde, 13.08.1994 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen askeri operasyon ve bu operasyonda bahsi geçen kişilerin gözaltına alınması ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını belirtmiştir.

Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından, F.Ş, İ.İ., A.Ö., A.Ö., B.E., İ.Ş. ve İsmet İbak’ın ifadelerini almasını talep etmiştir. Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak Jandarma Komutanlığından bu kişilerin yerlerinin ifade vermek üzere hazır edilmesini talep etmiştir. Güçlükonak Jandarma Komutanlığı, 09.07.1996 tarihli yazısında bu kişilerin iki yıl önce Fındık köyünü terk ederek Cizre’ye taşındıklarını, yeni adreslerinin bilinmediğini bildirmiştir.

14.08.1996 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Emniyet Bölge Müdürlüğünden bahsi geçen kişilerin ifadeleri alınmak üzere hazır edilmelerini talep etmiş ancak Cizre Emniyet Müdürlüğü adresleri tespit edememiştir. Bunun üzerine Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askeri Savcılık, 06.12.1996, 03.03.1997 ve 12.05.1997 tarihlerinde Şırnak ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarına bu kişilerin bulunması için araştırmaların devam etmesi yönünde talimatlar göndermiştir.

18.03.1996 tarihinde, İlhan İlbak, Fikri Şen, Ahmet Özdemir ve Bahri Esenboğa’nın ailelerinin avukatı Oktay Bağatır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. 30.05.2000 tarihinde AİHM dosyayı kabul etmiş ve 22.08.2001 tarihinde taraflara yazdığı bir yazıyla dostane çözüme gitmelerini tavsiye etmiştir. 14.09.2001 tarihinde hükümetin önerdiği 34.000 Sterlin tazminat ile dostane çözüm avukat Oktay Bağatır tarafından kabul edilince, 06.11. 2001 tarihinde AİHM dostane çözüm kararı açıklanmıştır. Ancak avukat Oktay Bağatır ailelere dostane çözümden de tazminattan da bahsetmemiş, dokuz yıl sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb’in ailelerle görüşmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan olay sonrasında aileler Şırnak Cumhuriyet Savcılığına Oktay Bağatır hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Aileler aynı zamanda avukat Oktay Bağatır’ın bağlı bulunduğu Batman Barosuna da olayla ilgili bir şikâyet dilekçesi göndererek disiplin soruşturması açılmasını istemiştir. 10.06.2011 tarihinde soruşturma sonlanmış ve “kısmen iddiaların doğrulanamaması kısmen de eylemin muahezeyi gerektirmemesi” sebebiyle kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.

24.03.2009 tarihinde, BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından İlhan İbak’ın babası İsmet İbak, Ahmet Özer’in eşi Fatım Özer, Bahri Esenboğa’nın kardeşi Hatice Özdemir, Ahmet Özdemir’in eşi Taybet Özdemir ve Fikri Şen’in annesi Adle Şen Cizre Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve aynı gün 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermişlerdir. Müştekiler yukarıda isimleri geçen görevli askerlerle birlikte, Bahattin Aktuğ’un, Selahattin Aktuğ’un ve olaydan sağ kurtulan Mehmet Dayan’ın ifadelerinin alınmasını talep etmiş ve Mehmet Dayan’a ait telefon numarasını Savcılığa sunmuşlardır.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre; 13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Fatım Özer’in 24.03.2009 tarihli ifadesine göre, köy baskınını Yüzbaşı Hasan Nefes, Yüzbaşı Namık Burhani ve Astsubay Mustafa Pehlivan adlı askerler komuta etmiş ve Xursê köyü korucuları (aralarından ikisinin adı Ahmet Özalp ve Mehmet Ali olarak belirtilmiştir) ile köyün muhtarı Ahmet Elitaş askerlere evlerin yerlerini göstererek yardımcı olmuştur.

Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür. Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre Mehmet Dayan kaybedilen kişilerin yakınlarına çeşitli vesilelerle helikopterde gözlerinin bağlı olduğunu, Xursê köyünde indirildiklerini, 35 gün orada tutulduklarını ve işkence gördüklerini, daha sonra kendisini köye geri getirdiklerini, diğerlerine ne olduğunu bilmediğini, ancak bir keresinde İlhan ile Fikri Şen’in sesini duyduğunu, onların dayak yediğini ve sürekli “Bizi dövmeyin, öldürmeyin, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini duyduğunu söylemiştir. Ancak müştekiler Mehmet Dayan’ın her sorana başka cevap vermesi nedeniyle bir şeyler bildiğini ama sakladığını düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müştekiler ise çevreden yakınlarının helikopterden atılıp öldürüldükleri veya Gabar dağındaki bazı çukurlara gömüldükleri yönünde iddiaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre, yakınları gözaltına alınarak götürülen aile üyeleri çeşitli aralıklarla korucubaşı Bahattin Aktuğ ile iletişime geçerek yardımını istemişlerdir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, oğlu ilk gözlatına alındığında Bahattin Aktuğ’a giderek oğlunu sorduğunu, Aktuğ’un kendisine “Sen merak etme, ben elimden ne gelirse yapacağım.” dediğini, oğlu helikoptere bindikten sonra tekrar Bahattin Aktuğ ile görüşmeye gittiğini, Aktuğ’un kendisine “Oğlun beni dinlemedi, ben ona işbirliği yap dedim. Beni dinlemedi. Kaçmadı da, kaçsaydı böyle olmazdı.” dediğini, en son Bahattin Aktuğ’un oğlu Selahattin Aktuğ ile görüştüğünü, Selahattin Aktuğ’un kendisine “Artık oğlunuzu aramayın, gezmeyin, zannettiğim kadarıyla oğlunu öldürmüşler. Ondan ümidinizi kesin.” dediğini belirtmiştir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, Fındık taburunda görüştüğü Hasan Nefes adlı komutanın da kendisine “Eğer Şırnak’a götürülmüşlerse kurtarabiliriz; fakat eğer (Gabar Dağında bulunan ve TRT ismi verilen bir yeri kastederek) Seslice’ye götürülmüşlerse kesin ölmüşlerdir.” dediğini söylemiştir. Fatım Özer de 24.03.2009 tarihli ifadesinde, yakınlarının ilk gözaltına alındıkları gün Adle Şen’in korucubaşı Bahattin Aktuğ’un evine gittiğini, Bahattin Aktuğ’un orada Xursê köyündeki korucu Ahmet Özalp’i telsizle arayarak, “Bunlar sana geliyor, onlara iyi göz kulak ol.” dediğini, sonra Adle Şen’e dönüp “Eğer oğullarınızı lastikli helikopter alırsa öldürmezler, eğer demir ayaklı helikopter alırsa öldürebilirler.” dediğini, Özer, yakınları kaybolduktan yaklaşık iki ay sonra tekrar Bahattin Aktuğ’un evine giderek yardım istediklerini, eğer ölü ya da sağ olduklarına ilişkin bilgi verirse koruculuk yapacaklarını söylediklerini, Aktuğ’un “Eğer Selahattin Paşa’nın eline geçmişlerse öldürülmüşlerdir, ama yine de sorayım.” dediğini, orada olan bir üsteğmene durumu anlattığını, üsteğmenin de onlara “Anne ağlamayın, araştırdım oğullarınız şu an Diyarbakır’da.” dediğini, daha sonra Aktuğ’un konuyu araştırmak için tabura gittiğini ve telefonla eşini arayarak “O kadınlar eve gitsinler, paşanın kayıplardan haberi yok.” dediğini, daha sonra kimseden herhangi bir bilgi alamadıklarını belirtmiştir.

03.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 16.03.2009 tarihinde Kuştepe ilçesinde yapılan kazılarda bulunan 13 adet kemikle bağlantılı olan ve Güçlükonak’ta gerçekleştiği ileri sürülen olayları 2009/546 numarası üzerinden ayrıca soruşturmaya karar vermiştir.

03.11.2009 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993-1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Bu kişiler, Celal Çürek, Uğur Alagöz, Baki Özdemir, Emra Çelik, Metin Çavdar, Bilgin Bengil, Hakan Ersoy, Kamil Erbaş, Mustafa Önden, Mustafa toy, Mehmet İşler, Yusuf Aydın, Şafak Güler, Hakan Bıyıklı, Seyhan Ok, Mehmet Bala, Salih Altan, Ersin Öz, Haldun Canatan’dir.

16.03.2010 tarihlinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekilerin beyanları doğrultusunda, Mehmet Dayan’a ait olduğu ileri sürülen telefon numarasını aramış, Dayan’a yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında şikâyetçi olarak ifadesi alınacağından kimlik bilgileri ve adresi sorulmuş, Dayan bahsi geçen bilgileri Savcılığa vermiş, Kayseri’de ikamet ettiğini belirtmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna, 2009/546 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Dayan’ın şikâyetçi sıfatıyla müracaatının sağlanmasını, 1994 yılında meydan geldiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin ayrıntılı olarak sorulmasını talep etmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına Fikri Şen, İlhan İbak, Bahri Esenboğa, Ahmet Özer, Ahmet Özdemir ve Mehmet Dayan isimli şahısların öldürüldüğüne ya da kaçırıldığına ilişkin herhangi bir dosyanın bulunup bulunmadığı sorulmuş, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından cevaben gelen yazıda herhangi bir dosyanın bulunmadığı belirtilmiştir.

07.04.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, Kayseri TEM Şube Müdürlüğü Mehmet Dayan’ın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. Mehmet Dayan ifadesinde özetle, diğer müştekilerin iddialarını kabul etmediğini, olayın gerçekleştiği tarihte Fındık beldesinde olduğunu ancak helikoptere bildirilmediğini, bindirilenleri de görmediğini, kendisinin kaçırılıp işkence görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.

10.01.2011 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2010 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan ve çeşitli olaylarda adı geçen rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Buna göre; 14.12.1993 tarihinde Güçlükonak ilçesi Sağkol köyünde meydana gelen patlayıcı madde tuzaklama olayında yapılan tahkikat çerçevesinde Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul, Levent Emem; Güçlükonak Boyuncuk köyünde 22.07.1994 tarihinde meydana gelen devlet malına zarar verme olayında Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul; Güçlükonak ilçesi Damlabaşı köyünde 20.05.1994 tarihinde meydana gelen adam kaçırma olayında Hasan Yılmaz’ın isimlerinin ve imzalarının bulunduğu, yapılan tahkikatlardan bu kişilerin görev yaptığı tespit edilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 ve 2009/546 numaralı soruşturmaların son durumu ile ilgili bilgi vermiş ve soruşturmaya nasıl devam edilmesi gerektiğine ilişkin hususların istinabe yoluyla bildirilmesini talep etmiştir.

04.05.2011 tarihinde CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıyla, tanık ve bilirkişi beyanları doğrultusunda bedenlerin bulunması muhtemel olan yerlerin krokisinin çizilmesi, mezar yerinin belirlenerek fethi kabir yapılması ve bedenlerden DNA incelemesi için uygun örneklerin alınarak emanet sırasına kaydedilmesini; yine bu Savcılığa bu iddialarla ilgili olarak başvuran kişilerden (maktullerin akrabalarından) DNA örneklerinin alınarak karşılaştırma için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini; bahsi geçen dosyalar kapsamında daha önce ölü muayenesi yapılan ve kimliği belli bedenlerle ilgili yeniden inceleme yapılmasını; bedenlerin bulunması halinde, tanık beyanları, kroki, mezar tespit tutanakları, Adli Tıp Raporları ile birlikte evrakın tefrik edilerek fezlekeye bağlanıp CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini, bedeni bulunamayanlarla ilgili soruşturmaların Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini talep etmiştir.

15.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıda, 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihinde gönderdiği personel listesinin eksik olduğunu, personel listesinin bir kısmının sadece 1994 ve sonrasına ait olduğunu belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.01.1993-31.12.1994 tarihleri arasında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı ve bağlı karakollarda görev yapan personellerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, ilgili tarih aralığında komutanlığa bağlı karakolların isimleri, mevkileri, sorumluluk bölgeleri ve personellerinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, her birim için ayrı ayrı rapor hazırlanmasını ve hazırlanacak evrakın eksiksiz olarak ve yeniden tekide mahal vermeksizin ivedi olarak Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar personel listesi göndermiştir. Listede bulunan kişiler, Emrah Çelik, Mehmet Bala, Ersin Öz, Uğur Alagöz, Metin Çavdar, Kamil Erbaş, Hakan Bıyıklı, Mustafa Toy, Bilgin Bengil, Mustafa Önden, Salih Altan, Mehmet Turali, Baki Özdemir, Hakan Ersoy, Seyhan Ok, Nihat Gürbüz’dür.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/117 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında adı geçen kişilerin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yalnızca Beşir Baskak, Mehmet Sait Şen, Abdullah Güler, Ahmet Güler, Ömer Çetin, Abdulhalim Baykara ve Asiye Baykara isimli kişilere ait olduğu iddia olunan mezarların tespit edilebildiği ve dolayısıyla sadece bu kişiler için fethi kabir işlemi yapıldığı belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren soruşturma CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1082 numaralı dosyaya kaydedilerek devam etmiştir.

17.10.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına* Ahmet Özer’in öldürülmesi olayına ilişkin soruşturmaya ilişkin 2012/334 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Buna göre, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatım Özer’in 1994 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde eşi Ahmet Özer’in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine 2012/3124 numaralı soruşturma dosyasını açmış ancak yine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 numaralı soruşturması kapsamında Ahmet Özer’in öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda 16.03.2012 tarih ve 2012/117 numaralı fezleke düzenlenmiş ve CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir. Fezlekede her iki dosyanın konusu ve tarafları aynı olduğundan ve soruşturmaya konu suç TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında kaldığından, soruşturmanın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

25.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği talimat yazısı ile cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheli Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

27.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Ali Eliş ifadesinde, 1988-2008 yılları arasında koruculuk yaptığını, 2008 yılında cinayet suçundan tutuklandığını ve hala cezaevinde olduğunu; 1994 yılının Ağustos ayında Fındık-Yarımca köyünden altı kişiden beşinin öldürülme olayını ilk defa duyduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte Ali Eliş bahsi geçen tarihlerde Güçlükonak ilçesinde yapılan operasyonlarla ilgili açıklamalar yapmış, Fındık köyündeki Jandarma Komutanı Faruk Yarbay’dan, Ahmet Özalp’ten, Nimet Nas’tan ve kendilerine nerelere operasyon yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren eski PKK’li Mardin’li Osman’dan bahsetmiştir.

28.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır 2 No’lu Hakimliği SEGBİS sistemini kullanarak Ali Eliş’i şüpheli sıfatıyla sorgulamış ve bu şekilde zamanaşımı süresi kesilmiştir. Ali Eliş ifadesinde, bir önceki gün Savcılıkta verdiği beyanı aynen tekrar ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte şu anda henüz bildiği ve yaşadığı şeyleri söyleme cesaretini kendisinde bulamadığını, korucu olduğu dönemde kimseye zarar vermediğini, ancak hala güveni olmadığından bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini ifade etmiştir.

TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasını Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/816 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Daha sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1872 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra ayırma kararı vererek dosyayı 2017/1898 soruşturma numarası üzerinden incelemeye başlamıştır.

* 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” ile Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan 250, 251 ve 252. maddelerindeki “özel görevli mahkemeler / özel yetkili savcılar” ile ilgili düzenleme CMK’dan kaldırılmış ve Terörle Mücadele Kanunun 10. Maddesi ile görevli mahkemeler ve savcılıklar oluşturulmuştur.

Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, Fikri Şen ve İlhan İbak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılı başlarında korucu olmayı reddeden Kırkağaç (Bênat) köyü askerlerce yakılmış, bunun üzerine Ahmet Özdemir, Ahmet Özer, Bahri Esenboğa, İlhan İbak ve Fikri Şen’in aileleri de dâhil tüm köy sakinleri Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesine taşınmıştır. Ancak koruculuk dayatması devam etmiş ve korucu olmayı reddettikleri için köyün gençleri örgüte yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmaya devam etmiştir.

13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür.

Hükümetin AİHM’ne gönderdiği belgelerden anlaşıldığı üzere, 14.09.1994 ve 19.09.1994 tarihlerinde kaybedilenlerin akrabalarından ikisi Şırnak Jandarma Komutanlığına yakınlarının nerede olduğunu sormak için başvurmuşlardır. Kaybedilenlerin yakınları daha sonra Şırnak Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, OHAL Valiliğine yakınlarının akıbetini araştırmak için birçok başvuru yapmıştır.

06.03.1995 tarihinde Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı kaybedilenlerin yakınları olan İ.Ş. ve İ.İ.’nin ve daha sonraki tarihlerde B.E. ve A.Ö.’nün ifadelerini almıştır. Ancak 12.06.1995 tarihinde, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı müştekilerin Astsubay Mustafa Pehlivan hakkında şikâyette bulunması ve adı geçen şüphelinin askeri personel olması gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığındaki Askeri Savcılığa göndermiştir.

23.06.1995 tarihinde Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Astsubay Mustafa Pehlivan’ın Fındık 6. Jandarma Taburuna bağlı olduğunu belirterek yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılığa göndermiştir.

05.05.1995 tarihinde, İ.Ş. ve İ.İ., İnsan Hakları Derneğine başvurarak yakınlarının akıbetinin araştırılması konusunda yardım talebinde bulunmuşlardır.

13.02.1996 tarihinde Konya Bölge Jandarma Komutanlığına bağlı Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mustafa Pehlivan’ın ifadesi alınmıştır. Mustafa Pehlivan ifadesinde, 13.08.1994 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen askeri operasyon ve bu operasyonda bahsi geçen kişilerin gözaltına alınması ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını belirtmiştir.

Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Askeri Savcılık, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından, F.Ş, İ.İ., A.Ö., A.Ö., B.E., İ.Ş. ve İsmet İbak’ın ifadelerini almasını talep etmiştir. Eruh Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak Jandarma Komutanlığından bu kişilerin yerlerinin ifade vermek üzere hazır edilmesini talep etmiştir. Güçlükonak Jandarma Komutanlığı, 09.07.1996 tarihli yazısında bu kişilerin iki yıl önce Fındık köyünü terk ederek Cizre’ye taşındıklarını, yeni adreslerinin bilinmediğini bildirmiştir.

14.08.1996 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Emniyet Bölge Müdürlüğünden bahsi geçen kişilerin ifadeleri alınmak üzere hazır edilmelerini talep etmiş ancak Cizre Emniyet Müdürlüğü adresleri tespit edememiştir. Bunun üzerine Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı askeri Savcılık, 06.12.1996, 03.03.1997 ve 12.05.1997 tarihlerinde Şırnak ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarına bu kişilerin bulunması için araştırmaların devam etmesi yönünde talimatlar göndermiştir.

18.03.1996 tarihinde, İlhan İlbak, Fikri Şen, Ahmet Özdemir ve Bahri Esenboğa’nın ailelerinin avukatı Oktay Bağatır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. 30.05.2000 tarihinde AİHM dosyayı kabul etmiş ve 22.08.2001 tarihinde taraflara yazdığı bir yazıyla dostane çözüme gitmelerini tavsiye etmiştir. 14.09.2001 tarihinde hükümetin önerdiği 34.000 Sterlin tazminat ile dostane çözüm avukat Oktay Bağatır tarafından kabul edilince, 06.11. 2001 tarihinde AİHM dostane çözüm kararı açıklanmıştır. Ancak avukat Oktay Bağatır ailelere dostane çözümden de tazminattan da bahsetmemiş, dokuz yıl sonra İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb’in ailelerle görüşmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan olay sonrasında aileler Şırnak Cumhuriyet Savcılığına Oktay Bağatır hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Aileler aynı zamanda avukat Oktay Bağatır’ın bağlı bulunduğu Batman Barosuna da olayla ilgili bir şikâyet dilekçesi göndererek disiplin soruşturması açılmasını istemiştir. 10.06.2011 tarihinde soruşturma sonlanmış ve “kısmen iddiaların doğrulanamaması kısmen de eylemin muahezeyi gerektirmemesi” sebebiyle kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.

24.03.2009 tarihinde, BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından İlhan İbak’ın babası İsmet İbak, Ahmet Özer’in eşi Fatım Özer, Bahri Esenboğa’nın kardeşi Hatice Özdemir, Ahmet Özdemir’in eşi Taybet Özdemir ve Fikri Şen’in annesi Adle Şen Cizre Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve aynı gün 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermişlerdir. Müştekiler yukarıda isimleri geçen görevli askerlerle birlikte, Bahattin Aktuğ’un, Selahattin Aktuğ’un ve olaydan sağ kurtulan Mehmet Dayan’ın ifadelerinin alınmasını talep etmiş ve Mehmet Dayan’a ait telefon numarasını Savcılığa sunmuşlardır.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre; 13.08.1994 tarihinde Fındık Bölge Jandarma Karakoluna bağlı askerler köye bir operasyon düzenleyerek tüm evlerde arama yapmış, daha sonra da 29 yaşındaki İlhan İbak, 31 yaşındaki Ahmet Özdemir, 27 yaşındaki Fikri Şen, 31 yaşındaki Ahmet Özer, 38 yaşındaki Bahri Esenboğa ve Mehmet Dayan'ı gözaltına almıştır. Çocuklarının hayatından endişe eden ve gözaltına alınmalarını engellemeye çalışan ailelere ifadeleri alındıktan sonra geri bırakılacakları söylenmiştir. Üç gün boyunca Fındık Karakolunda gözaltında tutulan beş kişi, dördüncü gün bir helikoptere bindirilerek götürülmüştür. Fatım Özer’in 24.03.2009 tarihli ifadesine göre, köy baskınını Yüzbaşı Hasan Nefes, Yüzbaşı Namık Burhani ve Astsubay Mustafa Pehlivan adlı askerler komuta etmiş ve Xursê köyü korucuları (aralarından ikisinin adı Ahmet Özalp ve Mehmet Ali olarak belirtilmiştir) ile köyün muhtarı Ahmet Elitaş askerlere evlerin yerlerini göstererek yardımcı olmuştur.

Yaklaşık 35 gün sonra aralarından yalnızca Mehmet Dayan köye dönmüştür. Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre Mehmet Dayan kaybedilen kişilerin yakınlarına çeşitli vesilelerle helikopterde gözlerinin bağlı olduğunu, Xursê köyünde indirildiklerini, 35 gün orada tutulduklarını ve işkence gördüklerini, daha sonra kendisini köye geri getirdiklerini, diğerlerine ne olduğunu bilmediğini, ancak bir keresinde İlhan ile Fikri Şen’in sesini duyduğunu, onların dayak yediğini ve sürekli “Bizi dövmeyin, öldürmeyin, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini duyduğunu söylemiştir. Ancak müştekiler Mehmet Dayan’ın her sorana başka cevap vermesi nedeniyle bir şeyler bildiğini ama sakladığını düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müştekiler ise çevreden yakınlarının helikopterden atılıp öldürüldükleri veya Gabar dağındaki bazı çukurlara gömüldükleri yönünde iddiaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Müştekilerin 24.03.2009 tarihli ifadelerine göre, yakınları gözaltına alınarak götürülen aile üyeleri çeşitli aralıklarla korucubaşı Bahattin Aktuğ ile iletişime geçerek yardımını istemişlerdir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, oğlu ilk gözlatına alındığında Bahattin Aktuğ’a giderek oğlunu sorduğunu, Aktuğ’un kendisine “Sen merak etme, ben elimden ne gelirse yapacağım.” dediğini, oğlu helikoptere bindikten sonra tekrar Bahattin Aktuğ ile görüşmeye gittiğini, Aktuğ’un kendisine “Oğlun beni dinlemedi, ben ona işbirliği yap dedim. Beni dinlemedi. Kaçmadı da, kaçsaydı böyle olmazdı.” dediğini, en son Bahattin Aktuğ’un oğlu Selahattin Aktuğ ile görüştüğünü, Selahattin Aktuğ’un kendisine “Artık oğlunuzu aramayın, gezmeyin, zannettiğim kadarıyla oğlunu öldürmüşler. Ondan ümidinizi kesin.” dediğini belirtmiştir. İsmet İbak 24.03.2009 tarihli ifadesinde, Fındık taburunda görüştüğü Hasan Nefes adlı komutanın da kendisine “Eğer Şırnak’a götürülmüşlerse kurtarabiliriz; fakat eğer (Gabar Dağında bulunan ve TRT ismi verilen bir yeri kastederek) Seslice’ye götürülmüşlerse kesin ölmüşlerdir.” dediğini söylemiştir. Fatım Özer de 24.03.2009 tarihli ifadesinde, yakınlarının ilk gözaltına alındıkları gün Adle Şen’in korucubaşı Bahattin Aktuğ’un evine gittiğini, Bahattin Aktuğ’un orada Xursê köyündeki korucu Ahmet Özalp’i telsizle arayarak, “Bunlar sana geliyor, onlara iyi göz kulak ol.” dediğini, sonra Adle Şen’e dönüp “Eğer oğullarınızı lastikli helikopter alırsa öldürmezler, eğer demir ayaklı helikopter alırsa öldürebilirler.” dediğini, Özer, yakınları kaybolduktan yaklaşık iki ay sonra tekrar Bahattin Aktuğ’un evine giderek yardım istediklerini, eğer ölü ya da sağ olduklarına ilişkin bilgi verirse koruculuk yapacaklarını söylediklerini, Aktuğ’un “Eğer Selahattin Paşa’nın eline geçmişlerse öldürülmüşlerdir, ama yine de sorayım.” dediğini, orada olan bir üsteğmene durumu anlattığını, üsteğmenin de onlara “Anne ağlamayın, araştırdım oğullarınız şu an Diyarbakır’da.” dediğini, daha sonra Aktuğ’un konuyu araştırmak için tabura gittiğini ve telefonla eşini arayarak “O kadınlar eve gitsinler, paşanın kayıplardan haberi yok.” dediğini, daha sonra kimseden herhangi bir bilgi alamadıklarını belirtmiştir.

03.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 16.03.2009 tarihinde Kuştepe ilçesinde yapılan kazılarda bulunan 13 adet kemikle bağlantılı olan ve Güçlükonak’ta gerçekleştiği ileri sürülen olayları 2009/546 numarası üzerinden ayrıca soruşturmaya karar vermiştir.

03.11.2009 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993-1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Bu kişiler, Celal Çürek, Uğur Alagöz, Baki Özdemir, Emra Çelik, Metin Çavdar, Bilgin Bengil, Hakan Ersoy, Kamil Erbaş, Mustafa Önden, Mustafa toy, Mehmet İşler, Yusuf Aydın, Şafak Güler, Hakan Bıyıklı, Seyhan Ok, Mehmet Bala, Salih Altan, Ersin Öz, Haldun Canatan’dir.

16.03.2010 tarihlinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekilerin beyanları doğrultusunda, Mehmet Dayan’a ait olduğu ileri sürülen telefon numarasını aramış, Dayan’a yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında şikâyetçi olarak ifadesi alınacağından kimlik bilgileri ve adresi sorulmuş, Dayan bahsi geçen bilgileri Savcılığa vermiş, Kayseri’de ikamet ettiğini belirtmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna, 2009/546 numaralı soruşturma kapsamında Mehmet Dayan’ın şikâyetçi sıfatıyla müracaatının sağlanmasını, 1994 yılında meydan geldiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin ayrıntılı olarak sorulmasını talep etmiştir.

18.03.2010 tarihlinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığına Fikri Şen, İlhan İbak, Bahri Esenboğa, Ahmet Özer, Ahmet Özdemir ve Mehmet Dayan isimli şahısların öldürüldüğüne ya da kaçırıldığına ilişkin herhangi bir dosyanın bulunup bulunmadığı sorulmuş, Eruh Cumhuriyet Başsavcılığından cevaben gelen yazıda herhangi bir dosyanın bulunmadığı belirtilmiştir.

07.04.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine, Kayseri TEM Şube Müdürlüğü Mehmet Dayan’ın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. Mehmet Dayan ifadesinde özetle, diğer müştekilerin iddialarını kabul etmediğini, olayın gerçekleştiği tarihte Fındık beldesinde olduğunu ancak helikoptere bildirilmediğini, bindirilenleri de görmediğini, kendisinin kaçırılıp işkence görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir.

10.01.2011 tarihinde, (Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2010 tarihli talimatları üzerine) Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına 1993 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan ve çeşitli olaylarda adı geçen rütbeli personelin kimlik bilgilerini göndermiştir. Buna göre; 14.12.1993 tarihinde Güçlükonak ilçesi Sağkol köyünde meydana gelen patlayıcı madde tuzaklama olayında yapılan tahkikat çerçevesinde Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul, Levent Emem; Güçlükonak Boyuncuk köyünde 22.07.1994 tarihinde meydana gelen devlet malına zarar verme olayında Uğur Kırıkçılar, Hasan Yılmaz, Tuncay Erkul; Güçlükonak ilçesi Damlabaşı köyünde 20.05.1994 tarihinde meydana gelen adam kaçırma olayında Hasan Yılmaz’ın isimlerinin ve imzalarının bulunduğu, yapılan tahkikatlardan bu kişilerin görev yaptığı tespit edilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 ve 2009/546 numaralı soruşturmaların son durumu ile ilgili bilgi vermiş ve soruşturmaya nasıl devam edilmesi gerektiğine ilişkin hususların istinabe yoluyla bildirilmesini talep etmiştir.

04.05.2011 tarihinde CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıyla, tanık ve bilirkişi beyanları doğrultusunda bedenlerin bulunması muhtemel olan yerlerin krokisinin çizilmesi, mezar yerinin belirlenerek fethi kabir yapılması ve bedenlerden DNA incelemesi için uygun örneklerin alınarak emanet sırasına kaydedilmesini; yine bu Savcılığa bu iddialarla ilgili olarak başvuran kişilerden (maktullerin akrabalarından) DNA örneklerinin alınarak karşılaştırma için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini; bahsi geçen dosyalar kapsamında daha önce ölü muayenesi yapılan ve kimliği belli bedenlerle ilgili yeniden inceleme yapılmasını; bedenlerin bulunması halinde, tanık beyanları, kroki, mezar tespit tutanakları, Adli Tıp Raporları ile birlikte evrakın tefrik edilerek fezlekeye bağlanıp CMK m.250 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini, bedeni bulunamayanlarla ilgili soruşturmaların Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini talep etmiştir.

15.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıda, 29.06.2009 ve 20.10.2009 tarihli talimatları üzerine Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığının 03.11.2009 tarihinde gönderdiği personel listesinin eksik olduğunu, personel listesinin bir kısmının sadece 1994 ve sonrasına ait olduğunu belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.01.1993-31.12.1994 tarihleri arasında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı ve bağlı karakollarda görev yapan personellerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, ilgili tarih aralığında komutanlığa bağlı karakolların isimleri, mevkileri, sorumluluk bölgeleri ve personellerinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesini, her birim için ayrı ayrı rapor hazırlanmasını ve hazırlanacak evrakın eksiksiz olarak ve yeniden tekide mahal vermeksizin ivedi olarak Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına tekrar personel listesi göndermiştir. Listede bulunan kişiler, Emrah Çelik, Mehmet Bala, Ersin Öz, Uğur Alagöz, Metin Çavdar, Kamil Erbaş, Hakan Bıyıklı, Mustafa Toy, Bilgin Bengil, Mustafa Önden, Salih Altan, Mehmet Turali, Baki Özdemir, Hakan Ersoy, Seyhan Ok, Nihat Gürbüz’dür.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/117 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında adı geçen kişilerin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında; Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yalnızca Beşir Baskak, Mehmet Sait Şen, Abdullah Güler, Ahmet Güler, Ömer Çetin, Abdulhalim Baykara ve Asiye Baykara isimli kişilere ait olduğu iddia olunan mezarların tespit edilebildiği ve dolayısıyla sadece bu kişiler için fethi kabir işlemi yapıldığı belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren soruşturma CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1082 numaralı dosyaya kaydedilerek devam etmiştir.

17.10.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına* Ahmet Özer’in öldürülmesi olayına ilişkin soruşturmaya ilişkin 2012/334 numaralı fezlekeyi göndermiştir. Buna göre, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Fatım Özer’in 1994 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde eşi Ahmet Özer’in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine 2012/3124 numaralı soruşturma dosyasını açmış ancak yine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 numaralı soruşturması kapsamında Ahmet Özer’in öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda 16.03.2012 tarih ve 2012/117 numaralı fezleke düzenlenmiş ve CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir. Fezlekede her iki dosyanın konusu ve tarafları aynı olduğundan ve soruşturmaya konu suç TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında kaldığından, soruşturmanın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

25.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği talimat yazısı ile cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheli Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

27.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında Ali Eliş’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Ali Eliş ifadesinde, 1988-2008 yılları arasında koruculuk yaptığını, 2008 yılında cinayet suçundan tutuklandığını ve hala cezaevinde olduğunu; 1994 yılının Ağustos ayında Fındık-Yarımca köyünden altı kişiden beşinin öldürülme olayını ilk defa duyduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte Ali Eliş bahsi geçen tarihlerde Güçlükonak ilçesinde yapılan operasyonlarla ilgili açıklamalar yapmış, Fındık köyündeki Jandarma Komutanı Faruk Yarbay’dan, Ahmet Özalp’ten, Nimet Nas’tan ve kendilerine nerelere operasyon yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren eski PKK’li Mardin’li Osman’dan bahsetmiştir.

28.06.2013 tarihinde, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır 2 No’lu Hakimliği SEGBİS sistemini kullanarak Ali Eliş’i şüpheli sıfatıyla sorgulamış ve bu şekilde zamanaşımı süresi kesilmiştir. Ali Eliş ifadesinde, bir önceki gün Savcılıkta verdiği beyanı aynen tekrar ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte şu anda henüz bildiği ve yaşadığı şeyleri söyleme cesaretini kendisinde bulamadığını, korucu olduğu dönemde kimseye zarar vermediğini, ancak hala güveni olmadığından bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini ifade etmiştir.

TMK m.10 maddesi ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek 2012/1082 numaralı soruşturma dosyasını Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/816 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Daha sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1872 numaralı soruşturma numarasına kaydedilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra ayırma kararı vererek dosyayı 2017/1898 soruşturma numarası üzerinden incelemeye başlamıştır.

* 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” ile Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan 250, 251 ve 252. maddelerindeki “özel görevli mahkemeler / özel yetkili savcılar” ile ilgili düzenleme CMK’dan kaldırılmış ve Terörle Mücadele Kanunun 10. Maddesi ile görevli mahkemeler ve savcılıklar oluşturulmuştur.

Ahmet Sanır'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekon’un Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta, Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı yer alıyordu.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması gerekçesiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma başlatıldığının basında yer alması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapıldı.

Başvurucular arasında bulunan Ahmet Sanır’ın ağabeyi Yusuf Sanır da 16.03.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade verdi. Yusuf Sanır ifadesinde, kardeşi Ahmet Sanır’ın beyaz Torosa bindirilerek götürüldüğünü yanındaki arkadaşlarından haber aldıklarını, o dönemde korku atmosferinden dolayı herhangi bir yere müracaat edemediklerini, kendi imkanlarıyla kardeşinin akıbetini araştırdıklarını beyan etti. İfadesine göre, araştırmaları sırasında Silopi’ye bağlı Doruklu köyünde kimliği belirsiz bir cenazenin kimsesizler mezarlığına defnedildiği duyumu almaları üzerine Yusuf Sanır köy muhtarına başvurdu. Muhtarın gösterdiği kimsesiz cenazeye ait kıyafetler Ahmet Sanır’a aitti. Yusuf Sanır Savcılık’tan mezarın açılmasını, DNA testi yapılarak kimliği belirsiz olarak defnedilen kişinin Ahmet Sanır olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Suç duyurusuna dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç kişinin bedeninin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Soruşturma Mart 2015 itibariyle devam ediyor.

Ahmet Şayık ve Mehmet Ömeroğlu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
26.01.2009 tarihinde, Mehmet Ömeroğlu’nun eşi Leyla Ömeroğlu, ağabeyi Salih Tayboğa ve Ahmet Şayık’ın eşi Hezni Şayık Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları başvuruda (dosya no: 2008/3151) Mehmet Ömeroğlu ve Ahmet Şayık’ın kaybedilmesinden BOTAŞ’ta Jitemci olarak bilinen Ali Yüzbaşı, Yusuf Üsteğmen ve Bilal Astsubay’ın sorumlu olduğunu düşündüklerini, olayın araştırılarak sorumluların tespit edilmesini, bölgede yapılacak kazılarda DNA karşılaştırması yapılmasını talep ettiklerini belirttiler. Silopi’de açılan soruşturma 15.02.2013 tarihli ayırma kararıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK.m.10) tarafından yürütülen 2013/509 numaralı soruşturmaya kaydedildi.
Ahmet Şen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılında, Mehmet Emin Şen’in ifadesine göre, Ahmet Şen ve ailesi evlerindeki eşyaları havan topu saldırılarında zarar görmemesi için bir mağaraya taşımıştır. Bir gün mağaradaki eşyalarının ateşe verildiğini öğrenmişler ve bu olaydan 7-8 gün sonra Eruh’a bağlı Nivila köyünden Ahmet isminde bir korucu başı ile iki asker, Ahmet Şen’i camiden alıp köyün karakoluna götürmüştür. Daha sonradan Mehmet Emin Şen, babası Ahmet Bulmuş’un korucu Ahmet, Mehmet Keskin ve Güri Kalkan isimli şahıslar ile birlikte gözaltına alındığını öğrenmiştir.

Mehmet Keskin ve Güri Kalkan birkaç gün sonra serbest bırakılmıştır. Ailenin Mehmet Keskin'den aldığı bilgilere göre, Ahmet Şen yanındakilerle birlikte önce Bulmuşlar Köyü Karakoluna götürülmüş, diğerleri salıverildikten sonra da Diyarbakır'dan istendiği söylenerek birlikte tutuldukları karakoldan alınmıştır. Bu tarihten itibaren bir daha Ahmet Şen'den haber alınamamıştır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

2009 yılında, Mehmet Emin Şen bu gelişmeler üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına babası Ahmet Şen’in kaybedilmesine ilişkin bir şikâyet dilekçesi vermiştir.

27.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009/430 numarası ile yürüttüğü soruşturmada Mehmet Emin Şen’in müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

26.05.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 03.04.2009 tarihinde aralarında Ahmet Şen’in de bulunduğu, Güçlükonak’ta meydana geldiği iddia edilen faili meçhul cinayet ve kayıplarla ilgili soruşturmanın 2009/546 numarasına havalesine karar verilmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği, Güçlükonak’ta gerçekleştiği iddia edilen olaylarla ilgili olarak ise 2009/546 numarası üzerinden soruşturmanın yürütüldüğü belirtilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına, 2009/546 soruşturma numaralı dosya (Güçlükonak ilçesinde işlenen suçlara ilişkin) içerisinde bulunan iddiaların kendi içerisinde tasniflenerek dört ayrı klasöre bölündüğünü iletmiş ve bu klasörlere konu olaylar ve dosya kapsamında yapılan işlemlerin bir özetini göndermiştir. Sonuç olarak da bu aşamadan sonra mevcut soruşturma ile ilgili olarak ne gibi işlem veya işlemler yapılması gerektiği, soruşturmaya bu aşamadan sonra nasıl yön verileceği hususlarının istinabe yoluyla bildirilmesi talep edilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen Ahmet Şen’e ilişkin olay ve işlem özeti, “1994 yılının Nisan ayında, Ahmet Şen askerler tarafından götürülmüş ve bir daha eve dönmemiştir. Konuyla ilgili şikayetçinin müracaatı alınmıştır.” şeklindedir.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına, 2009/546 soruşturma numaralı dosyaya (Güçlükonak ilçesinde işlenen suçlara ilişkin) ilişkin olarak fezleke göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında aralarında Ahmet Şen’in de bulunduğu 20 kişinin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında, gerek soruşturmanın önemi, gerekse zamanaşımı süresinin yaklaşmış olması dikkate alınarak diğer kişilere ilişkin Adli Tıp raporlarının dönüşü beklenmeksizin evrakın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği fezlekede, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili olarak Cizre ilçesinde 1993-1998 yılları arasındaki faili meçhul cinayet, gözaltında kayıp ve diğer şekillerde kayıp iddiaları ile ilgili olarak soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturması üzerinden yürütülmesine karar verildiği, (aralarında Ahmet Şen’in de bulunduğu) Güçlükonak ilçesinde işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili olarak soruşturmanın çok kapsamlı olması sebebiyle evrakın tefrik edilerek Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 soruşturma numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

Ahmet Tekin'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kıymet Tekin 20.10.1994 tarihinde Diyarbakır DGM Başsavcılığına verdiği ifadesinde, 1994 Mayısı başında oğlu ile tütünlerini satmak üzere Diyarbakır’a geldiğini, kendisinin daha sonra Lice’ye döndüğünü, oğlunun ise şehirde kaldığını, ancak bir gün sonra oğlunun Sarnığ köyü yakınlarında Diyarbakır-Lice otobüsünden jandarma tarafından indirilerek götürüldüğünü belirtti. Diyarbakır DGM Başsavcılığı bu ifadeyle birlikte dosyayı, olayın soruşturulması için Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

01.11.1994 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığı, Lice İlçe Jandarma Komutanlığına yazısında yürütülmekte olan 1994/172 numaralı hazırlık tahkikatı nedeniyle Kıymet Tekin’in ve Mehmet Aksaray’ın savcılığa müracaatını istedi. Başsavcılığın aynı tarihte ayrıca Lice İlçe Jandarma Komutanlığından bilgi istemesi üzerine 09.11.1994 tarihinde gelen cevapta Ahmet Tekin’in tutuklanmamış ve gözetim altına alınmamış olduğu ve aranan şahıslardan olmadığı söylendi, kişinin Sarnığ köyü yakınlarında askerlerce otobüsten indirilerek karakola götürüldüğü olayının ise uydurma senaryolar olduğu iddia edildi.

09.12.1994 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yazılan yazıda, jandarmanın 09.11.1994 tarihli cevabına yer verildi ve müştekinin ve dilekçesinde adı geçen tanığın ifadelerine başvurmak üzere hazır bulundurulmalarına dair yazıya ise cevap verilmediği belirtildi. İkisi de 14.12.1994 tarihinde İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tutulan tutanaklarda Mehmet Aksaray’ın köyde olmadığı ve köyün boş olduğu, Kıymet Tekin’in ise yine köyde olmadığı, köyün boş olduğu ve Diyarbakır İli Bağlar Mahallesinde ikamet etmekle beraber kesin adresinin bilinmediği yer aldı. Bu tutanaklar 16.01.1995 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

09.03.1995 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı (Hz. No: 1994/172; Görevsizlik No: 1995/12) vererek, “şikayet olunan görevliler hakkında Memurin Muhakematı Hakkında Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılmak üzere” soruşturma evrakını Kaymakamlığa gönderdi.

01.03.1996 tarihinde, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığından Lice İlçe Jandarma Komutanlığına yazılan yazıda, 7 Mayıs 1994 tarihine ait Hizmet Defteri, Nezaret Odası Kayıt Defteri, Operasyon Raporları ile varsa diğer bilgi ve belgelerin onaylı fotokopilerinin, bu belgelerden yararlanılarak iddia edilen olay sırasında görevli olan personelin isim ve adreslerinin ve olayı aydınlatabilecek başkaca bilgi ve belge mevcutsa onaylı fotokopilerinin ivedi olarak gönderilmesi istendi. Bu yazıya verilen 10.03.1996 tarihli cevapta, 07.05.1994 tarihinde Ahmet Tekin’in gözaltına alınmasına dair bir veri bulunmadığı belirtildi.

İlerleyen süreçte Ahmet Tekin’in gözaltına alınması ilgili kurumlar tarafından reddedilmeye devam edildi. 13.03.1996 tarihli Jandarma Kumandanlığı İnceleme Raporunda, olayla ilgili hiçbir kayıt bulunmadığı belirtildi, herhangi bir delil ve emarenin elde edilememesi ve sanıkların da tespitinin mümkün olmamasından dolayı güvenlik güçleri hakkında adli veya idari yönden soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı yönünde görüş bildirildi. Buna paralel olarak, 27.03.1996 tarihinde Lice Kaymakamlığı İdare Kurulu Bürosunun verdiği men-i muhakeme kararı (Karar Sayısı 1996/4), 18.10.1996 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi tarafından onandı (Esas No: 1996/26; Karar No: 1996/27).

23.05.2003 tarihinde YAKAYDER adına Başkan Pervin Buldan bir dilekçe ile Ahmet Tekin’in ailesinin de içinde olduğu 500 mağdur yakınının dilekçelerini Adalet Bakanlığı’na sundu. Bu dilekçe 05.06.2003 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, buradan da 09.06.2003 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Aralık 2003’te Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tefrik kararı ve dosyaların ilgili cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilmesine karar verdi (Hz. No: 2003/14627; Karar No: 2003/580). Buna bağlı olarak Ahmet Tekin’in zorla kaybedilmesinin de yer aldığı dosya Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2003 tarihli görevsizlik kararıyla Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi (Hz. No: 2003/29026, Karar No:2003/4522).

26.03.2004 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığı 2003/662 hazırlık sayısını alan soruşturmayla ilgili Lice İlçe Jandarma Komutanlığından, Jandarma Genel Komutanlığından ve Emniyet Genel Müdürlüğünden konuyla ilgili bilgi istedi. Hem 17.05.2004 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen cevapta, hem de 10.06.2004 tarihinde Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığından gelen cevapta Ahmet Tekin’in örgüte katılmış olabileceğine dair ifadeler yer aldı.

Kıymet (Tekin) Aydeniz 10.06.2004 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede 1994 yılında köylerinin etrafındaki köylerin yakılması üzerine ailecek daha fazla kalamayacaklarını anlayarak Diyarbakır’a göç ettiklerini belirtti. İfadesine göre aynı sene içerisinde kalan eşyalarını almak için oğlu Ahmet Tekin’le birlikte köye giderlerken, minibüsleri durduruldu, jandarmalar Tekin’i panzere aldılar. Ayverdi aynı gün içinde oğlunu görmek için Merkez karakoluna gittiğinde, jandarma ilçe komutanı olan yüzbaşı kendisine fiziksel şiddette bulundu. Tekin 3 gün gözaltında kaldıktan sonra 4. gün gözleri bağlı halde Lice sağlık ocağına götürüldü. Bunu hem Kıpçak köyü muhtarı hem de Kıymet Ayverdi gördüler ancak annenin içeri girmesine askerler tarafından izin verilmedi. Daha sonra ise Tekin’den bir haber alınamadı. Ayverdi oğlunu bulmak için birçok yere başvurmuş olmasına rağmen hiçbir sonuç elde edemedi.

Aynı gün ifade veren abisi Bedri Tekin de olayı aynı şekilde anlattı. 14.06.2004 tarihinde ifade veren Mühüttün Kaçan, Tekin’le beraber otobüste olduğunu, Sarnığ köyüne varmadan jandarmalar tarafından durdurulduklarını anlattı. İfadesine göre jandarmalar herkesi arabadan indirerek kimlikleri topladılar, kimlikler geri geldiğinde Ahmet Tekin’inki yoktu ve komutanın emri üzerine Tekin orada kaldı. Askerler Tekin’in ifadesinin alınacağını söyleyerek geri kalan kişilerin yola devam etmesini söyledi.

10.01.2005 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderdi (Hz No: 2003/662; Karar No: 2005/02). Bu süreçte Askeri Savcılığın 27.06.2005 tarihinde soruşturmaya esas olmak üzere yeniden bilgi istemesi üzerine Lice İlçe Jandarma Komutanlığından 10.08.2005 tarihinde gelen cevapta, Tekin’in gözaltına alındığına dair hiçbir kaydın bulunmadığı söylendi. Aynı şekilde Lice Emniyet Amirliği de 18.07.2005 tarihli cevabında Ahmet Tekin’in yolcu otobüsünden alınmadığını, gözetim altında olmadığını ve nezarethane kayıt defterinde kaydının bulunmadığını söyledi.

22.09.2006 tarihinde 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturmaya esas olmak üzere 1994/5237 sayılı dosyanın gönderilmesini, Jandarma Genel Komutanlığından da 1993-1994 yıllarında Lice İlçe Jandarma Komutanı olan personelin açık kimliği ve adresini istedi. Aynı tarihte Lice Sağlık Ocağından da, 1994 Mayıs ayında Ahmet Tekin’e ait kayıt olup olmadığı konusunda bilgi istedi. Lice Sağlık Ocağı’ndan 12.10.2006 tarihinde gelen cevapta arşivin 5 yıldan daha öncesine dayalı olması nedeniyle 1994 yılına dair hiçbir bilgi bulunmadığı söylendi.

13.11.2006 tarihinde Ramazan Kaçan, 7. Kolordu Komutanlığı Diyarbakır Askeri Savcılığına gönderilmek üzere Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadesinde Ahmet Tekin’i Lice İlçe Jandarma Komutanlığında gözleri bağlı ve elleri kelepçeli olarak gördüğünü belirtti. 17.11.2006 tarihinde aynı şekilde 48. Motorlu Piyade Tugayı Komutanlığı Trabzon Askeri Savcılığında ifade veren ve 1993-1994 yılları arasında Lice İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapmış olan Uzm. J. IV. Kad. Çvş. Kemal Alkan, olay hakkında hiçbir bilgisi olmadığını beyan etti. 20.11.2006 tarihinde Ovacık Cumhuriyet Başsavcılığında ifade veren J. Bşçvş. Nedim Çelebi olayı hatırlamadığını ve görev yaptığı süre içinde kimsenin gözaltındayken kaybolmadığını söyledi. 21.11.2006 tarihinde 1. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Eskişehir Askeri Savcılığında ifade veren ve 1992-1994 yıllarında Lice İlçe Jandarma Komutanlığı’nda Merkez Jandarma Karakol Komutanı olarak görev yapmış olan J. Astsb. Kd. Bşçvş. Hasan Çakır da olayı kesinlikle hatırlamadığını, görev yaptığı dönemde şüpheli ve sanıklara hiçbir şekilde kötü muamelede bulunulmadığını belirtti. 01.12.2006 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı Ankara Askeri Savcılığında ifade veren ve 1993-1995 yıllarında Lice İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapmış olan Em. J. Yarbay Şahap Yaralı da olayı hatırlamadığını ve görev yaptığı süre içinde kimsenin gözaltındayken kaybolmadığını söyledi.

19.11.2009 tarihinde Lice Asliye Hukuk Mahkemesi, Ahmet Tekin’in gaipliğine karar verilmesine dair dava nedeniyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığından ilgili dosya ile ilgili bilgi istedi ve Askeri Savcılık tarafından 20.01.2010 tarihinde devam eden soruşturma dosyasından ilgili belgeler gönderildi.

28.12.2011 tarihinde 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı Başbakanlık Milli İstihbarat Müsteşarlığından Ahmet Tekin hakkında bilgi istemesi üzerine gelen 06.02.2012 tarihli cevapta Ahmet Tekin’in örgüte katılmış olabileceği belirtildi. Diyarbakır (TMK 10. Maddesi ile Görevli) Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.10.2013 tarihinde hazırlanan iddianamede (Sor. No: 2013/2531, Esas No: 2013/748, İddianame No: 2013/687), şüpheli Yavuz Ertürk’ün iştirak ettiği ileri sürülen ve soruşturmaları devam eden diğer eylemleriyle ilgili bölümde Ahmet Tekin’in zorla kaybedilmesi de yer aldı. (Bu dava Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2013/106 Esas numarasıyla açıldı.)

29.11.2013 tarihinde 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı görevsizlik kararı vererek (Esas No: 2013/9, Karar No: 2013/127) dosyayı Diyarbakır (TMK 10. Madde ile Yetkili ve Görevli) Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Bunun nedeni Diyarbakır (TMK 10. Madde ile Yetkili ve Görevli) Cumhuriyet Başsavcılığında Ahmet Tekin’in kaybolmasıyla ilgili olarak 1994/5327 esas sayılı dosya üzerinden soruşturma yürütüldüğünün ve “mağdurların sivil şahıs olmaları”, “işkence yapmak, hukuka aykırı olarak gözaltına alarak kişi hürriyetinden mahrum bırakmak eylemlerinin terörle mücadele kapsamında kalsa bile asker faaliyet veya askeri görev olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığının” anlaşılmasıydı. 19.03.2014 tarihinde Diyarbakır (TMK 10. Madde ile Yetkili ve Görevli) Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma devam ettiği sırada TMK 10. Madde ile Yetkili Başsavcılıkların görevlerine son verilmesi nedeniyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. 08.09.2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, 7. Kolordu Askeri Savcılığından gönderilen dosyanın konusu olayın daha önceden soruşturma konusu olduğu tespit edildi ve evrakın birleştirilerek soruşturmaya 2014/9348 soruşturma numaralı evrak üzerinden devam edilmesine karar verildi. 09.09.2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Araştırma Bürosu 2014/9348 soruşturma numaralı dosya hakkında ayırma kararı vererek, Ahmet Tekin’in zorla kaybedilmesinin de dahil olduğu bir grup soruşturmaya 2014/25370 numarasıyla devam edilmesine karar verdi. Aynı tarihte Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. 27.11.2014 tarihinde Lice Cumhuriyet Başsavcılığı daimi arama kararı vererek Lice İlçe Jandarma Komutanlığından her 6 ayda bir düzenli olarak bilgi verilmesine karar verdi (Sor. No:2014/1087).

Ahmet Ürün'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
14.04.1996 tarihinde Agit Ürün, oğlu Ahmet Ürün’ün askeri kıyafetli kişiler tarafından zorla arabaya bindirilerek götürüldükten sonra geri dönmediğini ve hayatından endişe ettiğini Şırnak Emniyet Müdürlüğüne bildirdi. 16.04.1996 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcılığına aynı şikayetle başvurdu. Bunun üzerine 1996/158 hazırlık numarasıyla soruşturma başlatıldı ve Agit Ürün'ün ifadesi alındı.

Ertesi gün Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçeye göre daha önce gerek savcılığa gerekse valiliğe başvuran Salih Ürün, kardeşinin Yoğurtçular Köyü'ne bağlı Özveren Mezrası’nda olduğu haberini aldığını, bu yüzden güvenlik güçleriyle beraber kendisinin de giderek kardeşini burada aramalarını istedi. Aynı gün Salih Ürün jandarma ile bu yere gitti ancak Ahmet Ürün isminde birine ya da köyde yabancı birine rastlanmadı. Şırnak Cumhuriyet Savcısı yine aynı gün, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğüne ve İl Merkez Jandarma Komutanlığına Ahmet Ürün'ün gözaltına alınıp alınmadığın sordu ve her iki yerden de gözaltına alınmadığı cevabını aldı. Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünün Savcılığa yolladığı gözaltı kayıtlarında Ahmet Ürün'ün adı bulunmamaktaydı.

Olaydan bir ay sonra, 14.05.1996'da, Şırnak Emniyet Müdürlüğü'ne gelen Uludere yolu Çöplük mevkiindeki derede bir erkek bedeni bulunduğu ihbarı üzerine olay yerine giden savcı ve adli tıp uzmanları, Cemil Ürün'ün bulunan kişinin Ahmet Ürün olduğunu tespit etmesi üzerine ön otopsi işlemini başlattı. Kesin ölüm sebebi belli olduğu için klasik otopsi yapılmasına gerek olmadığı da kayıtlara düşülerek detaylı inceleme yapılmadı. Bedenin bulunduğu yerin basit krokisinde Bianet'in 19.02.2001 tarihli haberinde belirtilen, buranın Tugay Komutanlığı çöplüğü olduğu bilgisi yer almadı.

Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 05.08.1996 tarihinde olayla ilgili soruşturmada daimi arama kararı vererek olayın fail veya faillerinin araştırılarak her üç ayda bir bilgi verilmesini istedi. 14.01.1999 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Başsavcısı, Uludere Cumhuriyet Başsavcılığından Agit Ürün ve Salih Ürün'ün ayrıntılı ifadelerinin alınmasını, ertesi günse Şırnak Emniyet Müdürlüğünden istihbaratçı Ahmet Özal'ın hazır edilmesini, mümkün değilse adresinin araştırılmasını istedi. 20.01.1999 tarihinde Emniyet Müdürlüğü 1996 öncesi ve sonrasında Ahmet Özal adlı bir istihbaratçının çalışmadığını belirtti.

22.10.1999 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Başsavcısı tekrar bir daimi arama kararı çıkardı. Her 3 ayda bir Şırnak Emniyet Müdürlüğünün hazırladığı raporlara göre faillerin yakalanması mümkün olmadı. Soruşturma devam ediyor. Şırnak Tugay Komutanlığında Ahmet Ürün ile beraber gözaltında tutulan ve Ahmet Ürün’ün burada gördüğü ağır işkence sonucu öldüğünü basına söyleyen Abdullah İke’nin bu beyanları soruşturma kapsamında dikkate alınmadı. Abdullah İke beyanlarında Cemal Temizöz ve ekibinde yer alan Hakim Güven ve kod isimleri Bedran ve Rabun olan itirafçıların Ahmet Ürün’ün zorla kaybedilmesinden sorumlu olduklarını belirtiyordu. 2007 yılında Ahmet Ürün'ün eşi Vesile Ürün, 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca tazminat istemlerinin idarece reddi üzerine bu işlemin iptali için Mardin İdare Mahkemesine iptal ve tazminat istemiyle dava açtı. Ürün ailesi Ahmet Ürün’ün zorla kaybedilmesine ilişkin ayrıca Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Ahmet Üstün'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-18
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ahmet Üstün’ün kardeşi Ali Üstün, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi verdi.** Şikâyetçi, kardeşi kaybedildiği tarihte Savcılığa sözlü olarak başvurduklarını ve savcılığın kardeşinin serbest bırakıldığını söylediğini, ancak kardeşinin eve dönmediğini belirtti. Günlerce kardeşini aradıklarını ancak bazı tanıkların kardeşinin emniyette öldürüldüğünü söylemeleri üzerine aramaktan vazgeçtiklerini belirtti. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 soruşturma numarasına kaydettiği dosyada 20 Mart 2009 tarihinde Ali Üstün'ün ifadesini aldı. Şikâyetçi bu ifadesinde daha önce de avukatları aracılığıyla şikâyetçi olduklarını ve soruşturma açıldığını ancak bir sonuç elde edemediklerini belirtti. (Söz konusu soruşturma ile ilgili merkezimize herhangi bir evrak ulaşmadı).

Savcılık 23 Mart 2009 tarihinde Ahmet’İn annesi Fadile Üstün ve 25 Mart 2009 tarihinde eşi Taybet Üstün’ün ifadelerini aldı. Her iki şikâyetçi de aynı beyanları tekrar etti. Savcılık 19 Kasım 2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne konunun araştırılması için yazı yazdı. Daha sonra dosya numarası değiştirilen soruşturma Haziran 2015 itibariyle devam ediyor.

** 2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (soruşturma numarası 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı.

Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip, yargılanabileceği ve adaletin sağlanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde yüzlerce aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve geç de olsa adalete ulaşabilmek amacıyla yıllardır hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. Bu başvurular sonucunda Savcılık yüzlerce dosya arasından zorla kaybedilmesinin ardından cesedi bulunmuş ya da yasadışı ve keyfi olarak infaz edilmiş 20 maktul açısından ulaştığı delillerle, faillerde birlik olduğunu tespit edip dava açtı.

İş bu dava kamuoyunda “Temizöz ve Diğerleri Davası” olarak bilinmektedir ve uzun süre Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde 2009/470 Esas numarası ile görüldükten sonra önce Şırnak’a ardından da Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen dava 5 Kasım 2015 tarihinde Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tüm sanıkların beraati ile sonuçlandırıldı.

Ahmet Yaman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada diğer nedenlerle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1995-07-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Duri Yaman'nın 11 Temmuz 1995'te Uludere Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçenin ardından 1995/135 dosya numarasıyla başlatılan soruşturma kapsamında Uludere İlçe Jandarma Komutanlığından Ahmet Yaman'ın gözaltına alınıp alınmadığı soruldu. İlçe Jandarma Komutanlığının savcılığa verdiği 18 Temmuz 1995 tarih ve HRK 0621-1357-95/2625 sayılı yanıtta Ahmet Yaman'ın Komutanlığa çağrılmadığı ve adının gözaltına alınan kişiler listesinde yer almadığı belirtildi. Soruşturma kapsamında M.P. ve T.Y. tanık olarak dinlendi. İki tanığın Ahmet Yaman'ın Şırnak Tugay Komutanlığına götürüldükten sonra kaybedildiğini düşündüklerini belirtmeleri üzerine Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı aynı yıl içinde 1995/12 karar numarasıyla yetkisizlik kararı vererek dosyayı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Soruşturmanın bundan sonraki aşamalarına dair Merkezimize ulaşan başkaca bir kayıt bulunmamakta.
Ahmet Yetişen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti YETISEN-c-TURQUIE
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1998-09-30
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
13 Kasım 1994 gecesi Batman’da askerler, polisler ve köy korucuları Ahmet Yetişen’i N.G.’nin evinden alarak Batman Komando Tabur Komutanlığı’na götürdüler.

23 Mart 1995 tarihinde Ahmet’in akrabaları aralarında Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM de olan bir çok makama başvurarak Ahmet’in zorla kaybedildiğini bildirdiler.

30 Eylül 1998 tarihinde Türkan Ahmet’in gözaltına alınması ve zorla kaybedilmesinden sorumlu kişilerin cezalandırılması için Batman Cumhuriyet Savcılığı'na şikayette bulundu. Dosya 1998/2650 hazırlık numarasıyla açıldı. Aynı gün savcı ve Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimi’nde (TMB) görevli polisler tarafından ifadesi alındı.

Batman TMB, gözaltı kayıtlarında Ahmet Yetişen’in bulunmadığını, kendisinin 23 Ekim 1996 tarihinden beri PKK üyesi olarak arandığını belirtti. Batman Jandarma Komutanlığı da Ahmet ile ilgili kayıtlarında bir bilgi olmadığını belirttiler.

19 Şubat ve 25 Nisan 1999 tarihlerinde Ahmet için daimi arama kararı çıkartıldı.

29 Mart 2001 tarihinde savcı tekrar bir arama kararı çıkarttı.

3 Aralık 2003 tarihinde YAKAY-DER İstanbul Fatih Savcılığı'na aralarında Ahmet’in de bulunduğu 160 kayıp kişi hakkında başvuruda bulundu. Fatih Savcılığı dosyayı Batman Savcılığı’na gönderdi ve burada 2003/4131 hazırlık numarasıyla ikinci bir soruşturma açıldı. 22 Ocak 2004 tarihinde iki dosya birleştirildi.

Hanifi bir kaç kez daha Batman Savcılığı’na babasının zorla kaybedilmesinden sorumlu kişilerin bulunması ve cezalandırılması için başvuruda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı.

12 Mayıs 2006 tarihinde Ahmet Yetişen’in ailesi AİHM’ne başvurdu. AİHM verdiği kararda başvurunun altı ay kuralına uyulmayarak geç yapıldığını ifade ederek kabul edilmezlik kararı verdi.

Ali Bulut, Ekrem Bulut, Fahri Bulut, Mustafa Bulut ve Ramazan Bulut'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1994-05-17
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
13 Mayıs 1994’te, Emekli Tümgeneral Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Dağ Komando Tugayı, Lice Jandarma Komutanlığı ve köy korucuları tarafından Esenli’ye yapılan baskında, Mustafa Bulut'un da içlerinde olduğu yedi kişi gözaltına alındı. Operasyondan iki gün sonra 15 Mayıs'ta, Fahri Bulut, Mustafa'nın akıbetini öğrenebilmek amacıyla Lice’ye doğru yola çıktı ancak bir daha kendisinden haber alınamadı. Ertesi gün Mustafa Bulut dışındaki gözaltına alınanlar serbest bırakıldı. 17 Mayıs’ta Fahri’nin kardeşleri Ramazan ve Ekrem Bulut ile amcalarının oğlu Ali Bulut Lice'ye gitti. Kontrol noktasında Salih Bayram, Zeynel Harman ile Ramazan, Ekrem ve Ali Bulut askerler tarafından gözaltına alınarak Lice Jandarma Tugay’ına götürüldüler. Zeynel Harman ve Salih Bayram serbest bırakıldı ancak Bulutlardan hiçbir haber alınamadı.

1994 yılında ailelerin şikayetleri üzerine açılan soruşturmada hiçbir ilerleme olmadı. Olayın üzerinden on yıl geçtikten sonra Diyarbakır Savcılığı dosyayı 20 Ekim 2004’te "yetki ve görevin askeri yargıda olduğu" gerekçesiyle Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı da 23 Aralık 2013 tarihinde "İşkence yapmak, hukuka aykırı olarak gözaltına alarak kişi hürriyetinden mahrum bırakmak ve öldürmek eylemlerinin, terörle mücadele kapsamında kalsa bile askeri faaliyet veya askeri görev olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı" gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı yeniden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

1994 yılı içinde Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Bağcılar Düzpelit Mezrası Malahassi mevkisinin Kevrekok kayaları bölgesinde köylüler, üzerinde çok sayıda mermi giriş ve çıkış deliği bulunan, yakılmış 8 cenazeye ulaştı. Bulunan bedenlerle ilgili Kulp Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 1994/70 hazırlık numaralı dosyaya ait tutanakta: "8 erkek cesedinin kafalarında ve vücutlarında çok sayıda kurşun giriş ve çıkış deliğinin, kollarda ve ayaklarda yoğun kırılma ve deformenin olduğu, ölümün ateşli silahlar ve yanmaya bağlı olduğu, yanan cesetlerin yanında bulunan tütün tablasının kurşun deliği ile delindiği, cesetler üzerinde şalvar, gri renkli kazak, ince kemer, yanmış siyah lastik ayakkabılar olduğu, etrafta çok sayıda boş kovan olduğu tespit edildiği" belirtildi. Cenazeler, Kulp Cumhuriyet Savcılığınca yapılan otopsinin ardından bulundukları yerde köylüler tarafından gömüldü.

Savcılık 9 Ağustos 1994 tarihli görevsizlik kararıyla dosyayı Diyarbakır DGM’ye gönderdi. Gerekçe olarak da "Cesetlerin güvenlik güçleriyle çatışmaya girmiş örgüt üyelerine ait olduğu ya da örgüt içi hesaplaşmadan dolayı öldürülerek gömüldüğü, örgütün bu tür eylemlere sık sık başvurduğu," belirtildi.

Olaydan yaklaşık dokuz yıl sonra, 2003 yılında köye geri dönüşlerin başlamasıyla birlikte çok sayıda kayıp yakını yeniden İHD Diyarbakır Şubesine başvuru yaptı. Bu süreçte ortaya çıkan defin işlemi üzerine aileler söz konusu mezarların açılarak eşleşme için DNA tespiti yapılmasını talep etti. Durumdan haberdar olan Bulut ailesi de 25 Haziran 2008 tarihinde İHD aracılığıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak bulunan kemiklerle DNA eşleştirmesi yapılması amacıyla kan örneği verdi. 16 Temmuz 2004 tarihinde yapılan DNA testi sonucunda sekiz kişiden beşinin Ekrem Bulut, Ramazan Bulut, Ali Bulut, Mehmet Selim Örhan ve Hasan Örhan olduğu tespit edildi. Bunun üzerine, yıllar sonra yakınlarının kemiklerine ulaşan Bulut ve Örhan aileleri, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak yakınlarının kemiklerinin kendilerine teslim edilmesini istedi. Uzun süre cevap alamayan ailelere önce kemiklerin bulunduğu torbanın kaybolduğu bilgisi verildi. İHD Diyarbakır Şubesinin girişimiyle kayıp kemikler daha sonra bulundu ancak bu kez de 8 kişiye ait kemiklerin Kulp ilçesi Merkez Mahalle Mezarlığında aynı torba içerisinde ayırt edilmeksizin gömüldüğü tespit edildi. Ailelerin söz konusu mezarın açılması ve kemiklerin ayrıştırılarak kendilerine teslim edilmesi talebi Savcılık tarafından reddedildi; beşinin kimliği tespit edilen sekiz kişiye ait kemikler, Kulp Kimsesizler Mezarlığında toplu halde gömülmüş şekilde bırakıldı. Mustafa Bulut ve Fahri Bulut’un ise bedenlerine hala ulaşılamadı.

Bulut ailesinin sorumlulardan olarak gördüğü dönemin Bolu Dağ Komando Tugayı Komutanı Yavuz Ertürk hakkında, 1993 yılı sonlarında Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyüne yapılan operasyon sırasında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan 11 köylünün zorla kaybedilmesine ilişkin 2004 yılı sonunda açıklanan bir TBMM araştırma komisyonu raporu olmasına rağmen, 2013 yılı sonuna kadar hakkında hiçbir hukuki işlem yapılmadı. Söz konusu olaya ilişkin hukuki süreçte zamanaşımı kararı verilmesine günler kala, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, emekli Tümgeneral Yavuz Ertürk'ün şüpheli olarak belirtildiği bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. Söz konusu iddianamede “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi,” cümlesi yer aldı ve Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanıyor.

İddianamede Yavuz Ertürk'ün şüpheli sıfatıyla yer aldığı süren diğer soruşturmalar arasında Bulutların yanı sıra 15 Mart 1994'te Kuddusi Adıgüzel'in, 6 Mayıs 1994'te Mehmet ve Mahrem Tanrıverdi'nin, 7 Mayıs 1994'te Ahmet Tekin'in, 10 Mayıs 1994'te Tahsin, Ali İhsan ve Çayan Çiçek'in, 24 Mayıs 1994'te Hasan, Mehmet Selim ve Cezayir Örhan'ın, 30 Mayıs 1994'te Metin ve Bahri Budak'ın, 18 Ağustos 1994'te Mehmet Günkan'ın gözaltına alınarak zorla kaybedilmesi olayları da sayıldı ancak süren davaya dahil edilmedi.

Ali Can Öner, Mahmut Acar, Mehmet Emin Bingöl ve Yakup Tetik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Muş Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
06.11.1993 tarihinde Muş’ta bulunan Yenikent Göçmen Evleri civarındaki su kanalı yakınında Mahmut Acar, Ali Can Öner, Yakup Tetik ve Mehmet Emin Bingöl’ün cenazelerinin bulunması üzerine Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanarak, olay yeri tespit ve otopsi tutanağı düzenlendi, ancak klasik otopsi yapılmadı. Cenazeleri gören Mahmut Acar’ın yeğeni Erkan Acar’ın Savcılığa verdiği ifadesinde bedenler üzerinde ağır işkence izleri bulunduğunun belirtilmesine rağmen otopsi tutanağında bu bilgiye yer verilmedi.

Olay yerinde 41 adet kaleşnikof marka tüfeğe ait merminin boş kovanları bulundu. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.07.1994, 26.03.2013 ve 18.06.2013 tarihlerinde yaptığı talepler üzerine, boş kovanların Emniyet ve Jandarma Kriminal Laboratuvarlarında incelenmesi sonucu iki ayrı silahtan atıldığı ve silahların başkaca herhangi bir olayda kullanılmamış olduğu tespit edildi.

Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, İl Merkez Jandarma Komutanlığı’ndan nezarethane kayıtlarını talep etti; ancak kayıtların 10 yıl süreyle saklandıktan sonra imhasını öngören kanun uyarınca imha edildikleri yanıtını aldı.

Maktullerle birlikte gözaltına alınan Abdulselam Kişi’nin, İhsan Esmer’in, Şıhmus Acar’ın ve Sadi Yıldız’ın, ayrıca, Mahmut Acar’ın yeğeni Erkan Acar’ın ifadesine başvuruldu. Aynı yönde verilen ifadelere göre Kızılağaç Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alınan 54 kişi ağır işkenceye maruz bırakıldıktan sonra Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilip serbest bırakılırken; Mahmut Acar, Ali Can Öner, Yakup Tetik ve Mehmet Emin Bingöl serbest bırakılmamıştı. Jandarma görevlileri tarafından öldürüldüklerini düşünmesine rağmen dönemdeki korku ortamı sebebiyle kimse şikâyetçi olmamıştı.

Van TMK m. 10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı 05.11.2013 tarihinde düzenlediği 2013/454 no.lu iddianamede Naim Kurt’u tek şüpheli olarak gösterdi. Kurt’a 765 sayılı TCK’nın birden fazla kişiyi aynı sebepten öldürmek, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik ve suç işlemek üzere örgüt kurmak suçları isnat edildi. İddianame Van TMK m.10 ile görevli Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Van Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, 6526 sayılı "Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"uyla TMK 10. maddesi uyarınca kurulan ve kamuoyunda "özel yetkili mahkemeler" olarak bilinen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması sonucu davaya suç yerinde bulunan yerel mahkeme olan Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

Dava görülürken Mehmet Emin Bingöl’ün oğlu Abdulkerim Bingöl, babasının 13 gün gözaltında kaldığı süre içerisinde dönemin milletvekilleri, belediye başkanları aracılığıyla Başbakan Tansu Çiller’e ulaştıklarını, “Sağ salim teslim edilecek” sözü aldıkları halde öldürüldüğünü belirterek, “Eğer ki barış sağlanacaksa, bu ölümler aydınlatılmalı, bizler kimi affedeceğimizi bilmek istiyoruz” dedi. Davanın avukatı ve Muş Barosu Başkanı Feridun Taş, Tansu Çiller'in tanık olarak dinlenmesi talebinde bulundu, ancak bu talebi reddedildi.

Bunun yanı sıra sanık Naim Kurt ile tanıkların yüzleştirilmesi talebi reddedildi. Tanık Savaş Aksoy adresi tespit edilemediği gerekçesiyle dinlenmedi ve 28.11.2014 tarihinde Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada adreslerinin araştırılmasının duruşmayı uzatacağı ve dosyaya bir katkı sunmayacağı söylendi. Ayrıca Savaş Aksoy ve dönemin Muş valisi hakkında soruşturma başlatılması talebi de reddedildi.

Aynı tarihli duruşmada, esas hakkında mütalaasını veren cumhuriyet savcısı, Naim Kurt’un suç tarihinde Jandarma Alay Komutanı olduğunun tam olarak tespit edilemediği, cezalandırılması için kesin delillerin bulunmadığını söyledi ve beraatini talep etti. Mütalaaya itiraz eden kayıp yakınları yüzleştirme taleplerini tekrar etti, ancak talep kabul edilmedi.

Mahkeme, Hüseyin Oğuz’un Naim Kurt’un bölgede JİTEM sorumlusu olduğuna dair Ergenekon soruşturması kapsamında verdiği beyanlarını, aynı soruşturmada Arif Doğan’ın evinde bulunan üzerinde Naim Kurt, Veli Küçük, Cem Ersever, Nurettin Ata ve Abdulkerim Kırcı’nın isimlerinin yazılı olduğu belgeyi de değerlendirdi. Ancak JİTEM olarak isimlendirilen oluşumun askeri kaynaklarca doğrulanmadığı ve Naim Kurt’un Mahmut Yıldırım (Yeşil) ile birlikte hareket ettiği iddiaları ve meydana gelen olayla irtibatlandırılamadığına kanaat getirdi.

22.12.2014 tarihli karar duruşmasında, eylemlerin Jandarma görevlileri tarafından gerçekleştirildiğini ve Naim Kurt’un JİTEM’le birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak yeterli delil bulunmadığını belirtti. Naim Kurt’un delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verdi. Avukat Taş, yirmi yıllık soruşturma boyunca hiçbir işlem yapılmadığını, sadece dosyadaki tanık beyanlarına göre iddianame yazıldığını belirterek, “Soruşturma zayıftı. Hiçbir araştırma yapılmamış. Bizim zaten, tetiği Kurt’un çektiği yönünde bir iddiamız yoktu. Dört kişi 13 gün gözaltında işkence gördü. Alay komutanı veya yardımcısının izni ve iştiraki olmadan infaz edilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle alay komutanı, yardımcısı ve hatta valinin de sorumlu olduğunu söyledik” dedi. Dosya Yargıtay incelemesinde.

Ali Efeoğlu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Abdülaziz Özatlan
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Efeoğlu ailesinin vekili 24.01.1994 tarihinde İstanbul DGM Başsavcılığı’na başvurdu. Başsavcılığa verdiği dilekçe 1994/882 muharebe numaralı üst yazı ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne gönderildi.

Cumhuriyet Gazetesinin 26 Ocak 1994 tarihli nüshasında “Gözaltında kayıp iddiası” başlığı altında verilen haberde İTÜ İnşaat Fakültesi öğrencisi Ali Efeoğlu’nun gözaltında kaybedildiğine yer verilmesi üzerine, bu haberi suç duyurusu olarak kabul eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte soruşturma başlattı. İlk olarak Emniyet Müdürlüğünden Ali Efeoğlu’nun gözaltına alınıp alınmadığı soruldu ve alınmadığı yanıtı alındı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılan 09.02.1994 tarihli yazıda, Ali Efeoğlu’nun avukatının İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvurarak müvekkilinin kaybolduğunu beyan etmesi üzerine yapılan arşiv incelemesi sonucunda Ali Efeoğlu’nun aranan kişilerden olduğu belirtildi.

07.01.2009 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından suçun işkence ve kötü muamele olduğu gerekçesiyle eski ceza kanununa göre zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle şüpheli olan İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki ilgili görevliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi (Soruşturma No: 1994/4970, Karar No: 2009/92-6).

Söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararı şikayetçilere ve vekillerine tebliğ edilmedi. 14.12.2012 tarihinde kararı öğrenen ailenin avukatı 22.12.2011 tarihinde kararın eksik soruşturma ve hatalı nitelendirme yapılarak verildiğini belirterek 2009/92-6 karar sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararının kaldırılmasını ve soruşturmanın genişletilmesini talep etti. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/668 değişik iş numaralı kararıyla talebi reddetti.

Ali Gündüz, Fatih Kaya ve Mustafa Kaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Fatih Kaya ve Mustafa Kaya’nın bindiği Mustafa Kaya’ya ait aracın olayın ertesi günü yolda boş bulunması üzerine Ayten Kaya 23.09.1998 tarihinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdi. Olayla ilgili savcılık emri ve Batman Emniyet Müdürlüğü aracılığıyla tanık ifadeleri alındı. Batman Cumhuriyet Başsavcılığının açtığı 1998/2560 hazırlık numaralı ve 23.09.1998 tarihli soruşturma, YAKAY-DER adına Pervin Buldan tarafından 23.05.2003 tarihinde yapılan başvuru neticesinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığının kararıyla 2003/4131 hazırlık numaralı dosyayla birleştirildi.

Ali Gündüz’ün oğlu İsa Gündüz 27.01.2003 tarihinde Ankara İnsan Hakları Başkanlığına dilekçe vererek babasının akıbetini öğrenmek istediğini beyan etti. Bunun üzerine Batman Emniyet Müdürlüğü tarafından 08.05.2004 tarihinde İsa Gündüz’ün ifadesi alındı.

YAKAY-DER adına Pervin Buldan tarafından 23.05.2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikâyet dilekçesinde adı bulunan Ali Gündüz hakkında, oğlu İsa Gündüz’ün başvurusuyla 2007 yılında Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından gaiplik kararı verildi (Esas No:2007/576). Gaiplik kararından sonra hakkındaki aramalara son verilen ve arama kayıtları kapatılan Ali Gündüz kayıp şahıs statüsünden çıkartıldı. Hakkında yürütülen 2004/1737 hazırlık numaralı ve 2004/52 birleştirme kararlı soruşturma dosyası buna istinaden kapatıldı.

2000 yılında İstanbul ili Beykoz ilçesinde Hizbullah’a yönelik yapılan operasyonda Mustafa ve Fatih Kaya’nın kimliklerinin bulunması sonucu, Ayten Kaya’nın başvurusuyla Batman Asliye Hukuk Mahkemesi 18.07.2003 tarihinde Mustafa Kaya’nın (Esas:2006/598, Karar:2003/483), 20.12.2006 tarihinde ise Fatih Kaya’nın gaipliğine karar verdi (Esas:206/313, Karar:2006/1485).

İlgili gaiplik kararı uyarınca emniyet Mustafa Kaya ve Fatih Kaya’nın kayıtlardan düşününü yaparak daimi arama kararını kaldırdı ve dosyayı kapattı.

Batman Cumhuriyet Başsavcılığından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2003/4131 numaralı soruşturma ve 2011/169 karar numaralı fezlekede belirtilen 180 kişilik faili meçhul cinayet listesinde Ali Gündüz, Mustafa Gündüz ve Fatih Gündüz’ün isimleri yer almaktadır.

Ali İhsan Çiçek ve Tahsin Çiçek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CICEK-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1997-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Lice Cumhuriyet Savcılığı, 1997 yılında açtığı soruşturma kapsamında Çiçek kardeşlerle aynı zamanda gözaltına alınan Ramazan Akyol, Fevzi Fidantek, Mehmet Demir ve Mehmet Özinekçi’nin ifadelerini aldı. Dört kişi de ayrı ayrı verdikleri ifadelerinde olayları benzer şekilde anlatarak operasyonu, gözaltına alınmalarını, Yatılı Bölge Okulu’nun bodrum katında gözleri bağlı olarak tutulmalarını ve Çiçek kardeşlerin ikinci günün sonunda bırakılmak üzere yanlarından alındığını, kalan dört kişinin ise üçüncü gün serbest bırakıldığını anlattı. Jandarmalar tarafından ifadeleri alınan köy muhtarı ve iki köylü ise iddia edilen tarihte köye operasyon düzenlenmediğini iddia etti. Soruşturma kapsamında incelenen gözaltı kayıtlarına göre Tahsin ve Ali İhsan Çiçek kardeşler 24 Nisan 1994’te gözaltına alınmış, 26 Nisan’da serbest bırakılmıştı.

Tahsin, Ali İhsan ve Çayan Çiçek’in gözaltına alındığının inkar edilmesi ve akıbetleri hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamamaları nedeniyle Çiçek ailesi, savcılık, jandarma ve İHD’nin ardından 8 Kasım 1994’te AİHM’ye başvurdu. Mahkeme davayı kabul ettikten sonra ilki Haziran 1997’de ikincisi Haziran 1998’de olmak üzere Ankara’da 8 tanığın ifadesini aldı. Hamsa Çiçek ifadelerinde oğlu Tahsin Çiçek’in köyden bazı kişilerle arasında sorun olduğunu; kaybedilmesinden yaklaşık bir ay önce köyün muhtarının oğlu tarafından jandarmaya şikayet edilmesi nedeniyle bir hafta boyunca gözaltına alındığını; çıktığında ise köy muhtarı ile konuyla ilgili tartıştığını; Mayıs ayındaki operasyonda gözaltına alınmasından bir süre sonra köy muhtarının oğlunun kendisine Ali İhsan’ın öldürüldüğünü, Tahsin’in ise askerlerin elinde olduğunu söylediğini belirtti.

Mahkeme, devletin sunduğu belgeleri inceleyip gösterdiği tanıkları dinledikten sonra tutarsızlıklar ve daha önceki benzer olaylardaki deneyimleri göz önünde bulundurarak Tahsin ve Ali İhsan Çiçek ile ilgili olarak başvuran Hamsa Çiçek ve dinlediği diğer tanıkların ifadelerini doğru buldu ve iki kardeş hakkında 5 Eylül 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. (esastan), işkence yasağını düzenleyen 3. (başvuranlar açısından), özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. ve etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. maddelerinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye Cumhuriyeti devletini maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti. Mahkeme, Çayan Çiçek’in gözaltına alınması ve sonrasında zorla kaybedilmesine ilişkin yeterli delil sunulamadığı için ihlal kararı vermedi.

Kulp ilçesinde 1993’te işlenen 11 faili meçhul cinayetin sorumlusu olduğu gerekçesiyle hakkında 7 Ekim 2013’te dava açılan emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk’le ilgili aralarında Çiçeklerin de bulunduğu 9 soruşturma daha yürütüldüğü bilgisi davanın iddianamesinde de yer aldı. İddianameye göre, dönemin Bolu Komando Tugayı Komutanı Tuğgeneral Ertürk’ün adı, Kulp-Lice-Genç üçgeninde 1993-94’te gerçekleşen ve 25 kişinin öldüğü 9 ayrı olayda daha geçiyor. Cinayetlerden, ismi belirlenemeyen ‘Yarbay Ramazan’ kod adlı bir asker ile bir üsteğmen, 2 astsubay ve bir uzman çavuş da sorumlu tutuluyor. “Kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenen davada tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanıyor.

Ali İhsan Dağlı'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AFFAIRE-UCAK-ET-AUTRES-TURQUIE
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada diğer nedenlerle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1995-05-14
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Mehmet Dağlı ve Amine Dağlı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na (20 ve 24 Nisan 1995) ve Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na (1 Mayıs 1995) birkaç kez başvurarak 14 Nisan 1995 günü Eşme Köyü’ne düzenlenen operasyon sırasında jandarmalar tarafından gözaltına alınan oğulları Ali İhsan Dağlı’nın nerede tutulduğu ve sağlık durumu hakkında bilgi istedi.

Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sorması üzerine, Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı, operasyon sırasında Ali İhsan Dağlı’yı ellerinden kaçırdıkları bilgisini verdi.

Evrensel Gazetesi’nde yer alan “İşte Kayıp” ve “Dağlı Kurşuna Dizildi” başlıklı haberlerde, Ali İhsan Dağlı’nın gözaltında çekildiği iddia edilen yaralı fotoğraflarına yer verilmesi üzerine Mehmet Dağlı tekrar savcılığa başvurdu. Yine 24 Kasım 1995 tarihli Evrensel Gazetesi’nde, B.G. adlı bir askerin Ali İhsan’ı gözaltında gördüğünü ve daha sonra komutanından Ali İhsan’ın vurulduğunu öğrendiğini ancak bunu kimin yaptığını bilmediğini anlatan bir haber çıktı ancak Ali İhsan'ın gözaltına alındığı inkar edilmeye devam edildi.

Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı, Eşme Köyü sakinlerinden M.E., M.U., S.Y. ve Mehmet Dağlı’yı tanık olarak dinledi. Köy sakinleri, Ali İhsan Dağlı’nın operasyon sırasında jandarmalar tarafından gözaltına alındığını doğruladı. Silvan’da askerlik görevini yapmış olan tanık M.S. ise ifadesinde, böyle bir olay hatırlamadığını söyledi.

Savcılık tarafından ifadesi alınan kişilerden biri de Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü A.E. idi. A.E., bahsi geçen fotoğrafın ne şekilde temin edildiğini bildirme mecburiyetinde olmadığını beyan etti.

Ali İhsan Dağlı ile beraber gözaltına alınan tanık R.Ö., Dağlı’nın gözaltında işkence gördüğüne şahit olduğunu söyledi. Yine yakalananlardan M.T. ise, gözlerini bağladıkları için başka kimin yakalandığını görmediğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu'nun Türk Hükümeti'nden konuya ilişkin bilgi edinmek istemesi üzerine Adalet Bakanlığı ile Diyarbakır ve Silvan Cumhuriyet Başsavcılıkları arasında birtakım yazışmalar yapıldı. Bu arada Ali İhsan Dağlı’nın yakınları İHD Diyarbakır Şubesi ve Uluslararası Af Örgütü'ne başvuru yaptı ve yardım istedi. Bu kuruluşların girişimleri de sonuçsuz kaldı.

Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı, tanık anlatımlarından Ali İhsan Dağlı’nın Diyarbakır’da gözaltında tutulduğu anlaşıldığından, 04.05.2000 tarihinde yetkisizlik kararı vererek, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi (Karar No: 2000/11). Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ise, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün Ali İhsan Dağlı’nın Diyarbakır’da gözaltına alınmadığını bildirmesi üzerine, 22.06.2000 tarihinde 2000/328 sayılı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri gönderdi.

Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı, bu sefer Ali İhsan Dağlı’nın eşi Besra Üçak’ın ifadesine başvurdu. 25.10.2001 tarihinde ise görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Askeri Savcılığı’na gönderdi (Karar No: 2001/7). Diyarbakır 7. Kolordu Askeri Savcılığı, olayda askeri bir suç olmadığı gerekçesiyle herhangi bir işlem yapmaksızın 07.11.2001 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi (Karar No: 2001/31).

Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 03.12.2001’de bir işlem yapmaksızın, operasyonun Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından gerçekleştirildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı yeniden Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Valiliği’nden operasyona katılan kamu görevlileri hakkında soruşturma yapmak için izin istedi. Ancak, Valilik tarafından soruşturma izni verilmemesine karar verildi. Besra Uçak’ın vekili bu karara itiraz etti ancak itiraz kabul edilmedi.

İdarenin soruşturma izni vermemesi üzerine Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı 06.06.2003 tarihinde takipsizlik kararı verdi. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, 20.09.2004 tarihinde takipsizlik kararına yapılan itirazı reddetti ve bu noktada iç hukuk yolları tükenmiş oldu.

01.08.2001 tarihinde, 75527/01 başvuru numarasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınan dosyada Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesini ve yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini etkin soruşturma yapmamak suretiyle usulden ihlal ettiğine karar verdi ve devleti Dağlı ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS