Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Derviş Özalp'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
19 Şubat 1994'te Cizre Esentepe mevkii E-24 Karayolunun alt kısmında Derviş Özalp'in cenazesinin bulunması üzerine üç Jandarma huzurunda ifadesi alınan anne Fadım Özalp, oğlunun kimseyle bir sorunu olmadığını, kendi halinde ailesinin geçimini sağlayan biri olduğunu söyledi. Aynı üç jandarmanın hazırladığı olay yeri tespit tutanağında, Derviş Özalp'in üzerinde yağmurluk olduğu, yaklaşık 3 metre ilerisinde iki adet boş kalaşnikof kovanı bulunduğu, üzerinden ve olay yerinden kimliğinin çıkmadığı; PKK tarafından öldürülmüş olabileceği yazıldı. O dönemde soruşturma açılıp açılmadığı Merkez'in ulaşabildiği belgelerden anlaşılmıyor.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (soruşturma no 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip, yargılanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. Derviş Özalp'in eşi Hatice Özalp'in verdiği dilekçe de Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/430 soruşturma numarasıyla işleme konuldu.

Şırnak barosu avukatları, savcılığa verdikleri dilekçeyle, Derviş Özalp'in 10.02.1994 tarihinde kaçırıldıktan sonra 19 Şubat 1994 tarihinde Saklan deresinde bir köprü altında boğularak öldürülmesi ve silahla taranması olayıyla ilgili itirafları ulusal basına yansıyan Mehmet Nuri Binzet'in anlattıklarına atıfla, Derviş Özalp'in kaçırılarak sorgulanması ve sonrasında da öldürülmesi olayına karıştığından şüphelenilen Adem Yakin, Abdülhakim Güven, Kamil Atak ve Cemal Temizöz'ün tutuklanması talebinde bulundu.

Ebubekir Aras'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ebubekir Aras’ın zorla kaybedilmesine ilişkin 2009 yılında açılan soruşturma önce yetkisizlik kararıyla Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına, ardından yeniden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2014/1859 numaralı dosyaya kaydedildi. Soruşturma Haziran 2015 itibariyle devam ediyor.
Ebubekir Dayan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-11-19
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Halil Dayan, oğlu Ebubekir Dayan’dan iki gün haber almayınca 19.01.1994 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'na oğlunun bulunması için dilekçe verdi. 1 Şubat 1994 tarihinde Ebubekir Dayan'ın bedeni ailesine teslim edildi ancak o tarihte bir soruşturma başlatıldı mı bilinmiyor.

Halil Dayan 21.04.2009 tarihinde tekrar Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdi. 2009/430 numarasıyla soruşturma açıldı. Cizre Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Işıktaş 19.11.2009 tarihinde İdil Savcılığından Halil Dayan’ın, oğlu Ebubekir Dayan ile ilgili ayrıntılı ifadesinin alınmasını, daha önce hangi savcılık tarafından soruşturma açıldığının öğrenilmesini ve ilgili evrakların iletilmesini talep etti.

Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF TANIS AND OTHERS v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 2 Ağustos 2005 tarihinde verdiği karardaki ifadelere göre, Serdar ve Ebubekir’in Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına gitmesinden sonra cep telefonlarının cevap vermemesi üzerine yakınları Silopi Savcılığından ve Jandarma Komutanlığından bilgi almaya çalıştı. İlçe Jandarma Komutanı Süleyman Can onlara Serdar ile Ebubekir’in karakola gelmediklerini ve gözaltında olmadıklarını söyledi.

26 Ocak 2001’de Eyüp Tanış ile Şuayip Tanış tarafından ve 29 Ocak 2001’de Mehmet Ata Deniz tarafından Silopi Savcısı Kubilay Taşdan’a dilekçe verildi. Dilekçelerde Serdar ve Ebubekir’in, HADEP bünyesindeki faaliyetleri nedeniyle, Şırnak Jandarma Alay Komutanı Levent Ersöz tarafından tehdit edildiklerini ve korkutuldukları belirtildi. Yapılan başvuru sonucunda Silopi Savcısı 26 Ocak 2001 tarihinde Serdar ve Ebubekir’i komutanlığa girerken gören Eyüp Tanış ve Ömer Sansur’u dinledi. Ertesi gün savcı Silopi Emniyet Müdürlüğünde, Eyüp ve İdris Tanış’ın ifadelerini aldı. Eyüp, Serdar’ı ve kendisini arabaya bindirmeye zorlayan kişileri tasvir ederken İdris, anılan kişilerin daha önce HADEP bünyesindeki faaliyetlerinden ötürü korkutulduklarını ve geleceklerinden endişe ettiklerini belirtti.

8 Ocak 2001 tarihinde, Silopi Savcısının sözlü talebi üzerine, Şırnak Jandarma Alay Komutanlığı, Şırnak ve Silopi Savcıları ile Şırnak Valiliğine iki nota vererek Serdar’ın Silopi Jandarma Komutanlığına 18 Ocak 2001’de tek başına geldiğini ve tehdit edilmediğini; 25 Ocak 2001’de ise Ebubekir ile Serdar’ın kendi istekleri ile Jandarma merkezine geldiklerini ve saat 14: 30’da terk ettiklerini belirtti.

Savcılık ilgili yerlere Serdar ile Ebubekir’in kayıp oldukları bilgisini verdi ve resimleri ile eşkallerini gönderdi. 26 Şubat 2001’de savcının talebi üzerine, yerel mahkeme yargıcı, hazırlık soruşturması kapsamındaki dosyaya ulaşım hakkında, Ceza Muhakemesi Kanununun 143. maddesi uyarınca gizlilik kararı verdi.

HADEP üyelerine yönelik korkutma iddialarına ilişkin Resul Sadak tarafından sunulan şikayetin sonucunda 2 Mart 2001 tarihinde savcılık bir soruşturma başlattı ve dosya Şırnak İdare Meclisine gönderildi. 1 Haziran 2001 tarihli bir kararla, İdare Meclisi, söz konusu jandarmalara karşı ceza davası açmaya gerek olmadığı sonucuna vardı. 20 Mayıs 2002 tarihindeyse Şırnak Savcısı, Şırnak Jandarma Komutanı Levent Ersöz’ün tehditleriyle ilgili şikayet için takipsizlik kararı verdi. 20 Mayıs 2003 tarihinde, Şuayip Tanış bu karara itiraz etti ve ölüm tehdidi iddialarını tekrarladı. Ancak bu başvuru da Siirt Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 19 Ocak 2004’te reddedildi. 9 Şubat 2004 tarihinde savcılık kırk sekizi jandarma olan yetmiş üç sanık hakkında da takipsizlik kararı verdi.

Serdar ve Ebubekir’den bir haber alamayan ve hayatlarından endişe eden yakınları 9 Şubat 2001 tarihinde AİHM’ye başvurdu. Kendisine yapılan başvuruyu 11 Eylül 2001 tarihinde kabul eden AİHM üç delegesini görevlendirerek 28 ve 30 Nisan 2003 tarihleri arasında Ankara’da olayın tanıklarının ve davada yer alan kişilerin ifadelerini ve görüşlerini aldı. Mahkeme ayrıca savcılık soruşturmasındaki belgeleri ve diğer yazılı kayıtları da inceleyip konuya dair saptamalarda bulundu. Mahkeme, Serdar ve Ebubekir’in resmi makamlar tarafından tedirgin edildiklerine ilişkin olarak bazı tanıklardan dinlenen anlatımların, tutarlı, inandırıcı ve ikna edici olduğu kanaatine vardı. Mahkeme ayrıca resmi makamların Serdar ve Ebubekir’in Silopi Jandarma Komutanlığına girmelerinden sonraki akıbetlerine ilişkin makul ve destekli açıklama sağlamadıklarını ortaya koydu. Mahkeme, 2 Ağustos 2005'te verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 38. maddesine uyulmadığına ve 2., 3., 5.ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine hükmedip devleti tazminat ödemeye mahkum etti.

29 Eylül 2013 tarihinde, Dicle Haber Ajansında Serdar ve Ebubekir’in zorla kaybedildikleri dönemde Dargeçit Belediye Mezarlığı sorumlusu olan Hacı Akar'ın, Serdar ve Ebubekir'in bir gece yarısı özel harekat polisleri ve askerler tarafından getirilerek, Dargeçit ilçesindeki mezarlıkta battaniyeye sarılı bir şekilde defnedildiğini öne sürdüğü "Serdar Tanış'ın cenazesi Dargeçit Mezarlığı'nda mı?" başlığıyla bir haber yayımlandı. Hacı Akar daha önce 2009 yılında da Tanış ailesine bildiklerini aktarmış, savcılığa ifade vermiş ancak ailenin ilgili mezarın kazılması talebine savcılıktan cevap verilmemişti. Olayın ulusal basına yansımasından sonra harekete geçen Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı, Serdar ve Ebubekir’in olduğu iddia edilen mezarlıkta kazı çalışması başlattı. 2 Ocak 2014 tarihinde savcılık ve adli tıp uzmanları denetiminde yapılan kazı sonucunda görgü tanığının bahsettiği şekilde battaniyeye sarılmış olan kemiklerden kimlik tespiti için örnekler alınarak Serdar ve Ebubekir’in yakınlarından alınan DNA örnekleri ile karşılaştırılmak üzere Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. DNA testinin sonuçları hala bekleniyor.

Edip Aksoy ve Orhan Cingöz'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CICEK AND OTHERS v TURKEY.pdf
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
AİHM'nin başvuru numarası 28883/05 olan dosyada 26 Mart 2013 tarihinde verdiği kabuledilemezlik kararındaki bilgilere göre 9 Ağustos 2001 tarihinde Rukiye Aksoy, 4 Eylül 2001 tarihinde ise Ayşe Cingöz Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı bir dilekçe vererek Edip Aksoy ve Orhan Cingöz'ün kaybedilmesine ilişkin açılan soruşturmada herhangi bir ilerleme olup olmadığını sordu. Ayşe Cingöz, dilekçeyi verdiği gün alınan ifadesinde olayın görgü tanıklarının da isimlerini verdi.

Temmuz 2005 tarihinde, Edip'in eşi Rukiye Aksoy ve Orhan'ın annesi Ayşe Cingöz'ün Silopi Savcılığında ifadeleri alındı. Rukiye Aksoy, savcıya Abdülkadir Aygan'ın itiraflarının yer aldığı 2004 tarihli gazeteleri göstererek Aygan'ın Edip ve Orhan'ı öldürerek gömdüklerini iddia ettiği yerlerin araştırılmasını talep etti.

16 Temmuz 2005'te Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan habere göre Savcılık kimliği tespit edilemeyen iki kişinin cenazesinin 28 Haziran 1995 günü bulunduğunu, açılan soruşturma dosyasında görevsizlik kararı verildiğini ve cenazelerin "örgüt üyesi" oldukları gerekçesiyle Silopi Başköy Kimsesizler Mezarlığına gömüldüğünü bildirdi. Aileler o dönem çekilen fotoğraflardan Aksoy ve Cingöz’ü teşhis etti ve cenazelerin kendilerine verilmesini talep etti ancak Savcılık cenazelerin teslim alınabilmesi için DNA testi yapılması gerektiğini belirterek inceleme için 14 Temmuz 2005 tarihini belirledi. Belirlenen mezar, Silopi Cumhuriyet Savcılığı ve Silopi Belediyesi görevlileri, Silopi Devlet Hastanesinden bir doktor, İHD temsilcileri ve Silopi Jandarma Komutanlığına bağlı bir grup askerle birlikte Başköy Mezarlığında yapılan inceleme sonucunda 14 Temmuz’da bulundu. Mezardaki 4 bedenin kemik incelemesini yapan doktor, bir kişinin kafatasının arka kısmındaki kurşun girişini saptadı. Mezarlıkta bulunan cenazeler numaralandırılırken, alınan kemik örnekleri İstanbul Adli Tıp Merkezine gönderildi. 2006 yılında yapılan DNA analizinde, açılan mezardan çıkarılan kemiklerin Edip Aksoy ve Orhan Cingöz'e ait olmadığı ortaya çıktı.

6 Ağustos 2008 tarihinde, Diyarbakır Savcısı, müruru zamanın dolduğu gerekçesiyle soruşturmayı bitirme kararı aldı. Savcı aldığı kararda, bunun “hürriyetten yoksun bırakma” suçu olduğunu, bu nedenle zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu belirtti.

Rukiye Aksoy 19 Eylül 2008 tarihinde avukatının yardımıyla Savcının kararı aleyhine Siverek Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulundu ancak itiraz, 25 Kasım 2008 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Siverek Mahkemesi, Rukiye Aksoy’un gazete haberleriyle ilgili iddialarına cevap vermedi. Karar, 3 Ocak 2009 tarihinde Aksoy’un avukatına tebliğ edildi.

İç hukuk yollarının tıkanmasıyla beraber Rukiye Aksoy ve Ayşe Cingöz 1 Haziran 2009 tarihinde AİHM’ye başvurdu. Rukiye Aksoy, Edip Aksoy’un kayboluşundan, Sözleşme’nin 2., 3., 5., 6., 8., 13. ve 14. maddelerini ihlal eden devlet görevlilerinin sorumlu olduğundan şikayet etti ancak Mahkeme 6 aylık başvuru süresine uyulmadığına karar vererek başvuruları kabuledilemez buldu.

Edip Çelik ve İbrahim Çelik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
İbrahim Çelik’in eşi ve Edip Çelik’in annesi Merese Çelik, İbrahim ve Edip Çelik kaçırıldıktan sonraki gün Batman Merkez İlçe Jandarma Karakolu’na başvurdu. İbrahim ve Edip Çelik’in gözaltına alınmadığı bilgisi Merese Çelik’e şifahen söylendi. Merese Çelik sonuncusu 13.08.2003 tarihinde olmak üzere çeşitli defalar eşi ve çocuğunun akıbetinin araştırılması için kolluk ve savcılık makamlarına başvuruda bulundu. YAKAY-DER adına Pervin Buldan tarafından 23.05.2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikâyet dilekçesinde isimleri bulunan Edip Çelik ve İbrahim Çelik hakkında Batman Emniyet Müdürlüğü’nün bilgi ve belgelerine göre gaiplik kararı verildi. Gaiplik kararından sonra hakkındaki aramalara son verilen ve arama kayıtları kapatılan Edip Çelik ve İbrahim Çelik kayıp şahıs statüsünden çıkartıldı.
Emin Altan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-30
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Altan 30.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı'na oğlu Emin Altan'ın kaybedilmesi ile ilgili dilekçe verdi. Abdullah Altan’ın aynı gün ifadesi alındı.

Abdullah Altan, Silopi Başsavcılığı'ndaki ifadesinde, daha önce Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat ettiğini belirtti. Ancak soruşturmanın devam edip etmediği hakkında bilgisi olmadığını söyledi.

Emin Karatay'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1991 yılının Haziran/Temmuz ayında, kardeşi Salih Karatay’ın 30.06.2009 tarihli ifadesine göre, Emin Karatay ailesine ait traktör ve patoz aracını alarak Bozalan köyüne bağlı Orta Holan mezrasına çalışmaya gitmiştir. Emin Karatay’ın tarlaya gitmesinden üç gün sonra, tarlada çalıştığı sırada, Cizre İlçe Jandarma timleri PKK gerillalarının köye geldiği iddiası ile köyü sarmıştır. Bu sırada bir çatışma çıkmış ve bir örgüt üyesi öldürülmüştür. Bunun üzerine askerler bir yandan köyde PKK gerillalarını aramaya devam ederken bir yandan da harman işleri ile uğraşan Emin Karatay’ı yakalayarak sorguya almıştır.

Olaya tanık olan Orta Holan köylülerinin aktardığına göre, Emin Karatay köye sadece harman işleri için geldiğini, kendisinin olaylarla bir ilgisi olmadığını söyleyerek jandarmalara yaptığı işle ilgili evraklarını ve kimliğini göstermiştir. Buna rağmen askerler, Emin Karatay’ı döverek askeri bir araca bindirip köyden götürmüşlerdir.

Emin Karatay’ın annesi Gazal Karatay ve babası Ömer Karatay haberi alır almaz köye gitmişler, üç gün boyunca oğullarını aramışlar ancak bir sonuç alamamışlardır. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'na giderek oğullarının durumunu anlatıp, öldürüldüğünden şüphelendiklerini söylemişler, bunun üzerine savcı önce Emin Karatay'ın eşkâliyle ilgili sorular sormuş ardından da Emin Karatay’ın öldürüldüğünü doğrulamıştır. Aile daha sonradan köylülerden Emin Karatay’ın Bozalan köyüne gömüldüğünü öğrenmiştir. Ancak aile Savcılık tarafından otopsi yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi alamamıştır. Salih Karatay 30.06.2009 tarihinde verdiği ifadesinde, kardeşi Emin Karatay’ın “hiç yıkanmadan gündelik elbiseleriyle gömülmüş” olduğunu söylemiştir. Emin Karatay’ın mezarı hala Bozalan köyünde bulunmaktadır. Resmi belgelerde Emin Karatay’ın ölüm tarihi 11.07.1991 olarak gözükmektedir.

Emin Karatay’ın kardeşi Salih Karatay o dönemde işi nedeniyle Bursa'da olduğundan ancak döndüğünde kardeşinin mezarını ziyarete gidebilmiştir. Salih Karatay’ın 30.06.2009 tarihli ifadesine göre, o sırada askerler yanlarına gelerek “Bu teröristin mezarı, bu da patoz sahibinin mezarı.” diyerek mezarların yerini göstermişler ve Salih Karatay'ın orada uzun süre kalmasına izin vermemişlerdir.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

30.06.2009 tarihinde, Salih Karatay, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'na yeniden dilekçe vererek kardeşinin öldürülmesinden sorumlu olanların tespit edilerek yargılanmalarını talep etmiştir.

Cizre Cumhuriyet Savcılığı, 2009/430 numarasıyla soruşturma başlatmıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

23.11.2009 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğünden Emin Karatay’ın ölüm kaydının düşürülmesinde esas alınan belgelerin onaylı birer örneğini talep etmiştir.

01.12.2009 tarihinde, Cizre Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğü cevaben gönderdiği yazıda, yapılan incelemelerde Emin Karatay’ın 11.07.1991 tarihinde ölmüş olduğunu ve bunun 1991/168 numaralı vukuatla tescil edildiğini bildirmiştir. Ancak 1993 yılında Nüfus Müdürlüğünün arşivinin yanması sebebiyle Emin Karatay’ın ölümüne ilişkin diğer dayanaklara ulaşılamadığını belirtmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. Emin Karatay’ın öldürülmesi iddiası ile ilgili elde edilen bilgiler ve değerlendirmeler paylaşılmıştır.

02.05.2012 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığından, Salih Karatay’ın savcılığa davet edilmesini ve Karatay’a 30.06.2009 tarihli ifadesindeki olayların ayrıntılı olarak açıklattırılmasını, olaya ilişkin delillerin sorulmasını, kardeşi Emin Karatay’ın nerede öldürüldüğü ve bu olayın ve Emin Karatay’ın otopsi işlemlerinin hangi savcılık tarafından yapıldığının, kardeşinin bulunduğunu belirttiği yerin nerede olduğunun ve bu yeri bilen şahıs veya şahısların olup olmadığının, varsa açık kimlik bilgilerinin ve adres bilgilerinin ne olduğu hususlarının kendisine sorulmasını ve elde edilecek belgelerin kendilerine gönderilmesini talep etmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı yazı ile, Yeniköy Serebiye Mezrası/Silopi adresinde ikamet eden Salih Karatay’ın hafta içi mesai saatlerinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmesini talep etmiştir.

09.05.2012 tarihinde, Salih Karatay, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle, 30.06.2009 tarihinde verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiğini, kardeşi Emin Karatay’ın olayın gerçekleştiği gün Bozalan köyüne bağlı Orta Holan mezrasına gittiğini bizzat görmediğini ancak anne ve babasının gördüğünü, her ikisinin de halen sağ ama yaşlı olduğunu, kardeşinin başına gelenleri o dönemde anne ve babasının olaydan bir hafta sonra öğrendiğini ve oğullarının akıbetini araştırdığını, anne ve babasına oğullarının öldüğü haberini kimin getirdiğini bilmediğini belirtmiştir. Karatay ifadesinde ayrıca, anne ve babasından duyduğu kadarıyla, ailesinin haberi alır almaz adı geçen köye gittiklerini ve yaptıkları araştırmada iki PKK gerillasının Orta Holan mezrasına indiğini öğrenen Jandarmanın operasyon başlattığını, gerillalardan birisi ölü ele geçirilirken diğerinin kaçtığını, askerlerin etrafı araştırırken patozun ve traktörün yanında bulunan Emin Karatay’ı görerek gerilla zannettiğini ve gözaltına aldığını söylemiştir. Karatay, o dönemde anne ve babasının Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğunu, açık kimliğini bilmedikleri bir savcının Emin Karatay’ın ölümünü doğruladığını, üzerinden çıkan kimliğini ve patoz kağıdını anne ve babasına gösterdiğini, bu eşyaların resmi olarak teslim edilip edilmediğini ve bugün nerede olduğunu bilmediğini ifade etmiş ve ayrıca adı geçen savcının Emin Karatay’ın askerler tarafından “terörist zannedilerek yanlışlıkla öldürüldüğünü” beyan ettiğini eklemiştir. Daha sonra ailesinin Emin Karatay’ın nereye gömüldüğünü tanımadıkları bazı köylülerden öğrendiğini ve kardeşinin Bozalan köy mezarlığına gömülü olduğunu, kardeşi Emin Karatay’ın cenazesi üzerine ne gibi işlemler yapıldığını (otopsi ve benzeri) bilmediğini belirtmiştir. Salih Karatay, kardeşinin ölümünden bir hafta sonra köye gelebildiğini, annesi ile mezarını ziyarete gittiklerini, bu sırada orada bulunan birkaç askerin yanlarına geldiğini ve birinin “Burada ne arıyorsun?” diye sorduğunu, kendisinin de mezarları göstererek “Biri benim kardeşim, biri de çatışmada öldürülen terörist” dediğinde askerin de bu ifadeyi doğruladığını belirtmiştir. Yine, kardeşi Emin Karatay’ın mezarında mezar taşı veya başkaca bir işaret bulunmadığını, en son 4-5 sene önce (yani 2007-2008 yıllarında) Emin Karatay’ın oğluna göstermek için mezarlığa gittiklerini, yerini bulamadıklarında köyden yaşlı bir adamdan yardım istediğini ve o adamın kendisine mezarın yerini gösterdiğini, yine bir işaret koymadan döndüklerini belirtmiştir.

10.05.2012 tarihinde, Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı, Salih Karatay’ın Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatının sağlanmış olduğunu belirtmiştir.

12.05.2012 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile birlikte Salih Karatay’ın 09.05.2012 tarihli ifadesini göndermiştir.

18.05.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayırma kararı vermiştir. Buna göre CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numarası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

18.10.2014 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859-02 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre Emniyet Müdürlüğüne yazdığı yazıda, aralarında Emim Karatay’ın da bulunduğu 21 maktulün öldürülmesi iddiasına ilişkin olarak; maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak herhangi bir şüpheli tespit edilip edilmediği, tespit edilmişse bu şüpheli hakkında ne tür işlemler yapıldığının tespit edilmesi, kayıtların tetkiki ile maktullerin ölümleri veya kaybolmaları iddiasına ilişkin olarak Cizre Emniyet Müdürlüğüne herhangi bir şikayetin yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa bu konuda ne tür işlemler yapıldığının tespiti, bu işlemler sırasında gerekiyorsa, maktul yakınları ile görüşülmesi ve yardım alınması, olay yerinin Jandarma bölgesinde bulunması halinde, gönderilen müzekkerenin iade edilmemesi ve Jandarma görevlileri ile koordinatlı bir şekilde bu işlemlerin yapılması, soruşturmaya konu olaya ilişkin olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında 11 klasör halinde evraklar mevcut olup gerekirse irtibata geçilerek belgelerin tahsis edilmesi taleplerinde bulunmuştur.

.....04.2015 tarihinde, Cizre Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili soruşturmaya ilişkin hazırladığı 30.03.2015 tarihli “Arşiv Araştırma Tutanağı”nı göndermiştir. Buna göre, soruşturma evrakına konu ölümlerin veya kaybolmaların akıbeti ile ilgili olarak Asayiş Büro Amirliği, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile soruşturma konusu ile ilgili olarak gerekli araştırmanın yapılması için yazışmalar yapılmış, Şehit Murat Akançay Polis Merkez Amirliği ve Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı ile yapılan yazışmalardan henüz yanıt gelmemiş, yanıt gelmesi halinde gönderileceği belirtilmiştir. Asayiş Büro Amirliğinin cevap yazısı ve TEM Büro Amirliği arşiv kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde hazırlanan araştırma tutanağı gönderilmiştir. Araştırma Tutanağında, Emin Karatay hakkında arşiv kayıtlarında herhangi bir belge ve bilgiye rastlanmadığı belirtilmiştir.

14.05.2015 tarihinde,Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden, Emin Karatay’ın 1991 yılında Cizre ilçesinde öldürülmesi olayı ile ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir fail tespit edilip edilmediği ve konu ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

04.06.2015 tarihinde, TEM Büro Amirliği tarafından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen araştırma tutanağında, Emin Karatay’ın öldürülmesi olayını gerçekleştiren şahısların yapılan çalışmalar neticesinde kimliklerinin tespitinin ve yakalanmalarının mümkün olmadığını, çalışmalarının devam ettiğini belirtmiştir.

Emin Kaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-05-22
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılında, Güçlükonak’ın Düğünyurdu (Taruni) köyünde minibüs şoförlüğü yapan Emin Kaya gözaltına alınmıştır. Bir hafta sonrasında evine döndüğünde gördüğü ağır işkencelerden dolayı hastanede tedavi olmak zorunda kalmıştır. Kardeşi Hüseyin Kaya’nın sonradan verdiği ifadeye göre, Emin Kaya gözaltına alınma olayı ve gördüğü ağır işkenceler sonrasında kardeşine kendisini tehlikede hissettiğini söylemiş ve minibüsünü satarak İstanbul’a taşınmaya karar vermiştir. Ancak henüz İstanbul’a gidemeden ertesi günün sabahında bir grup asker köyün etrafını sarmış, tüm köylüleri okul olarak da kullanılan caminin önünde toplayarak kimlik kontrolü yapmışlardır. Bu sırada askerler muhtarı sormuşlar; ancak muhtar o sırada köyde olmadığı için, muhtarın azası olan Emin Kaya öne çıkmıştır. Askerler bunun üzerine Emin Kaya'dan Damlabaşı köy patikasını kendilerine göstermesini istemişlerdir.

Kardeşi Hüseyin Kaya’nın sonradan verdiği ifadeye göre, Emin Kaya iki asker ve köylülerin PKK itirafçısı olduğunu düşündüğü, Güçlükonak Yağmurlu köyü nüfusuna kayıtlı Nimet Nas (Namo) ile birlikte köyden uzaklaşmıştır. Emin Kaya o akşam eve dönmeyince ertesi gün Hüseyin Kaya ve diğer köylüler (aralarında Emin Kaya’nın kardeşi Abdullah Kaya, vefat eden anneleri, Emin Tuncay, Mehmet Tuncay, Emin Kaya’nın eşi Fikriye Kaya da vardı) Emin Kaya’yı aramak için askerlerin gittiği yolu takip etmiş, üç gün boyunca aramaya devam etmişlerdir. İkinci gün, Dicle Nehri kenarında bir kum birikintisi gören köylüler, kumun altında bazı elbiseler, ateş izleri ve bir ayakkabı bulmuştur. Üçüncü gün tekrar Dicle nehri kıyısına giden köylüler bu kez bedeni suyun içinde aramaya başlamış ve bir süre sonra Emin Kaya'nın cenazesini bulmuşlardır. Kardeşi Hüseyin Kaya sonradan verdiği ifadesinde, bulunduğunda Emin Kaya'nın tüm iç organlarının çıkarılmış olduğunu ve karın boşluğuna iki büyük taş yerleştirildiğini, alnında da çarpı şeklinde bir yanık izi bulunduğunu söylemiştir.

Köylüler bedeni alarak köye dönmüş ancak otopsi yapılmasını istedikleri için bedeni hemen gömmemiştir. Aynı gün köylülerden biri Güçlükonak Merkez Karakoluna haber vermiştir. Güçlükonak Merkez Karakolundan "Celal Yüzbaşı” adındaki askeri yetkili, haber veren kişiye “Hemen gömsünler, otopsiye gerek yok. Cesedi başka bir yerlere götürmeye çalışırsanız aynısı sizin de başınıza gelir.” demiştir. Bunun üzerine aile aynı gün Emin Kaya’nın bedenini defnetmiştir. Kaya ailesi dönemin koşulları nedeniyle o dönemde başka herhangi bir yere şikâyette bulunamamıştır.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

30.03.2009 tarihinde CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 numaralı soruşturma kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda Cizre’de 1990-2000 yılları arasında jandarma ve polis bölgelerinde meydana gelen faili meçhul cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili ayrıntılı bir tablo hazırlanması, 1993-1994 yıllarına ait nezarethane kayıt defterlerinin ve aynı yıllara ait İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından İl Jandarma Komutanlığına gönderilen vukuat raporlarının temin edilmesi, tanık Mehmet Nuri Binzet ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in beyanlarında yer alan olaylarla ilgili yürütülen soruşturma dosyalarından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar kapsamında tanık beyanlarının yeniden alınması, fotoğraf teşhis ve fethi kabir işlemlerinin gerçekleştirilmesi, kimlik tespiti açısından gerekliyse biyolojik incelemelerin yapılması, mermi çekirdek ve kovanlarının gerekli kriminal incelemelerinin tamamlanması talep edilmiştir.

31.03.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında bu taleplerin yerine getirilmesini Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Komutanlığından istemiştir.

24.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/430 numaralı soruşturma kapsamında CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 30.03.2009 tarihli talebinin sonucu bildirilmiştir.

22.05.2009 tarihinde, bu gelişmeler üzerine Emin Kaya'nın ağabeyi Hüseyin Kaya, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaparak kardeşinin cenazesini bulduklarını haber verdikleri, dönemin Güçlükonak Merkez Karakol Komutanı Celal Yüzbaşı'nın tehditleri nedeniyle herhangi bir işlem yapılmadan gömülen kardeşinin, Güçlükonak Düğünyurdu köyündeki mezarının açılmasını ve otopsi yapılmasını; sorumluların bulunarak yargılanmasını talep etmiştir. Aynı gün Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/546 numarasıyla soruşturma başlatarak Hüseyin Kaya’nın müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır.

26.05.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 03.04.2009 tarihinde aralarında Emin Kaya’nın da bulunduğu, Güçlükonak’ta meydana geldiği iddia edilen faili meçhul cinayet ve kayıplarla ilgili soruşturmanın 2009/546 numarasına havalesine karar verilmiştir.

25.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 2009/430 numarası üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin tahkikat aşamasını ve değerlendirmelerini göndermiştir. Buna göre öncelikle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numaralı soruşturma üzerinden yürüttüğü ve daha sonradan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının 2009/430 numarasına kaydedildiği, Emin Kaya’nın zorla kaybedilmesi iddiası da dahil olmak üzere Güçlükonak’ta gerçekleştiği iddia edilen olaylarla ilgili olarak ise 2009/546 numarası üzerinden soruşturmanın yürütüldüğü belirtilmiştir.

02.05.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına, 2009/546 soruşturma numaralı dosya (Güçlükonak ilçesinde işlenen suçlara ilişkin) içerisinde bulunan iddiaların kendi içerisinde tasniflenerek dört ayrı klasöre bölündüğünü iletmiş ve bu klasörlere konu olaylar ve dosya kapsamında yapılan işlemlerin bir özetini göndermiştir. Sonuç olarak da bu aşamadan sonra mevcut soruşturma ile ilgili olarak ne gibi işlem veya işlemler yapılması gerektiği, soruşturmaya bu aşamadan sonra nasıl yön verileceği hususlarının istinabe yoluyla bildirilmesi talep edilmiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen Emin Kaya’ya ait olay ve işlem özeti “1994 yılında, Emin Kaya, Güçlükonak ilçesi Düğünyurdu köyünde ikamet ettiği sırada askerler tarafından götürülmüş ve daha sonra ölü bedeni, karnında iki taş ve alnında çarpı şeklinde yakma işareti ile Dicle Nehri’nin kenarında su içerisinde bulunmuş ve cenazesi köye gömülmüştür. Konuyla ilgili şikayetçinin müracaatı alınmış, alınan ifadeler neticesinde Emin Kaya’nın mezarının Güçlükonak ilçesi, Düğünyurdu köyüne defnedilmiş olduğu anlaşılmış ancak mezar yeri ile ilgili herhangi bir belirleme yapılamamıştır. Ayrıca 1993 ve 1994 yıllarında Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapmış personelin isim listesi ilgili birimlerden tesis edilmiştir.” şeklindedir.

16.03.2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına, 2009/546 soruşturma numaralı dosyaya (Güçlükonak ilçesinde işlenen suçlara ilişkin) ilişkin olarak fezleke göndermiştir. Fezlekede, CMK 250. maddesi ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/515 numaralı dosyasına esas olmak üzere, Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde 1993-1998 yılları arasında aralarında Emin Kaya’nın da bulunduğu 20 kişinin askerler tarafından öldürüldükleri iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında, gerek soruşturmanın önemi, gerekse zamanaşımı süresinin yaklaşmış olması dikkate alınarak diğer kişilere ilişkin Adli Tıp raporlarının dönüşü beklenmeksizin evrakın fezleke ile gönderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.

06.02.2013 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği fezlekede, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili olarak Cizre ilçesinde 1993-1998 yılları arasındaki faili meçhul cinayet, gözaltında kayıp ve diğer şekillerde kayıp iddiaları ile ilgili olarak soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturması üzerinden yürütülmesine karar verildiği, Güçlükonak ilçesinde işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili olarak soruşturmanın çok kapsamlı olması sebebiyle evrakın tefrik edilerek Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/546 soruşturma numarasına kaydedildiği belirtilmiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında dosya 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

Emin Savgat ve Tahir Koçu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Şubat 1993 tarihinde Emin Savgat’ın Cizre’ye bağlı Dirsekli köyü Kurtuluş mezrasındaki evleri askeri kıyafetli yüzü kapalı 9-10 kişi tarafından basıldı. Aynı gece, aynı kişiler tarafından Tahir Koçu da götürüldü. Olaydan 3 gün sonra Tahir Koçu ve Emin Savgat’ın bedeni Dirsekli Köyü Radar karakoluna yakın bir yerde silahla öldürülmüş olarak bulundu. 19 Ocak 1993 tarihinde Cizre Cumhuriyet Savcılığı görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderdi.

26 Ocak 2009 tarihinde Tahir Koçu ve Emin Savgat’ın aileleri Cizre Cumhuriyet Savcılığına şikayet dilekçesi yazdı. Dilekçede cinayete ilişkin birçok tanığın olduğu belirtilerek faillerin bulunması için gerekli yasal işlemelerin yapılması talep edildi.

25 Mart 2009 tarihinde Tahir Koçu ve Emin Savgat’ın aileleri Cizre Cumhuriyet Savcılığına tekrar dilekçe yazarak yakınlarının zorla kaybedilmesi ve öldürülmesiyle ilgili pek çok görgü tanığı olduğunu, ikisinin bedenlerinin bulunduğu yerin karakolun ve emniyetin arasındaki bir yer olduğunu ve devlet güçlerinin bilgisi ve etkisi olmadan kimsenin buraya gidemeyeceğini belirterek faillerin bulunmasını ve yargılanmasını talep etti.

10 Şubat 2012 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesiyle yetkili ve görevli) Cizre Cumhuriyet Başsavcılığından olayın neden ve nasıl gerçekleştiğine, delillerin neler olduğuna dair bilgi talep ederek şikayetçi kişilerin ifadelerinin alınarak sonucun kendilerine iletilmesini istedi.

4 Haziran 2015 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğü olayla ilgili şahısların yapılan çalışmalar neticesinde kimliklerinin tespit edilemediğini, şahıslara yönelik yakalama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

Enver Akan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-04-21
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Mehmet Akan oğlu Enver Akan’ın kaybedilmesi olayının araştırılması için Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'na 21.04.2009 tarihinde bir dilekçe ile başvurdu. Aynı gün Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'nda Mehmet Akan’ın ifadesi alındı.
Fahriye Mordeniz ve Mahmut Mordeniz'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Mordeniz-Turkiye-Karari
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edilmediği kararı
28 Kasım 1996 tarihinde sivil polisler Mahmut ve Fahriye Mordeniz’i Diyarbakır’daki hayvan pazarı içinde gözaltına aldı.

Fahriye ve Mahmut Mordeniz‘in oğlu Mehmet Emin Mordeniz, olayı takiben 8, 10, 11, 12, 13, 16, 18, 23, 24 ve 25 Aralık 1996 tarihlerinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Anne ve babasının gözaltına alındığını, akıbetlerinden endişeli olduğunu belirtti ve gözaltı sırasında hazır bulunan tanıklar S.K.ve Ş.M.’nin dinlenilmesini talep etti.

3 Aralık 1996 tarihinde, Cizre-Silopi karayolu kenarında elleri bir kumaş parçası ile bağlı ve ağzı bantlanmış halde karın üstü yatan, biri kadın iki kişinin bedeni bulundu. Soruşturma dosyasındaki tutanaklarda, olay yerinde iki adet boş fişek kovanı bulunduğu belirtildi. Soruşturma evrakına göre ölen kişilerin parmaklarında barut izi bulunmadı, böylece olay yerinde bulunan kovanların, cinayeti işleyenlerle ilgili olduğu anlaşıldı.

Mordenizlerin, 10 Aralık 1996 günü iki polis nezaretinde belediye görevlisi tarafından gömülmesinden sonra Cizre Emniyet Müdürlüğü, Savcılığa gönderdiği 27 Aralık 1996 tarihli cevabi yazıda kişilerin akıbetinin henüz belirlenemediğini, soruşturmanın devam ettiğini bildirdi. Cizre Cumhuriyet Savcılığı, 11 Mart 1998 tarihinde hazırlık soruşturmalarının birleştirilmesine ve dosyanın İdil Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine karar verdi.

İdil Savcılığı aynı zamanda, Mordenizlerin zorla kaybedilmesi ve öldürülmesi olayı ile 1993-1996 yılları arasında işlenen pek çok yasa dışı infazda, suçların işleniş şekli, kullanılan silahların niteliği ve diğer deliller bakımından ilişki olabileceğini düşünerek hazırlık soruşturma dosyalarındaki bilgilerin, cinayetlerin, yer, saat, kullanılan silah, şekil, bilirkişi raporu bilgilerini içerecek şekilde gönderilmesi için Şırnak, Cizre, Beytüşşebap, Uludere, Şirvan, Derik Kızıltepe, Nusaybin, Ömerli, Kozluk, Bismil, Çınar, Hani, Kulp ve Lice Savcılıklarına yazı yazdı.

Mordeniz çiftinin çocukları, Kasım 1998’de soruşturma dosyasındaki fotoğraflarından öldürülenlerin anneleri ve babaları olduğunu teşhis etti.

16 Kasım 1998 tarihinde Diyarbakır Savcısı yetkisizlik kararı vererek dosyayı İdil Savcılığı’na gönderdi. 8 Ocak 1999 tarihinde İdil Savcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Savcılığına gönderdi.

Mehmet Emin Mordeniz 23 Nisan 1999 tarihinde AİHM’ye başvurdu. AİHM, olaya ilişkin başvuruyu inceleyerek 10 Nisan 2006 tarih 49160/99 numaralı kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin yaşam hakkını koruyan 2. maddesi’nin esastan ihlal edildiğinin ispatlanamadığına ancak usul yönünden ihlal edildiğine, AİHS 3. ve 5. maddelerinin ihlal edildiğinin ispatlanamadığına ancak etkili ve uygun soruşturma yürütülmemesi nedeniyle 13. madde yönünden ihlal bulunduğuna karar verdi.

Faik Candan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ankara Barosu üyesi Avukat Faik Candan’ın, 02.12.1994 tarihinde saat 16.00’da bankaya gitmek üzere bürosundan ayrıldığı; ancak bir daha kendisinden haber alınamadığı, ayrıca Emniyet Müdürlüğü ve DGM Cumhuriyet Savcılığının konu hakkında bilgileri olmadığına dair belge, 06.12.1994 tarihinde, Avukat Tuncay Alemdaroğlu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuştur. 14.12.1994 tarihinde, Bala ilçesi Ergün köyü yaylası mevkiinde bir erkek cesedi olduğunun Başsavcılığa bildirilmesi üzerine olay yerinde yapılan incelemede şahsın kimliği Faik Candan olarak belirlenmiş, olay yerinde 5 adet boş 9mm çapında kovan bulunmuş ve şahsın gözlerinin siyah renk desenli bir kravat ile bağlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca otopsi raporunda iki ayrı tabancadan yapılan atışlarla 5-12 Aralık tarihleri arasında işkence yapılarak öldürülmüş olduğu saptanmıştır.

Sürdürülmekte olan soruşturma kapsamında çeşitli kişilerin ifadeleri alınarak olay tarihinde Bala ilçesi Ergün köyü mevkiinde Faik Candan’ın görüldüğü doğrulanmıştır. 06.01.1995 tarihinde Bala Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazısında, olayın faillerinin kimliklerinin henüz belli olmadığını ifade etmiştir. 16.1.1995’te, Bala Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adalet Bakanlığı’na gönderilen yazıda, fail ya da faillerinin tespiti konusunda ilerleme olmadığı; ancak soruşturmanın devam ettiği yönünde bilgi verilmiştir. 1995-1999 yılları arasında aralarında Faik Candan’ın iş arkadaşları, olay günü orada bulunanlar ve fail olabileceğinden şüphe duyulan kişilerin de dahil olduğu çok sayıda kişinin ifadesine başvurulmuş ancak soruşturmayı aydınlatacak verilere ulaşılamamıştır. Sürekli tekrarlanan tek açıklama, faillerin bulunması yönündeki çalışmaların ve soruşturmaya konu olayla ilgili çalışmaların devam ettiği yönünde olmuştur.

Bu arada geçen dönemde, 05.03.1997 tarihinde, İbrahim Şahin, Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Emre Ulu, Mustafa Altınok, Abdulgani Kızılkaya, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça ve Mehmet Korkut Eken hakkında “Susurluk Davası” kapsamında 1993-1996 yılları arasında cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak, hakkında tevkif ve yakalama müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek" suçlarından 765 sayılı TCK’nın 313/2-3, 296, 40 maddeleri gereği cezalandırılmaları istemiyle bir kamu davası açılmıştır. Bu dava 12.2.2001 tarihinde mahkumiyet kararı ile sonuçlanmasına rağmen, yapılanmanın lideri olarak ismi geçen İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar, milletvekili dokunulmazlğı nedeniyle ilk etapta ceza almamış olsa da, 15.09.2011 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Susurluk Davası kapsamında Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemle ilgili cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu iddiasıyla örgüt yöneticiliğinden 5 yıl hapis cezası vermiştir.

1993-96 yılları arasında aralarında Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da bulunduğu zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk olarak 2011 yılında başlatılan soruşturmanın iddianamesine, 20.12.2013 tarihinde aralarında Faik Candan’ın da yer aldığı on sekiz cinayet daha eklenerek yargılamaya dahil edilmişlerdir. 03.01.2014 tarihinde, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan faili meçhullere ilişkin iddianameyi kabul etmiştir. Duruşmalarda eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sunmuş olması önemli gelişmelerden birisi olark kayda geçerken aynı zamanda pek çok tanık dinlemesi de gerçekleşmiştir. Halen devam eden mahkemenin izleme tutanaklarına www.failibelli.org sitesinden erişilebilir.

Faik Kevci'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
8 Aralık 1993 tarihinde işlettiği bakkal dükkanına araçla gelen sivil giyimli üç kişinin Faik Kevci’yi zorla araca bindirip götürmesinden sonra ailesi Viranşehir İlçe Emniyet Müdürlüğüne sözlü olarak şikayet başvurusunda bulundu ancak herhangi bir cevap alamadı. Ailenin avukatı tarafından Diyarbakır OHAL Bölge Valiliğine yazılı başvuru yapıldı ancak yine bir cevap alınamadı. İçişleri Bakanlığına dilekçe ile yapılan başvuru da sonuçsuz kaldı.

06.09.2006 tarihinde Faik Kevci hakkında Viranşehir İlçesi 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 2005/49 esas no. ve 2006/153 sayılı gaiplik kararı verildi. 2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamına kazılar yapılacağı haberlerinin çıkması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Faik Kevci’nin ablası Gülçin Kevci 26.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına giderek olayla ilgili ifade verdi ve 2008/3151 sayılı soruşturma dosyasına dahil oldu. İfadesinde, kardeşinin bedeninin kazı yapılacak kuyularda bulunabileceğini düşündüğünü ve DNA incelemesi yapılmasını talep ettiğini belirtti.

Gülçin Kevci 24.02.2009 tarihinde Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığına da başvurdu ve ifade verdi. 2009/372 soruşturma sayısıyla kaydedilen dosya hakkında savcılık, aynı gün içinde 2009/30 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Evrakı Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Burada 2009/483 soruşturma sayısıyla kaydedilen dosya hakkında 22.03.2009 tarihinde 2009/26 sayılı birleştirme kararı verildi ve dosya 2008/3151 sayılı soruşturma kapsamına alındı.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan (eski adıyla Sinan Lokantası) tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı.

Faruk Aksan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
11 Aralık 1994 tarihinde Faruk Aksan Nusaybin’de su tesisatçı dükkanında çalıştığı sırada dükkana gelen sivil giyimli kişiler tarafından bir tamiratçıya ihtiyacımız var denilerek götürüldü. Hizbullah örgütünün merkezi sayılan Nusaybin’deki Sakarya Caddesinde zorla kaçırıldı.

Aynı gün olaydan haberdar olan baba Felemez Aksan, Şehit Fevzi Deniz Polis Karakoluna daha sonra da Nusaybin Emniyet Müdürlüğü ve Nusaybin Cumhuriyet Savcılığına başvurarak oğlunun akıbetiyle ilgili bilgi almak istedi, kayıp dilekçesi verdi.

Hizbullah örgütüne yapılan operasyonlar neticesinde yakalanan M. Salih Gölge yakalandıktan sonra alınan ifadesinde, Faruk Aksan’ı kendilerinin kaçırdığını itiraf etti. Bu olayla ilgili kişilerin Mehmet Akay ve Mustafa Yaşar olduğunu ve oğlunu onların gömdüğünü ve nereye gömüldüğünü onların bildiğini söyledi.

2009 yılında Mehmet Akay Konya iline düzenlenen operasyonda sahte kimlikle yakalandı ve Diyarbakır Cezaevine götürüldü.

9 Mart 2009 tarihinde baba Felemez Aksan Silopi’de faili meçhuller için kazı çalışması başlatılması üzerine, oğlu Faruk Aksan’ın bedeninin de orada olabileceğini düşünerek Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. M. Salih Gölge ve Mehmet Akay’ın ifadelerinin yeniden alınmasını ve oğlunun nereye gömüldüğünün bu kişilere tekrar sorulmasını talep etti. Ancak elimize ulaşan bilgilerden soruşturma açılıp açılmadığı anlaşılamamaktadır.

Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti HANIM-TOSUN-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm
Fehmi Tosun 19 Ekim 1995 tarihinde sivil giyimli iki kişi tarafından kaçırıldı. Aynı gün Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun eşinin kaçırılması ile ilgili Avcılar Karakoluna bilgi verdi. 2 Kasım 1995 tarihinde Hanım Tosun Bakırköy Savcılığına da şikayette bulundu. Küçükçekmece Savcısı tarafından bir soruşturma başlatıldı. 2 Kasım 1995, 29 Ocak, 28 Mart, 16 Eylül 1996 ve 24 Ocak 1997 tarihlerinde Cumhuriyet Savcısı Fehmi Tosun'un kaçırılması konusunda ve bu dava ile ilgili yeni delilleri Avcılar İlçe Emniyet Müdürlüğünden istedi. Herhangi bir cevap alamayan Cumhuriyet Savcısı bu dosya ile ilgilenen polis memuru hakkında Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtı. 4 Nisan 1997 tarihinde, eşi Hanım Tosun, Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğünde ifade verdi ve kocasının akıbetinden haberdar edilmesini istedi. 25 Mart ve 5 Haziran 1998 tarihli yazılarında, Cumhuriyet Savcısı, Aydın Cumhuriyet Savcılığından, eşinin avukatının 17 Mart 1998 tarihli başvurusunda söz ettiği tanığın dinlenmesini istedi. Soruşturma 2012 yılı itibariyle devam etmektedir.

Eşi Hanım Tosun 8 Nisan 1996 tarihinde AİHM’ye başvurdu. 17 Eylül 2003 tarihinde Hükümet'in,28 Ağustos 2003 tarihinde ise eşinin temsilcisinin ilgili beyanları AİHM'ye sunuldu. Hükümet beyanında “1. Hükümetimiz mevcut Türk yasalarına ve Hükümet'in bu tür olayları engelleme girişimlerine rağmen mevcut davanın açılmasına neden Fehmi Tosun'nun kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, AİHS'nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir. Hükümet yaşama hakkının gelecekte güvence altına alınmasını sağlamak için, gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etmiştir. Bu konuda, Hükümet, kısa zamanda uygulamaya konan idari ve yasal önlemlerle yürütülen soruşturmaları daha etkili kıldığını ve mevcut davadaki benzer koşullarda meydana gelen kayıp ve yasadışı olarak bireyin özgürlüğünün kısıtlanması olaylarının azaltılmasını sağladığını” belirtmiştir.

Dava, dostane çözümün taraflar tarafından kabul edilmesiyle 6 Kasım 2003 tarihinde sonuçlandı.

Ferhat Tepe'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF TEPE v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Ferhat Tepe'nin babası İshak Tepe 29 Temmuz 1993'te Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak oğlunun kontr-gerilla güçleri tarafından kaçırıldığını ve hayatından endişe ettiğini bildirdi; aldığı isimsiz telefondan bahsederek telefonlarının kaydedilmesini ve arayan kişilerin bulunmasını talep etti.

4 Ağustos 1993 tarihinde Ferhat Tepe’nin cansız bedeni Hazar gölü kıyısında bulundu. Aynı gün savcı ve adli tabip, ölümün boğulma sonucu gerçekleştiğini bildirerek başka incelemeye gerek olmadığına karar verdi ve başkaca bir işlem yapılmadan ceset Elazığ kimsesizler mezarlığına gömüldü. Olaydan yine isimsiz bir telefonla haberdar olan İshak Tepe 9 Ağustos'ta oğlunu teşhis ederek cenazesini teslim aldı. Ferhat'ın tüm vücudunda ağır işkence izleri, elleri ve ayaklarında bağlandığını gösteren izler ve sigara yanıkları vardı. Bu izlerin hiçbiri adli tıp raporuna yansımamıştı. Ferhat Tepe’nin gözaltında tutulduğu 28 Temmuz, 4 Ağustos tarihleri arasında işkence gördüğü yine aynı tarihlerde gözaltında bulunan kişilerce de doğrulanıyordu; Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde aynı günlerde gözaltına alınan HEP Bismil İlçe Başkanı Mümtaz Çerçel'in de aralarında bulunduğu 14 tanık, Tepe'yi Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı'nda gördüklerini söylüyorlardı.

9 Ağustos günü Sivrice Cumhuriyet Savcılığı açtığı soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Üç gün sonra, 12 Ağustos 1993'te Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkisizlik kararı vererek dosyayı Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

İshak Tepe, oğlunun kaçırılarak öldürülmesiyle ilgili soruşturma yürütülmesi talebiyle aralarında Meclis Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu ve çeşitli bakanlıkların da yer aldığı pek çok kuruma dilekçeyle başvurdu.

Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı 15 Kasım 1994'te olayla ilgili daimi arama kararı çıkarttı.

İç hukuk yollarında hiçbir ilerleme olmayınca İshak Tepe 4 Mayıs 1995'te oğlunun devlet yetkilileri veya onların bilgisi dahilinde hareket eden kişilerce kaçırılması ve gözaltında işkence edilerek öldürülmesi, ve hükümetin etkin bir soruşturma yürütmemesi iddiasıyla AİHM’ne başvurdu. Başvurusunun ardından kendisi ve geniş aile bireyleri polis tarafından büyük baskılara maruz kaldı; Tepe ailesinden pek çok kişi uzun süreler boyunca gözaltına alındı ve AİHM başvurusu nedeniyle tehdit edildi. 19 Şubat 1997'de İshak Tepe hakkında oğlunun ölümüne ilişkin iddiaları nedeniyle "güvenlik güçlerini tahkir ve tezyif etme" suçundan soruşturma başlatıldı ve bir yıl hapse mahkum oldu.

AİHM, 9-14 Ekim 2000 tarihlerinde Ankara’da tanıkları dinledi. 14 tanığın tamamı çeşitli kişilerce ve şekillerde mahkemede ifade vermemeleri ya da ifadelerini değiştirmeleri yönünde tehdit edildi; bazıları yeniden gözaltına alınarak kaybedilmeye çalışıldı; bazılarına para teklif edildi. Türkiye'deki ve AİHM'deki davada yalancı tanıklık yapan Taner Şarlak, yıllar sonra Evrensel gazetesine neden mahkemede yalan beyanda bulunduğunu şöyle anlattı: "Ferhat Tepe'nin öldüğünü cezaevinde öğrendik. Orada biz, olayı gördüğümüzü söyledik ve bir mektup kaleme almaya karar verdik. Kamuoyuna tüm yaşadıklarımızı ve Ferhat Tepe ile ilgili bildiklerimizi mektupta anlattık. Biz üç ay sonra ilk mahkemede çıktık, aradan 4 sene geçti. 9 Ekim'de Hazro'dayken eve polis geldi. Mahkemeye Ankara'ya çağrıldığımızı söylediler. İshak Tepe, Ferhat'ın babası, bizim mektubumuz üzerine bizi tanık olarak yazdırmış. Önce Hazro Kaymakamlığı'na gittik. Kaymakam gitmemizi istemiyordu bağırıp duruyordu. Bize yol parası verdiler Diyarbakır'a geldik. Orada bizi, 4 sene önce işkence gördüğümüz Ferhat Tepe'yi gördüğümüz yere indirdiler. Sonra yanlışlık olmuş dediler, çıkarttılar. Bu bize korku vermek için yapılan bir durumdu. Oradan havaalanına geldik. Bizi uçak ile Ankara'ya gönderdiler, iner inmez sivil bir askeri araçla Tuncay binbaşı aldı, otele geldik. Burada İçişleri Bakanlığı'nda Hukuk Muşaviri İbrahim U. ve Binbaşı Ahmet Tuncay Ç. yanımıza geldi. Bir de emniyetten biri vardı. Bize iyi ifade verirsek zarar görmeyeceğimizi, iş imkanı ve yarar sağlayacağımızı söylediler. Sonra mahkemeye çıktık yalan söyledik, görmedik dedik Ferhat Tepe'yi. Diyarbakır’a geldik Hazro’ya döndük. Daha sonra bize verilen sözün arkasına düştük madem yalan söylemiştik. Diyarbakır’a valiliğe geldik, talepte bulunduk. Bize yol parası verdiler, Ankara’ya gönderdiler. Ankara’da İl Jandarma Komutanlığı’na gittik, Tuncay binbaşıya ulaşmaya çalıştık ama bizi başlarından attılar. Böyle bir şeyin olmadığını, bizim uydurduğumuzu söylediler. En son 1 sene önce bir dilekçe yazdık, gözaltında ve Ankara’da yaşadıklarımızı anlattık. Bize 4 ay önce cevap geldi. Cevapta Diyarbakır’da 30 gün gözaltında kaydımızın bulunmadığı ve otelde yapılan teklifin söz konusu olmadığı yazılıydı. Sonra tüm bildiklerimi İnsan Hakları Derneği’ne anlattım. Öncelikle pişmanım keşke tüm doğruları anlatsaydım. Ama ben de o zaman 16 yaşındaydım 30 gün işkence gördüm imkansızlık da eklenince böyle bir şey oldu. 13 yıl vicdan azabı çektim. Artık elimden bir şey gelirse yapmak isterim. Bir faydası olacaksa, mahkeme açılırsa tanıklık yapabilirim. Artık bu acıların son bulmasını diliyorum, başka ne diyeyim."

Tanıkların yalan beyanları ve yokluğunda Mahkeme, 9 Mayıs 2003 tarihli kararında başvurucunun oğlunun devlet güçlerince veya devlet adına hareket eden kişilerce kaçırılıp öldürüldüğüne dair yeterli delil olmadığına ancak Ferhat Tepe’nin kaçırılması ve öldürülmesi olayına ilişkin açılan soruşturmada “şaşırtıcı eksikliklerin bulunduğunu”, olayla ilgili polis ve çeşitli savcılıkların gerçek anlamda işbirliği yapmadıklarını ve savcıların olayla ilgili soruşturmayı derinleştirmediklerini, başvurucunun verdiği bilgiler doğrultusunda muhtemel tanıkların tespit edilmesi amacıyla gerekli adımların atılmadığını, savcıların soruşturma kapsamında polis memurları ve güvenlik görevlilerinin ifadelerini almadıklarını, soruşturmanın gazetecileri hedef alan muhtemel kişileri de kapsayacak şekilde derinleştirilmediğini, başvurucunun, Ferhat Tepe’nin Diyarbakır Cezaevi'nde gözaltında tutulduğunu gören tanıklar olduğunu iddia etmesine rağmen bu kişilerin ifadeleri alınmadan sadece gözaltı kayıtlarının incelendiğini, şüpheli olmasına rağmen ölümle ilgili herhangi bir Adli Tıp uzmanınca otopsi yapılmadığını, bu tip vakalarda uzman bir hekim tarafından yeterli bir otopsi yapılıncaya dek ölünün bedeninin korunması gerekmesine karşın bu konuda bir tedbir alınmadığını belirterek Ferhat Tepe'nin ölümü konusunda etkin ve yeterli bir soruşturmanın yürütülmemesi nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin usulden ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca hükümetin yeterli işbirliği yapmadığını, dava konusu olayın aydınlatılması için gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşımı sağlamadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 38/1 (a) maddesinin; ve başvurucunun oğlunun ölümünün aydınlatılması için etkin bir cezai soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve hükümeti Tepe ailesine manevi tazminat vermeye mahkum etti.

Ferhat Tepe’nin öldürülmesinden bir süre sonra, Tepe’nin de avukatlığını üstlenen Şevket Epözdemir’in öldürülmesi olayında da Korkmaz Tağma’nın adı geçti ancak her iki olayla ilgili de hakkında soruşturma açılmadı. 1994-1996 yılları arasında Genelkurmay Silahlanma, Savunma ve Araştırma Daire Başkanlığı'na atanan Tağma, 1996 yılında bu görevde iken kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrıldı.

Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı 04.08.2013 tarihinde dosyayı zamanaşımı kararıyla kapattı. Tepe ailesi 20 Mart 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, 16 Haziran 2016’da yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmederek hükümeti aileye manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Soruşturmanın yeniden açılması talebi ise zamanaşımı gerekçesiyle reddedildi.

Fethi Ildır'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
19 Eylül 1993'te, Fethi Ildır’ın ağır işkence izleri taşıyan bedeni Cizre-İdil karayoluna yaklaşık üç kilometre mesafede bulundu. Baba Hüseyin Ildır, İdil ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurarak oğlunun kaçırılarak öldürülmesinden aynı zamanda geçici ve gönüllü köy koruculuğu da yapan Hizbullah örgütü üyelerinin sorumlu olduğunu bildirdi.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığı 2000/285 hazırlık numarasıyla açtığı soruşturmada suçun gerçekleştiği yer olan Kuştepe köyünün Cizre'ye bağlı olması nedeniyle 16 Ekim 2000 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Kararda şüpheliler Mehmet Şerif Tanrıverdi, Cemal Gözüncü, Behrem Gözüncü ve Süleyman Güngör olarak belirtildi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ise 1993/492 dosya numarasıyla açtığı soruşturmada olayı faili meçhul olarak ele aldı ve 2003 yılında daimi arama kararı vererek zamanaşımı tarihini 19 Eylül 2013 olarak belirtti.

Ailenin avukatının 19 Mart 2009'da Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği yeni dilekçede ise Fethi Ildır'ın Hizbullah örgütüne yakınlıklarıyla bilinen ve aynı zamanda korucu olan şüpheliler tarafından kaçırılarak işkenceyle öldürülmesinin örgütlü suçlar kapsamında ele alınarak şüpheliler Şefik Tanrıverdi ve Behrem Gözüncü ile diğer suç ortaklarının yargılanması talep edildi. Daha sonra Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2000/1004 hazırlık numaralı soruşturmada Fethi Ildır’ın Cizre’de kaybolmuş olduğuna dair hiçbir delilin bulunmadığı ve müşteki Hüseyin Ildır ve Fethi Ildır’ın son ikametgah yerlerinin İdil olması sebebiyle 24.10.2000 tarihinde tekrar yetkisizlik kararı verildi.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığının 2000/315 hazırlık numarasıyla açtığı soruşturmada verilen yetkisizlik kararında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı eksik inceleme yaparak dosyayı tekrar İdil Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Ayrıca bu olayla ilgili o tarihte Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlık soruşturması yapılıp, olayın faili meçhul suçlardan olduğu ileri sürülerek daimi arama kararı verildi.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı hazırlık kayıtlarının tetkikinde 1993/492 dosya numarasıyla açılmış daimi aramada takibi yapılan kayıtlı evrak bulunduğundan tahkikatın 1993/492 numaralı soruşturma üzerinden yürütülmesine karar verdi.

Ailenin avukatının 19 Mart 2009'da Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği yeni dilekçede ise Fethi Ildır'ın Hizbullah örgütüne yakınlıklarıyla bilinen ve aynı zamanda korucu olan şüpheliler tarafından kaçırılarak işkenceyle öldürülmesinin örgütlü suçlar kapsamında ele alınarak şüpheliler Şefik Tanrıverdi ve Behrem Gözüncü ile diğer suç ortaklarının yargılanması talep edildi.

Fethi Yıldırım'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-21
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamında kazılar yapılacağına dair haberlerin çıkması üzerine, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Daha önce birçok makama başvuru yapıp sonuç alamamış olan Süleyman YIldırım 21.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına müşteki sıfatıyla ifade verdi. Kardeşinin bedeninin bulunması amacıyla Sinan Tesislerinde, Silopi Kimsesizler Mezarlığında ve Botaş Askeri Tesislerinde kazılar yapılmasını talep etti.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan (eski adıyla Sinan) tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Dosyada 09.04.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından daimi arama kararı verildi.

Fettah Erden'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-24
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2005 yılında Fettah Erden’in eşi Taybet Erden gaiplik kararı için mahkemeye başvurdu. 2005/236 esas, 2007/22 karar numarasıyla verilen kararda 1994 tarihinden itibaren Fettah Erden’in gaipliğine karar verildi. Erden ailesi 2009 yılına kadar korktukları için herhangi bir yasal takipte bulunamadı. Eşi, 24.03.2009 tarihinde ise Fettah Erden'in akıbeti hakkında bilgi ve sorumluların yargılanması talebiyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdi.
Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS