Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Fevzi (Feyzi) Aslan ve Salih Aslan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
30 Eylül 1993 tarihinde kaçırılarak infaz edilen Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da aralarında bulunduğu 1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2013 yılında başlatıldı. 20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeili, Asker Smitko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’ın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.
Fikri Özgen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Ozgen-ve-Digerleri-Turkiye-Karari
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1997-03-13
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Dilşah Özgen, Fikri Özgen’in silahlı ve telsizli kişilerce arabaya bindirilmesinin ertesi günü, 28.02.1997 tarihinde savcılığa müracaat etti. Müracaatı üzerine savcılık, 05.03.1997 tarihinde Fikri Özgen’in gözaltı kayıtlarında olmadığına dair bilgi verdi. Dilşah Özgen 06.03.1997 tarihinde tekrar şikayet dilekçesi verdi ve 13.03.1997 tarihinde 1997/1737 no ile soruşturma başlatıldı. Savcılık soruşturma kapsamında Jandarma, Emniyet Müdürlüğü ve diğer savcılıklardan gözaltı kayıtlarını istedi, takibi 2 yıl boyunca yapılan yazışmalara rağmen kurumlardan Fikri Özgen’e ilişkin hiçbir kayıt çıkmadı.

Savcılık Fikri Özgen’in götürüldüğü arabanın iki muhtemel plakasının sahibinin belirlenmesini talep etti. 31.03.1997 tarihinde Emniyet Müdürlüğünden 34 BHV plakalı aracın beyaz bir Ford kamyonete, 34 BMV plakalı aracın ise siyah renkli bir BMW’ye ait olduğu yönünde bilgi geldi. 23.06.1998 tarihinde savcılık, Özgen ailesinden birini çağırdı. 05.10.1998 tarihinde Fikri Özgen’in küçük kızı, tanığı olduğu babasının alınması olayına ilişkin ifade verdi. 03.04.2000 tarihinde Diyarbakır Başsavcılığı Fikri Özgen hakkında 1997/132 sayısıyla daimi arama kararı çıkarıp, Asayiş Şube Müdürlüğünden üç ayda bir bilgi verilmesini talep etti. CMK 250 ile görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma sonucunda 01.09.2009 tarihinde, tüm soruşturma evrakından Fikri Özgen’in yasadışı terör örgütü tarafından kaçırıldığı ve/veya öldürüldüğü anlaşılmış olduğundan görevsizliğine ve dosyanın CMK 20 ile görevli savcılığa gönderilmesine karar verdi.

İç hukukta soruşturmanın etkili olarak yürütülmemesi üzerine aile, 20.08.1997 tarihinde AİHM’ne başvurdu. 38607/97 numarası ile kaydedilen başvuruyu 20.09.2005 tarihinde karara bağlayan mahkeme, Sözleşme'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin zorla kaybetme ile ilgili etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için usulden ihlal edildiğine, ayrıca etkili bir başvuru hakkı olmadığı için Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti, devleti Özgen ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Hakkı Kaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti KAYA VE DIGERLERI - TURKIYE
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1996-11-28
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
16 Kasım 1996 günü saat 15:00 sıralarında Hakkı Kaya'yı sivil giyimli, telsiz taşıyan kendilerini polis memuru olarak tanıtan üç kişi, ifade vermek üzere polis karakoluna gelmesi gerektiğini söyleyerek araçlarına binmeye zorladılar. Ahmet Yaşar ve Mehmet (soyadı bilinmiyor) olaya tanık oldu.

28 Kasım 1996 tarihinde Hakkı'nın oğlu Efendi Kaya Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na, aynı tarihte kardeşi fiefik Kaya Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na verdikleri dilekçe ile Hakkı'nın nerede olduğu ile ilgili bilgi istedi.

4 Aralık 1996 tarihinde polis, Hakkı Kaya’nın kaçırılmasının tanığı olan Ahmet Yaşar’ın ifadesini aldı. Yaşar, ifadesinde olay günü iki arkadaşıyla birlikte yürürlerken 06 EKN 22 plakalı beyaz Toros steyşın aracın kendilerine yaklaştığını söyledi. Araçtaki adamlar kimlik kontrolü yaptı ve Yaşar’a gidebileceğini söylediler. Yaşar, her şey çok hızlı gerçekleştiği için bu adamları net olarak tarif edemediğini belirtti. Ne var ki birinin sarışın, diğerinin ise kıvırcık saçlı olduğunu hatırladı. Bu kişilerin kimin için çalıştıkları hakkında bilgisi yoktu.

5 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır İl Jandarma Komutanı, Diyarbakır DGM Savcısına Hakkı Kaya’nın gözaltına alınmadığı bilgisini verdi.

17 Mart 1997 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısı görevsizlik kararı verdi ve davayı Diyarbakır Başsavcılığı’na gönderdi. Başsavcılık Kaya’nın kaybolmasıyla ilgili soruşturma başlattı ve şahsın aranmasını Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden talep etti. Belirtilen tarihten bu yana Hakkı Kaya daimi arama kararı ile aranmaktadır.

27 Mart 1997 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Araştırma Komisyonu ailesine Hakkı Kaya’nın gözaltında olmadığını bildirdi. Komisyon ayrıca 06 EKN 22 plakalı aracın modelinin iddia edildiği gibi steyşın Toros değil, Fiat fiahin olduğunu ve Ankara’da ikamet eden Y.C.’ye ait olduğunu aileye bildirdi.

7 Eylül 1998 tarihinde polis Efendi Kaya’nın ifadesini aldı. Efendi Kaya ifadesinde, babasının Kasım 1996’dan beri kayıp olduğunu ve o zamandan beri kendisinden hiç haber alamadığını belirtti.

28 Ocak 2000 tarihinde Hakkı Kaya'nın ailesi Cumhuriyet Savcısına bir şikayette daha bulundu. Polis Efendi Kaya’nın ifadesini iki kez daha aldı. İfadelerde değişiklik yoktu.

11 Mart 2004 tarihinde eski PKK üyesi ve JİTEM (Jandarma İstihbarat Merkezi) üyesi olduğu iddia edilen Abdulkadir Aygan’la yapılan bir röportaj Ülkede Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı. Aygan röportajda Hakkı Kaya’nın JİTEM tarafından öldürülenlerden biri olduğunu ifade etti. Kaya’nın cesedinin Diyarbakır-Silvan karayolu üzerinde, Karacali ile Han köyleri arasında gömülü olduğunu belirtti. Hakkı'nın ailesi gazete kupürünün bir kopyasını incelenmek üzere Savcıya ilettiler.

6 Nisan 2004 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Abdülkadir Aygan’ın 1986 yılında örgüt üyeliğinden 15 yıl hapis cezasına çarptırıldığı konusunda Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na bilgi verdi. Ancak 1985 yılında çıkarılan pişmanlık yasasından faydalandığı için salıverildi ve nerede bulunduğu bilinmediğini ve Cumhuriyet Savcısının Abdülkadir Aygan’ı araştırmaya devam etse de yerini tespit edemediğini belirtti.

8 Haziran 2004 tarihinde Efendi Kaya Abdülkadir Aygan hakkında Hakkı Kaya’yı öldürdüğü yönünde şikayette bulundu.

Hakkı Kaya'nın ailesi 27 Temmuz 2001 tarihinde AİHM'ye başvurdular.

AHM 24 Ekim 2006 tarihinde Sözleşme'nin 2. maddesinin usulden (etkili soruşturma yapılmaması) ihlal edildiğine karar verdi. Ayrıca, başvuranların etkili başvuru hakkının ihlal edilmesi sebebiyle Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

Halil Birlik ve Mehmet Bilgeç'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Mehmet Bilgeç'in imam nikahlı eşi Hadice Çağlın'ın 2 Şubat 2009'da Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifade sonrasında 2008/3151 soruşturma numarasıyla dosya açıldı. Çeşitli internet sitelerine yansıyan haberlere göre eski JİTEM çalışanı Yıldırım Beyler'in 2009'da bazı basın organlarında yayınlanan itiraflarından sonra Şırnak Barosu, itiraflarda adı geçen yerlerin kazılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulundu (bu başvuru ve sonrasındaki gelişmelere dair evraklar Merkezimizde bulunmamaktadır). Şırnak Savcılığı bir süre sonra adı geçen yerlerde bir keşif yaptı ve hazırladığı raporu kazı işlemlerinin yapılması için Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığına iletti. Ancak Şubat 2010'da yapılan kazılardan herhangi bir sonuç elde edilemedi.
Harbi Arman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-12-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
1999 yılında düzenlenen iddianamelerle yargılanan 11 sanıklı ve 2005 tarihli iddianameyle yargılanan 5 sanıklı davaların 2010 yılında birleşmesiyle, süren dava JİTEM Ana Davası* olarak anılmaya başlandı. Gazeteci yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili, eski JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın fail olarak işaret ettiği Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de gözaltına alındı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtuldu. Başlatılan soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7. ACM tarafından kabul edildi. 2014 yılında Musa Anter Davası’nın, JİTEM Ana Davası’yla birleştirilmesi talebi, davanın sürdüğü Diyarbakır 1. ACM tarafından kabul edildi. 2015 yılında Musa Anter Davası “güvenlik gerekçesiyle” Ankara’ya nakledildi. Ankara 6. ACM birleştirme kararına itiraz etti. Ankara 6. ACM’nin itirazını değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hayrettin Toka, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz, Yüksel Uğur, Hamit Yıldırım ve Savaş Gevrekçi davada sanık olarak yargılanıyor. Davaya konu olan zorla kaybedilen ya da keyfi infaz edilen kişiler ise Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Harbi Arman, Lokman Zuğurli, Zana Zuğurli, Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdülkadir Çelikbilek ve Musa Anter. Dava Ocak 2017 itibariyle devam ediyor.
Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal, Metin Andaç ve Neslihan Uslu'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2009 yılında İnsan Hakları Derneği, 10 ayrı kayıp yakını ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal, Metin Andaç ve Neslihan Uslu da hakkında başvuruda bulunulan kayıplar arasındaydı. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep ettiler.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2008/1756 soruşturma numarası ile yeni bir soruşturma başlattı. Savcılık soruşturmaların yeniden açılması için her kayıpla ilgili dilekçeyi olayın gerçekleştiği yer açısından yetkili savcılıklara gönderdi. Hasan Aydoğan, M. Ali Mandal, Metin Andaç ve Neslihan Uslu'nun zorla kaybedilmesine ilişkin dosya Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi ancak elimize ulaşan belgelerde soruşturmalara ilişkin daha güncel bir veri yok.

Hasan Baykura'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-17
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hasan Baykura'nın eşi Suphiye Baykura 17 Mart 2009 tarihinde eşinin kaybedilmesinden sorumlu olan kişilerin cezalandırılması ve bölgede bulunan insan kemikleriyle eşleştirme yapılması için DNA örneği alınması talebiyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 numaralı soruşturma üzerinden soruşturmayı başlattı ve aynı gün konuyla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verdi. 19 Kasım 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden Suphiye Baykura'nın ifadesinde kocasını evden aldığını iddia ettiği korucu Hasan Page'nin ifade vermek üzere çağrılmasını istedi. Bunun üzerine 14 Aralık 2009 tarihinde Hasan Page'nin tanık olarak ifadesi alındı. Hasan Page ifadesinde olayla ilgisi olmadığını, söz konusu şahısları tanımadığını belirtti.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturmayı 06.02.2013 tarihli fezleke ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesiyle dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/466 numaralı soruşturmaya kaydedildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2013/466 numaralı dosyada, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi nedeniyle, 2014/10089 numarasıyla yetkisizlik kararını verdi ve dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı 2014/1859 soruşturma sırasına kaydetti. Soruşturma devam ediyor.

Hasan Ergül'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hasan Ergül 23 Mayıs 1995 tarihinde Silopi çıkışında Ova Petrol denilen bölgede üç taksi tarafından durduruldu ve taksilerden inen dört silahlı şahıs tarafından bir araca bindirilerek zorla götürüldü. 2009 yılında basına yansıyan bilgilere göre Jitem itirafçısı Abdülkadir Aygan verdiği röportajda "Hasan isimli Silopili bir şahıs, Çukurca köyünden olması gerekir. JİTEM'de çalışan ve maddi durumu iyi olan, ismi Cindi soyadı Acut veya Acet olan 'Koçero' lakaplı kişi, Hasan adlı kişiyi alarak, Silopi timine götürdü. Ardından Diyarbakır timine, sonra da Elazığ timine götürülen Hasan öldürüldü. Burada da cesedi çuval içerisine konularak Hazar Gölü'ne atıldı," dedi. Bunun üzerine Ergül ailesi Aygan'ın bu açıklamalarından yola çıkarak 2009 başında kardeşlerinin cesedini bulmak için girişimlere başladı. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2008/3151 dosya numarasıyla açtığı soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.

Aile daha sonra 9 Nisan 2009'da itiraflarda geçen yerin kazılması ve kemiklere ulaşılması halinde DNA tespiti yapılması yönünde Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bir başvuru yaptı. Edinilen bilgiye göre, balıkçıların, buldukları cesetleri Elazığ Emniyet'ine bildirmeleri üzerine savcılık devreye girmiş, cesetler, fotoğrafları çekilip Adli Tıp Kurumu'nda otopsi yapıldıktan sonra kimlikleri tespit edilemediği için kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Elazığ Cumhuriyet Savcısı, 1995 yılına ait sahipsiz cesetlerle ilgili dosyaları tek tek çıkararak Hasan Ergül'ün kardeşlerine gösterdi. Ergül kardeşler, kardeşleri Hasan Ergül'ü dosyadaki fotoğraflardan teşhis etti. Elazığ Cumhuriyet Savcısının kararı ile mezar 14 Nisan 2009'da açıldı ve kemik numuneleri alındı. Alınan numuneler Hasan Ergül kaçırılırken yanında olan oğlundan alınan kan numuneleri ile karşılaştırılmak üzere Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Yapılan DNA testinde kemiklerin Hasan Ergül'e ait olduğu belirlendi ve ailesine teslim edildi. Hazırlanan rapor, 2013 başında Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. Ergül ailesi, kayıp kişilerle ilgili soruşturma çerçevesinde tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve Koçero Saluci hakkında Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu. Ergenekon davasında ifadesine başvurulan bir tanığın da Ergül cinayeti hakkında çarpıcı bilgiler verdiği ortaya çıktı. Tanık, cinayetin sorumlusu olarak Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve emekli Albay Levent Göktaş'ın tetikçisi olduğu ileri sürülen Saluci'yi işaret ediyor.

Hasan Esenboğa'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
28 Aralık 1994 tarihinde, İdil-Cizre Karayolu üzerinde köylülerce Hasan Esenboğa’nın cenazesinin bulunması üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/287 soruşturma numarası ile soruşturma başlattı. Savcılığın olay yerinde yaptığı tespitlerde, cesedin gözleri bağlı bir şekilde bir kayaya yaslanır vaziyette bırakıldığını, vücudunda darp izleri olduğunu ve bir ip veya telle boğularak öldürüldüğünü dış muayene ile tespit eden savcılık, maktule klasik otopsi yaptırmadı. Olay yeri tespit tutanağında cesedin yanında boş bir kovan olduğu da belirtildi.

Savcılığın talebi ile Hasan Esenboğa'nın eşi ve kayınvalidesi 24 Ocak 1995 tarihinde ifade verdi. Savcılık maktulün iş ilişkisinde bulunduğu kişilerin ifadesini aldı, maktulü son gören kişilerin bulunması için polisten araştırma talep etti. Bu araştırmalardan bir sonuç elde edilemeyerek dosyada 19 Nisan 1996 tarafından daimi arama kararı alındı. 1 Ocak 2010 tarihine kadar İdil İlçe Jandarma Komutanlığı ile yasa gereği zorunlu rutin yazışmalar yapıldı ancak faillere dair hiçbir bilgiye ulaşılmadı.

Sürüncemede kalan soruşturmanın ardında, 2010 yılında Kadriye Esenboğa, Cizre Cumhuriyet Savcılığına yeniden suç duyurusunda bulundu** ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2010/1267 soruşturma numarası ile soruşturma başlattı. Şikâyetçi 1994 yılında belirt(e)mediği ayrıntıları bu başvuruda dile getirdi. Bunlardan ilki, eşinin bedenini gördüğünde başında iki kurşun izi olduğuydu. Savcılığın olay yerinde yaptığı ölü muayenesinde ise beden yanında kovan bulunduğu belirtildiği halde böyle bir bilgi bulunmuyordu. Diğer önemli bir husus ise şikâyetçinin kocasının beyaz Toros araç ile alındığını görenler olduğunu ve maktulü araca bindirenlerin Yavuz, Ramazan Hoca, Bedran ve Selim kod adlı şahıslar olduğunu belirtmesiydi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 14 Nisan 2010 tarihinde yetkisizlik kararı vererek şüphelilerin isimleri ile birlikte dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Soruşturma, İdil Cumhuriyet Başsavcılığında 1994/287 soruşturma numarası üzerinden devam etmekte.

Savcılık, şikâyetçinin bildirdiği görgü tanığını dinledi. Tanık, Hasan Esenboğa'nın kaybolduğu tarihte başvurmaya gittikleri savcılıkta şüphelileri gördüğü halde korktuğu için bu şahısları tanımadığını söylediğini belirtti. Şikayetçilerin vekilleri Bedran kod adlı kişinin Adem Yakin, Yavuz Kod adlı kişinin ise Burhanettin Kıyak olduğunu ve bu şahısların 20 kişinin kaybedilmesi ve öldürülmesi suçlamasıyla kamuoyunda “Temizöz Davası” olarak bilinen davada yargılandıklarını ve tutuklu olduklarını savcılığa bildirdi.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararında şüpheli olarak geçen Adem Yakin'in ifadesi, İdil Cumhuriyet Savcılığınca “Tanık” olarak alındı. Burhanettin Kıyak'ın ise 16 Ekim 2012 tarihinde henüz ifadesi alınmamıştı. Şikâyetçi vekili 16 Ekim 2012 tarihinde İdil Cumhuriyet Savcılığının görevsizlik kararı vermesini ve dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Terörle Mücadele Kanunu 10. Maddesi ile yetkili) göndermesini talep etti. Elimize ulaşan evraka göre 8 Mayıs 2013 tarihi itibariyle dosyada başkaca işlem yapılmadı.

** 2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (soruşturma no 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği ve adaletin sağlanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde yüzlerce aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve adalete ulaşabilmek amacıyla yıllardır hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. Bu başvurular sonucunda savcılık yüzlerce dosya arasından zorla kaybedilmesinin ardından cesedi bulunmuş ya da yasadışı ve keyfi olarak infaz edilmiş 20 maktul açısından ulaştığı delillerle, faillerde birlik olduğunu tespit edip dava açtı. İş bu dava kamuoyunda “Temizöz ve Diğerleri Davası” olarak bilinmektedir ve Kasım 2015'te tüm sanıkların delil yetersizliğinden beraatiyle sonuçlanmıştır. Diğer dosyalar için ise açılmış olan soruşturmalar halen devam etmektedir.

Hasan Gülünay'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Abdülaziz Özaltan
Soruşturma / Dava tarihi:2009-05-29
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Zorla kaybedilen Hasan Gülünay'ın eşi Birsen Gülünay, eşini uzun süre arayıp birçok makama sözlü başvuru yaptıktan sonra 1992 yılı içerisinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyon Başkanlığına başvurarak eşinin akıbetinin araştırılmasını talep etti. İnsan Hakları Komisyonunun İstanbul Valiliğine verdiği talimat sonucu valilik 28 Eylül 1992 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden konunun araştırılmasını talep etti. Emniyet Müdürlüğünden herhangi bir yanıt gelmemesi üzerine 19 Temmuz 1994 tarihinde valilik aynı bilgileri tekrar istedi. Emniyet ise ilk talebin üzerinden yaklaşık iki sene geçtikten sonra, 23 Ağustos 1994 tarihinde, sadece kayıtlarını kontrol edip iddiaları araştırmadan Hasan Gülünay’ın hiç gözaltına alınmadığını belirtti.

Elimize ulaşan evraka göre arama çabaları sonuçsuz kalan Birsen Gülünay, 2009 yılında İnsan Hakları Derneği aracılığı ile 17 ayrı kayıp yakını ile birlikte tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, halk arasında Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı gereğinin icrası için Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 25 Haziran 2009 tarihinde Hasan Gülünay’ın Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde kaybolduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2009/41443 soruşturma numarasıyla kaydettiği dosyada 17 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden Hasan Gülünay’ın 20 Temmuz 1992 tarihinde gözaltı kaydı olup olmadığını sordu. Emniyet, böyle bir gözaltı işlemi olmadığı cevabını verdi. Dosyada başkaca işlem yapmayan Savcılık 31 Temmuz 2009 tarihinde suçun 15 senelik zamanaşımına tabii olduğu iddiası ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Şikâyetçi vekilinin itirazı üzerine Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Ekim 2009 tarihinde soruşturmaya devam kararı verdi. Bunun üzerine Savcılık 2009/61296 soruşturma numarası verdiği dosyayı daimi aramaya alarak üç yıl boyunca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile “Hasan Gülünay’ın yaşayıp yaşamadığının tespiti” talepli aylık rutin yazışmalar dışında işlem yapmadı.

Şikâyetçi vekilleri 24 Mayıs 2012 tarihinde Hasan Gülünay’ı emniyette gözaltındayken gören E.Ç ile itirafçı Ayhan Çarkın’ın tanık olarak dinlenilmesini talep etti. Talebi yerine getirmeyen Savcılık 31 Ekim 2012 tarihinde 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Şikâyetçi vekilleri 18 Aralık 2012 tarihinde karara itiraz ettiyse de Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 22 Ocak 2013 tarih ve 2013/48 D. iş. sayılı kararı ile itirazı reddetti. Bunun üzerine başvuru yolları tükenen şikâyetçiler 08.04.2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, TESEV, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, ve Anayasal Haklar ve İnsan Hakları için Avrupa Merkezi imzasıyla zorla kaybetme suçuna ilişkin sunulan bağımsız görüşü dosyaya kabul eden Mahkeme, 21 Nisan 2016 tarihinde yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine, zamanaşımı kararı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. Başvurucunun tazminat talebi olmaması nedeniyle herhangi bir tazminata hükmedilmedi.

Hasan Kaya ve Metin Can'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Mahmut-Kaya-v.-Turkiye
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1993-02-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 28 Mart 2000 tarihli kararındaki ifadelere göre, 22 Şubat 1993’te Fatma Can, Şerafettin Özcan’la birlikte Emniyet Müdürlüğüne ve savcılığa giderek eşi Metin’in ve arkadaşı Hasan Kaya’nın kaybolduğunu bildirdi. Hasan’ın babası Ahmet Kaya, Elazığ Valiliğine oğlunun bulunmasını talep eden bir dilekçe verdi. 22-23 Şubat 1993 tarihlerinde Fatma Can, Şerafettin Özcan’la birlikte Ankara’ya giderek İçişleri Bakanlığına başvuruda bulundu.

27 Şubat 1993’te Tunceli’ye 12 km uzaklıktaki Dinar köprüsünün altında bulunan iki cansız bedenin Hasan Kaya ve Metin Can’a ait olduğu anlaşıldı. 8 Mart 1993’te Metin’in eşi Fatma Can Elazığ Savcılığına giderek kaybolmasından önce eşinin polis tarafından izlendiğini söylediğini belirtti. 11 Mart’ta Elazığ Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Tunceli’ye sevk etti. 18 Mart’ta Hasan’ın babası Ahmet Kaya, Cumhuriyet Savcısına bir dilekçe vererek oğlunun Yazıkonak’ta telsiz taşıyan sivil giyimli polisler tarafından gözaltına alınırken görüldüğünü bildirdi. Ahmet Kaya, 19 Mart’ta da Pertek Cumhuriyet Savcısına dilekçe yazarak 15 Mart’ta Pertek’te gerçekleşen bir olayla ilgili duyumlarını aktardı. Kaya’nın ifadesine göre, Pertek’te bir birahanede geçen olayda, Yusuf Geyik adlı bir kişinin, “Metin Can ve Hasan Kaya’yı biz öldürdük” demesinin ardından birahanedekilerle arasında arbede yaşandı. Bunun üzerine Yusuf Geyik kendisine saldıranlara silah doğrultarak telsiziyle konuşmaya başladı. Olay yerine gelen jandarmalar Yusuf Geyik’i alıp götürdüler.

31 Mart 1993’te Tunceli Cumhuriyet Savcısı Hasan Kaya ve Metin Can’ın bilinmeyen kişilerce öldürülmesiyle ilgili görevsizlik kararı verdi. İşlenen suçun OHAL koşulları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünerek dosyayı Kayseri Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 13 Nisan 1993’te Ahmet Kaya Savcılığa bir dilekçe daha yazarak Can ve Kaya’nın polisler tarafından bir arabayla götürüldüğüne benzincide çalışan birinin tanık olduğunu, hatta bu kişinin Metin Can’la konuştuğunu ifade etti. Hozat polisinin 14 Nisan’da Hozat Savcısına verdiği rapora göre, Hasan Kaya ve Metin Can Tunceli Emniyet Müdürlüğünde tutulmamıştı. 29 Nisan’da Pertek Cumhuriyet Savcısı Pertek Emniyet Müdüründen birahane idarecilerinin sorgulanmasını ve Pertek Jandarma Bölge Komutanlığından Yusuf Geyik’in araştırılmasını istedi. 4 Mayıs’ta Pertek Emniyet Müdürü Yusuf Geyik’in jandarma karakolunda tutulduğunu; fakat şimdi nerede olduğunun bilinmediğini bildirdi. Aynı tarihte Savcılığa verdikleri ifadelerde birahaneyi yöneten Hüseyin Kaykaç ve garson Ali Kurt, olayı Ahmet Kaya’nın ifade ettiği şekliyle doğruladı. 5 Mayıs’ta Pertek Jandarma Komutanı olayın gerçekleştiği belirtilen tarihte jandarmadan yardım talebinde bulunulmadığını ifade etti.

22 Temmuz 1993’te Kayseri Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Erzincan Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 3 Eylül 1993’te Tunceli İnsan Hakları Derneği başkanı Mehmet Gülmez ve avukat Ali Demir Elazığ Cumhuriyet Savcısına 26 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde yayınlanmış bir haberin kopyasını gönderdi. Habere göre bir özel harekat polisi Hasan Kaya ve Metin Can’ı kontragerillalar Ahmet Demir ve Mehmet Yazıcıoğulları’nın öldürdüğünü belirtmişti. 14 Ekim’de Tunceli Cumhuriyet Savcısı polisten Mehmet Yazıcıoğulları’nın bulunmasını istedi. Polis 18 Ekim’de Yazıcıoğulları’nın bulunamadığını bildirdi. 31 Ocak 1994’te Aydınlık gazetesi editörü Hale Soysu İstanbul Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünden Mahmut Yıldırım’ın sorumlu olduğunu ve bu bilgiyi Binbaşı Cem Ersever’den aldığını ifade etti.

2 Şubat 1994’te Erzincan Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısı, Pertek polisi ve jandarmasının ifadelerinde çelişkiler olduğunu Pertek Cumhuriyet Savcısına bildirerek bu çelişkilerin araştırılmasını istedi. Aynı zamanda Binbaşı Cem Ersever’in konuştuğu bir televizyon programının transkript ve kayıtlarını da talep etti. Hasan’ın babası Ahmet Kaya, 14 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede, Aydınlık gazetesinin, televizyon programının ve Soner Yalçın’ın kitabı “Binbaşı Cem Ersever’in İtirafları”nın Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünün planlayıcısı ve sorumlusu olarak Mahmut Yıldırım’ı gösterdiğini belirtti. Aynı gün Savcı, Elazığ polisinden bununla ilgili araştırma yapmasını istedi. Metin’in babası Anik Can, 21 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçede Mahmut Yıldırım’ın ev adresini iletti. Polis 25 Şubat ve 11 Nisan 1994 tarihlerinde Mahmut Yıldırım’ın evinde bulunamadığını ve yerinin tespit edilemediğini Savcılığa bildirdi.

25 Mayıs 1994’te Erzincan Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya Milli Güvenlik Mahkemesine devretti. 13 Mart 1995’te Malatya Milli Güvenlik Mahkemesi Savcısı Bingöl, Elazığ, Diyarbakır ve Tunceli Savcılıklarından Mahmut Yıldırım ve gazete haberlerinde kontragerilla cinayetleriyle ilgili adı geçen Orhan Öztürk, İdris Ahmet ve Mesut Mehmetoğlu’nun bulunmasını istedi. 17 Mart 1995’te Diyarbakır E-Tipi Cezaevi müdürü, Orhan Öztürk, İdris Ahmet ve Mesut Mehmetoğlu’nun daha önce belli aralıklarla cezaevinde tutulduklarını belirtti. Cezaevi müdürünün verdiği bilgilere göre Orhan Öztürk 18 Şubat 1993’te, İdris Ahmet de 16 Aralık 1992’de serbest bırakılmıştı. Mesut Mehmetoğlu ise 8 Ocak 1993’te cezaevinden çıkmış, ancak Mehmet Şerif Avşar’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili 26 Eylül 1994’te yeniden tutuklanmıştı.

28 Mart’ta ifadesi alınan Mehmet Yazıcıoğlu, Hasan Kaya ve Metin Can’ın öldürülmesiyle ilgisinin bulunmadığını ve adı geçen diğer kişileri tanımadığını söyledi. 6 Nisan 1995’te cezaevindeyken savcılık tarafından ifadesi alınan Mesut Mehmetoğlu da, olayın gerçekleştiği tarihlerde Antalya’da olduğunu belirtti. Jandarma, 3 Nisan 1995 tarihli raporunda Yusuf Geyik’in memleketi olan Geyiksu’da bulunmadığını, 8-10 yıl kadar önce Geyiksu’dan ayrıldığını ve yerinin tespit edilemediğini bildirdi.

İç hukuk yolları tıkanınca Hasan Kaya’nın kardeşi Mahmut Kaya AİHM’ye başvurdu ve Hasan’ın devlet tarafından hukuk dışı şiddete maruz bırakıldığını ifade etti. Hükümet, doğu ve güneydoğu bölgelerindeki genel şiddet ortamında, yalnız Hasan Kaya’nın değil, tüm devlet çalışanlarının hayatlarının risk altında olduğunu; buna karşılık Hasan Kaya’nın ölümüyle ilgili gerekli soruşturmaların yapıldığını belirtti.

AİHM, Hasan Kaya’nın yaşam hakkının korunamadığına ve sözleşmenin 2. maddesinin esas ve usulden, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmederek hükümeti Kaya’nın ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Hasan Ocak'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AFFAIRE O. c. TURQUIE
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Hasan Ocak 21 Mart 1995’te kaybedildi. 25 Mart 1995 tarihinde Hasan Ocak’ın kız kardeşi İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına şikâyette bulunarak kardeşinin akıbeti hakkında bilgi istedi. Aynı gün Savcı Hasan Ocak’ın gözaltı kayıtlarında isminin bulunmadığını belirtti. 23 ve 28 Mart 1995 tarihleri arasında İstanbul Terörle Mücadele Şubesinde gözaltında tutulmuş iki kişi Hasan Ocak’ı orada gördüklerini doğruladı. Diğer iki kişi Hasan Ocak’ın ismini dijital parmak izlerinin alındığı listede gördüklerini doğruladılar.

26 Mart 1995 tarihinde Hasan Ocak’ın bedeni Beykoz’da bulundu. Yapılan otopside Hasan Ocak’ın boğularak öldürüldüğüne kanaat getirildi. 28 Mart 1995 tarihinde Emine Ocak oğlunu gözaltına alanlar hakkında Küçükçekmece Savcılığına suç duyurusunda bulundu. 2 Nisan 1995 tarihinde Emine Ocak İstanbul savcısına oğlunun gözaltında kaybedilmesinde sorumluluğu olanlar hakkında şikâyette bulundu. 3 Nisan 1995 tarihinde İnsan Hakları Derneği temsilcileri, Hasan Ocak’ın gözaltında gören kişilerin de ismini zikrederek İstanbul DGM savcısına şikâyette bulundu. 4 Nisan 1995 tarihinde İstanbul DGM Savcısı yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet savcısına gönderdi.

6 Nisan 1995 tarihinde, 25 Mart’ta gözaltına alınarak Aksaray Emniyet Müdürlüğüne götürülen Suna Yaşar sorgudan indirilirken fırsat bulup gözbağının altından baktığı kişinin daha sonra resmini görerek tanıdığı Hasan Ocak olduğunu belirtti.

11-12 Nisan 1995 tarihinde Hasan Ocak’ın abisi Hüseyin Ocak, babası ve İnsan Hakları Derneği, Adalet Bakanlığına, İstanbul Valiliğine, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığına Hasan Ocak’ın İstanbul Terörle Mücadele Biriminde kaybedilmek istendiğinden endişe duyduklarını belirterek kendilerine Hasan Ocak’ın akıbeti hakkında bilgi verilmesini talep etti.

2 Mayıs 1995 günü Hasan Ocak’ın ailesi, Hasan Ocak’ı yasal olmayan yollarla gözaltına alan ve halen tutmaya devam eden memurlar hakkında görevi kötüye kullanmak ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

3 Mayıs 1995 tarihinde annesi Emine Ocak Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. 16 Mayıs 1995 tarihinde Hüseyin Ocak Beykoz-Bozhane Köyü mevkiinde bulunan cenazenin kardeşi Hasan Ocak olduğunu teşhis etti.

18 Mayıs 1995 tarihinde Küçükçekmece savcısı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Beykoz Cumhuriyet Savcısına gönderdi. 26 Temmuz 1996 tarihinde Emine Ocak AİHM’ye başvurdu. AİHM 15 Temmuz 2004 tarihinde verdiği kararda Hasan Ocak’ın ölümüne ilişkin yapılan soruşturma etkili olmadığı için Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti devletini mahkûm etti.

20 yıldır rutin yazışmalar dışında bir işlem yapılmayan ve savcının sık sık değiştirildiği dosyada zamanaşımı kararı 17 Ekim 2016’da Cumhuriyet Savcısı Suat Çalışkan imzasıyla alındı. Kararda dosyada tanık olarak birçok kişinin ifadesi alındığı ancak resmi kayıtlarda Hasan Ocak’ın gözaltına alındığına dair belgeye rastlanmadığı; bazı tanıkların olay tarihinde Hasan Ocak’ı gözaltında gördüklerine dair beyanlarının araştırıldığını ancak “buna yönelik belirleme yapılamadığı”; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Hasan Ocak’ın güvenlik güçlerince veya onların işbirliğiyle öldürüldüğüyle ilgili olarak sözleşmenin yaşam hakkını düzenleyen maddesinin ihlal edilmediği, etkin ve etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği” kararı aldığına işaret edildi.

Zamanaşımı kararına 29 Kasım 2016’da yapılan itirazı kabul eden 7. Sulh Ceza Hakimliği, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılmasına ve soruşturmanın Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca genişletimesine karar verdi.

Hayrettin Eren'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
26 yaşındaki Hayrettin Eren, 12 Eylül darbesinin ardından 21 Kasım 1980 günü arkadaşı ile birlikte İstanbul Saraçhane’de Haşim İşcan geçidinin üzerinde gözaltına alınarak Karagümrük Karakolu’na götürüldü. Beş kişi onu gözaltına alınırken gördüğüne, karakolda ve siyasi şubede işkenceyle sorgulandığına tanıklık ederek suç duyurusunda bulundu; ancak o günden itibaren kendisinden haber alınamadı.

3 Mart 2011 tarihinde içlerinde Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren’in de yer aldığı toplam on iki kişi, 12 Eylül 1980 askeri darbesini takip eden süreçte gözaltında kaybolan, öldürülen veya yargısız infaza uğratılan yakınları için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundular. Suç duyurusuna konu olan suçlar ise şu şekilde belirtildi: sistematik olarak kasten öldürme ve işkence, kişi hürriyetinden yoksun kılma, kaybetme, Anayasal güvenceleri ortadan kaldırma, kişi özgürlüğü ve güvenliğini ihlal ve siyasi partiler, basın ve sendikalar üzerindeki kısıtlamalar nedeniyle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal. Dilekçenin ilerleyen bölümlerinde TCK 77’den alınan referans da göz önünde bulundurularak, sistematik işkencenin insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi nedeniyle, evrensel bir hukuk kuralı olan zamanaşımının işlemeyeceği gerçeğinin kabul edilmesi gerektiği ifade edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2014 yılında, 2012/40291 sayılı soruşturma dosyası için kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. 20 Ocak 2015 tarihinde bu karara itiraz edildi; ancak 16 Şubat 2015’te İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, itirazın reddine hükmetti. Bunun üzerine aileler 27 Mart 2015 tarihinde Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesine gerekli belgeleri sunarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular ve başvurularının işkence yasağı, yaşama hakkı ve medeni siyasal haklar ile ilgili olan ulusal/uluslararası hukuk normları kapsamında soruşturma yapılması gerektiğini ifade ederek yakınlarının nerede olduklarının tespiti ile AİHS 5/5 ve 41 maddeleri uyarınca hakkaniyete uygun maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulundular. 14 Temmuz 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Bürosu’na, eksik olduğu söylenmiş olan bazı belgelerin de teslimi gerçekleştirilerek başvuru tamamlandı.

Hazım Ünver'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Burak Böge
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamına kazılar yapılacağı haberlerinin medyada yer alması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı.

Başvuranlar arasında bulunan Osman Ünver’in 27.01.2009 tarihinde yeğeni Hazım Ünver’in zorla kaybedilmesi ile ilgili Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alındı. Osman Ünver ifadesinde, yeğeninin zorla kaybedilmesini JİTEM görevlilerinin gerçekleştirmiş olabileceğini düşündüğünü belirtti ve Hazım Ünver’in bedeninin bulunması amacıyla Botaş kuyularında, Sinan Lokantası’nın arkasındaki kuyularda, Silopi Kimsesizler Mezarlığı’nda ve Görümlü Karakolu çevresindeki kuyularda kazı yapılmasını talep etti.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı talimatla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Soruşturma devam ediyor.

Hıdır Öztürk'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti kiziltepe_bicaktimi_iddianame
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
29.12.1994 tarihinde Bekir Öztürk’ün kendilerini asker olarak tanıtan dört silahlı kişinin ağabeyi Hıdır Öztürk’ü götürdüğünü bildirmesi üzerine olayla ilgili soruşturma başlatan Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı 1995/143 numaralı soruşturması kapsamında müşteki sıfatıyla Celal Öztürk ve Bekir Öztürk’ün ifadelerine başvurdu. İfadelerde olay anlatımı yapılarak, Hıdır Öztürk’ün bulunması talep edildi.

30.12.1994 tarihinde, Alibeyköyü yolunda Hıdır Öztürk’ün cenazesini bulan köylüler tarafından yapılan ihbar üzerine olay yerine giden Derik Soğukkuyu Karakol Komutanlığı görevlilerince olay yeri tespit tutanağı düzenlendi. Tutanağa göre olay yerinde bir adet boş mermi kovanı bulunuyordu. Tutanakta Hıdır Öztürk’ün “Başka bir yerde öldürüldükten sonra getirilip buraya atıldığı, [bedenin] yanındaki iki ayrı kişiye ait olan ayak izlerinin de bunu gösterdiği ve boş kovanın da sonradan [bedenin] yanına bırakıldığının anlaşıldığı” belirtildi. Aynı tarihte Derik Cumhuriyet Başsavcılığınca 1994/306 numaralı soruşturma başlatılarak, otopsi tutanağı düzenlendi, klasik otopsi yapılmasına gerek görülmedi.

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı bir kez daha Bekir Öztürk’ü dinledikten sonra 21.02.1995 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Derik Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/306 numaralı soruşturma kapsamında müşteki sıfatıyla Hıdır Öztürk’ün annesi Adile Öztürk’ün ile eşi Hatun Öztürk’ün ve tanık sıfatıyla C.A., V.Ö. ve Ş.Ö’nün ifadelerine başvurdu. 28.12.1995 tarihinde görevsizlik kararı vererek, dosyayı 1995/62 numaralı fezleke ile Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

1994/306 ve 1995/143 numaralı soruşturmalar Diyarbakır DGM Başsavcılığının 1995/1147 numaralı soruşturma dosyasında birleştirildi. Dosyada Diyarbakır DGM Başsavcılığı tarafından 14.12.2007 tarihinde daimi arama kararı verildi.

30.05.2001 tarihinde Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 2001/2002 numaralı ekspertiz raporunda olay yerinde bulunan boş kovanın “silahı tespit edilemeyen olaylar arşivinde kayıtlı bulunan” diğerleriyle herhangi bir irtibatı olmadığı belirtildi.

27.10.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü kamuoyunda Ergenekon olarak bilinen soruşturma kapsamında gizli tanık Aydos, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesinde “Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine Savcılık dosyayı ayırarak Hasan Atilla Uğur ile diğer şüpheliler hakkında gerekli adli işlemlerin yapılması için Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına yönelik yetkisizlik kararı verdi.

Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı işlemlere 2009/3586 numaralı soruşturma üzerinden devam etti. Bu kapsamda Savcılık tarafından 10.01.2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben "Gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" talimatı yazıldı.

06.02.2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçede Hıdır Öztürk’ün bölgede görev yapan kamu görevlileri tarafından zorla kaybedildiği ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtilerek, olayın aydınlatılması talep edildi.

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğunu belirterek, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının uygun bulmasıyla, 13.02.2013 tarihinde 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başladı. Bu dosya 03.07.2013 tarihinde 2013/94 numaralı fezlekeye bağlanarak Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Burada soruşturmaya 2013/1886 numaralı dosya üzerinden devam edildi. Bu kapsamda Hıdır Öztürk’ün kardeşi Bekir Öztürk, eşi Hatun Öztürk müşteki sıfatıyla ve amcasının oğlu Celal Öztürk tanık sıfatıyla dinlendi.

06.03.2014 tarihinde Resmi Gazetede kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK M.10 ile görevli cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine dosya Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2014/1052 numaralı soruşturma numarasını aldı.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı delilleri değerlendirerek 20.07.2014 tarihinde 1992 ile 1996 yılları arasında Mardin’in Kızıltepe İlçesinde Hıdır Öztürk dahil zorla kaybedilen ve yasa dışı keyfi infaz edilen 22 kişiye ve köy yakmalara ile boşaltmalara ilişkin iddianame düzenledi. İddianamede bu eylemlerin “sistematik” bir şekilde Jitem faaliyeti olduğu, bu yapının da devlet bağlantısı bulunduğu vurgulandı. “Hıdır Öztürk'un Jitem'e bağlı olarak Kızıltepe ilçesinde faaliyet gösteren Bıçak Timi üyeleri tarafından ikametinden alınarak ateşli silah ile öldürüldüğü yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır” tespitinde bulundu.

Şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk‘un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığında görevli olan Ünal Alkan'ın Jitem’e üye olduğu, Kızıltepe’de bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ile 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği belirtildi.

İddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak daha ilk duruşma görülmeden, dava güvenlik gerekçesiyle Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 03.03.2015 tarihinde görülen ilk duruşmada sanıklar Hasan Atilla Uğur ve Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri nedeniyle CMK M.161/5’e dayanarak dosyanın izin istemiyle HSYK’ya gönderilmesine karar verildi. 18.10.2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15.01.2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Bir sonraki duruşma 27 Nisan 2016 tarihinde görülecek. Davaya ilişkin geniş özet için tıklayın.

Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Hakan Karaali
Soruşturma / Dava tarihi:2011-03-24
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2011/647 dosya numaralı soruşturma kapsamında 26.03.2011 tarihinde alınan itirafçı Ayhan Çarkın’ın ifadesinde Terörle Mücadele Şubesinde görev yaptığı 1992 yılına ait infazlardan birinin de Hüsamettin Yaman ve Soner Gül cinayeti olduğunu belirtmesi üzerine soruşturma başlatıldı.

2011/1830 soruşturma numaralı dosyada, CMK. 250. Maddesiyle Görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2011/473 numaralı kararla söz konusu eylemlerin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgüt ya da terör örgütü tarafından işlendiğinden bahsedilemeyeceği nedeniyle 28.09.2011 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı yetkili ve görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Savcılık, 2011/71615 soruşturma numaralı dosyada ilişkin 10.02.2012 tarihinde 2012/117 numaralı dosyada görevsizlik kararı verdi. Kararında, eylemin örgüt faaliyeti niteliğinde olduğu, aksi düşünülüyorsa kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile dosyanın geri gönderilmesi gerektiğini belirterek, dosyayı yeniden CMK 250. Maddesiyle Görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/535 soruşturma numaralı dosyada 06.03.2012 tarihinde "… Bahsedilen eylemlerin haksız ekonomik çıkar sağlamak için kurulmuş bir örgüt ya da terör örgütü tarafından işlendiğine, şüphelilerin de belirtilen suç tarihlerinde haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgüt ya da terör örgütüne üye olduklarına dair somut delil elde edilmediğinden kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına…" hükmetti. Dosya, Ayhan Çarkın'ın beyanatlarına rağmen örgütlü suçlar kapsamından çıkartılarak devlet memuru suçları bürosuna iade edildi.

Soruşturmada şüpheli sıfatıyla adı geçen şahıslar ise şöyle: Ali Çetkin, Ali Osman Akar, Ayhan Özkan, Ayhan Çarkın, Erol Tekten, Fikret Işınkaralar, Hasan Erdoğan, Hüseyin Doğrul, Mehmet Baki Avcı, Selim Kostik, Şefik Kul, Şenol Aygün, Şevket Yılgın, Ahmet Sakarya.

Hüseyin Demir'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Ramazan Ertunç
Soruşturma / Dava tarihi:1994-10-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
01.10.1994 tarihinde, İdil - Cizre Karayolu üzerinde bir arazide kimliği belirsiz bir beden bulunması üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay yeri görgü ve tespit tutanağı ve otopsi raporu düzenlendi, ancak klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmadı. Tutanak ve rapora göre, bedenin gözleri bağlıydı ve kurşun yaraları vardı. Ayrıca, üzerinde para bulunmuştu.

Jandarma, bedeni bulan çoban F.Ç.’nin ifadesini aldı. F.Ç., hayvanlarını otlatırken bedene tesadüfen rastlamış, etrafta başka birini görmemişti.

İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, C.Y.’nin ifadesine başvurdu. C.Y., olay günü Hüseyin Demir’in beraber işlettikleri dükkanın borçlarını ödemek için, üzerinde para ile Silopi’ye doğru yola çıktığını, sonrasında sivil şahıslar tarafından Silopi’de kullandığı arabadan zorla çıkartılarak yine sivil bir arabayla götürüldüğünü duyduğunu anlattı. Savcılığın ifadesine başvurduğu Ramazan Demir ise, oğlunun ölüm haberini çalışmak için gittiği İzmir’de duyduğu için olayın gerçekleşme biçimi hakkında bilgi sahibi değildi.

Soruşturmada başkaca bir işlem yapmayan İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 27.12.1994 tarihinde daimi arama kararı vererek soruşturma için İdil İlçe Jandarma Komutanlığı’nı görevlendirdi. Bu tarihten itibaren, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı ile İdil İlçe Jandarma Komutanlığı arasında yasa gereği yapılan rutin yazışmalar 2009 yılına kadar sürdü ancak fail veya faillere ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgeye ulaşılamadı.

03.03.2009 tarihinde, Ramazan Demir vekili aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. Bu sefer dilekçesinde, geçen süre içerisinde korktuğu için hiçbir yere başvuramayan ve olay tarihinde Hüseyin Demir ile beraber olan iş arkadaşı A.Y.’nin anlatımlarına yer verdi. Ayrıca, 05.10.1994 tarihinde Savcılık’ta ifade veren C.Y.’nin de aynı korkuyla gerçekleri ifade edemediğini söylerek ifadesine tekrar başvurulmasını talep etti. İfadesine başvurulmasını talep ettiği diğer kişiler Ömer Demir, Kerime Demir ve A.Y. idi.

Bunun üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, A.Y., Ömer Demir ve Ramazan Demir’in ifadesine başvurdu. Hepsi kaçırılma anına ilişkin anlatımlarda bulundu.

Ek olarak, Ramazan Demir, Hüseyin Demir’in cenazesinden sonra taziyeye gelenlerden birinin kendisine İdil ve Cizre İlçelerinde adam kaçıran Ahmet Çıplak ve Abdulkadir Uğur isimli şahısların olduğunu söylediğini beyan ederek bu isimlerin araştırılmasını talep etti.

22.11.2012 tarihinde, vekili aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvuran Ramazan Demir, yaptıkları araştırmalar sonucu 1994-1995 yılları arasında İdil İlçesi Sulak Köyü Jandarma Karakolu’nda Ahmet Çıplak adında rütbeli bir askerin görevli olduğunu öğrendiklerini, ayrıca itirafçı Abdulkadir Aygan’ın basın organlarına verdiği beyanlarında Apo kod adlı Uzman Çavuş Abdulkadir Uğur isimli bir kişiden söz ettiğini beyan etti. Her iki ismin de araştırılmasını talep etti.

Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararına istinaden itiraz başvurusu da reddedilince Demir ailesinin avukatı Haziran 2015’te Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Hüseyin Eser'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hüseyin Eser 19 Aralık 1992 günü korucu başı Felemez Aslan’ın talimatıyla korucular tarafından gözaltına alındı. Cenazesi ertesi gün Midyat-Batman karayolunun 2,5 km ilerisinde bulundu ve otopsisi yapılmak üzere Midyat Devlet hastanesine getirildi. Defin ruhsatı 21.12.1992 günü Hüseyin Eser’in oğlu Ramazan Eser tarafından alındı.

Savcılık tarafından düzenlenen fezlekede suç ‘’ideolojik nedenle adam öldürme’’ olarak belirtildi ve sanıklar, ‘’sayıları ve kimlikleri tespit edilemeyen PKK terör örgütü mensupları’’ olarak belirtildi. 1992 yılında başlayan hazırlık soruşturmalarının akabinde savcılık, 31.03.1993 tarihli kararında meçhul sanıklara isnat edilen suçun, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılanması hakkındaki Kanunun 9. Maddesi gereği Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına girdiğine kanaat getirerek görevsizlik kararı vermek suretiyle evrakın görevli Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nisan 1993 tarihinde daimi arama kararı verildi. Mardin Emniyet Müdürlüğü ile Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı arasında 22.10.1993 tarihinde başlayan yazışmalar 10.11.2003 tarihine kadar usulen devam etti. 2004 yılındaki değişikliklerle DGM’lerin kaldırılmasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı muhatap haline geldi ve aynı daimi arama kararı, 28.02.2006 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verildi. Daimi arama kararına istinaden Midyat Jandarma Karakol Komutanlığı ile yürütülen yazışmalar 16.04.2012 tarihinde son buldu.

24.01.2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olaya karışan şüpheli ya da şüphelilerin yakalanamaması veya açık kimliklerinin tespit edilememesi; suçun 20 yıllık dava zamanaşımı süresine tabi suçlar kapsamında olduğuna dayanarak bu sürenin 20.12.2012 tarihinde dolduğu gerekçeleriyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verdi. Bu karar üzerine 25.08.2015 tarihinde Ramazan Eser ve Hayri Eser, kovuşturmaya yer olmadığı kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, karardan 18.08.2015 günü tesadüfen haberdar olduklarını belirterek Diyarbakır Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmek üzere İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine takipsizlik kararına karşı itiraz etti.

Hüseyin Koku'nun Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti KOKU-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Ağustos 2005 tarihli kararındaki ifadelere göre, 1 Kasım 1994’te Fatma Koku Elbistan Savcılığına dilekçe yazarak, eşi Hüseyin’in sivil polisler tarafından 20 Ekim 1994 tarihinde Renault marka bir arabaya bindirilerek götürüldüğünü bildirdi. Aynı zamanda olayın tanıklarından Bulut Yılmaz, Mustafa Koku’nun avukatlarına üç tane mektup göndererek olaya ilişkin tanıklıklarını anlattı.

3 Kasım 1994’te Fatma Koku ve bir grup HADEP üyesi Elbistan Savcılığına tekrar dilekçe yazarak Hüseyin’in kaybolmasıyla ilgili soruşturma başlatılmasını talep ettiler. Fakat Fatma Koku’nun bildiği kadarıyla olayla ilgili herhangi bir soruşturma başlatılmadı. 27 Nisan 1995’te Hüseyin’in bedeninin bulunmasından sonra, Fatma savcılığa resmi şikayetlerde bulunmaya devam etti. Bunun üzerine başlatılan otopsi sürecinin sonunda, Hüseyin’in bedeninde iki adet kurşun izine rastlanıldığı açıklandı.

Soruşturma sürecinin başlamaması nedeniyle, ağabeyi Mustafa Koku, olayı Uluslararası Af Örgütü gibi uluslararası kuruluşlara taşıdı ve Avrupa Komisyonu’na dilekçe yazdı.

AİHM’nin ifadesine göre, hükümet Mahkeme’ye olayın unsurlarıyla ilgili gerekli soruşturma belgelerini iletmedi. Bu nedenle, Mahkeme’nin elindeki hükümete ait olan belgeler, kabul edilebilirlik kararından önce sunulan belgeleri içeriyor. Hükümetin ilettiği belgelere göre, Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesinin gönderdiği belgelere göre Hüseyin Koku 10 Mayıs 1994’te PKK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı; 17 Mayıs 1994’te ise delil yetersizliğinden dolayı serbest bırakıldı. 26 Nisan 1995 tarihinde Hüseyin’in parçalara ayrılmış bedeni bir köy korucusu tarafından bulunup Pötürge’deki Tepehan Jandarma Karakoluna haber verildi. Hüseyin Koku’nun bedeninin bulunmasından sonra, Hükümet olayı aydınlatmak için gerekli çabayı verdiğini ve Pötürge ve Elbistan savcılıklarının ölümünün sorumlularının devlet görevlileri olabileceğine dair bir veriye rastlamadıklarını ifade etti.

AİHM, Hükümet’in sunduğu belgelerdeki eksiklikleri de göz önünde bulundurarak, Hüseyin Koku’nun yaşam hakkını koruyamadığına ve hem hükümetin hem de Elbistan Savcısının Koku’nun kaybolmasından sonra başlayan süreçte soruşturma prosedürlerini Sözleşme’nin 2. maddesinin gereklerince yerine getirmediğine; dolayısıyla yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ve bireyin yaşamını koruma açısından ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme ayrıca etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddenin ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. maddenin ihlaline karar vererek hükümeti Koku’nun ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Hüseyin Morsümbül'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
3 Mart 2011 tarihinde içlerinde Hüseyin Morsümbül’ün yakını Fadime Morsümbül’ün de yer aldığı toplam on iki kişi, 12 Eylül 1980 askeri darbesini takip eden süreçte gözaltında kaybolan, öldürülen veya yargısız infaza uğratılan yakınları için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

26 Temmuz 2011 tarihinde Morsümbül ailesinin avukatının Hüseyin’in gözaltına alındıktan sonra kaybolmasıyla ilgili herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığını öğrenmek amacıyla İçişleri Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdiği dilekçeye Bingöl İl Jandarma Komutanlığından gelen cevapta arşiv kayıtlarında konuyla ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmadığı belirtildi.

Radikal Gazetesinde 07.12.2012 tarihinde yayımlanan habere göre Morsümbül ailesinin avukatı “işkence ile adam öldürme” iddiasıyla 17 Kasım 2011’de Ankara Başsavcılığına dilekçe verdi. Dilekçe üzerine Hanifi ve Fatma Morsümbül’ün 10 Ocak 2012’de talimatla ifadeleri alındı. Baba Morsümbül, ifadesinde, “O tarihte görevi Durmuş Kıvrak isimli yüzbaşıydı. Kendisi beni de sorguladı. Oğlumun meçhul şekilde kaybolmasına neden olan, işkence yapanların tespiti ile oğlumun durumunun aydınlatılmasını istiyorum” dedi. Anne Morsümbül de şikayetçi oldu.

Savcı Kemal Çekin, 3 Şubat 2012’de görevsizlik kararı verip dosyayı suçun meydana geldiği Bingöl’e gönderdi. Bingöl Savcısı Ahmet Coruk da ilk iş olarak, o tarihte Bingöl’de görevli askeri personelin listesini istedi. Aralarında Durmuş Kıvrak’ın da olduğu dokuz personelin listesi, adresleri ve irtibat bilgileri savcılığa ulaştı. Bu listeden, Radikal’in aradığı ve aile tarafından bizzat suçlanan Durmuş Kıvrak, ancak savcılığa ifade vereceğini söyledi. Halil Çalik ise “Ben o tarihte çocuk yaşta sayılırım, hatırlamıyorum” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2014 yılında, 2012/40291 sayılı soruşturma dosyası için kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. 20 Ocak 2015 tarihinde bu karara itiraz edildi; ancak 16 Şubat 2015’te İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, itirazın reddine karar verdi.

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS