Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Hüseyin Taşkaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hüseyin Taşkaya’nın kaybedilmesinin hemen ardından kardeşi Abdülaziz Taşkaya’nın Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvurunun ardından savcılıkça yapılan soruşturmanın ve toplanan delillerin neticesinde ‘Hüseyin Taşkaya’nın Siverek ilçe merkezinde Jandarma ve korucular tarafından alındığına dair müştekinin soyut iddiası dışında herhangi bir delil elde edilemediğinden, başsavcılıkça takibata yer olmadığı’ iddiasıyla 6.9.1994 tarihinde Takipsizlik Kararı verildi. 2009 yılında İnsan Hakları Derneği, 10 ayrı kayıp yakını ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Hakkında başvuruda bulunulan kayıplardan ikisi Hüseyin Taşkaya ve Ahmet Kalpar'dı. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep ettiler. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2008/1756 soruşturma numarası ile yeni bir soruşturma başlattı. Savcılık soruşturmaların yeniden açılması için her kayıpla ilgili dilekçeyi olayın gerçekleştiği yer açısından yetkili savcılıklara gönderdi. Hüseyin Taşkaya ve Ahmet Kalpar'ın zorla kaybedilmesine ilişkin dosya Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ancak elimize ulaşan belgelerde soruşturmalara ilişkin daha güncel bir veri yok.
Hüseyin Toraman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Bianet’in 18 Ekim 2014 tarihli haberindeki bilgilere göre 1991'de Fatih Cumhuriyet Savcısı Zafer Sercan Yetişir'in açtığı soruşturma bir sonuca ulaşmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'ndan (TİHV) Evren Özer'in bilgi edinme başvurusunu ihbar kabul eden İstanbul Cumhuriyet Savcısı Veysi Büyükkılıç, 14 Ekim 2011'de soruşturma başlattı ancak dosya, zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı.
İbrahim Adak ve Mehmet Gürri Özer'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-07-14
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri olarak anılan davada hem sanık hem de gizli tanık konumundaki Abdülhakim Güven ve Hıdır Altuğ'un ifadelerine göre, 1994 yılında Cizre'de yaşayan ve inşaat işi yapan İbrahim Adak ile muhasebecilik yapan Mehmet Gürri Özer, dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz'ün talimatıyla kendisi, Burhanettin Kıyak (Yavuz kod), Gündür Güler (Tuna kod), Hıdır Altuğ (Tayfun kod) ve Adem Yakin (Bedran kod) tarafından gözaltına alındı ve İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldü. Bir gün boyunca gözleri bağlı bir şekilde sorgulanan Adak ve Özer daha sonra aynı ekip tarafından araçlara bindirilerek Silopi yoluna doğru götürüldü. İnci köyü yol ayrımından ayrılan araçlar kırsal alana doğru devam etti. 1-2 km kadar gittikten sonra araçtan inen gruptan Hıdır Altuğ elindeki kalaşnikof marka silahla İbrahim Adak ve Mehmet Gürri Özer'i yaklaşık 2-3 metre mesafeden ateş ederek öldürdü. Boş kovanları toplayıp bedenlerin üzerini toprakla örten grup olay yerinden ayrıldı. 14 Mart 1994 tarihinde yağan yağmurla toprak üzerine çıkan cenazelerin bulunmasından sonra tutulan olay yeri tespit tutanakları ve otopsi raporu da bu beyanları doğrular nitelikteydi. Gizli tanıkların ifadeleri sonrasında gerçekleştirilen soruşturma kapsamında müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulan Mehmet Gürri Özer'in eşi Emine Özer ifadesinde, kocasından 40 gün boyunca haber alamadığını, daha sonra İnci köyü yolunda cenazesinin bulunduğu haberini aldığını anlattı. Temizöz ve diğerleri davası iddianamesinde olay, Adak ve Özer'in, Cemal Temizöz'ün emriyle Hıdır Altuğ tarafından öldürüldüğünden şüphelenildiği şeklinde geçti.

Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen dava, Cizre korucubaşı ve belediye başkanı Kamil Atak’ın kardeşi Mehmet Nuri Binzet ve Sokak Lambası ve Tükenmez Kalem takma adlarını kullanan iki itirafçının (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) ifadeleri üzerine 14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianameyle başladı. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma ile kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

İhsan Arslan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizöz ve Diğerleri Davası İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı Diyarbakır 6. Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2000-01-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Zorla kaybedilen İhsan Arslan'ın kardeşi Yusuf Arslan, 25 Ocak 2000 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kardeşinin Hizbullah tarafından kaybedildiğinden şüphelendiklerini belirtti. Şikâyetçi, 2000 yılında Hizbullah’a karşı gerçekleştirilen operasyonlar ve açığa çıkan gerçekler sonucu böyle bir başvuru yaptığını ifade etti. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2000/48 soruşturma numarası ile yürüttüğü soruşturmada görevsizlik kararı vererek dosyayı 2000/26 karar numarası ile Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi. Söz konusu kararda sanıklar, hepsinin soyadı Atak (Atağ) olmasına rağmen hatalı bir şekilde, Rauf Ağak, Kukel Atağ, Kamil Saçan ve Ahmet Atağ olarak belirtildi. Dosya DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra herhangi bir işlem yapılmadı.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan bir gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (soruşturma no 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip, yargılanabileceği ve adaletin sağlanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde yüzlerce aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve geç de olsa adalete ulaşabilmek amacıyla yıllardır hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. İhsan Arslan'ın eşi Şevkiye Arslan da 17 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurdu. Olay tarihinde korkudan şikâyetçi olamadıklarını, iki sene kadar sonra şikâyetçi olduklarını ancak tehditler nedeniyle soruşturmayı takip edemediklerini belirtti.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/431 hazırlık numarası ile yürüttüğü soruşturmayı 07 Nisan 2009 tarihinde yine aynı savcılıkça, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla yürütülen faili meçhul ve kayıplar ile ilgili 2009/430 numaralı dosya ile birleştirdi. (Birleştirme No: 2009/13). Söz konusu soruşturmada şikâyetçilerin beyanları ile gizli tanık beyanlarının örtüştüğünün görülmesi sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/972 numaralı iddianameyi düzenledi. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

İhsan Haran'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti NESIBE-HARAN-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6 Ekim 2005 tarihli karar metnindeki ifadelere göre İhsan Haran ve eşi Nesibe Haran Diyarbakır’ın Arıklı Köyü’nde yaşıyorlardı ve 12 Mayıs 1994’te köylerinin güvenlik güçlerince yıkılması üzerine şehir merkezine göç etmek zorunda kaldılar. 24 Aralık 1994 günü İhsan Haran son sekiz gündür çalıştığı inşaat işinden evine dönmedi. Daha önce de mesaiye kaldığı zamanlar eve gelmediği için ailesi önce herhangi bir şeyden şüphelenmedi. Üç gün sonra, 27 Aralık 1994’te evlerine gelen köylüleri Fahri Hazar, 24 Aralık günü inşaat alanına gelen resmi kıyafetli polislerin kimlik kontrolü yaptığını, İhsan Haran’ın kimliğine baktıktan sonra kendi aralarında on dakika kadar tartıştıktan sonra İhsan Haran’ı da yanlarına alarak oradan ayrıldıklarını söyledi. 30 Aralık günü Fahri Hazar da gözaltına alındı.

Nesibe Haran, kocasının gözaltına alındığını öğrendikten sonra Devlet Güvenlik Mahkemesine dilekçeyle başvurarak İhsan Haran’ın nerede tutulduğunu öğrenmek istedi ancak Mahkeme önünde nöbet tutan polis memurlarınca engellendi ve dilekçesini veremedi. Aile üyeleri yaklaşık bir ay boyunca savcıya ulaşmaya çalıştılar ancak başaramadılar. Nesibe Haran bunun üzerine çeşitli hapishaneleri dolaşarak kocasını aramaya devam etti.

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde 31. Koğuşta kalan birisi İhsan Haran’ı gözaltında gördüğünü söyledi. Aile İhsan Haran hakkında başka hiçbir bilgiye ulaşamadı. 1 Şubat 1995’te İhsan Haran’ın erkek kardeşleri gözaltına alındılar ve “ağabeyleri gibi öldürülecekleri” yönünde tehdit edildiler. Nesibe Haran, 22 Haziran 1995’te AİHM’ye başvurdu.

Yapılan başvurunun ardından AİHM, 26 Şubat 1996’da hükümetten olayla ilgili bilgi talep etti. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında bir soruşturma başlatıldı. Savcılık, 21 Ocak 1998’te, İhsan Haran’ın gözaltında kaybedildiğine ilişkin yeterli delil olmadığına karar vererek takipsizlik kararı verdi. 3 Aralık 2013’te Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek soruşturma evrakını Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

İtirafçı ve eski JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan 4 Mayıs 2004’te verdiği röportajda İhsan Haran’ın JİTEM tarafından sorgulandıktan sonra infaz edildiğini söyledi. 10 Haziran 2004 tarihinde Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı tarafından Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere düzenlenen evrakta İhsan Haran’ın kardeşleri olan Seyithan Haran ve Abdullah Haran’ın PKK dağ kadrosuna faaliyette bulundukları bilgisi verildi. AİHM, 6 Ekim 2005’te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını koruyan 2. Maddesinin usül yönünden ihlal edildiğine karar verdi ve devleti manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Ipek-Turkiye-Karari
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17 Mayıs 2004 tarihli gerekçeli kararındaki ifadelere göre, 18 Mayıs 1994’te Lice’ye bağlı Türeli köyü Dahlezeri (Çağlarbaşı) mezrasına düzenlenen operasyon sırasında İkram ile Servet İpek kardeşler, Seyithan, Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur askerler tarafından gözaltına alındı. Ertesi gün, Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakıldı. İkram, kardeşi Servet ve Seyithan’dan ise bir daha haber alınamadı.

Abdürrezzak İpek (baba), askerlere oğullarının nerede olduğunu sorduğunda kendisine Lice’de oldukları söylense de, Servet ve İkram İpek kardeşlere ulaşma çabaları sonuçsuz kaldı. Olay tarihinden 15 gün sonra, Abdülrrezzak İpek Diyarbakır DGM Başsavcılığına başvurdu. Bunun yanında Lice Savcılığı ve Lice Jandarma Komutanlığına da başvurdu ancak oğulları hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadı. 15.11.1994 tarihli bir yazıda, Ankara Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli kıdemli yüzbaşı İbrahim Erge, Şakir Yolur’a (Seyithan Yolur’un babası), oğlunun tutuklanmadığını bildirdi.

24.5.1995’te Diyarbakır Başsavcılığı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından 20.4.1995 tarihinde kendisine gönderilen yazının bir suretini Lice Başsavcılığına göndererek, başvuranın evinin yakılması ve oğullarının güvenlik güçleri tarafından götürülmesine ilişkin iddiaların araştırılmasını istedi. Lice Jandarma Komutanlığı tarafından 20.6.1995’te verilen cevap, bahsedilen kişilere dair herhangi bir gözaltı kaydı olmadığı ve o tarihte Türeli köyünde bir operasyon yapılmadığı yönünde oldu. Bundan bir gün sonra, Lice Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanununa (güvenlik güçlerinin yargılanması için izin gerektiğine dair kanun) dayanarak görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Lice İlçe Kaymakamlığına gönderdi. Bunun üzerine Diyarbakır Jandarma Komutanlığı, Jandarma Yarbay Turgut Alpı’yı iddiaları araştırmak üzere görevlendirdi.

Yarbay Alpı 01.04.1996 tarihinde Lice Kaymakamlığına gönderdiği raporda söz konusu tarihte Türeli köyünde operasyon düzenlendiğine ya da Servet-İkram İpek kardeşlerin gözaltına alındığına dair bir veriye ulaşılamadığını, Lice Jandarma Komutanlığının elindeki tutanaklara göre o gün güvenlik güçlerinin Türeli köyüne hiç gitmediğini bildirdi.

16.5.1996 tarihinde Lice İlçe İdare Kurulu, Yarbay Alpı’nın raporuna dayanarak güvenlik mensuplarının yargılanmama kararını onadı ve bu karara iç hukuk uyarınca re’sen itiraz edildi. Ancak 18.10.1996 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddetti ve İdare Kurulunun yargılamama kararını onadı. Tüm iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Abdulrrezzak İpek, 1999 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Ayrıca 21.01.2000’de, Şakir Yolur’un da imzaladığı bir dilekçe yazarak Genelkurmay Başkanlığına bir telgraf gönderdi; ancak yine herhangi bir operasyon düzenlenmediği cevabını aldı.

AİHM 17.02.2004 tarihli gerekçeli kararında oybirliği ile İkram ve Servet kardeşlerin gözaltında kaybedildiğine ve diğer köylülerle birlikte İpek ailesinin evlerinin yakıldığına hükmetti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usul ve esas yönünden, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin başvuran yönünden, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin; 1 numaralı Protokolün 1. maddesinin ve etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Türkiye’yi İpek ailesine maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm eden mahkeme gerekçeli kararının birçok yerinde söz konusu operasyonun Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Komando Dağ Taburu tarafından gerçekleştirildiği iddiasını vurguladı.

Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (YAKAY-DER) adına Pervin Buldan, Servet İpek ve İkram İpek’in akıbeti hakkında bilgi almak üzere 23.05.2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Baba Abdülrezzak İpek 26.09.2003 tarihinde Bağlar Polis Merkezi Amirliğinde verdiği ifadeyle tekrar talebini yineledi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 11.12.2003 tarihinde yetkisizlik kararı vererek evrakın Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiğini belirtti.

Lice Cumhuriyet Başsavcısı Tamer Can, Lice Jandarma Komutanlığından 09.01.2004 tarihinde tahkikat evraklarını; 07.04.2004 tarihinde ise Lice İlçe Jandarma Komutanlığından ve Lice İlçe Emniyet Amirliğinden olayın meydana gelip gelmediği konusunda tespit yapılmasını istedi. Lice Emniyet Amirliği 20.04.2004 tarihinde İkram İpek ve Servet İpek’e ilişkin böyle bir olay ve şahıs kaydının bulunmadığı cevabını verdi. İlçe Jandarma Komutanlığından yanıt gelmemesi üzerine 25.05.2004 tarihinde tekrar bir talepte bulunuldu. Bunun üzerine İlçe Jandarma Komutanı Muhittin Ateş kayıtlarda bilgi ve belge bulunmadığını belirtti. Aynı şekilde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından da bir yanıt gelmemesi üzerine 14.06.2004 tarihinde ikinci bir talepte bulunuldu. 22.06.2004 tarihinde Bağlar Polis Merkezinde tekrar ifade veren Abdülrezzak İpek, oğullarından hala haber alamadığını ve ilgili yerlere yaptığı müracaatlardan hiçbir sonuç alamadığını belirtti.

Kaybetmenin meydana geldiği 18.04.1994 tarihinde Türeli köyü muhtarı olan M.S. 23.09.2004 tarihinde verdiği ifadesinde: “Ben şahısların askerler tarafından yakalanarak götürüldüklerini görmedim, köy arasında konuşulurken duydum” dedi. Savcı Tamer Can tarafından İlçe Jandarma Komutanlığından 06.10.2004, 09.11.2004 ve bu iki talebe cevap verilmemesi üzerine 20.12.2004 tarihinde köy muhtarının savcılıkta hazır edilmesi istendi. Bunun üzerine savcılıkta 31.12.2004 tarihinde tekrar ifade veren tanık M.S. bu kez Servet ve İkram İpek’in askerlerce kaçırıldığının tüm köy halkınca bilindiğini, kendisinin gözaltına alınmasından ötürü bu şahısların akıbeti hakkında bilgi sahibi olmadığını ve bu şahısların PKK ile herhangi bir bağlantıları olmadığını bildiğini söyledi.

05.09.2005 tarihinde Askeri Savcılık tarafından da 18.04.1994 tarihinde Lice’de operasyon yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa emri kimin verdiği ve Servet ve İkram İpek’in gözaltına alınıp alınmadığı üzerine araştırma yapılması için Lice İlçe Emniyet Müdürlüğüne, Lice İlçe Jandarma Komutanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 16. Zırhlı Tugay Komutanlığı’na ve K.K.K. 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına talepte bulunuldu. İlgili yerler bu şahısların kendi birimlerince gözaltına alınmadığı ve onlara ait herhangi bir kayıt bulunmadığı yönünde cevaplar verdi. Ayrıca Lice İlçe Nüfus Müdürlüğü de Servet ve İkram İpek’in “sağ” olduğunu belirten 22.01.2008 tarihinde onaylanmış nüfus kayıt örneklerini askeri savcı Selahattin Karakaya’ya iletti.

Bu süreçte soruşturmayla ilgili ilerleme kaydedilemedi. 23.01.2012 tarihinde Askeri Savcı Onur Emür İlçe Jandarma Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Jandarma Bölge Komutanlığı ve 7. Kolordu Komutanlığına Servet ve İkram İpek ile Seyithan Yolur’in akıbeti hakkında en kısa sürede bilgi verilmesi amacıyla talepte bulundu. Soruşturma kapsamında Savcı Onur Emür tarafından 15.02.2012’de ifadesi alınan Seyithan Yolur’un kardeşi İ.Y., olayın gerçekleştiği tarihte Ankara’da bulunduğunu ve olayı daha sonra babasından ve büyüklerinden öğrendiğini; evlerin askerlerce ateşe verildiğini; İkram ve Servet İpek ile Seyithan, Abdülkerim, Sait ve Nuri Yolur’un da askerlerce götürülmüş olduğunu belirtti. E.Y. ve M.Y. de bu yönde ifade verdi. Yine aynı tarihte Savcı Onur Emür’e ifade veren M.Z., İ.Y.’nin belirttiği olaylara ek olarak rütbesi olmayan bir askere nereden geldiklerini sorduğunu ve askerin Bolu’dan geldiklerini söylediğini ifade etti. M.Y. de aynı tarihte verdiği ifadesinde İkram ve Servet İpek ile Abdülkerim, Seyithan, Sait Yolur ve kendisinin askerlerce götürüldüğünü, yükleri araca taşıdıktan sonra marka ve plakasını bilmediği bir araçla kendisiyle birlikte diğer 5 kişinin tugaya götürüldüğünü ve kendilerinden başka yaklaşık 100 kişinin de yüzüstü yere yatırıldıklarını, nezarethanede bir gece kalıp serbest bırakıldıktan sonra serbest bırakılmayan Servet ve İkram İpek ile kardeşi Seyithan Yolur’un akıbetinden haberdar olmadığını belirtti. 18.05.1994 tarihinde askerlerce götürülenlerden biri olan A.Y. da bu yönde ifade verdi. 29.02.2012 tarihinde Savcı Onur Emür’e ifade veren M.S. son verdiği ifadeye ek olarak 17.05.1994 tarihinde bölgede çatışma olduğunu ekledi. Bir önceki ifadesindeki askerlerin evleri ateşe verdiği ve kendisini gözaltına alarak Lice’ye götürdükleri ve kayıp şahısların akıbetini bilmediği yönünde verdiği ifadeyi tekrarladı.

15.05.2012 tarihinde ifade veren tanık Ş.Y. ise olay tarihinde Lice İlçe Jandarma Komutanlığında görev yaptığını, Bolu Dağ Komando Komutanlığı birliklerinin bazen bölgeye geldiklerini, ancak o mezrada operasyon yapıp yapmadıklarını bilmediğini; buna ek olarak Servet ve İkram İpek ile Seyithan Yolur adlı şahısları tanımadığını ve onları kendisinin gözaltına almadığını, gözaltına alınan şahısların deftere kaydedildiğini belirtti.

Soruşturmayı yürüten Askeri Savcılık tarafından 27.11.2013 tarihinde görevsizlik kararı verildi. Gerekçe ise “Soruşturma esnasında tanıklar tarafından kayıpların üniformalı kişilerce götürüldüğü belirtilmiş olmasına rağmen, söz konusu şahısların askerlerce gözaltına alınıp öldürüldüğüne dair delil elde edilmemiş olmasından dolayı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun askeri personel tarafından işlenmediği ve soruşturma yapma yetki ve görevinin Askeri Savcılığın görev alanına girmediği ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiği’ idi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da 17.07.2014 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyanın Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi.

Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25.08.2014 tarihinde faillerin belirlenmesi amacıyla 765 sayılı TCK’nin 102. Maddesinin 1. fıkrası gereğince 30 yıllık zamanaşımı süresinin sonu olan 18.04.2024 tarihine kadar daimi arama kararı alınmasına ve bu tarihe kadar her 3 ayda bir Lice İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenli rapor verilmesine karar verildi.

Lice Cumhuriyet Başsavcılığının 25.08.2014 tarihli ve 2014/942 sayılı yazısı üzerine 01.12.2014 tarihinde düzenlenen “Araştırma Tutanağı”nda da verilen yanıt daha farklı değildi ve konu ile ilgili herhangi bir bilginin elde edilmediğini belirtiyordu. En son 02.03.2015 tarihindeki Araştırma Tutanağında faillerin kimlik tespitinin yapılamadığı, mağdurların nerede olduklarına dair bilgi elde edilemediği ama araştırmaya devam edileceği belirtildi.

İlhan Bilir'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1992 Newroz’unda onlarca kişinin öldürülmesi ve ardından Şırnak’ın yakılıp, yıkılması üzerine Bilir ailesi Cizre’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Cizre’de aynı yıl içinde askere giden İlhan Bilir (19-20 yaşlarında), izne geldiği zaman ilçede bir süre kalmış, izni bitince Şırnak’taki akrabalarının yanına gidip vedalaşmak istemiştir. Dört beş gün kendisinden haber alınamayınca ağabeyi Ramazan Bilir de kardeşini aramak üzere Şırnak'a akrabalarının yanına gitmiştir. Akrabaları İlhan Bilir’in geldiği akşam kim olduklarını bilmedikleri iki üç kişinin eve geldiğini ve İlhan Bilir’i kapıdan alarak götürdüklerini, peşlerinden gidince de “Şimdi sormayın, üç gün sonra bırakacağız.” dediklerini söylemiştir.

Bir yıl geçmeden yeniden evini Cizre’den Şırnak’a taşıyan Ramazan Bilir, kardeşini üç yıl boyunca aramaya devam etmiş, düzenli aralıklarla Jandarma ve Emniyete giderek kardeşini sormuştur.

Ramazan Bilir de, 1995’te Şırnak’taki evlerine gelen ve “Kardeşinin nerede olduğunu biliyorum, Cizre'ye, oradan da Kuzey Irak’a gidelim.” diyen ve JİTEM ekibiyle çalıştığı iddia edilen Ali (Ayşe Kabak’ın 26.01.2012 tarihli ifadesinde bu şahsın ismi “Doğan” olarak geçiyor.) adındaki biriyle yola çıkmış ve bir daha geri dönmemiştir.

Ramazan Bilir’in eşi Güllü Bilir 15 gün sonra (1995 kışı) muhtarla birlikte önce karakolda, sonra emniyette ve savcılıkta ifade vererek eşinin akıbetini sormuştur. Güllü Bilir’in ifadesinde bahsettiği Ali isimli şahsı sorgu için çağıran polis Güllü Bilir’i dışarı çıkartarak kısa bir sorgulama yapmış ve şahsı serbest bırakmıştır. Güllü Bilir'in ifadesine göre, JİTEM'le birlikte çalışan Ali isimli şahıs kendisine Ramazan Bilir’le Cizre’ye kadar gittiklerini, Ramazan’ın yanından ayrıldığını ve sonra ne olduğunu bilmediğini söylemiştir.

Bu tarihten sonra Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’den hiçbir haber alınmamıştır.

11.01.2012 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesi İçkale bölgesinde bulunan eski Ceza İnfaz Kurumu bahçesinde yapılan arkeolojik kazılar esnasında insan kemiği olduğu tahmin edilen çok sayıda kemik bulunmuştur.

26.01.2012 tarihinde, bu gelişmeler üzerine Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kardeşi Ayşe Kabak, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına kardeşleri Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in zorla kaybedilmesine ilişkin şikayet dilekçesi vermiştir ve Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012/302 sayılı dosya üzerinden soruşturma başlatmıştır.

28.02.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Ayşe Kabak’ı müşteki sıfatıyla ifadesinin alınması için Savcılığa çağırmıştır.

26.03.2012 tarihinde, Ayşe Kabak, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifade vermiş, şikâyet dilekçesindeki açıklamalarını doğrulamış ve Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kendisinin kardeşi olduğunu ancak kendisini kayınvalidesinin eşi Ömer Cavlak üzerine kaydettirdiklerini, aslında gerçek adının “Zeynep Bilir” olduğunu belirtmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen kazılarda bulunan kemiklerin kardeşlerine ait olup olmadığını öğrenmek istediğini ifade etmiştir.

30.03.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlik kararı vererek Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in zorla kaybedilmesine ilişkin dosyayı CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararında, Ayşe Kabak’ın basında yer alan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen kazılardan haber alması nedeniyle başvuru yaptığı kanaatine varıldığını, müştekinin beyanında mağdurların öldürülerek Diyarbakır ilinde kazı yapılan yere gömülmüş olabileceklerini ve bu hususun tespitini istediğini, müştekinin iddia ettiği olay ile Diyarbakır’da yapılan kazılara ilişkin dosya arasında bağlantı bulunduğu ve müştekinin iddiasına göre suç yerinin Diyarbakır olduğu gerekçesini sunmuştur. CMK m. 250 ile görevli Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, gönderilen dosyayı 2012/1441 sayılı soruşturmaya kaydetmiştir.

04.04.2012 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Ramazan Bilir ve İlhan Bilir ile ilgili herhangi başka bir soruşturma olmadığını belirten bir tutanak hazırlamıştır.

13.09.2013 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Suriçi İçkale bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar esnasında insan kemiği olduğu düşünülen kemiklerin bulunması olayına ilişkin olarak yürüttüğü 2012/172 numaralı soruşturma hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu soruşturma müşteki Ayşe Kabak’ın ifadesinde bahsettiği ve 11.01.2012 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesi İçkale bölgesinde bulunan eski Ceza İnfaz Kurumu (Saraykapı Ceza İnfaz Kurumu) bahçesinde yapılan kazılar esnasında çok sayıda insan kemiği olduğu değerlendirilen kemiklere rastlanması nedeniyle TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafında bölgede kazı çalışmaları yapılmış ve kemikler Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumunun 02.04.2012 tarihli raporunda elde edilen numunelerin DNA profillerinin kimliklendirmeye esas mukayese edilebilir nitelikte olmadığı tespit edilmiş, yine 24.02.2012 ve 14.09.2012 tarihli raporlarında kemiklerde ölüm sebebini açıklayabilecek herhangi bir bulgu saptanmadığı, mevcut kemiklerde en az 100 yıl toprak altında gömülü kalmaya bağlı morfolojik değişimler tespit edildiği, kemiklerin çok uzun süre gömülü kalmaya bağlı olarak bütünlüğünü kaybetmiş küçük kemik parçaları halinde olduklarından kaç kişiye ait oldukları ve ölenlerin cinsiyeti, yaşı vb. özelliklerin tespit edilemediği, gönderilen kemik parçaları içinde farklı hayvanlara ait çok sayıda kemik ve diş örneği bulunduğu tespit edilmiştir. TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı bu sebeplerle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdiğini belirtmiştir.

18.12.2013 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 1990’lı yıllarda Cizre ilçesinde benzer yöntemlerle işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak 2013/466 sayılı soruşturma dosyasının sürdürüldüğünü tespit etmiş ve bu nedenle Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in kaybedilmesi olaylarına ilişkin olarak yürüttüğü 2012/1441 sayılı soruşturma dosyasını 2013/466 numaralı soruşturma dosyası ile birleştirmiştir.

2013 yılında, Güllü Bilir, eşi Ramazan Bilir hakkında gaiplik davası açmıştır. 14.02.2014 tarihinde, Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesi, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda Ramazan Bilir’in kaybedilmesine ilişkin soruşturma evraklarının gönderilmesini talep etmiştir. 24.02.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesine ilgili soruşturma evraklarını göndermiştir.

20.03.2014 tarihinde, TMK m.10 ile görevli ve yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevine son verilmesi sebebiyle, yetkisizlik kararı vererek 2013/466 numaralı soruşturma dosyasını Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, dosya burada 2014/1859 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmiştir.

14.05.2015 tarihinde,Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca 2014/1859 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünden Ramazan Bilir ve İlhan Bilir’in 1992 ve 1994 yıllarında Şırnak il merkezinde kaybolmalarına ilişkin olarak araştırma yapılması, mağdurların yaşayıp yaşamadığı veya mağdurların kaybolması ile ilgili olarak herhangi bir kamu davası açılıp açılmadığının tespitini talep etmiştir.

İlyas Eren'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Affaire Eren et. Autres
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm
17 Mart 1997 tarihinde İlyas Eren’nin kardeşi Hanifi Eren Diyarbakır Savcılığı'na şikayette bulundu. Savcı Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'den İlyas Eren’in göz altına alınıp alınmadığı konusunda bilgi vermesini talep etti. 2002 yılında İlyas’ın zorla kaybedilmesi ile ilgili soruşturma çerçevesinde Ekrem Güzel, Meki Güzel, Yahya Eren, Alaettin Eren, Aziz Eren ve Tahsin Eren isimli tanıkların ifadesini aldı. İlyas’ın oğlu Alaattin Eren’in Kulp Cumhuriyet Savcılığına yaptığı şikayet üzerine Kulp Savcısı yetkisizlik kararı vererek şikayetin 1997-7410 sayılı hazırlık no ile açılan soruşturma altında incelenmesine karar verdi.

İlyas’ın sekiz yakını iç hukukta herhangi bir ilerleme olmayınca 3 Haziran 1998 tarihinde AİHM’ye başvurdu. AİHM tarafların uzlaşması sonucunda 2 Ekim 2003 tarihinde dostane çözüm kararı verdi.

İsa Efe'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti SEVDET EFE-TURKIYE DAVASI
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1996-07-15
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Esastan kabul edilemezlik kararı
İsa Efe 9 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00 civarında, İsa Üçyol Jandarma Karakolu’nda görevli jandarmalar tarafından tutuklandı ve İsa tarafından imzalanan ve jandarma tarafından düzenlenen serbest bırakma zaptına göre 10 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00’de serbest bırakıldı.

15 Temmuz 1996 tarihinde, İsa’nin yakını olan Salim Efe, İsa hakkında bilgi edinebilmek için Derik Cumhuriyet Savcılığına başvurdu. Savcı bir soruşturma başlattı ve soruşturma kapsamında bir çok görgü tanığının ifadesini aldı.

15 Ocak 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, gözaltı tutanaklarını, serbest bırakılma zaptı, görgü tanıkları ifadelerini dikkate alarak, Sevdet Efe ve Salim Efe’nin şikayeti hakkında takipsizlik kararı verdi. Ayrıca, şikayetçilerin iddialarını desteklemek amacıyla herhangi bir kanıt sunmadıklarını vurguladı.

İsa Efe'nin eşi Sevdet Efe 24 Ekim 1997 tarihinde AİHM'ye başvurdu. AİHM 9 Ekim 2003 tarihinde İsa'nın zorla kaybedilmesi ile ilgili yürütülen soruşturmanın etkisiz olarak değerlendirilemeyeceğine hükmederek kabuledilmezlik kararı verdi.

İsa Gök'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca 2001/2072 hazırlık, 2002/47 esas ve 2002/47 numaralı iddianamede, Hizbullah üyesi olduğu iddiası ile ülkede mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine şeri esaslara dayalı islam devleti kurmaya kalkışmakla suçlanan 4 kişinin cezalandırılması talep edildi. Dört kişinin eylemleri arasında; Mehmet Sabri Daş, Mehmet Özdemir, Metin Akyıldız, İrfan Akyıldız, Hüseyin Akyıldız, İsa Gök, Murat Yıldız, Abdurrahim Yıldız, Teymen Demir, Dündar Çelebioğlu, Abdülmenaf Akto, Habib Kılıç, Mehmet Sincar, Metin Özdemir, Mehmet Emin Gezer, Seyfettin Özdemir, Ramazan Budak, Abdurrahim Budak, Şaban Elaltunterin, Mehmet Elaltunerin, Mustafa Biricik, Mustafa Koçak, Köksal Bulut, Ramazan Toprak, Çetin Gidici, Medeni Göktepe ve Yusuf Solmaz’ın öldürülmesi de sayıldı. Ayrıca Batman Cumhuriyet Başsavcılığından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2003/4131 Soruşturma ve 2011/169 karar numaralı fezlekede belirtilen 180 kişilik faili meçhul cinayetler listesinde İsa Gök’ün de ismi yer almaktadır. Merkezimize ulaşan belgelerden açılan davanın akıbeti anlaşılamamaktadır.
İsa Soysal'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Burhan Tezcan
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
İsa Soysal’ın yakınları döneme hakim olan korku atmosferi nedeniyle 2009 yılına kadar herhangi bir resmi başvuruda bulunamadı. 2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli bir kitap yayımlandı. Kitapta, Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı. Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Başvuru üzerine Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamında, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Başvuranlar arasında bulunan Musa Soysal 27.01.2009 tarihinde ifade verdi. Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç kişinin bedeninin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. 09.04.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Musa Soysal ile beraber 9 başvurucunun yakınlarını öldüren/zorla kaybeden kişiler hakkında daimi arama kararı verildi. Soruşturma Mart 2015 itibariyle devam ediyor.

İsmail Ağaya'nın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Müfide Ağaya, Batman Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe ile başvurarak mahalleli kadınlarından duyduğu kadarıyla oğlunun silahlı üç kişi tarafından Beyaz/Gri Toros marka bir araba ile kaçırıldığını, o günden beri oğlundan bir haber alamadığını, bu hususta gerekli tatbikatın yapılmasını istediğini beyan etti. Bunun üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Batman Emniyet Müdürlüğünden İsmail Ağaya ile ilgili bilgi istedi. Ancak Emniyet Müdürlüğü İsmail Ağaya’nın gözaltına alınmadığını ve kendisine ilişkin başkaca herhangi bir kayıt bulunmadığını belirtti.

07.06.1994 tarihinde “Özgür Ülke” gazetesi avukatları Batman Terörle Mücadele Müdürlüğüne (TEM) başvurarak İsmail Ağaya’ nın gözaltına alınıp alınmadığı hususunda bilgi istedi. 10.06.1994 tarihinde Özgür Ülke Gazetesinde “Dağıtımcımız 11 gündür kayıp” başlığıyla çıkan haberde Zafer Tüzük’ün ismi geçmesi nedeniyle 07.09.1994 tarihinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet Müdürlüğünden Zafer Tüzük’ün nüfus kaydının araştırılıp tespit edilmesini talep etti.

27.04.1995 tarihinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden İsmail Ağaya ile ilgili üç ayda bir bilgi gönderilmesini talep etti. Ancak Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve Batman Emniyet Müdürlüğü 04.05.1995 tarihinde İsmail Ağaya ile ilgili araştırmalara devam ettiklerini ve konu ile ilgili bir gelişme olması halinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verileceğini belirtti.

11.01.1996 tarihinde Batman’da Hizbullah örgütüne yönelik başlatılan operasyonlarda örgüt üyesi Şehmuz Alev adlı şahıs yakalandı. Şehmuz Alev verdiği ifadesinde Abdülaziz Önlük’ün Batman merkezinde kaçırılan kişilere ilişkin bilgi sahibi olabileceğini belirtti. Bunun üzerine Batman Emniyet Müdürlüğü 01.02.1996 tarihinde Abdülaziz Önlük’ün ifadesini aldı ancak Önlük verdiği ifadede, köy korucusu olduğunu, Hizbullah örgütü ile hiçbir bağlantısı olmadığını, Şehmuz Alev ile ahbaplığı olduğunu ancak onun Hizbullah örgüt üyesi olduğunu bilmediğini iddia etti.

01.05.1998 tarihinde düzenlenen Batman Jandarma Merkez Komutanlığı olay yeri tutanağına göre, Abdülaziz Tunç isimli şahsın ihbarı üzerine, Batman’da faaliyet gösteren Hizbullah örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde, Oymataş köyü Soğuksu mezrasında ikamet eden Abdülaziz Önlük’ün evinin altında Hizbullah’a ait örgüt adına kaçırılan kişilerin hapsedildiği bir sığınak olduğu tespit edildi.

17.01.2000 tarihinde İstanbul ilinde Hizbullah terör örgütüne yönelik bir operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonda polisle silahlı çatışmaya giren Hizbullah örgüt mensubu Hüseyin Velioğlu ölü, Edip Gümüş sağ olarak ele geçirildi. Bu kişilerin bulunduğu evde yapılan aramalarda ve 27.06.1999 tarihinde Hizbullah örgüt mensubu Tahir Çiçek’in (Kod adı Suat Hoca) ikametgahında yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayar disklerinde örgüte ait dokümanlara ulaşıldı. Bu dokümanlardan elde edilen bilgiler ışığında birçok kişi Hizbullah terör örgütü mensubu olmak, örgütsel amaçlı toplantılara katılarak ders vermek, örgütün üst düzey sorumlusu olmak, askeri kanat içerisinde yer almak ve eylem yapılması talimatı vermek, örgüt adına adam kaçırmak, örgüt mensupları ile görüşme yapmak, örgüt adına özgeçmiş raporu almak, örgüte istihbarı bilgi toplamak, örgüt adına mahkemeler kurarak halk arasındaki anlaşmazlıkları çözmek suçları bağlamında ifade verdi. Bu kişilerin arasında Abdülaziz Önlük, İlhami Önlük, Ekrem Önlük, Fesih Rüzgar ve Edip Gümüş de vardı.

05.11.2000 tarihinde Hizbullah örgüt mensubu Fesih Rüzgar, Batman Tem Şubesinde verdiği ifadede, Hizbullah örgüt mensubu olduğunu, Oymataş köyü Soğuksu mezrası Batman’da ikamet ettiğini, örgüte Eyüp Önlük’ün tavsiyesiyle katıldığını, Eyüp Önlük ve kardeşi İlhami Önlük ile birlikte bazen camide bazen de kendi evlerinde örgütsel dersler verdiklerini, bu derslere Eyüp Önlük (Kod adı Abuzer), İlhami Önlük, Abdülaziz Önlük, Naif Önlük ve Ekrem Önlük’ün de katıldığını, bu kişilerle örgütün askeri kanadında çalıştıklarını belirtti. Ayrıca 1990’lı yıllarda Eyüp Önlük ve İlhami Önlük’ün köye elleri ve gözleri bağlı kişiler getirmeye başladıklarını, bu kişilerin Abdülaziz Önlük’ün evine götürüldüğünü, evin önünde Abdülaziz’in oğulları Ekrem ve Naif Önlük’ün nöbet tuttuğunu, İlhami Önlük’ün bu kişilerin evde bizzat Eyüp Önlük tarafından sorgulandığını kendisine söylediğini, bu süre içinde kendisinin de köyün girişinde nöbet tuttuğunu, tutsakların bir süre kaldıktan sonra tekrar köyden bilmediği bir yere götürüldüğünü söyledi.

26.10.2001 tarihinde Abdülaziz Önlük ile birlikte oğlu Ekrem Önlük’ün de ifadesi alındı. Ekrem Önlük ifadesinde, 1991-1997 tarihleri arasında babasıyla Batman ili Oymataş köyü Soğuksu mezrasında ailecek ikamet ettiğini, babasının Hizbullah örgütü ile bağlantısını tam olarak bilmediğini ancak 1991 yılından itibaren amcası Eyüp Önlük ve ismini bilmediği birkaç kişinin evlerine gelip toplantı yaptığını, bu toplantılar esnasında abisiyle sırasıyla evin dışında Kaleşnikof silahla nöbet tuttuklarını belirtti. Ayrıca 1992 yılında iki kişinin elleri ve gözleri bağlı olarak babası, amcası ve ismini bilmediği diğer iki kişi tarafından eve getirildiğini ve tahmini 10 gün boyunca babası ve amcası tarafından sorgulandığını hatırladığını söyledi. Daha sonra bu kişilerin İskender ve Hüseyin Sevim olduğu ortaya çıkmış ve amcası onları evden götürdükten sonra bu kişilerden bir daha haber alınamamıştı. 26.10.2001 tarihinde Abdülaziz Önlük, Bursa Merkez Jandarma Komutanlığında verdiği ifadesinde, daha önce 01.02.1996 yılında Hizbullah üyesi olduğunu inkar ettiği ifadesini yalanlayarak “1990 yılında Hizbullah örgütüne üye oldum ve 1995 yılına kadar örgütün her türlü eylem ve faaliyetini destekledim.” ve “Batman merkez Oyma Taş köyü Soğuksu mezrasında bulunan Zorova’daki evimi Hizbullah örgütünün sorgu evi olarak kullandırdım ve kullandım,” dedi.

03.03.2004 tarihinde Müfide Ağaya Batman Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde ifade verdi ve oğlunun nasıl kaybolduğunu ve bu tarihe kadar hiçbir sonuç elde edilemediğini anlattı, etkili soruşturma yapılmasını talep etti.

17.01.2006 tarihinde İsmail Ağaya’nın ailesi Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/18 esas numarası ile gaiplik davası açtı. Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 25.04.2007 tarihinde İsmail Ağaya hakkında gaiplik kararı verdi.

Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 2003/4131 numaralı soruşturma ve 2011/169 karar numaralı fezleke gönderdi. Fezlekede belirtilen 180 kişilik faili meçhul cinayet listesinde İsmail Ağaya’nın da ismi yer almaktaydı. 2013 yılında Fahrettin Tan adlı şahsın İsmail Ağaya’yı, (Resul Saçan, Mahmut Demirer, Zeynep Kürsep ile birlikte) Abdülaziz Önlük’e ait evin bodrumunda gördüğünü beyan ettiği bir dergi/gazete Müfide Ağaya’nın eline geçti. Bunun üzerine Müfide Ağaya 23.09.2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1228 numaralı soruşturma dosyası kapsamında Fahrettin Tan, Aziz Önlük, Hasan Önlük ve İlhami Önlük’ün ifadelerinin alınmasını ve bu köyde gerçekleşen Hizbullah faaliyeti ile ilgili araştırma yapılmasını talep etti.

11.10.2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m.10 ile görevli), Batman Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden Müfide Ağaya’nın açıklamaları doğrultusunda olayın gizli bir şekilde araştırılmasını ve Fahrettin Tan, Aziz Önlük, Hasan Önlük ve İlhami Önlük’ün ifadelerinin alınmasını talep etti.

24.02.2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Batman Emniyet Müdürlüğü, iddialara ilişkin araştırma yapıldığını ve belirlenen şahısların ifadelerinin alındığını belirtti. Buna göre Müfide Ağaya, Fahrettin Tan, İlhami Önlük ve Abdülaziz Önlük’ün alınan ifadeleri Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

29.11.2013 tarihinde Fahrettin Tan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesinde 1993 yılında Batman’da Hizbullah örgütü tarafından kaçırıldığını ve bir yıl kadar kurtulamadığını, kaçırıldığı süre boyunca kaldığı sığınakta tutulan diğer kişilerin isimlerini bilmediğini; genellikle bu kişilerin gözlerinin kapalı olduğunu ama yüzlerini hatırladığını; İsmail Ağaya’nın fotoğrafı gösterilirse kendisini teşhis edebileceğini belirtti. Bunun üzerine aynı gün, Fahrettin Tan’a İsmail Ağaya’nın fotoğrafı gösterildi. Fahrettin Tan, kendisine fotoğrafı gösterilen şahsın, 1994 senesinde Hizbullah örgütünün sığınağında bulunduğunu, kendisine “Ali” diye hitap edildiğini, sığınakta Fahrettin Tan’a Gündem gazetesinde çalıştığını ve gazete satarken Hizbullahçı iki kişinin yanına gelip kendisine silah çekerek PKK mensubu olduğu iddiasıyla kaçırıldığını söylediğini, bir gün bu kişinin odadan ifadesi alınacağı gerekçesiyle götürdüğünü ve bir daha geri getirilmediğini ifade etti.

İlhami Önlük 11.02.2014 tarihinde verdiği ifadesinde, Abdülaziz Önlük’ün ağabeyi, Hasan Önlük’ün ise babası olduğunu; Hasan Önlük’ün 1995 yılında vefat ettiğini; İsmail Ağaya, Zeynel Kürsep, Mahmut Demirel ve Resul Saçan’ı tanımadığını; polislerin Abdülaziz Önlük’e ait evin altında bir sığınak bulunduğu iddiası üzerine 1997-1998 yıllarında evde arama ve kazı çalışması yaptıklarını ancak daha sonrasında herhangi bir yasal işlem başlatılmadığını belirtti.

Abdülaziz Önlük 17.02.2014 tarihinde Bursa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesinde olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihlerde Soğuksu köyünde korucu olarak görev yaptığını; Özgür Ülke gazetesinin PKK propagandası yaptığını ancak Zeynel Kürsep, Mahmut Demirel ve Resul Saçan ve İsmail Ağaya’yı tanımadığını; kendisinin ve babasının evlerinde herhangi bir sığınık bulunmadığını belirtti. Kendisine 26.10.2001 tarihinde Bursa Merkez Jandarma Komutanlığında verdiği ifadede “1990 yılında Hizbullah örgütüne üye oldum ve 1995 yılına kadar örgütün her türlü eylem ve faaliyetini destekledim” ve “Batman merkez Oyma Taş köyü Soğuksu mezrasında bulunan Zorova’daki evimi Hizbullah örgütünün sorgu evi olarak kullandırdım ve kullandım” dediği hatırlatılınca, o ifadeyi baskı altında verdiğini belirtti.

11.03.2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m.10 ile görevli), soruşturma devam ettiği sırada 6526 sayılı yasanın 19.maddesi ile TMK m.10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verildiğinden yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı Batman Cumhuriyet Başsavcılığına yolladı.

24.03.2014 tarihinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK m.10 ile görevli) 2011/1228 sayılı soruşturma dosyası kapsamında İsmail Ağaya ile birlikte kayıtlı 181 maktul ile ilgili evrakların kendisine gönderilmesini talep etti.

İzzettin Acet ve Mehmet Emin Kaynar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

28.10.1994 tarihinde, İzzettin Acet ve şoförü Mehmet Emin Kaynar, Cizre merkezde bulunan bir parka gidip arkadaşlarıyla çay içeceklerini söyleyerek 06 RPZ 44 plakalı araçla evden ayrılmıştır. Yakınları kendilerinden bir daha haber alamamıştır. Olayın ertesi günü bir araya gelen iki ailenin üyelerine bazı tanıdıkları o akşam Acet ve Kaynar'ı parkta tanımadıkları iki-üç kişiyle otururken gördüklerini söylemişlerdir.

Mehmet Emin Kaynar, olaydan 20 gün önce ağabeyine Abdulhakim Güven, Bedran, Ramazan Hoca ve Cabbar kod adlarıyla bilinen kişiler tarafından tehdit edildiğini söylemiştir. İzzettin Acet ise kaybedilmeden önce üç defa gözaltına alınmış, Bedran kod adıyla bilinen Adem Yakin ve beraberindeki kişiler tarafından iki defa evine gidilerek arama yapılmıştır.

01.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığına Kasım Gülalan ve Haci Severoğlu’nun yaptığı ihbar üzerine, Mehmet Emin Kaynar ve İzzettin Acet’in bedenleri, Siverek ilçesi sınırları içinde Diyarbakır Siverek Karayoluna ve Aşlıca veya Karpuzcu köyüne yakın bir kum ocağında yakılmış halde bulunmuştur. Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/537 numarasıyla husus hakkında soruşturma başlatmıştır. 01.11.1994 tarihli otopsi tutanağına göre; maktuller yakılmadan önce kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmüşlerdir.

02.11.1994 tarihinde, İzzettin Acet’in ağabeyi Mehmet Salih Acet, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere bir dilekçe yazmış, aynı gün Cizre Emniyet Müdürlüğünde ifade vermiştir. İfadesinde özetle, kardeşi İzzettin Acet’in 06 RPZ 44 plakalı araçla Cizre’den ayrıldığını ve yaptıkları araştırmalar sonucunda Diyarbakır merkezine gittiğini öğrendiklerini ve kardeşinin en son 30.10.1994 tarihinde Diyarbakır’da köylüleri tarafından iki yabancı şahısla birlikte kahvede görüldüğünü ve köylülere Cizre’ye geri döneceğini söylediğini belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/657 numarası üzerinden soruşturma başlatmıştır.

07.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığı, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile, bulunan iki erkek bedeninin kimliklerinin tespit edilemediğini ve faillerinin bulunamadığını belirtmiş ve ilgili olay yeri tutanaklarını ve olay yeri krokisini göndermiştir.

09.11.1994 tarihinde, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı bedenlerin fotoğraflarını tüm ağır ceza başsavcılıklarına gönderilmek üzere Şanlıurfa ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarına göndermiş ve bedenleri tanıyan ve bilenlerin savcılığa müracaatını talep etmiştir.

14.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığı, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile bulunan iki erkek bedeninin kimliklerinin tespit edilemediğini ve faillerinin bulunamadığını belirtmiş ve bedenlerin fotoğrafının çoğaltılarak ilgili yerlere gönderilmesini talep etmiştir.

24.11.1994 tarihinde, Mehmet Salih Acet ve Mehmet Şirin Kaynar (diğer teşhis tanıkları: Ömer Sansak, Halit Sansak, Abdullah Kaynar) bedenlerin İzzettin Acet’e ve Mehmet Emin Kaynar’a ait olduğunu teşhis etmişlerdir.

01.12.1994 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 06 RPZ 44 plakalı aracın Mehmet Sansak adına kayıtlı olduğu bilgisini vermiştir.

29.03.1995 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının şikâyeti ile başlamış olan 1994/657 soruşturma numaralı dosyada 1995/15 sayısıyla yetkisizlik kararı vermiş ve dosyanın Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

17.08.1997 tarihinde, Elazığ Merkez Jandarma Komutanlığı, Savcılığın talebi üzerine yapılan araştırma sonucunda, 06 RPZ 44 plakalı aracın Diyarbakır-Elazığ yolu üzerinde yakılmış halde bulunduğunu bildirir yazıyı Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Mehmet Sansak adına kayıtlı ve maktullerin kullandığı 06 RPZ 44 plakalı araç uzun süre JİTEM elemanları tarafından kullanılmış ve 17.08.1997 tarihinde Elazığ sınırları içinde yine yakılmış bir halde bulunmuş, 22.08.1997 tarihinde Mehmet Sansak’a teslim edilmiştir.

11.03.2004 tarihinde, itirafçı ve JİTEM eski çalışanı Abdülkadir Aygan, Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan itiraflarında, İzzettin Acet ve Mehmet Emin Kaynar’ın, Abdulhakim Güven tarafından JİTEM'e getirildiğini, buradan kendisi, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük tarafından Diyarbakır-Siverek karayoluna götürüldüğünü, Diyarbakır il sınırında yol çalışması nedeniyle açılan çukurların yanında Abdulhakim Güven tarafından kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldüklerini ve Kemal Emlük tarafından yakıldıklarını anlatmıştır. Abdulhakim Güven, Kemal Emlük ve Abdülkadir Aygan uzun yıllar Diyarbakır ili Jandarma Alay Komutanlığında fiilen istihbarat ve sorgu elemanı ve askeri personel olarak görev yapmış, bölgede meydana gelen onlarca zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetlerde isimleri şüpheli olarak geçmiş ve haklarında çok sayıda soruşturma dosyası açılmıştır.

05.07.2004 tarihinde, İzzettin Acet’in eşi Tayyibe Acet, Abdülkadir Aygan’ın itiraflarına istinaden Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurmuş; Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük’ten şikayetçi olmuştur. Bunun üzerine 21.07.2004 tarihinde Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile, Özgür Gündem Gazetesinden Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük’ün açık adres ve kimlik bilgilerinin sorulmasını talep etmiştir.

10.06.2005 tarihinde, Ayşe Kaynar ve Tayyibe Acet vekili Av. Tahir Elçi, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe ile tekrar başvurmuştur.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK m. 250) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

Bu gelişmelere bağlı olarak, 26.03.2009 tarihinde, Abdurrahman Kaynar ve Tayyibe Acet, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurmuş, aynı tarihte Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 esas numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla Abdurrahman Kaynar’ın ve Tayyibe Acet’in ifadelerini almıştır. Tayyibe Acet ifadesinde, Hakim Güven (Abdulhakim Güven), Cabbar, Ramazan, Bedran (Adem Yakin) ve Kemal (Kemal Emlük) isimli şahıslardan şüphelendiğini belirtmiştir. Acet ayrıca eşi kaybolmadan bir ay önce evine Abdulhakim’in ve Bedran’ın da aralarında bulunduğu 7-8 askeri kıyafetli kişinin geldiğini, eşinin nerede olduğunu sorduklarını, Bedran’ın kendisine “Eşin dönünce yanıma gelsin.” dediğini; bununla birlikte yine eşi kaybolmadan bir süre önce, Bedran’ın ev telefonundan aradığını ve yine eşini sorduğunu ifade etmiştir. Abdurrahman Kaynar ise ifadesinde, Hakim Güven (Abdulhakim Güven), Cabbar, Ramazan, Bedran (Adem Yakin) ve Kemal (Kemal Emlük) isimli şahıslardan şüphelendiğini belirtmiştir. Kaynar ayrıca, kardeşi Mehmet Emin Kaynar’ın olaydan 20 gün önce eve geldiğinde kendisine, “Bir lokantada Ramazan Hoca, Cabbar, Abdulhakim, Bedran beni tehdit etti, bana ‘Kısa zamanda seninle görüşeceğiz,’ dediler.” dediğini söylemiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2013 yılında 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK m. 10) göndermiştir. 06.03.2014 tarihinde Resmî Gazetede kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m. 10) kapatılınca, soruşturma dosyası Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına geri dönmüş ve burada 2014/1859 numarasını almıştır.

03.05.2010 tarihinde, Av. Tahir Elçi, aralarında Mehmet Emin Kaynar ve İzzettin Acet’in de bulunduğu on maktul hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe sunmuştur. Dilekçede olaya ilişkin bütün bilgi ve belgelerin halen Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 1994/537 soruşturma numaralı dosyası içinde yer aldığını belirtmiş ve olayın faillerinin öldürme eylemini Diyarbakır Savcılığı tarafından soruşturması yürütülen suç örgütünün faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirmiş olması sebebiyle dosyanın 2009/906 numaralı soruşturma dosyasıyla birleştirilmesini talep etmiştir.

İzzettin Acet ve Mehmet Emin Kaynar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-26
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

28.10.1994 tarihinde, İzzettin Acet ve şoförü Mehmet Emin Kaynar, Cizre merkezde bulunan bir parka gidip arkadaşlarıyla çay içeceklerini söyleyerek 06 RPZ 44 plakalı araçla evden ayrılmıştır. Yakınları kendilerinden bir daha haber alamamıştır. Olayın ertesi günü bir araya gelen iki ailenin üyelerine bazı tanıdıkları o akşam Acet ve Kaynar'ı parkta tanımadıkları iki-üç kişiyle otururken gördüklerini söylemişlerdir.

Mehmet Emin Kaynar, olaydan 20 gün önce ağabeyine Abdulhakim Güven, Bedran, Ramazan Hoca ve Cabbar kod adlarıyla bilinen kişiler tarafından tehdit edildiğini söylemiştir. İzzettin Acet ise kaybedilmeden önce üç defa gözaltına alınmış, Bedran kod adıyla bilinen Adem Yakin ve beraberindeki kişiler tarafından iki defa evine gidilerek arama yapılmıştır.

01.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığına Kasım Gülalan ve Haci Severoğlu’nun yaptığı ihbar üzerine, Mehmet Emin Kaynar ve İzzettin Acet’in bedenleri, Siverek ilçesi sınırları içinde Diyarbakır Siverek Karayoluna ve Aşlıca veya Karpuzcu köyüne yakın bir kum ocağında yakılmış halde bulunmuştur. Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/537 numarasıyla husus hakkında soruşturma başlatmıştır. 01.11.1994 tarihli otopsi tutanağına göre; maktuller yakılmadan önce kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmüşlerdir.

02.11.1994 tarihinde, İzzettin Acet’in ağabeyi Mehmet Salih Acet, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere bir dilekçe yazmış, aynı gün Cizre Emniyet Müdürlüğünde ifade vermiştir. İfadesinde özetle, kardeşi İzzettin Acet’in 06 RPZ 44 plakalı araçla Cizre’den ayrıldığını ve yaptıkları araştırmalar sonucunda Diyarbakır merkezine gittiğini öğrendiklerini ve kardeşinin en son 30.10.1994 tarihinde Diyarbakır’da köylüleri tarafından iki yabancı şahısla birlikte kahvede görüldüğünü ve köylülere Cizre’ye geri döneceğini söylediğini belirtmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/657 numarası üzerinden soruşturma başlatmıştır.

07.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığı, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile, bulunan iki erkek bedeninin kimliklerinin tespit edilemediğini ve faillerinin bulunamadığını belirtmiş ve ilgili olay yeri tutanaklarını ve olay yeri krokisini göndermiştir.

09.11.1994 tarihinde, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı bedenlerin fotoğraflarını tüm ağır ceza başsavcılıklarına gönderilmek üzere Şanlıurfa ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarına göndermiş ve bedenleri tanıyan ve bilenlerin savcılığa müracaatını talep etmiştir.

14.11.1994 tarihinde, Siverek İlçe Jandarma Komutanlığı, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile bulunan iki erkek bedeninin kimliklerinin tespit edilemediğini ve faillerinin bulunamadığını belirtmiş ve bedenlerin fotoğrafının çoğaltılarak ilgili yerlere gönderilmesini talep etmiştir.

24.11.1994 tarihinde, Mehmet Salih Acet ve Mehmet Şirin Kaynar (diğer teşhis tanıkları: Ömer Sansak, Halit Sansak, Abdullah Kaynar) bedenlerin İzzettin Acet’e ve Mehmet Emin Kaynar’a ait olduğunu teşhis etmişlerdir.

01.12.1994 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile 06 RPZ 44 plakalı aracın Mehmet Sansak adına kayıtlı olduğu bilgisini vermiştir.

29.03.1995 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının şikâyeti ile başlamış olan 1994/657 soruşturma numaralı dosyada 1995/15 sayısıyla yetkisizlik kararı vermiş ve dosyanın Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

17.08.1997 tarihinde, Elazığ Merkez Jandarma Komutanlığı, Savcılığın talebi üzerine yapılan araştırma sonucunda, 06 RPZ 44 plakalı aracın Diyarbakır-Elazığ yolu üzerinde yakılmış halde bulunduğunu bildirir yazıyı Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Mehmet Sansak adına kayıtlı ve maktullerin kullandığı 06 RPZ 44 plakalı araç uzun süre JİTEM elemanları tarafından kullanılmış ve 17.08.1997 tarihinde Elazığ sınırları içinde yine yakılmış bir halde bulunmuş, 22.08.1997 tarihinde Mehmet Sansak’a teslim edilmiştir.

11.03.2004 tarihinde, itirafçı ve JİTEM eski çalışanı Abdülkadir Aygan, Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan itiraflarında, İzzettin Acet ve Mehmet Emin Kaynar’ın, Abdulhakim Güven tarafından JİTEM'e getirildiğini, buradan kendisi, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük tarafından Diyarbakır-Siverek karayoluna götürüldüğünü, Diyarbakır il sınırında yol çalışması nedeniyle açılan çukurların yanında Abdulhakim Güven tarafından kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldüklerini ve Kemal Emlük tarafından yakıldıklarını anlatmıştır. Abdulhakim Güven, Kemal Emlük ve Abdülkadir Aygan uzun yıllar Diyarbakır ili Jandarma Alay Komutanlığında fiilen istihbarat ve sorgu elemanı ve askeri personel olarak görev yapmış, bölgede meydana gelen onlarca zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetlerde isimleri şüpheli olarak geçmiş ve haklarında çok sayıda soruşturma dosyası açılmıştır.

05.07.2004 tarihinde, İzzettin Acet’in eşi Tayyibe Acet, Abdülkadir Aygan’ın itiraflarına istinaden Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurmuş; Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük’ten şikayetçi olmuştur. Bunun üzerine 21.07.2004 tarihinde Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazı ile, Özgür Gündem Gazetesinden Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven ve Kemal Emlük’ün açık adres ve kimlik bilgilerinin sorulmasını talep etmiştir.

10.06.2005 tarihinde, Ayşe Kaynar ve Tayyibe Acet vekili Av. Tahir Elçi, Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe ile tekrar başvurmuştur.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK m. 250) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 soruşturma numaralı dosyası ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşılmış ve şüphelilerin bir kısmı tutuklanmıştır. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğmuştur. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yapmıştır.

Bu gelişmelere bağlı olarak, 26.03.2009 tarihinde, Abdurrahman Kaynar ve Tayyibe Acet, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurmuş, aynı tarihte Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 esas numaralı soruşturma dosyası kapsamında müşteki sıfatıyla Abdurrahman Kaynar’ın ve Tayyibe Acet’in ifadelerini almıştır. Tayyibe Acet ifadesinde, Hakim Güven (Abdulhakim Güven), Cabbar, Ramazan, Bedran (Adem Yakin) ve Kemal (Kemal Emlük) isimli şahıslardan şüphelendiğini belirtmiştir. Acet ayrıca eşi kaybolmadan bir ay önce evine Abdulhakim’in ve Bedran’ın da aralarında bulunduğu 7-8 askeri kıyafetli kişinin geldiğini, eşinin nerede olduğunu sorduklarını, Bedran’ın kendisine “Eşin dönünce yanıma gelsin.” dediğini; bununla birlikte yine eşi kaybolmadan bir süre önce, Bedran’ın ev telefonundan aradığını ve yine eşini sorduğunu ifade etmiştir. Abdurrahman Kaynar ise ifadesinde, Hakim Güven (Abdulhakim Güven), Cabbar, Ramazan, Bedran (Adem Yakin) ve Kemal (Kemal Emlük) isimli şahıslardan şüphelendiğini belirtmiştir. Kaynar ayrıca, kardeşi Mehmet Emin Kaynar’ın olaydan 20 gün önce eve geldiğinde kendisine, “Bir lokantada Ramazan Hoca, Cabbar, Abdulhakim, Bedran beni tehdit etti, bana ‘Kısa zamanda seninle görüşeceğiz,’ dediler.” dediğini söylemiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2013 yılında 2009/430 numaralı soruşturmasını tamamlayarak, fezlekeyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK m. 10) göndermiştir. 06.03.2014 tarihinde Resmî Gazetede kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m. 10) kapatılınca, soruşturma dosyası Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına geri dönmüş ve burada 2014/1859 numarasını almıştır.

03.05.2010 tarihinde, Av. Tahir Elçi, aralarında Mehmet Emin Kaynar ve İzzettin Acet’in de bulunduğu on maktul hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe sunmuştur. Dilekçede olaya ilişkin bütün bilgi ve belgelerin halen Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 1994/537 soruşturma numaralı dosyası içinde yer aldığını belirtmiş ve olayın faillerinin öldürme eylemini Diyarbakır Savcılığı tarafından soruşturması yürütülen suç örgütünün faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirmiş olması sebebiyle dosyanın 2009/906 numaralı soruşturma dosyasıyla birleştirilmesini talep etmiştir.

Kamil Bilgeç'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Nazir Kuş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
27 Kasım 1995'ten beri kendisinden haber alınamayan Kamil Bilgeç ile ilgili başvuru, oğlu adına, Şırnak Barosu avukatlarınca 27 Ocak 2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yapıldı. Savcılığın 2008/3151 dosya numarasıyla açtığı soruşturma hala devam ediyor.
Kasım Alpsoy'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2009 yılında İnsan Hakları Derneği, 10 ayrı kayıp yakını ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. Hakkında başvuruda bulunulan kayıplardan biri Kasım Alpsoy'du. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep ettiler. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2008/1756 soruşturma numarası ile yeni bir soruşturma başlattı. Savcılık soruşturmaların yeniden açılması için her kayıpla ilgili dilekçeyi olayın gerçekleştiği yer açısından yetkili savcılıklara gönderdi. Kasım Alpsoy'un zorla kaybedilmesi ile ilişkili olan dosya Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi ancak elimize ulaşan belgelerde soruşturmalara ilişkin daha güncel bir veri yok.
Kemal Mubariz'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Ömer Mubariz 25 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kardeşi Kemal Mubariz'in kaybedilmesi ile ilgili Cemal Temizöz'den, Kamil Atak'tan ve kardeşini evden alan Jitem mensuplarından şikâyetçi oldu. Ayrıca bölgede çıkan kemiklerle DNA eşleştirmesi yapılmasını talep etti. Bunun üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesi alındı. Aynı tarihte şikâyetçi olan Ömer Mubariz'e kardeşini gözaltına alan iki kişiyi teşhis etmesi amacıyla 9 ayrı kişiye ait fotoğraflar gösterildi ancak söz konusu iki kişi gösterilen fotoğraflar arasında yoktu. 19 Kasım 2009 tarihinde Kemal Mubariz'in kaybedilmesi hakkında Cizre Cumhuriyet Savcılığı tarafından 2009/430 numaralı soruşturma açıldı.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturmayı 06.02.2013 tarihli fezleke ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesiyle dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/466 numaralı soruşturmaya kaydedildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 2013/466 numaralı soruşturmada, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi nedeniyle 2014/10089 karar numarasıyla yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı 2014/1859 soruşturma sırasına kaydetti. Soruşturma halen sürüyor.

Kenan Bilgin'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CASE OF İRFAN BİLGİN v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Kenan Bilgin, 12 Eylül 1994 sabahı Ankara Dikmen'de bir otobüs durağından sivil polislerce gözaltına alındı. Ailesi gözaltıyla ilgili bilgilendirilmedi ancak kardeşi İrfan Bilgin kimliğini açıklamayan bir kişi tarafından üç defa arandı ve kendisine ağabeyinin üç diğer kişiyle beraber Gölbaşı'nda tutulduğu, gördüğü işkenceler sonrasında durumunun ciddi olduğu söylendi. 15 Kasım 1994'te gelen son telefonda ağabeyinin başka bir yere götürüldüğü bilgisi verildi.

3 Ekim 1994'te ailenin avukatı Meclis İnsan Hakları Komisyonuyla bağlantıya geçti ve olayla ilgili basına yazılı bir metin gönderildi. Aile hem kendisi hem de avukatları aracılığıyla Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Başsavcılığa dilekçe ile de başvurdu. Başsavcılıktan 10 Ekim'de gelen cevapta Kenan Bilgin adında birinin gözaltı kayıtlarında görünmediği söylendi. Aynı gün aile yine bir basın açıklamasıyla olayı kamuoyuyla paylaştı ve İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesine başvuru yaptı. İHD ertesi gün Valiliğe ilettiği dilekçe ile Kenan Bilgin'in acilen savcılık huzuruna çıkartılmasını talep etti.

Bilgin ailesi, kendileri de 12-27 Eylül tarihleri arasında Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulan, Kenan Bilgin'i gözaltında gören ve işkenceye tabi tutulduğuna şahit olan 10 tanığa ulaşarak yazılı ifadelerini topladı; 9 Kasım 1994'te görgü şahitlerinin yazılı ifadeleriyle birlikte savcılığa yeniden başvurdu ve Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polislerden şikâyetçi oldu. 21 Kasım 1994'te Ankara DGM'deki bir duruşmada müdafilerden biri Kenan Bilgin'i gözaltında gördüğünü; bir diğeri ise gözaltındayken polislerin kendisini konuşmazsa sonunun Kenan Bilgin gibi olacağı yönünde tehdit ettiğini belirtti. 27 Eylül'de gözaltına alınan ve 13 gün tutulan bir avukat da Kenan Bilgin'i gözaltında gördüğünü belirterek, Kenan Bilgin'in kendisine 22 gündür gözaltında tutulduğunu ve polisin kendisini kaybetme niyetinde olduğunu düşündüğünü, ailesine haber vermesini istediğini söyledi.

Bütün tanıklara rağmen Emniyet Müdürlüğü Kenan Bilgin'in gözaltına alındığını inkâr etti. Bilgin ailesi Kenan Bilgin'in akıbeti ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamayıp iç hukuk yollarında herhangi bir ilerleme olmayınca 17 Ekim 1994'te AİHM'ye başvurdu. Mahkeme, 30 Haziran 1997'de davayı kabul ederek Eylül 1999'da Kenan Bilgin'i gözaltında gören 11 tanığı, olayı araştıran iki savcıyı, Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli bir komiser yardımcısı ile Terörle Mücadele Şubesinden bir polis memurunu dinledi. 17 Ekim 2001'de verdiği kararda Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin esastan ve usulden, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye Cumhuriyeti devletini tazminat ödemeye mahkûm etti.

30 Mayıs 2017 tarihli Bianet haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 31 Mart 2017 tarihinde Kenan Bilgin’in “Ankara Emniyetine bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır” diyerek zamanaşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. 15 Mayıs 2017 tarihinde, Bilgin Ailesi Ankara Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak bu karara itirazda bulundu.

Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
Zeki Adıgüzel, 18.03.1994’te Kulp Jandarma Komutanlığına ve 29.04.1994’te Diyarbakır DGM Başsavcılığına kardeşi hakkında bilgi almak için başvurdu ancak bir sonuç alamadı.

1994’te sivil toplum örgütleri kanalıyla bilgilendirilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Gönülsüz ve Zorla Kaybolmalar Çalışma Grubu’nun girişimi üzerine Kuddusi Adıgüzel’in zorla kaybedilmesiyle ilgili Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. 05.05.1994’te Dışişleri Bakanlığı, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından Kuddusi Adıgüzel’in gözaltına alınıp alınmadığının araştırılmasını istedi. 01.06.1995 tarihinden 15.05.1996 tarihine kadar, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 31.05.1995’de yazdığı yazı ile Bakanlık, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından her ay soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi talep etti ve her seferinde soruşturma işlemlerinin devam ettiği ancak ilerleme kaydedilemediği cevabı verildi.

07.07.1994’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, İlçe Emniyet Amirliğine ve İlçe Jandarma Komutanlığına Kuddusi Adıgüzel’in gözaltına alınıp alınmadığını sordu. 11.07.1994’te Kulp Jandarma Komutanlığı tarafından Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına Kuddusi Adıgüzel’in gözaltına alınmadığı bildirildi. 12.07.1994’te ise Kulp Emniyet Amirliği aynı bildirimde bulundu.

18.08.1994’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kulp İlçe Emniyet Amirliğinden Kuddusi Adıgüzel’in yakınlarının savcılığa müracaatları için 15.03.1994 tarihi itibariyle ikamet ettikleri adresin tespiti istendi. 27.02.1995’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı İlçe Nüfus Müdürlüğünden nüfus kayıt örneklerini istedi. 02.06.1995’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, Kulp Jandarma Bölge Komutanlığından Kuddusi Adıgüzel’in ailesinden birinin Savcılığa getirilmesini istedi.

05.09.1995 tarihinde Kulp Jandarma Bölge Komutanlığı tarafından düzenlenen tutanakta Kuddusi Adıgüzel’in PKK örgütü tarafından kaçırıldığı iddia edildi. Ayrıca yakın akrabalarının köyü terk ettikleri ve gittikleri yeri kimseye söylemedikleri öne sürüldü. 15.12.1995’te tutanak Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 03.06.1996’da Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kuddusi Adıgüzel’in PKK tarafından kaçırıldığı ileri sürülerek görevsizlik kararı verildi ve dosya Diyarbakır DGM Başsavcılığına gönderildi. (Hazırlık No:1994\72 Karar No: 1996\17)

28.06.1996’da Diyarbakır DGM Başsavcılığı tarafından Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş’in faillerinin bulunması için daimi arama kararı çıkarılarak, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığından, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığından araştırmaların yürütülmesi ve zamanaşımı tarihi olan 15.03.2014’e kadar her üç ayda bir bilgi verilmesi istendi. (Hazırlık No:1996\1621) 24.04.2002’ye kadar ilgili kurumlar arasında usulen yazışmalar yapıldı ancak faillerin ortaya çıkarılması için etkili bir süreç yürütülmedi.

19.03.1997’de Zeki Adıgüzel, Kuddusi Adıgüzel’in zorla kaybedilmesine ilişkin İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesine başvurdu. 03.07.2001’de Kuddusi Adıgüzel’in eşi Muhlise Adıgüzel, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, aradan sekiz yıl geçmesine rağmen resmi olarak aileye hiçbir bilgi verilmediğini, ifadelerine de başvurulmadığını belirtti. Muhlise Adıgüzel yürütülen süreç hakkında bilgilendirilmesini, olay hakkındaki bilgi ve gördüklerinin tespiti için ifade vermeyi ve eşinin kaybolmasından sorumlu kişilerin tespit edilerek yargılanmasını istedi.

03.07.2001’de Muhlise Adıgüzel, Kuddusi Adıgüzel’e olay tarihinde işkence edildiğinden dolayı Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Savcılık olay tarihinin üzerinden 7-8 yıl geçmiş olmasından ve delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verdi. (Hz no:2001\189)

Muhlise Adıgüzel’in vekili, Diyarbakır DGM Başsavcılığından, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığındaki ve Kulp İlçesi Sivrice Jandarma Karakol Komutanlığındaki 1994 yılı 3. ve 4. aylara ait gözaltına alınanlara ilişkin tutulan kayıtların alınmasını talep etti. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığında gözaltı işlemlerini yapan birimden yine bu kayıtların asılları istendi. Ayrıca Kuddusi Adıgüzel’in örgüt tarafından kaçırıldığı sonucuna nasıl varıldığına ilişkin Kulp Jandarma yetkililerinden bilgi istedi. (Hazırlık No: 1996\1621) (Not: 2001\1296’yla birleşmiş.)

15.10.2001’de Diyarbakır DGM Başsavcılığı, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından, Diyarbakır Jandarma Komutanlığından, Kulp Jandarma Komutanlığından 1994 yılı 3. Ve 4. aylara ait gözaltı kayıtlarını ve Muhterem Ayato (Hayato), Reşat Pamuk ve Eşref Ateş’in konu ile ilgili ifadelerinin alınmasını istedi. (Hazırlık No: 1996\1621) Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı DGM Savcılığı tarafından birkaç kez tekit edilmesine rağmen gözaltı defterlerini göndermedi ve 22.10.2001’de Kuddisi Adıgüzel’in gözaltına alınmadığına dair bilgi verdi.

11.10.2001’de Muhlise Adıgüzel AİHM’e başvuruda bulundu. Mahkeme, başvurucu tarafından iç hukuk yollarının etkisiz olduğu ileri sürülmesine rağmen AİHS’in 35. Maddesinde öngörülmüş olan 6 aylık başvuru süresinin geçirildiği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdi.

28.12.2001’de Diyarbakır DGM Savcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden Muhlise Adıgüzel’i ifadesinin alınması için hazır bulundurulmasını talep etti. 05.03.2002’de Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü belirtilen adreste Muhlise Adıgüzel’in oturmadığı, orada oturanların da Muhlise Adıgüzel’i tanımadığı ve çevreden tanıyan veya bilen kimsenin çıkmadığı cevabını verdi.

Kuddusi Adıgüzel’in zorla kaybedilmesinden iki ay sonra 12.06.1994’te Kulp yakınlarında sekiz insan bedeninin bulunması üzerine, Muhlise Adıgüzel bulunan bedenlerden birinin eşi olabileceği kanaatine vardı. Muhlise Adıgüzel’in vekili, Diyarbakır DGM Başsavcılığından bu bedenlere ait teşhis için kullanılabilecek fotoğraf veya gerekli bilimsel tahlillerin yapılması istedi. (Sekiz bedenin bulunmasına ait olay 1994\5327 hazırlık numarası)

Muhlise Adıgüzel 08.05.2002’de olayla ilgili olarak Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısına ifade vererek, bulunan bedenleri değil, üzerlerinden çıkan elbiseleri gördüğünü ve eşinin elbiselerinin de orada olduğunu ancak korktuğu için söyleyemediğini söyledi. Kuddusi Adıgüzel’in bedeninin kendisine teslim edilmesini istedi.

20.09.2002’de Kasım Altun, Kevirikok tepesinde bulunan sekiz bedene ilişkin Adıgüzel ailesinin avukatına ifade verdi. İfadesine göre Kasım Altun, bedenleri toprağa vermek için gerekli izinler alındıktan sonra bölgeye geldi ve bulunan bedenlerden birinin Kuddusi Adıgüzel’e ait olduğunu gördü. Kuddusi Adıgüzel ile aynı anda gözaltına alınan Mirze Ateş’in de bedeni oradaydı. Mirze Ateş’in yüzü yanmadığı için rahatlıkla teşhis edebildi. Fakat orada bulunan savcı ve askeri yetkililer teşhise izin vermedi.

28.05.2003’te tıbbi tahlillerin yapılması için Kuddusi Adıgüzel’in oğlu Fehmi Adıgüzel’in genetik bilgileri Diyarbakır DGM Savcılığına bildirildi. Daha sonra 15.12.2003’te Adli Tıp Kurumu tarafından gerekli incelemeler yapılarak hiçbir bedenin Kuddusi Adıgüzel’e ait olmadığına karar verildi.

29.09.2003’te Muhlise Adıgüzel, tekrar Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına eşi Kuddusi Adıgüzel’in gözaltına alındığını ve daha sonra öldürüldüğünü söyledi. 29.12.2003’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı dilekçeyi işleme koydu. (Hazırlık No: 2003\419)

02.02.2005’te Diyarbakır Valiliği tarafından 5233 sayılı kanun uyarınca Adıgüzel ailesine Kuddusi Adıgüzel’in zorla kaybedildiği tarihten sonra uğradığı maddi zararın karşılanması için maddi tazminat ve sağ olarak bulunmayacağı gözetilerek destekten yoksun kalma tazminatı ödendi.

22.08.2006’da Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine Kuddusi Adıgüzel’in gaipliğine karar verilmesi için başvuru yapıldı. 05.10.2007’de Muhterem Hayato, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde tanık olarak dinlendi. Gözaltındayken Kuddusi Adıgüzel’in ismini duyduğunu ama kendisini görmediğini söyledi. 24.11.2009’da Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesince Kuddusi Adıgüzel’in gaipliğine karar verildi. (Gaiplik Esas No: 2006\433, Karar No: 2009\599)

02.02.2005 tarihinde, Ateş ailesinin vekilleri, Diyarbakır Valiliğine başvurarak, 5233 sayılı yasa kapsamında yaşanan olay sonucu meydana gelen maddi ve manevi zararların tazminini talep etti.

Valilik, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği takipsizlik kararında da belirtildiği üzere Mirze Ateş’in köyü terk ederek İstanbul’a yerleşmiş olduğunu ve vukuatlı nüfus kayıt örneğinden 2004 tarihinde hayatta olduğunun anlaşıldığını belirterek, tazminat talebini reddetti.

Mirze Ateş’in eşi Rınde Ateş ve çocukları Neriman Ateş, Atanur Ateş, Gülpembe Ateş, Elif Ateş, Ruşen Ateş, red kararının iptali için Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine dava açmak üzere dilekçe verdi. Dilekçelerinde, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik değil görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiğini, soruşturmanın hala devam etmekte olduğunu, Mirze Ateş’in nüfus kaydının değiştirilmesine ilişkin herhangi bir işlem yapmadıkları için kaydın yaşadığı yönünde olduğunu belirtti.

Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi Başkanlığına yazı yazarak, gözaltında öldürülmenin 5233 sayılı yasa kapsamına girmediği gerekçesiyle açılan davanın reddedilmesi gerektiğini beyan etti.

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi tarafından, Mirze Ateş’in kaybolması olayının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerden kaynaklandığını kanıtlayacak hukuken kabul edilebilir bir delil olmadığı ve Mirze Ateş’in kaybolduğu köyün tamamen boşaltılan köyler arasında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildi. (Esas No: 2011/1446 Karar No: 2012/1145 ) Aile, bu kararın bozulması için Danıştay’a temyiz başvurusu yaptı.

26.01.2012 tarihinde Ruşen Ateş, Elif Ateş ve Gülpembe Yiğit vekilleri aracılığı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, Diyarbakır’da eski Merkez Kapalı Cezaevi ve JİTEM merkezi civarında bulunan insan kemiklerine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında Mirze Ateş’e ait olan kemiklere rastlanıp rastlanılmadığının DNA yoluyla karşılaştırma yapılarak tespit edilmesini talep etti.

Eylül 2014 itibariyle, Kuddusi Adıgüzel'in zorla kaybedilmesine ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma devam etmektedir.

Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Bilinmiyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş’in zorla kaybedilmesine ilişkin 1994/72 dosya numarasıyla başlatılan soruşturmada 03.06.1996 tarihinde Mirze Ateş'in ikametinin İstanbul'a taşındığının tespiti üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Savcılık Kuddusi Adıgüzel'in dosyasını ise verdiği görevsizlik kararıyla Diyarbakır DGM Başsavcılığına gönderdi. 28.06.1996’da Diyarbakır DGM Başsavcılığı tarafından Kuddusi Adıgüzel'in faillerinin bulunması için daimi arama kararı çıkarılarak, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığından, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığından araştırmaların yürütülmesi ve zamanaşımı tarihi olan 15.03.2014’e kadar her üç ayda bir bilgi verilmesi istendi. (Hazırlık No:1996\1621) 24.04.2002’ye kadar ilgili kurumlar arasında usulen yazışmalar yapıldı ancak faillerin ortaya çıkarılması için etkili bir süreç yürütülmedi.

Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş’in zorla kaybedilmesinden iki ay sonra 12.06.1994’te Kulp yakınlarında sekiz insan bedeninin bulunması üzerine, Muhlise Adıgüzel bulunan bedenlerden birinin eşi olabileceği kanaatine vardı. Muhlise Adıgüzel’in vekili, Diyarbakır DGM Başsavcılığından bu bedenlere ait teşhis için kullanılabilecek fotoğraf veya gerekli bilimsel tahlillerin yapılması istedi. (Sekiz bedenin bulunmasına ait olay 1994\5327 hazırlık numarası)

Muhlise Adıgüzel 08.05.2002’de olayla ilgili olarak Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısına ifade vererek, bulunan bedenleri değil, üzerlerinden çıkan elbiseleri gördüğünü ve eşinin elbiselerinin de orada olduğunu ancak korktuğu için söyleyemediğini söyledi. Kuddusi Adıgüzel’in bedeninin kendisine teslim edilmesini istedi.

20.09.2002’de Kasım Altun, 1994 yılında Kevirikok tepesinde bulunan sekiz bedene ilişkin Adıgüzel ailesinin avukatına ifade verdi. İfadesine göre Kasım Altun, bedenleri toprağa vermek için gerekli izinler alındıktan sonra bölgeye geldi ve bulunan bedenlerden birinin Kuddusi Adıgüzel’e ait olduğunu gördü. Kuddusi Adıgüzel ile aynı anda gözaltına alınan Mirze Ateş’in de bedeni oradaydı. Mirze Ateş’in yüzü yanmadığı için rahatlıkla teşhis edebildi. Fakat orada bulunan savcı ve askeri yetkililer teşhise izin vermedi.

28.05.2003’te tıbbi tahlillerin yapılması için Kuddusi Adıgüzel’in oğlu Fehmi Adıgüzel’in genetik bilgileri Diyarbakır DGM Savcılığına bildirildi. Daha sonra 15.12.2003’te Adli Tıp Kurumu tarafından gerekli incelemeler yapılarak hiçbir bedenin Kuddusi Adıgüzel’e ait olmadığına karar verildi.

29.09.2003’te Muhlise Adıgüzel, tekrar Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına eşi Kuddusi Adıgüzel’in gözaltına alındığını ve daha sonra öldürüldüğünü söyledi. 29.12.2003’te Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı dilekçeyi işleme koydu. (Hazırlık No: 2003\419)

02.02.2005’te Diyarbakır Valiliği tarafından 5233 sayılı kanun uyarınca Adıgüzel ailesine Kuddusi Adıgüzel’in zorla kaybedildiği tarihten sonra uğradığı maddi zararın karşılanması için maddi tazminat ve sağ olarak bulunmayacağı gözetilerek destekten yoksun kalma tazminatı ödendi.

02.02.2005 tarihinde, Ateş ailesinin vekilleri, Diyarbakır Valiliğine başvurarak, 5233 sayılı yasa kapsamında yaşanan olay sonucu meydana gelen maddi ve manevi zararların tazminini talep etti.

Valilik, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığının 1996 yılında verdiği takipsizlik kararında da belirtildiği üzere Mirze Ateş’in köyü terk ederek İstanbul’a yerleşmiş olduğunu ve vukuatlı nüfus kayıt örneğinden 2004 tarihinde hayatta olduğunun anlaşıldığını belirterek, tazminat talebini reddetti.

Mirze Ateş’in eşi Rinde Ateş ve çocukları Neriman Ateş, Atanur Ateş, Gülpembe Ateş, Elif Ateş, Ruşen Ateş, red kararının iptali için Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine dava açmak üzere dilekçe verdi. Dilekçelerinde, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik değil görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiğini, soruşturmanın hala devam etmekte olduğunu, Mirze Ateş’in nüfus kaydının değiştirilmesine ilişkin herhangi bir işlem yapmadıkları için kaydın yaşadığı yönünde olduğunu belirtti.

Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi Başkanlığına yazı yazarak, gözaltında öldürülmenin 5233 sayılı yasa kapsamına girmediği gerekçesiyle açılan davanın reddedilmesi gerektiğini beyan etti.

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi tarafından, Mirze Ateş’in kaybolması olayının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerden kaynaklandığını kanıtlayacak hukuken kabul edilebilir bir delil olmadığı ve Mirze Ateş’in kaybolduğu köyün tamamen boşaltılan köyler arasında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildi. (Esas No: 2011/1446 Karar No: 2012/1145 ) Aile, bu kararın bozulması için Danıştay’a temyiz başvurusu yaptı.

26.01.2012 tarihinde Ruşen Ateş, Elif Ateş ve Gülpembe Yiğit vekilleri aracılığı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, Diyarbakır’da eski Merkez Kapalı Cezaevi ve JİTEM merkezi civarında bulunan insan kemiklerine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında Mirze Ateş’e ait olan kemiklere rastlanıp rastlanılmadığının DNA yoluyla karşılaştırma yapılarak tespit edilmesini talep etti.

Mirze Ateş'in zorla kaybedilmesine ilişkin açılan soruşturmanın akıbetine ilişkin bilgi elimizde bulunmamaktadır.

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS