Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Abdullah Canan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti K_CananAbdullah_AIHM
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Yusuf Hakkı Doğan Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi (1997/121)
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
17 Ocak 1996 tarihinde Yüksekova-Van karayolunda yapılan bir kontrol sırasında Abdullah Canan’ın arabası Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un başında olduğu Tabur Komutanlığı askerleri tarafından durduruldu. Abdullah Canan askerler tarafından gözaltına alındı. Olaydan iki gün sonra, 19 Ocak 1996'da Abdullah Canan'ın kardeşi Mehmet Canan Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kardeşinden haber alamadıkları için endişeli olduklarını bildirdi. Savcılık, Abdullah Canan'ın eşinin ifadesine başvurdu. 24.01.1996 tarihinde, Abdullah Canan’a ait özel aracın Başkale-Van Karayolu üzerinde yol kenarındaki uçurumda bulunması üzerine keşif tutanağı düzenlendi. 12 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın eşi, oğlu ve kardeşi Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına tekrar başvurarak görgü tanıklarının korkudan ifade ver(e)mediklerini belirttiler. Ayrıca, 1995 yılının Kasım ayında Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki askeri birlik tarafından köylerine düzenlenen operasyon (bu operasyon sırasında köyden Şemsettin Yurdakul, Miktad Özeken ve Münür Sarıtaş zorla kaybedilmişti) ile ilgili hakkında şikayet ve suç duyurusunda bulundukları Mehmet Emin Yurdakul’un tuttuğu kin yüzünden Abdullah Canan’ı gözaltına almış olduğunu ifade ederek, soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesini talep ettiler. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı Çavuş Ö.T., Onbaşı S.A., Uzman Çavuş F.P., Çavuş A.Ş., Astsubay M.T. ve Yüzbaşı B.Y.’nin ifadelerine başvurdu. Askerler, hiçbir sivil araç aramadıklarını söylerken; Yüzbaşı B.Y. aksi yönde verdiği ifadesinde sivil araçların da arama işlemine tabi tutulduğunu, ancak iddia edildiği gibi kimsenin gözaltına alınmadığını iddia etti.

<\p>

21 Şubat 1996 tarihinde Yüksekova-Esendere Karayolu Güldalı Köyü Fidanlık Mevkiinde bulunan menfezin içinde Abdullah Canan’ın cansız bedeninin bulunması üzerine, Savcılıkça olay yerine gelinerek, olay yeri görgü ve tespit tutanağı ile ölü muayene ve otopsi tutanağı tanzim edildi. Ancak, klasik otopsi yapılmasına gerek görülmedi. Abdullah Canan'ın elleri arkadan bağlanmıştı; bedeninde ağır işkence izleri vardı ve yedi kurşun deliği saptandı. 26 Şubat 1996 tarihinde Canan ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurarak Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Olayla ilgili Yüksekova 1. Dağ ve Komando Tabur Komutanlığı tarafından Astsubay Çavuş S. A., Er M.G., Uzman Çavuş S.K., Uzman Çavuş A.K., Uzman Çavuş F.P., 1.Kademe Uzman Çavuş C.Ç. ve Astsubay Çavuş M.A.’nın ifadeleri alındı. S. A. ve M.A. olay tarihinde izinli olduklarını ifade ederken; M.G., S. K., A.K., F.P. ve C.Ç., olay tarihinde yapılan aramada herhangi bir sivil aracın aranmadığını ve hiçbir sivil şahsın gözaltına alınmadığını söyledi. 25 Mart 1996 tarihinde, Van Askeri Savcılığı, Karlı (Befircan) köyüne düzenlenen operasyonun soruşturulduğu 1996/128 esas numaralı dosya ile Abdullah Canan’ın kaybedilmesinin soruşturulduğu 1996/590 esas numaralı dosyayı 1996/128 numaralı dosya üzerinde birleştirdi. 28 Mayıs 1996 tarihinde Van Askeri Savcılığı 1996/128 esas numaralı soruşturma hakkında, suçun askeri bir suç olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi (Karar No:1996/14). <\p>

Bilinmeyen bir tarihte Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Teğmen Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır DGM Savcılığında soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan ve diğer üç kişiyi tasarlayarak öldürmekle suçlandı. Abdullah Canan’ın oğlu Vehap Canan, 27 Eylül 1996 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı dilekçesinde, Kahraman Bilgiç adlı itirafçının Abdullah Canan’ı bırakmak için kendilerinden fidye istediğini belirtti. 1 Ekim 1996 tarihinde, Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan Abdulkadir Bayram, Yusuf Azmi Aydın ve Fatih Özhan’ın sanık sıfatıyla ifadesine başvuruldu. Sanıklar, Abdullah Canan ve Mehmet Emin Yurdakul’u şahsen tanımadıklarını ve olayla ilgileri bulunmadığını ifade etti. Mehmet Canan, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un, kimsenin kendisinden para tahsil edecek gücü olmadığını, devletin de mahkemenin de kendisi olduğunu söyleyerek Karlı köyüne düzenlenen operasyonla ilgili davadan vazgeçmeleri için Abdullah, Aydın ve Naci Canan’ı tehdit ettiğini belirtti. Ayrıca, Abdullah Canan’ın serbest bırakılması için Kahraman Bilgiç’e para verdiğini, bu kişinin tetikçi olduğunu ve haraç almak için telefon ettiği birçok kişiye Abdullah Canan’ı nasıl öldürdüğünü anlatarak gözdağı verdiğini anlattı. <\p>

Mehmet Canan’ı Kahraman Bilgiç ile tanıştıran tanık Y.E. ifadesinde, yapılan para alışverişinden haberdar olmadığını söyledi. Vehap Canan ise, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde Astsubay Bayram Aksu ve Yüzbaşı Mesut’a da para verildiğini beyan etti. Kahraman Bilgiç, 25 Şubat 1997 tarihinde verdiği ifadesinde, Mehmet Canan ve Yakup Ediş’ten para aldığını ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla Abdullah Canan’ı arabaya bindirip bir manga asker ile Yüksekova-Esendere Karayolu üzerinde bulunan bir köprüye götürdüklerini, burada Yüzbaşı Nihat Yiğiter’in ateş ederek Abdullah Canan’ı öldürdüğünü itiraf etti. Savcılığa ifade veren tanıklar Y.Ç., S.E. ve N.Ö., olay günü olan 17 Ocak 1996 tarihinde özel araçlarıyla yolculuk halindeyken diğer tüm araçlar gibi Yeniköprü’de güvenlik kuvvetlerince yapılan arama işlemine tabi tutulduklarını beyan etti. Talimatla dinlenen tanık E.K., askerlik görevi sırasında yaşadıkları nedeniyle ruhsal durumunun hala bozuk olduğunu, görev yaptığı taburda sivil şahısların sorgulamaya tabi tutulduğunu gördüğünü, ancak isimlerini bilmediği için Abdullah Canan’dan haberdar olmadığını söyledi. <\p>

Soruşturmada 14 Nisan 1997 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ek görevsizlik kararı verilerek, dosya Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi (Karar No: 1997/114). Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 Haziran 1997 tarihinde, sanıklar Mehmet Emin Yurdakul, Nihat Yiğiter ve Kahraman Bilgiç hakkında kasten adam öldürmek, bir suçun delillerini yok etmek gayesiyle birden fazla adam öldürmek ve suça azmettirmek suçlarından Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde dava açtı (İddianame No: 1997/26). Müşteki avukatları, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesine yazdıkları dilekçeyle, kamuoyunda “Yüksekova Çetesi” ya da “Üniformalı Çete” olarak anılan sanıklar hakkında Diyarbakır ve Van DGM’de açılmış davaların birleştirilmesini talep etti. Ayrıca, eylemlerinin adi bir adam öldürme suçu olarak vasıflandırılamayacağını belirtti. 1997 yılında, olay tarihinde Yüksekova Dağ ve Komando Tabur Komutanlığında askerlik görevini yapmakta olan M.A., T.K., E.U., V.G., N.Y., N.R., H.S., Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin talimatıyla bulundukları yer mahkemelerinde tanık olarak dinlendi. Tanıklar, görev süreleri boyunca herhangi bir yasadışı uygulama veya olaya şahitlik etmediklerini beyan etti. Aynı yıl, talimatla dinlenen sanık Mehmet Emin Yurdakul ve Nihat Yiğiter, haklarındaki suçlamaları reddetti. Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında suç işlediğine dair deliller olmasına ve tutuksuz olması durumunda delilleri karartabileceği, tanıkları yönlendirebileceği ihtimaline rağmen mahkemece tutuklanmasına gerek duyulmadı. <\p>

Mahkeme, 1995 yılında Yüksekova’da geçici görev yapan savcı A.K ve hakim L.B'nin de ifadesine başvurdu. A.K, kayıplar hakkında yürüttüğü soruşturmada tüm güvenlik birimlerinin iştirak etmesine rağmen, sadece Dağ Komando Taburunun sessiz kaldığını, bunun üzerine görüştüğü komutan yardımcısı Mehmet Emin Yurdakul’un “Bu konuda cevap vermeye mecbur değiliz,” yanıtıyla karşılaştığını ve görev süresi içinde herhangi bir sonuç elde edemediğini anlattı. L.B, Karlı (Befircan) köyüne düzenlenen operasyon sonrası yaptığı zarar tespiti ile ilgili Mehmet Emin Yurdakul’un kendisine sorular sorarak, köylülerin durumu abarttığını söylediğini belirtti. 31 Ekim 1997 tarihinde görülen duruşmada, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, Memurun Muhakemesi Hakkında Kanun uyarınca sanıklar Mehmet Emin Yurdakul ve Nihat Yiğiter hakkında yargılama izni alabilmek için dava dosyasını İlçe İdare Kuruluna gönderdi. Aynı oturumda, tutuklu olan Mehmet Emin Yurdakul tahliye edildi. Karar hakkında, 31 Ekim 1997 ve 3 Kasım 1997 tarihlerinde Van Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edildi. Ayrıca, mahkeme üyeleri hakkında Adalet Bakanlığı ve HSYK’ya şikayette bulunuldu. Yüksekova İlçe İdare Kurulu, sanıkların yargılanmalarına izin vermedi, ancak karar Van Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozulunca yargılamaya devam edildi. <\p>

1998 yılında, Albay Kanber Oğur, mahkemeyi, dönemin Yüksekova Kaymakamı Aydın Tetikoğlu’ndan, Kahraman Bilgiç’in ifadelerinin Albay Ersan Alhan ve Yarbay Hami Çakır tarafından çalınarak saklandığını öğrendiği konusunda bilgilendirdi. Ayrıca, 1996 yılının Şubat ayı başlarında Abdullah Canan’ı komutanlıkta başı sarılı vaziyette revirde otururken gördüğünü ve aynı yılın Temmuz ayında Şırnak’a sürüldüğünü aktardı. Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Kasım 1999 tarihinde, sanık Kahraman Bilgiç, Nihat Yiğiter ve Mehmet Emin Yurdakul’un beraatına karar verdi. Ayrıca, Mehmet Emin Yurdakul hakkında hürriyeti tahdit ve Kahraman Bilgiç hakkında iftira suçundan suç duyurusunda bulunuldu. 2 Nisan 2001 tarihinde, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, beraat kararını onadı (Karar No: 2001/1226). Vehap Canan, 1997 yılında konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı (Başvuru No: 39436/98). 26.06.2007 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem esas hem de usul yönünden; işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine karar verilerek, Türkiye Cumhuriyeti devleti tazminat ödemeye mahkum edildi. <\p>

Ahmet Erek, Mehmet Erek ve Ramazan Erek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Musa Çitil İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:İsmail Tokar Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi / Çorum Ağır Ceza Mahkemesine nakil
Soruşturma / Dava tarihi:2012-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
07.02.1994 tarihinde Mehmet Erek, Ramazan Erek ve Ahmet Erek’in cenazelerinin Derik - Mazıdağı yolu kenarında bulunması üzerine Mazıdağı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Mazıdağı İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından olay yeri tespit tutanağı ve otopsi ve ölü muayene tutanağı düzenlendi, ancak klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmadı. Jandarma 08.02.1994 tarihinde Ali Ergin, Mehmet Emin Erek ve Seyfi Erek’in ifadelerine başvurdu. Aynı yönde verilen ifadelerde Mehmet Erek, Ramazan Erek ve Ahmet Erek’in herhangi bir düşmanları bulunmadığı beyan edildi.

10.02.1994 tarihinde Jandarma, Mazıdağı Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermek üzere fezleke düzenledi ve PKK üyelerinin Mehmet Erek, Ramazan Erek ve Ahmet Erek’i kaçırarak öldürmüş oldukları değerlendirmesinde bulundu.

Mazıdağı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararı verilerek dosya Diyarbakır DGM Savcılığı’na gönderildi ve burada 1994/1267 no.lu dosya üzerinden soruşturmaya devam edildi. Ancak etkili bir şekilde yürütülmeyen soruşturmada ne olayın nasıl gerçekleştiği ne de failler ortaya çıkarıldı. 25.04.2012 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı hareketlendirerek 2012/3527 no.lu soruşturma kapsamında Remziye Erek’in, Cafer Erek’in, Fatma İzci’nin; 02.05.2012 tarihinde ise İzzettin Erek’in ve Ramazan Erdem’in ifadesine başvurdu. 06.07.2012 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1150 esas no.lu iddianame düzenlendi. İddianamede Musa Çitil hakkında zorla kaybedilen ya da yasadışı ve keyfi infaz edilen Mehmet Erek, Ramazan Erek, Ahmet Erek ve Piro Ay, Seydoş Çeviren, Yusuf Çeviren, Abide Çeviren, Ahmet Çeviren, Ramazan Çeviren, Mehmet Nejat Arıs, Vejdin Avcıl, Mustafa Aydın ve Mehmet Faysal Ötün’ü “aynı sebeple öldürmek” suçlamasıyla mülga Türk Ceza Kanunu’nun 450/5 ve 5237 s. Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddeleri uyarınca 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

Savcılık “bu iki kişinin bu şekilde kaybolduktan sonra ateşli silahla öldürülmesi, kullanılan tüfeğin bir ay önce Mustafa Aydın’ın öldürülmesinde de kullanılması olay tarihinde İlçe Jandarma Komutanı olan Musa Çitil üzerindeki şüpheyi arttırdığı” görüşüne vardı. Cinayetlerin Musa Çitil’in bizzat veya yönlendirmesiyle gerçekleştiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğu ifade edildi.

Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava başladıysa da Adalet Bakanlığı'nın talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin onayı ile "güvenlik gerekçesiyle" Çorum'a nakledildi. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davada mahkeme heyeti 01.07.2013 tarihinde müşteki sıfatıyla Remziye Erek’in, Cafer Erek’in, Fatma İzci’nin; 23.09.2013 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla İzzetin Erek’in, 07.10.2013 tarihli duruşmada Ramazan Erdem’in, 27.03.2014 tarihli duruşmada ise Ali Ergin’in ifadesine başvurdu. İfadeler ile iddianamede yer aldığı şekilde olayın oluş biçimi örtüşüyordu. Olay tarihinde Derik Ilçe Jandarma Komutanlığı’nda görev yapmış askerlerden Hasan Çoban 06.11.2013, Mehmet Uğurhan 22.01.2014, Hacı Himmet Ertekin 27.01.2014, Murat Genç 16.12.2013 ve Ahmet Dilekçi 18.04.2014 tarihinde dinlendi. Askerler ise görev yaptıkları süre içerisinde kanunsuz bir eylem yapmadıklarını ve olaylardan haberdar olmadıklarını ifade etti.

Dava süreci boyunca tutuksuz yargılanan sanık Musa Çitil ise olayın öldürülen kişilerin sorumluluk alanında bulunmadığını, olayın örgüt içi infaz, kişisel husumet olabileceğini söyleyerek savunmasını yaptı. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 21.05.2014 tarihli karar duruşmasında savcı mütalaasına paralel olarak Musa Çitil’in üzerine atılı suçu islediğine dair soyut beyanlarda dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine karar verdi. (2013/50 E. 2014/118 K.)

Mahkemenin kararının ardından müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Dairesi'ne mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Ayten Öztürk'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti OzturkAyten_AYM_Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Şeref Gürkan CMK 250. Maddesi ile Görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ün Malatya Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesine göre Hıdır Öztürk 1992 yılında Tunceli’de İl Özel İdaresinde devlet memuru olarak çalışmaktaydı. 1992 yılının Mayıs ayında bir gün İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazganarıkan kendisini makamına çağırdı. Hıdır Öztürk durumu aktardığı Vali Muavini Bülent Karaçöl’den izin istedi ancak Karaçöl iş yoğunluğu nedeniyle gitmemesini söyledi. Ancak iki-üç gün sonra Alay Komutanı kendisini yeniden çağırınca bu sefer izin alarak görüşmeye gitti. Komutan Hıdır Öztürk’e ailesiyle ilgili sorular sorduktan sonra çocuklarından birinin PKK’ye katılacağı yönünde bir istihbarat aldıklarını, dikkatli olması gerektiğini söyledi. Hıdır Öztürk üç kızının da memur olduğunu ve böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söyleyince de Alay Komutanı çocuklarını da alarak yeniden gelmesini istedi.

Hıdır Öztürk bir pazar günü üç kızını da yanına alarak yeniden Jandarma Alay Komutanlığına gitti. Kızları Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazganarıkan’ın Mahmut Bey diye tanıttığı bir kişi tarafından yanından alınarak sorgulandı, daha sonra hep beraber komutanlıktan ayrıldılar. Bu tarihten yaklaşık iki buçuk ay sonra, 28 Temmuz 1992 tarihinde, Hıdır Öztürk’e, kızı Ayten Öztürk’ün çalıştığı Tungaş Gıda AŞ’den telefon edildi ve kızının işe gitmediği bildirildi. Görgü tanıkları Ayten Öztürk’ü üç kişiyle beraber beyaz bir araçta giderken gördüklerini söylediler. Kızından daha sonra haber alamayan Hıdır Öztürk polise ve savcılığa başvurdu ancak herhangi bir bilgi edinemedi.

8 Ağustos 1992’de Elazığ Devlet Hastanesinden gelen bir telefonla kimliği belirsiz bir kadın cesedi bulunduğu Öztürk ailesine bildirildi. Ayten Öztürk’ü bir çoban Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde yarı gömülü olarak bulmuştu; işkenceden tanınamayacak hale gelmiş bedeninin çeşitli yerleri kesilmiş, yüzülmüş, bazı organları vücudundan ayrılmıştı. Ancak işkence otopsi raporunda yer almadı; detaylı otopsiye ihtiyaç duymayan doktorlar bedendeki bozulmaların gömülü kalmayla ilişkili olduğunu yazmışlardı. Açılan soruşturma adli bir olay olarak ele alındığı için hızla kapatıldı. Hıdır Öztürk daha sonra otopsiyi yapan doktorlar Zülfü Kılıç (2013 itibariyle Ümraniye Özel Afiyet Hastanesinde çalışıyor), Nusret Akpolat (2013 itibariyle İnönü Üniversitesine bağlı Turgut Özal Tıp Merkezi’nde çalışıyor) ve raporu imzalayan savcı Mehmet Ali Gürbüz (2012 itibariyle Ordu Adliyesinde görev yapıyor) hakkında suç duyurusunda bulundu.

Olaydan birkaç ay sonra, 21 Şubat 1993’te gazeteci Soner Yalçın, Hıdır Öztürk’ü arayarak kendi yaptığı araştırmalar sonucunda Jitem Grup Komutanı Cem Ersever’den kızı Ayten Öztürk’ün Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılarak öldürüldüğünü öğrendiğini söyledi. Olay yıllar sonra 2012’de Abdülkadir Aygan’ın itiraflarında da yer aldı.

Hıdır Öztürk 13 Aralık 2011 tarihinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna çağrıldı. Verdiği ifade kamuoyunda da geniş yer buldu ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Aralık ayında Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu üzerine harekete geçen Elazığ Cumhuriyet Savcılığı dosyayı yeniden açtı. O dönemde görev yapan kamu görevlilerinin isimleri ilgili kurumlardan istendi. Cinayetin örgütlü suçlar kapsamında olduğuna kanaat getirilmesi üzerine dosya Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Savcılık, ayrıca Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın isminin karıştığı tüm olayların dosyalarını da ilgili yerlerden talep etti.

CMK 250. Maddesi ile Görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında 13 Haziran 2012’de Karaburun Cumhuriyet Başsavcılığında tanık olarak ifadesi alınan Hüseyin Oğuz, 1992 yılında Uşak İl Jandarma Komutanlığında Sorgu Amiri olarak görev yaptığını, 1 Temmuz 1993’te Malatya İl Jandarma Komutanlığı Sorgu Amirliğine tayin olduğunu, daha sonra da görevi gereği Tunceli, Elazığ, Bingöl ve Diyarbakır’da bulunan istihbaratçılarla diyalog halinde olduğunu aktardıktan sonra o dönemde Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Bozo kod adlı Yusuf Geyik ve itirafçı Mesut Mehmetoğlu’nun bir ekip oluşturarak bölgede örgüt üyesi süsü verdikleri pek çok sivili infaz ettiklerini bizzat duyduğunu aktardı. 1993 yılında Elazığ Jitem Komutanı Zeki Yüzbaşı’nın kendisine Ayten Öztürk’ün Mahmut Yıldırım tarafından Mazgirt’ten kaçırıldığını, bu sırada yanında itirafçı Mesut Mehmetoğlu’nun da olduğunu, daha sonra Ayten Öztürk’ü Diyarbakır Jitem’e götürdüklerini ve burada üç gün boyunca işkence yaptıktan sonra infaz edildiğini anlattığını aktardı. Olayı kendisine Abdülkadir Aygan’ın da doğruladığını, bu olayla ilgili kayıtların o dönemde Malatya İl Jandarma Komutanlığında tutulduğunu ancak kendisi 1996 yılında ayrıldığı için kayıtların hala durup durmadığını bilmediğini ekledi. Dava kapsamında 28 Mart 2012 tarihinde dönemin Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazganarıkan’ın ifadesi de Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla alındı. Mahkeme 31 Mayıs 2012 tarihinde Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım için yoklukta tutuklama müzekkeresi düzenlenmesine karar verdi. Ayrıca Tabipler Birliği Merkez Konseyi, Ayten Öztürk’ün 8 Ağustos 1992’de Dr. Nusret Akpolat ve Dr. Zülfü Kılıç tarafından gerçekleştirilen harici otopsisinde kesin olmayan bulguların kesinmiş gibi belirtilerek klasik otopsiye gerek görülmediğini, işkence bulgularının görmezden gelinerek mesleki bilgi ve becerilerin gerçeğin ortaya çıkartılması için kullanılmadığı iddialarını göz önüne alarak adı geçen iki doktor hakkında ön inceleme başlattı. Sadece ölü muayene tutanağını inceleyerek ve söz konusu iki doktorun üzerlerine atılı suç isnadını reddeden ifadelerine bakarak bir inceleme yürüten Elazığ Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi ön incelemeci doktorun suç vasfını ortaya koyacak delil yoktur raporu üzerine iki doktor da ceza almadı.

Öztürk ailesi açılan davada herhangi bir ilerleme olmayınca 21 Ekim 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurdu. Mahkeme, 21 Nisan 2016’da Anayasa'nın yaşam hakkının düzenlendiği 17. maddesinin usul boyutunun ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ve aileye 50 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Mehmet Faysal Ötün'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Musa Çitil İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:İsmail Tokar Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi / Çorum Ağır Ceza Mahkemesine nakil
Soruşturma / Dava tarihi:2012-07-16
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 06.04.2012 tarihinde Mehmet Faysal Ötün’ün imam nikahlı eşi Aynur Çelik’in ifadesine başvuruldu. Daha sonra Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2012 tarih, 2012/3527 soruşturma, 2012/1150 esas, 2012/201 sayılı iddianamesi ile zorla kaybedilen ya da yasadışı ve keyfi infaz edilen Seydoş Çeviren, Yusuf Çeviren, Abide Çeviren, Ahmet Çeviren, Ramazan Çeviren, Mehmet Nejat Arıs, Piro Ay, Vejdin Avcıl, Mehmet Erek, Ramazan Erek, Ahmet Erek, Mustafa Aydın ve Mehmet Faysal Ötün’ü aynı sebeple öldürme suçundan Musa Çitil hakkında 765 Sayılı TCK'nun 450/5. ve 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İddianamede olay tarihinde Musa Çitil’in İlçe Jandarma Komutanı olduğu, kararı ve onayı olmadan kimsenin gözaltına alınamayacağı, bu sebeple Mehmet Faysal Ötün’ün gözaltında tutulması ve akabinde öldürülmesi eylemlerinden sorumlu olduğu belirtildi.

Dava, Adalet Bakanlığının talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onayı ile "güvenlik gerekçesiyle" Çorum'a nakledildi. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanan davada mahkeme heyeti müşteki sıfatıyla 24.05.2013 tarihinde Mehmet Faysal Ötün’ün annesi Sara Ötün’ü, 01.07.2013 ve 14.04.2014 tarihlerinde eşi Aynur Çelik’i dinledi. Tanık sıfatıyla ise 02.05.2014 tarihinde Esat Duru’yu ve 05.07.2013 tarihinde Ramazan Işık’ı dinledi. Esat Duru korucu olarak nöbet tuttukları esnada bir araç gördüklerini, araç ilerledikten kısa bir süre sonra 20-25 el silah sesi duyduklarını beyan etti. Ramazan Işık ise Mehmet Faysal Ötün ile Sabiha Işık ve İbrahim Halil Ötün’ün kaçması ile ilgili konuştuklarını, daha sonra Mehmet Faysal Ötün’ün Derik’te öldürüldüğünü duyduğunu söyledi.

Dava boyunca tutuksuz yargılanan sanık kendisini amirlerinin emirlerine uyduğunu, hukuk dışı hiçbir eylem gerçekleştirmediğini, insan haklarına saygı duyduğunu söyleyerek savundu. Mardin Derik’te görev yaptığı sürece “teröristlerle” başarılı bir şekilde mücadele ettiğini beyan etti. Görev süresi boyunca başarılı olduğundan dolayı hedef haline getirildiğini, tanık ve müşteki beyanlarının hiçbirinin belgeye dayanmadığını, kendisini ve içerisinde yer aldığı kurumu itibarsızlaştırmak için kurgulandığını söyleyerek savunma yaptı. Mehmet Faysal Ötün’ün öldürüldüğü tarihte Derik’te değil, Ankara’da görev yaptığını beyan etti.

12.05.2014 tarihli duruşmada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasında Mehmet Faysal Ötün’ün zorla kaybedildiği 01.10.1994 tarihinden önce Musa Çitil’in tayininin çıktığını ve belirtilen tarihte Ankara’da olduğunu, bu sebeple olayda dahilinin olduğuna ilişkin soyut beyanlar dışında kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığını beyan etti.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 21.05.2014 tarihinde Musa Çitil’in “üzerine atılı suçu işlediğine dair soyut beyanlar dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden” beraatine karar verdi. (2013/50 E. 2014/118 K.)

Müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesine mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak, kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Piro Ay'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Musa Çitil İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:İsmail Tokar
Soruşturma / Dava tarihi:2012-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Piro Ay’ın babası Bedir Ay, Üçyol Karakoluna, Derik İlçe Jandarma Komutanlığına, Derik Savcılığına, Mardin İl Jandarma Komutanlığına ve Mardin İl Emniyet Müdürlüğüne Piro Ay’ın akıbetini öğrenmek üzere başvurdu. Ancak Piro Ay’ın gözaltına alınmadığı yanıtıyla karşılaştı ve başvuruların akıbeti yıllarca öğrenilemedi.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/3527 numaralı soruşturma kapsamında 17.05.2012 tarihinde Piro Ay’ın oğlu Mehmet Ay ve babası Bedir Ay’ın ifadesine başvurdu. 06.07.2012 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/1150 esas numaralı iddianame düzenlendi. İddianamede Musa Çitil hakkında “birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürmek” suçlamasıyla mülga Türk Ceza Kanunu’nun 450/5 ve 5237 s. Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddeleri uyarınca 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Şüphelinin “gerek bizzat, gerek verdiği talimatlarla maktullerin ölümüne sebep olduğu, bu şekilde çok sayıda ölen şahıs olduğunun tespit edildiği, birçok insanın da haksız yere gözaltına alınarak işkencelere maruz bırakıldığı, bu yönde sistemli ve düzenli bir hareket tarzının olduğu” belirtildi.

Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, Adalet Bakanlığı'nın talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin onayı ile "güvenlik gerekçesiyle" Çorum'a nakledildi. Dava boyunca tutuksuz yargılanan sanık kendisini amirlerinin emirlerine uyduğunu, hukuk dışı hiçbir eylem gerçekleştirmediğini, insan haklarına saygı duyduğunu söyleyerek savundu. Mardin Derik’te görev yaptığı sürece “teröristlerle” başarılı bir şekilde mücadele ettiğini beyan etti. Görev süresi boyunca başarılı olduğundan dolayı hedef haline getirildiğini, tanık ve müşteki beyanlarının hiçbirinin belgeye dayanmadığını, kendisini ve içerisinde yer aldığı kurumu itibarsızlaştırmak için kurgulandığını söyleyerek savunma yaptı.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti Mehmet Ay’ı ve Bedir Ay’ı müşteki sıfatıyla dinledi. Tanık sıfatıyla ise Piro Ay’la birlikte askeri araca bindirilen Abdülhalim Doğan, götürüldükleri yere yakın bir konumda koyunlarını otlatan çobanlar İbrahim Adal, Ramazan Durak ve Bedrettin Özge, Piro Ay’ın kardeşi Emine Adal mahkeme heyeti tarafından dinlendi. İddianamede baskın düzenleyen askerlere eşlik ettiği belirtilen koruculardan ve esasında şüpheli sıfatı taşıması gereken Hasan Polat’ın da mahkeme heyeti tarafından tanık sıfatıyla ifadelerine başvuruldu. Yargılama Piro Ay’ın akıbetini ortaya çıkartacak bir şekilde yürütülmedi. Müşteki avukatlarının olay yerinde keşif yapılması talebi reddedildi ve olay yerinde keşif yapılmadı. Mahkeme, Mardin İl Jandarma Komutanlığından Kelektepe Mezrasında herhangi bir birliğin görevlendirilip görevlendirilmediği, görevlendirilmiş ise buna ilişkin tutanak ve belgelerin gönderilmesini talep etti. Cevaben yönerge esaslarına göre 5 yıllık bir takvim yılının sonunda arşive kaldırılan belgelerin imha edildiği bildirildi.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 21.05.2014 tarihli karar duruşmasında savcı mütalaasına paralel olarak, Musa Çitil’in üzerine atılı suçu islediğine dair soyut beyanlar dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine karar verdi. (2013/50 E. 2014/118 K.)

Mahkemenin kararının ardından müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Dairesi'ne mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti YURTSEVEN-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1997-06-13
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Dostane çözüm
27 Ekim 1995'te, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler, Yüksekova ilçesi, Ağaçlı köyünde askeri bir operasyon düzenlediler.

Şemsettin Yurtseven (73), Mikdat Özeken (18) ve Münür Sarıtaş (13) askerler tarafından, askeri bir araçla götürüldüler. Daha sonra kendilerinden haber alınamadı.

Kayıpların yakınları, Yüksekova Komando Taburuna müracaat ederek yakınlarının durumu hakkında bilgi istediler. Binbaşı Yurdakul, Şemsettin, Mikdat ve Münür'ün gözaltına alındığını reddetti.

13 Haziran 1997 tarihinde, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, Şemsettin Yurtseven'in Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul tarafından döverek öldürüldüğü, olayı gören Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş'ın ise sırasıyla bir itirafçı olan Kahraman Bilgiç ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından vurularak öldürüldüğü yönündeki bilgilere dayanarak, adı geçenler hakkında dava açtı.

12 Kasım 1999 tarihinde Binbaşı Yurdakul ve İtirafçı Kahraman Bilgiç ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararla delil yetersizliğinden beraat etti.

Kayıpların yakınlarının avukatı tarafından Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararına karşı yapılan temyiz başvurusu, Yargıtay tarafından 2 Nisan 2001 tarihinde reddedildi.

Ağır Ceza Mahkemesi, Mehmet Emin Yurdakul hakkında, üç kişiyi yetkilerini aşarak gözaltına aldığı yolunda deliller bulunduğu gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

26 Nisan 1996 tarihinde Şemsettin, Mikdat ve Münür'ün yakınları AİHM'ye başvurdu. 18 Aralık 2003 tarihinde AİHM önünde taraflar uzlaşmaya vardı ve dava dostane çözüm kararı ile sonuçlandı.

Vejdin Avcıl'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Musa Çitil İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:İsmail Tokar Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi / Çorum Ağır Ceza Mahkemesine nakil
Soruşturma / Dava tarihi:2012-03-01 2012-08-02
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
TESEV'in failibelli.org adlı web sitesinde yayımlanan bilgilere göre Mardin Cumhuriyet Savcılığının 16.07.2012 tarihli iddianamesinin kabulünün ardından, 1992-1994 yılları arasında Mardin/Derik’te yüzbaşı rütbesi ile İlçe Jandarma Komutanı olan ve 2013 yılı itibariyle Tuğgeneral rütbesi ile Ankara Jandarma Bölge Komutanlığı görevini sürdüren Musa Çitil hakkında dava açıldı. İddianamede Musa Çitil’e, (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 450/5 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddeleri uyarınca birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürmek suçu isnat edildi ve 13 sivil şahsın yargısız infazla öldürmesinden veya kaybedilmesinden sorumlu tutuldu. Ayrıca iddianamede şüpheli hakkında, görev yaptığı dönemde “şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları çeşitli şekillerde ve tamamen keyfi bir şekilde öldürdüğü anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı. Şüpheli Musa Çitil'in talimat yoluyla alınan savunmasında, olayların 18-20 sene öncesine dayanması nedeniyle savunmasına gerekçe teşkil edebilecek tüm delilleri bulamadığını, savunmasının acilen alınması istendiğinden konuyu etraflıca araştıramadığını, bazı iddialara konu olayları hatırlayamadığını, ancak görevi süresince hiçbir şekilde yasa dışı bir iş yapmadığını, astlarına da yasa dışı bir talimat vermediğini, bölgede görev yaptığı süre zarfında idari ve adli amirlerinin talimatı dışında ve bilgisi haricinde herhangi bir uygulamaya da gitmediğini beyan etti. Musa Çitil’in 6 ayrı olayda 13 sivili öldürmekle suçlandığı iddianamede, müşteki ve tanık beyanlarının birbirini doğruladığının; alınan ifadelerden müştekilerin pek çoğunun bizzat Musa Çitil’in emri altındaki birimlerce gözaltına alındıklarının, ortalama 10-25 gün arası gözaltında tutulduklarının ve gözaltında bulundukları süre zarfında gözleri bağlı olarak işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarının ve/veya şahit olduklarının anlaşıldığı ifade edildi.

16.02.1993 tarihinde gerçekleşen ilk olayda Musa Çitil, 5’i aynı aileden, silahsız-görevli memura mukavemet etmeyen ve örgüte yardım ettiklerine dair bir kanıt bulunmayan 6 sivil şahsın öldürülmesinden sorumlu tutulmaktadır. Derik İlçe Jandarma Komutanlığının Derik Cumhuriyet Savcılığına sunduğu Musa Çitil imzalı 22.02.1993 tarihli ve 24.02.1993 tarihli yazılarda, sivil vatandaşların da olayda terörist sayılması suretiyle, toplamda 9 teröristin öldürüldüğü ileri sürülmektedir. Ancak Derik Cumhuriyet Savcılığının DGM Savcılığına gönderdiği görevsizlik kararında, maktuller “sivil vatandaşlar” olarak nitelendirilmektedir.

12.06.1994 tarihinde gerçekleşen ikinci olayda Vejdin Avcıl terörist olduğu ileri sürülerek öldürülmüş ve yakınlarına haber verilmeksizin kimsesizler mezarlığına gömülmüştür. 04.01.1994 tarihinde meydana gelen üçüncü olayda Mustafa Aydın önce Musa Çitil tarafından tehdit edilmiş daha sonra uzun namlulu otomatik bir silahla öldürülmüş ve cesedi yol üzerinde bulunmuştur. Bu olaydan bir ay kadar sonra meydana gelen ve 06.02.1994 tarihinde gerçekleşen dördüncü olayda Mehmet Erek, Ramazan Erek ve Ahmet Erek iki farklı uzun namlulu otomatik silahtan atılan kurşunlarla tıpkı Mustafa Aydın gibi yakın mesafe atışıyla öldürülmüştür. Bu olaya dair 16.02.1994 günü düzenlenen jandarma fezlekesinde maktullerin PKK tarafından öldürüldüğü ve cesetlerin etrafında bulunan 6 kovanın ekspertiz için Mardin İl Jandarma Komutanlığına gönderildiği belirtilmektedir. Diyarbakır Bölge Kr. Pl. Laboratuarının 02.05.1994 tarihli ve 1994/924 sayılı ekspertiz raporunda bu olayda kullanılan bir silahtan çıkan üç kovanın Mustafa Aydın’ın öldürülmesi olayında kullanılan silahla aynı silaha ait olduğu belirtilmiştir. En son Jandarmanın gerçekleştirdiği yol kontrolünde görülen maktullerin, kontrolün yapıldığı yol üzerinde ölü olarak bulunmalarının Jandarma tarafından öldürüldükleri şüphesini arttırdığı iddianamede belirtilmektedir. Tanık ifadelerine göre bu maktullerin cesetleri kendilerinden sivil giyimli kişilerce alınmış ve mezarlığa girmeleri bir süre engellenerek bu kişilerce gömülmüştür.

01.10.1994 tarihinde gerçekleşen beşinci olay otobüsle seyahat halindeyken Jandarma kontrolünde gözaltına alınan Mehmet Faysal Ötün’ün öldürülmesidir. 17.05.1994 tarihli altıncı olayda ise Piro Ay tanıkların gözü önünde, köylerine Land Rover marka zırhlı araçlarla gelen jandarma ve korucular tarafından götürülmüş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştır. Arazide kan ve giysi parçalarına rastlanmış ve bir çoban tarafından Piro Ay’ın çığlıkları işitilmiş, ancak bugüne kadar maktulün cenazesi bulunamamıştır.

Mardin Cumhuriyet Savcılığının hazırladığı iddianamenin kabulüyle Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 02.08.2012 tarihinde açılan ve daha sonra Çorum Ağır Ceza Mahkemesi'ne nakledilen davada, sanık Musa Çitil'in 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi ancak hızla görülen davanın 9. Duruşmasında, 21 Mayıs 2014’te beraat kararı verildi.

Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 21.05.2014 tarihinde Musa Çitil’in “üzerine atılı suçu işlediğine dair soyut beyanlar dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden” beraatine karar verdi. Müşteki avukatları, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. 26.12.2014 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesine mütalaasını sunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu savunarak, kararın onanması yönünde mütalaa verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Ağustos 2015’te beraat kararını onamasının ardından Musa Çitil aynı gün Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla rütbesi Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe yükseltilerek Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak atandı.

Aktif Filtreler

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS