Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Mehmet Şerif Avşar'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin mahkumiyet hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Mehmet Şerif Avşar 21.04.1994 günü Diyarbakır'da bulunan iş yerine gündüz vakti gelen eli silahlı 7 kişi tarafından kardeşlerinin gözü önünde zorla kaçırıldı. Ailesi zaman geçirmeden tüm adli makamlara başvurarak hızlıca bir soruşturma başlamasını sağladı. Yedi kişiden altısının kimliği, kısa sürede tespit edildi. Bu kişilerden beşi geçici köy korucusu biri ise itirafçıydı. Sanıkların tamamından ruhsatsız silahlar ele geçirildi. Sorgulanan sanıkların tamamı olay hakkında neredeyse kelimesi kelimesine aynı ifadeyi verdi. Sanıkların ilk ifadelerine göre olay şu şekilde gelişti: Hazro'da geçici köy korucusu olan 4 sanık, Hazro ilçe Jandarma tarafından kendilerine teslim edilen 21 AF 989 plakalı aracı Diyarbakır Jandarmaya götürmek ve Diyarbakır’da belirlenen 4 kişiyi yakalayıp jandarmaya teslim etmek için yola çıktı. Yolda karşılaştıkları korucu Ömer Güngör de ekibe eklendi. İlk gün Diyarbakır'da yakalamaları gereken kişileri yakalayıp Jandaraya teslim ettiler. Ertesi gün özel işlerini halletmek için geceyi Diyarbakır’da geçirdiler. Korucu Ömer’in ağabeyi daha önce PKK tarafından kaçırılmış ve aile öldürüldüğü haberini alsa da mezarının yerini öğrenememişti. Ömer Güngör, Mehmet Şerif Avşar'ın, PKK üyesi olmakla suçlanan ve cezaevinde tutuklu olan kardeşinden dolayı mezarın yerini bilebileceğini düşündüğünü söyledi ve bu konu hakkında sorgulamak üzere Mehmet Şerif Avşar'ı kaçırmalarını teklif etti. Bunun üzerine beş korucu 21 AF 989 plakalı araçla Avşar'ın işyerine giderek onu almaya çalıştılar. Avşar'ın direnmesi ve polis gelmeden gitmeyeceğini söylemesi üzerine koruculardan Feyzi Güngör dışarı çıktı. Dışarıda daha önceden tanıdığı itirafçı Mesut Mehmetoğlu ile karşılaşıp onu yardım için çağırdı. İddialara göre Mesut Mehmetoğlu geldikten sonra Mehmet Şerif Avşar ikna olarak kendileriyle gitti. Avşar'ı da yanlarına alan korucular bir de taksi tutarak iki araba olarak yola devam ettiler. Yolda Mesut arabadan indi. Ömer Güngör yolda arkadaşlarına Avşar'ı jandarmaya teslim etmek istemediğini, birlikte Lice'ye gidip mezar yerini arayacaklarını söyledi. Bunun üzerine korucular onları Lice'ye bırakmak üzere yola çıktılar. Ancak bir süre sonra görevlerinin dışına çıktıkları için sorun yaşayacaklarını düşünerek geri dönmeye karar verdiler. Ömer ve Mehmet Şerif Avşar'ı yol üzerindeki metruk bir binada bırakıp, onları taksi ile almak üzere geri dönmek için Diyarbakır'a gittiler. Diyarbakır'da taksi bulamayınca aynı araba ile geri döndüler ve Ömer'i yol kenarında ağlarken buldular. Ömer, Avşar ile tartıştığını ve onu öldürdüğünü söyledi. Diğerleri Avşar'ın ölüp ölmediğine bakmadan Ömer'i alıp oradan uzaklaştılar. Ömer suç aletini yolda Dicle nehrine attı. Teslim etmeleri gereken aracı Jandarmanın yakınlarında bir yerlere bırakıp, askeri konvoyla köye döndüler. Sanıkların tamamı ilk ifadelerinde özellikle hiçbir yerden talimat almadıklarını, Ömer'in teklif etmesi üzerine kendi insiyatifleri ile maktulü kaçırdıklarını vurguladı.

Olaya tanık olan Mehmet Şerif Avşar'ın kardeşleri ise sanıklardan farklı olarak, polis talep ettiklerinde Mesut Mehmetoğlu ile birlikte işyerine bir şahsın daha geldiğini belirtti. Bu şahıs oldukça düzgün bir Türkçeyle konuşan, sarışın ve sivil giyimli biriydi. Bu yedinci şahıs kimliğini gösterdikten sonra tüm korucular silahını çektiği için olay büyümesin diye düşünen Mehmet Şerif Avşar gitmeyi kabul etti. Avşar'ın iki kardeşi kendi araçlarıyla önde giden iki aracı takip etti ve araçların Jandarma Alay Komutanlığı'na doğru gittiğini gördüler. Mehmet Şerif Avşar'ın da içinde olduğu araç alaya girmeden önce durduruldu ve işyerine gelen yedinci kişinin kimliğini göstermesi üzerine sorunsuz olarak güvenlikten geçti. Avşar kardeşler kapıdaki görevlilere olayı anlatıp şahısların eşgalini verdi ve şikayetçi olduklarını, kardeşlerinin kaçırıldığını söylediler ancak nöbetçi astsubay şikayetlerini savcılığa iletmelerini söyledi. Avşar ailesi tüm gün ve takip eden günlerde savcılık, emniyet, devlet güvenlik mahkemesine başvurdu ancak hiçbir yanıt alamadı.

05.05.1994 tarihinde şikayetçiler 200 kişi arasından 5 korucuyu teşhis etti. Teşhis için gösterilen kişiler arasında Mesut Mehmetoğlu bulunmuyordu. Ancak ertesi gün o da teşhis için getirildi ve sanıkların altısı da tespit edildi. Teşhisin ardından 07.05.1994 günü olay yerine keşif yapıldı. Mehmet Şerif Avşar'ın bedeni başından iki kurşunla vurulmuş, vücudunun yarısı bataklığa gömülü halde Ömer Güngör'ün vurduğunu belirttiği binanın dışında 50 metre ileride bulundu. Binanın içerisinde ise kapı yanında bir miktar kan vardı. Yapılan otopside Avşar'ın ateşli silahla öldürüldüğü, vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlar ve cilt dökülmesi tespit edildi.

Altı sanık aynı ifadeleri savcılıkta da aynı şekilde tekrarladı ancak hiçbirisi yanlarında bulunan yedinci bir kişiden bahsetmedi. Ailenin açık bir şekilde eşgalini verdiği bu yedinci kişiyi savcı soruşturma gereği dahi duymadı.

Savcılık soruşturmasında aynı köyde koruculuk yapan diğer korucuların ve arabanın sahibi olan Ömer Güngör'ün babasının ifadelerini aldı. İfadelerin tamamında Ömer Güngör'ün sakat olduğu, birisini vurabilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca olay tarihinde tedavi için Bursa'da olduğu söylendi.

Savcılık 6 sanığın olay anlatımını birebir gerçek kabul ederek başkaca bir araştırmaya gerek görmedi ve soruşturmayı derinleştirmeden sanıklar Ömer Güngör, Yaşar Güngör, Fevzi Gökçen, Yaşar Günbatı, Aziz Erbey, Zeyyat Akçil ve Mesut Mehmetoğlu hakkında iştirak halinde kasten adam öldürme ve ruhsatsız silah bulundurma suçlaması ile iddianame hazırladı. Tüm sanıklar tutuklandı.

Yargılama aşamasında maktulün ailesi yedinci bir kişi olduğunu ifadelerinde yine vurguladı. Mahkeme süresince korucuların da anlatımları değişmeye başladı. Yanlarında yedinci bir kişi olduğundan, bu kişinin Mesut ile birlikte geldiğinden, Mesut'un ona "müdürüm" diye hitap ettiğinden bahsettiler. Müdahilleri doğrular şekilde bu kişinin Avşar'a kimliğini gösterdiğini ve Avşar'ın kimliği gördükten sonra ikna olarak onlarla geldiğini anlatmaya başladılar. Eşgal olarak sarışın, uzun saçlı ve gözlüklü bir şahsı tarif edip şahsı içlerinden sadece Mesut'un tanıdığını belirttiler. Mesut ise tüm yargılama boyunca yanlarında yedinci bir kişi olduğunu hiçbir şekilde kabul etmedi. Yargılama ilerledikçe korucular ifadelerine ek yapmaya başladı ve Mesut ile yedinci şahsın arabadan Diyarbakır’da inmediği, Fevzi ve Ömer’le birlikte maktulün öldürüldüğü binaya gittikleri ortaya çıktı. Fevzi'nin anlatımına göre Mesut, Ömer ve yedinci şahıs birlikte binaya gittiler, bir süre sonra silah sesleri geldi ve döndüklerinde Mesut Mehmetoğlu Avşar'ı Ömer Güngör'ün öldürdüğünü söyledi. Başlarda maktulü kendisinin öldürdüğünü kabul eden Ömer Güngör ise bir süre sonra ifadesini değiştirerek “Mesut'la yanındaki ismini bilmediğim şahıs Şerif Avşar'ı sorguya götürelim dedi. Yanımıza Fevzi’yi de alarak Silvan yoluna doğru hareket ettik, Mesut ve yanındaki şahıs Şerif'i yıkık binaya götürdüler, onunla konuştular, sonrasında Avşar'ı bu şahısla Mesut'un talimatı üzerine öldürdüm,” dedi.

İfadelerini değiştiren sanıklar, kendilerine hazırlık aşamasında ifadelerin bu şekilde verdirildiğini, yedinci şahsı korumak için böyle yapıldığını düşündüklerini söylediler. Başlarda yedinci şahsın kimliğini saklayan sanıklar zamanla şahsın kimliği hakkında bilgiler vermeye başladı. Uzman çavuş olduğunu ve sanıklar tutuklandıktan bir ay sonra görevinden ayrılarak izini kaybettirdiği bilgisini verdiler. 1994 yılı içerisinde elde edilen tüm bu detaylı bilgilere rağmen, mahkeme çok uzun süre şahsın kimliğini açığa çıkartmak için herhangi bir araştırma yapmadı. Bir süre sonra şahsın isminin Gültekin Sütçü olduğu da sanıklar tarafından açıklandı. Aynı dönemde söz konusu şahsın ismi Susurluk raporunda da Jitemci olarak geçiyordu. Bunun üzerine mahkeme, Kara Kuvvetleri Komutanlığından şahıs hakkında bilgi istedi. Birçok kez tekrarlanan yazışmalarda Komutanlık, mahkemeye bu isimde birisinin tanınmadığı yönünde cevaplar verdi. En sonunda mahkemeye 18.06.1999 tarihinde, Gültekin Sütçü'nün 15.08.1994 tarihinde görevinden ayrıldığı bilgisi verildi.

Yine yargılama aşamasında tüm sanıkların ifadelerini değiştirmesi üzerine mahkeme, sanıkların önceden hazırlanmış ifadeleri imzaladıkları iddiasını araştırmak için söz konusu tutanakları tutan görevlileri tanık olarak dinledi ancak görevliler ifadelerin matbu olduğunu kabul etmedi.

Yargılamanın sonlarına doğru Ömer Güngör ifadesini tamamen değiştirerek kendisinin tetiği de çekmediğini, Mesut Mehmetoğlu ve Gültekin Sütçü'nün Avşar'ı binaya götürdüklerini, orada vurduklarını ve kendisini üstlenmeye zorladıklarını, ölüm korkusuyla suçu üstlenmek zorunda kaldığını beyan etti.

Yargılama sürecinde müdahiller otopside maktulün üzerinde görülen izlerin işkence izi olup olmadığının araştırılmasını talep etti. Adli tıp kurumu söz konusu izlerin sert ve künt bir cisimle vurulması sonucu oluşabileceği yönünde rapor vererek şüpheleri doğruladı.

Yargılama sırasında savcılık ek iddianame düzenleyerek tüm sanıkların hürriyeti tahdid suçundan da yargılanmalarını talep etti.

Yargılama sonucunda mahkeme, Ömer Güngör dışındaki sanıkları cinayetten sorumlu bulmadı ve beraat ettirdi. Beş sanık sadece hürriyeti tahdid suçu nedeniyle sekizer yıl ceza aldı ve iyi hal indirimi ile cezaları 6 yıl 8 aya indirildi. Ömer Güngör hakkında ise tahammüden adam öldürmek suçu için en alt sınır olan 24 yıl cezaya hükmedildi ve iyi hal indirimi yapılarak cezası 20 yıla düşürüldü. Hürriyeti tahdid suçundan ise hüküm tesis edilmedi. Ayrıca tüm sanıklar hakkındaki ruhsatsız silah taşınmak suçlaması, zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile ortadan kalktı.

Mahkeme, kararında, kimliğini tespit ettiği diğer şüpheli ile ilgili ise araştırma yapılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Müdahil vekilleri mahkeme kararının bozulması talebiyle temyize gitti. Yargıtay 5 ay gibi kısa bir sürede 5 sanık açısından kararı onadı; Ömer Güngör'e ise asgari hadden ceza verilmesini yerinde görmeyerek kararı bozdu. Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı. Ömer Güngör bu yargılamada da cinayeti kendisinin işlemediğini tekrar etti. Mahkeme bu defa Ömer Güngör'ü 30 yıl hapse mahkum etti ve bu karar da yargıtayca onandı.

İç hukuk yollarını tüketen müdahiller davayı AİHM'e taşıdı. AİHM yaptığı inceleme sonucunda, 10.07.2001 tarihinde AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem usülden hem esasdan ve etkin başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

AİHM kararından sonra Gültekin Sütçü hakkındaki soruşturma hareketlendi ve hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Sütçü'nün iş adamı kimliğiyle Bulgaristan'a gidip geldiği tespit edildi ve 28.10.2006 tarihinde Kırklareli sınırından ülkeye giriş yaparken yakalandı. Yakalanmasının ardından Gültekin Sütçü hakkında kasten adam öldürmek suçlamasıyla 25.01.2007 tarihinde dava açıldı.

Müdahil vekili Ağır Ceza Mahkemesinin görevsiz olduğunu belirterek dosyanın örgütlü suçlarla ilgilenen DGM'ye gönderilmesini talep etti. Mahkeme re'sen görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Askeri Mahkemesine gönderdi. Askeri mahkeme ise tek celsede önüne gelen dosyada görevsiz olduğuna karar verip dosyayı uyuşmazlık mahkemesine gönderdi ancak aynı celsede 7 aydır tutuklu olan sanığı da tahliye etti. Uyuşmazlık mahkemesi dosyayı tekrar ağır ceza mahkemesine gönderdi.

Yargılama sırasında diğer davadan hüküm giymiş sanıklar tanık olarak dinlendi. Tamamı tahliye olmuş olan hükümlüler mahkeme önünde şahsın olay günü yanlarında olan kişi olup olmadığından emin olamadıklarını söyledi ancak maktulün kardeşleri sanığı kesin olarak teşhis ettiler. Sanık suçlamaların hiçbirini kabul etmedi. Olayın hemen ardından görevinden ayrılmış olmasının tesadüf olduğunu iddia etti.

Yargılama sonunda Gültekin Sütçü, Ömer Güngör ile iştirak halinde kasten adam öldürmek suçundan 30 yıl ceza aldı ve cezada indirim yapılmadı. Ancak daha önce askeri mahkeme tarafından tahliye edilen sanığın 4616 sayılı erteleme yasasından faydalanacak olması sebebi ile tutuklanmadı. Söz konusu karar 05.12.2008 tarihinde onanarak kesinleşti.

Şeyhmuz Yavuz'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Evin Yavuz et autres c. Turquie
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin mahkumiyet hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
AİHM’nin 1 Şubat 2005 tarihli kararına göre 11 Mart 1994 tarihinde Şeyhmuz Yavuz, Diyarbakır’ın merkezindeki bir pastahanede üç kişi tarafından kaçırıldı. Belirsiz bir tarihte, Diyarbakır ili Kuşlukbağı köyünde bir şantiyede kafasından ve kalbinden vurulmuş kimliği belirsiz bir beden bulundu. Bedenin yakınlarında bir aracın tekerlek izleri, 2 tane kovan ve bir mermi vardı. 17 Mart 1994 tarihli olay yeri raporunda, bedenin Şeyhmuz Yavuz’a ait olabileceği belirtildi.

18 Mart 1994 tarihli otopsi raporunda Şeyhmuz Yavuz’un kafasından aldığı iki kurşun ve göğsünden aldığı bir kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi.

14 Temmuz 1994 tarihinde polis İsmail Yeşilmen adlı bir itirafçıyı yakaladı. Bu kişinin üstünde Browning marka bir silah bulundu. Yapılan incelemede, olay yerinde bulunan kovanların İsmail Yeşilmen’in silahından çıktığı anlaşıldı. İsmail'in üzerinde yakalanan silah ile ilgili "Silahın Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından verildiğine dair" Terörle mücadele şubesinde komiser A.K'nın imzası bulunan bir de evrak ele geçirildi.

İsmail Yeşilmen 19 Temmuz 1994 tarihinde verdiği ifadesinde, pişmanlık yasasından yararlandığını, itirafçı olarak emniyet ile birlikte çalıştığı için silahın kendisine verildiğini ve Diyarbakır İstihbarat Müdürlüğünün kendisinden Şeyhmuz Yavuz’un PKK militanı olup olmadığını öğrenmesini talep ettiğini belirtti. Şeyhmuz’un kaçırıldığı gün Hüseyin Başkurt ve diğer bir polis memuru ile bir pastahanede buluştuklarını ve Şeyhmuz’un buraya gelmesiyle onu yakaladıklarını ve arabayla Kuşlukbağı’na (Diyarbakır) doğru götürdüklerini ifade etti. Yolda bir inşaat alanında durduklarını ve iki polisin Şeyhmuz’u sorguya çekmeye başladığını; daha sonra polislerin kendisinden silahını bırakarak uzaklaşmasını istediklerini, uzaklaştıktan sonra da iki ya da üç el silah sesi duyduğunu belirtti. Şeyhmuz’un üzerinde birtakım belgeler ve 3000 Alman markı bulunduğunu, polislerin Şeyhmuz’u öldürdüklerini söylemeden belgeleri Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine teslim ettiklerini anlattı.

19 Ekim 1994 tarihinde Şeyhmuz’u öldürdüğü suçlamasıyla İsmail Yeşilmen aleyhine dava açıldı. 19 Eylül 1995 tarihli duruşmada İsmail, fotoğraflardan polis memuru Hüseyin Başkurt’u teşhis etti.

8 Nisan 1996 tarihinde Cizre’de Hüseyin Başkurt’un ifadesi hakim tarafından alındı. Hüseyin, İsmail’in iddialarını reddetti; turkuaz renkte bir Doğan SLX araca sahip olduğunu; İsmail ile 1992 yılında Cizre Emniyet Müdürlüğünde itirafçı olarak çalışırken tanıştığını; Şeyhmuz Yavuz’u ise tanımadığını söyledi. Hüseyin Başkurt ilk beyanlarında Diyarbakır’a 1993 yılından sonra hiç gitmediğini belittiyse de daha sonra ortaya çıkan delillerde 1994 yılında da Diyarbakır'a gittiği ve olay tarihinde de polis evinde kaldığına dair belgeler ortaya çıktı. Bunun üzerine beyanlarını değiştiren Hüseyin Başkurt'un yeni ifadelerinden daha önce kimliği tespit edilemeyen üçüncü polis memurunun Sezai Ceylan olduğu tespit edildi ancak Mahkeme, Sezai Ceylan adlı polis memurunun ifadesinin alınmasına gerek görmedi.

21 Mayıs 1997 tarihinde Hüseyin Başkurt hakkında Şeyhmuz Yavuz’u öldürme suçundan yakalama emri çıkartıldı ve aynı gün tutuklandı. Hüseyin, henüz yargılama devam ederken, 12.08.1997 tarihinde serbest bırakıldı.

22 Mayıs 1997 tarihli iddianame ile Diyarbakır Savcısı Hüseyin Başkurt aleyhine Şeyhmuz Yavuz’u öldürmekten dava açtı.

17 Haziran 1997 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Hüseyin Başkurt ve İsmail Yeşilmen aleyhine açılmış davaları birleştirdi.

9 Eylül 1997 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, itirafçı İsmail Yeşilmen'i kasten adam öldürmekten suçlu buldu ve hakkında o dönemde yürürlükte olan 765 s. Ceza Kanunu’nun 448. Maddesi'nde belirtilen alt sınır olan 24 yıldan hüküm verdi. Sanığın duruşmalardaki iyi hali göz önüne alınarak ceza 20 yıla düşürüldü. İkinci sanık olan polis memuru Hüseyin Başkurt’un ise delil yetersizliğinden beraatine karar verdi.

Müdahil vekili hukuksuz bulduğu kararı temyiz etti ancak yargıtay 5 ayda kararı onandı.

15 Mart 1999 tarihinde Şeyhmuz Yavuz’un karısı ve çocukları Şeyhmuz’un zorla kaybedilmesine ilişkin olarak AİHM’ye başvurdular. AİHM verdiği kararda başvuruyu, başvuranlar 6 aylık süre kuralına uymadıkları için reddetti.

Aktif Filtreler

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS