Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan ve Şemdin Cülaz'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CULAZ-VE-DIGERLERI-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Tayyip Eroğlu Ankara Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-11-05
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Silopi’ye bağlı Görümlü Köyü’nde Süryaniler ve Kürtler beraber yaşıyordu. Köy yakınlarında haftada üç-dört defa PKK ve güvenlik güçleri arasında çatışmalar oluyordu. 13 Haziran 1993'te de Görümlü köyünde konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığına bağlı askerler ile PKK arasında yoğun çatışma yaşandı. Köylülerin çoğu korktuğu için sığınağa benzer bir yerde saklandı. Çatışmadan sonraki sabah seher vakti, Görümlü Taburundan üzerilerinde askeri elbiseler ve ellerinde piyade tüfeği olan askerler, köyün çevresinden ateş edildiği iddiasıyla, köyü bastı. Askerler, bütün köylüleri köy meydanında topladı ve köylülerden Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayek’in evlerini eşyalarıyla birlikte ateşe verdi. Süryani köylülerden birinin boynundan çıkardıkları haçı, köy imamı İbrahim Akıl’ın boynuna takıp “Haç takan imam olur mu?” diye köylülere sordular. Askerler meydanda topladıkları köylüleri kimlik kontrolünden geçirdi. Daha sonra köylülerden; Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan, Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayak’ı askeri araca bindirerek, Görümlü Taburuna götürdü. Tabura götürülen köylülerden Abdurrahman Kayek, aynı gün içinde yoğun işkence yapılmış ve kaburgaları kırılmış bir şekilde serbest bırakıldı. Abdurrahman Kayek, serbest bırakıldıktan sonra tekrar tabura çağrılması üzerine ailesi ile birlikte Irak’a kaçtı. Diğer altı kişiden bir daha haber alınamadı.

Mehmet Salih Demirhan’ın babası oğlunun serbest bırakılmaması üzerine Görümlü taburuna gitti. Baba Demirhan oğlunun durumunu sordu, taburdaki askerler oğlunun taburda olduğunu söyledi. Bunun üzerine Demirhan oğlunun yaşayıp yaşamadığını merak ettiğini söyledi. Askerlerden oğlunu kendisine göstermeseler de en azından onun el yazısıyla iyi olduğunu belirttiği bir not istedi. Ancak bu isteği yerine getirilmedi. Demirhan ailesi oğullarının akıbetini öğrenmek için Şırnak’a ve Cizre’ye gitti. Buralarda askeriye ile arası iyi olan bazı kişilerden yardım istediler. Fakat olaydan yirmi gün kadar sonra aileye, bazı kişiler tarafından, olayı araştırmaya devam ettikleri takdirde başlarına daha kötü şeylerin geleceği söylendi. Bunun üzerine aileler arama faaliyetlerine son verdiler.

2009 yılında, 1993 yılında Görümlü Taburunda askerlik yapan Y.Ö. Görümlü köyünden alınan altı kişiyle ilgili Taraf Gazetesine röportaj verdi. Kayıp yakınları durumdan haberdar olunca bu kişiye ulaştılar ve tanık olmasını istediler. Daha sonra Y.Ö ve adının açıklanmasını istemeyen başka bir tanık olayla ilgili tanıklık yapmak üzere ifade verdi. Y.Ö., köylülerin dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar'ın emri ile gözaltına alındığını söyledi. Tabura getirilen köylülere işkence yapıldığını, araçlara bağlanarak yerlerde sürüklendiklerini ve daha sonra öldürülüp taburun bahçesindeki bir çukura atıldıklarını belirtti. Y.Ö. savcılık ifadesinde, Tabur Komutanı Mete Sayar’ın bu köylülerin çatışmada öldürüldüğünü ve terörist olarak gösterilmeleri yönünde emir verdiğini belirtti. Y.Ö., gözaltına alınan köylülerden Halit Özdemir’in kendisinden su istediğini ancak bu kişiye su veremediğini bu nedenle o günden beri vicdan azabı çektiğini söyledi. Y.Ö.’nün söylediklerinden sonra savcılık Görümlü Taburunda kazı çalışması yapılmasını istedi. Taburda yapılan kazı çalışmasında bazı kemikler bulundu. Kemikler DNA testi yapılmak üzere adli tıpa gönderildi. Ancak altı ay sonra adli tıp kemiklerin hayvanlara ait olduğunu belirtti.

Y.Ö., 12.04.2010 tarihinde Elazığ Cumhuriyet savcılığına bir dilekçe ile, bazı kişiler tarafından tehdit edildiğine ilişkin başvuruda bulundu. Silopi savcılığı soruşturma kapsamında Görümlü Jandarması’nın gözaltı kayıt defterini istedi. Fakat 1993’teki baskında kayıtların kaybolduğu, kaydın 2001’den itibaren tekrar başladığı cevabı verildi. TSK ile yazışma sonucunda Tekirdağ 3. Zırhlı Tugayının o dönem Görümlü’de olduğu kabul edildi. Şüpheli askerler iddiaları reddeditti. Silopi Savcılığı, cesetler bulunamamış olsa da altı köylünün öldürüldükten sonra kaybedildikleri sonucuna vararak, 6 köylünün akıbetine ilişkin soruşturmanın zaman aşımına uğramasına 3 gün kala, dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayına bağlı teğmen Serdar Tekin ile 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açtı. İlk duruşmasında Şırnak’tan Ankara’ya nakledilen davada sanıkların hiçbiri tutuklu olarak yargılanmadı. 03 Temmuz 2015 tarihli duruşmada esas hakkında mütalaasını sunan savcılık makamı, sanıkların delil yetersizliğinden beraatlerini talep etti. Aynı duruşmada, mağdur tarafına mütalaaya karşı görüşlerini sunmaları için herhangi bir süre verilmeksizin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından mütalaaya uyularak sanıkların beraatına karar verildi. Davanın detaylı bilgileri ve duruşma notları için bkz. http://failibelli.org/dava/mete-sayar-gorumlu-davasi/ Ayrıca tanık beyanları ve dava kronolojisi için bkz. http://hakikatadalethafiza.org/mete-sayar-davasinda-beraat-karari-cikti/

Ailelerin 2006 ve 2010 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurular Mahkeme'nin 15 Nisan 2014'te verdiği kararla sonuçlandı. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem esastan hem usülden ihlal edildiğine karar vererek devleti ailelere maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Gasyak ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergun Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Gasyak ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergun Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergun Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Gasyak ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-07-10 2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulhamit Düdük'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizoz-ve-Digerleri-Iddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
17 Temmuz 1994 günü Gürsu köyü ile Sarıtarla mezrası arasında dere içinde ölü bir şahıs bulunduğu bildirimi üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca olay yerine gidilerek olay yeri tespit tutanağı düzenlendi. Tutanakta, henüz bir araştırma yapılmadan, Abdulhamit Düdük’ün “muhtemelen PKK tarafından öldürülmüş olduğu” görüşü belirtildi. Aynı tarihte ölü muayene ve otopsi tutanağı düzenlendi. Ancak, klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmadı.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Temmuz 1994 tarihinde, Düdük’ün PKK tarafından öldürüldüğü kanısıyla görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi (Karar No:1994/201). İsmet Düdük, 1994 yılı içerisinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ve Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına birkaç kez verdiği dilekçelerinde, olayın sorumluları olarak Bedran ve Hakim kod adlı itirafçıları gösteriyor, görgü tanıklarının korkularından ifade ver(e)mediklerini ve failler korunduğu için yaptıkları başvurulardan sonuç alamadıklarını söylüyordu. Savcılık, tanıklar İ.E. , H.A. ve Nuri Düdük’ün ifadesine başvurdu. Nuri Düdük, failler hakkında gereğinin yapılmasını talep ederken görgü tanıkları, Hakim ve Bedran kod adlı itirafçıları tanımadıklarını söyledi. Cizre İlçe Jandarma Komutanlığının da başvurduğu görgü tanığı İ.E. ve diğer tanıklar A.G. ile A.B., fail oldukları iddia edilen Hakim ve Bedran kod adlı itirafçıları tanımadıklarını beyan etti. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanlığına yazı yazarak, Abdulhamit Düdük ile ilgili tutanakları istedi. Komutanlık, Abdulhamit Düdük’ün aracının durdurulduğu, yapılan arama işlemi neticesinde üzerinde yüklü miktarda paraya rastlandığı, bunun üzerine İlçe Jandarma Komutanlığı Merkezine davet edildiği, üzerinde yüklü miktarda para taşımaması konusunda tembihlendikten sonra tutanak tutulmaksızın serbest bırakıldığı cevabını verdi.

Aynı yıl, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında Hüsni Çetin, Hasan Çetin, Feyzi Erdoğan ve Suphi Ökten hakkında Abdulhamit Düdük’ü gasp etme suçundan soruşturma yürütülüyordu. İsmet Düdük, savcılığa dilekçe yazarak bu kişilerin öldürme olayından da sorumlu oldukları iddiasıyla soruşturmanın genişletilmesini talep etti. Savcılığın sanık sıfatıyla ifadesini aldığı bu kişiler, yolda jandarmalar tarafından yakalanarak karakola getirildiklerini, Abdulhamit Düdük’ü tanımadıklarını ve öldürme olayıyla ilgili hiçbir bilgileri olmadığını söyledi. Bunun üzerine, 17 Ocak 1995 tarihinde görevsizlik kararı verilerek dosya suçun işlendiği yer olması nedeniyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi (Karar No: 1995/6). 7 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1994/5023 hazırlık sayılı Abdulhamit Düdük’ün öldürülmesi olayının araştırıldığı dosya ile 1995/534 hazırlık sayılı Fevzi Erdoğan, Suphi Ökten, Hüsni Çetin ve Hasan Çetin’in gasp suçu işlemesi hakkındaki soruşturma dosyası birleştirilerek soruşturmaya 1994/5023 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verildi (Karar No: 1995/32).

Uzunca bir süre işlem yapılmayan soruşturma, 2009 yılında, gizli tanıkların yaptığı açıklamalar üzerine, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli), Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No: 2009/430) ile birlikte yürüttüğü 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmanın başlatılmasıyla hareket kazandı. Bu gelişme, adaletin tesis edileceği umudu taşıyan yüzlerce ailenin Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek amacıyla savcılıklara yeniden başvuru yapmasına yol açtı. Abdulhamit Düdük ile ilgili soruşturma evrakları da delil olarak 2009/430 soruşturma numaralı dosyaya sunuldu.

11 Haziran 2009 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Madde İle Görevli), devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu isnat edilen şüpheliler Adem Yakin (Bedran - Şahin), Fırat Altın (Abdülhakim Güven) hakkındaki dosya ile yine aynı suçtan şüpheli Fevzi Erdoğan, Suphi Ökten, Hüsni Çetin ve Hasan çetin hakkındaki dosyayı ayırarak, soruşturmaya, Fırat Altın ve Adem Yakin hakkında 2009/2050, diğerleri hakkında 1994/5023 numaralı dosya üzerinden devam etmeye karar verdi. Aynı tarihte, Fırat Altın ve Adem Yakin hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan dolayı yürütülen 2009/906 numaralı soruşturma dosyası ile 2009/2050 numaralı soruşturma dosyası birleştirilerek, soruşturmaya 2009/906 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verildi. Bu soruşturma kapsamında savcılık tarafından ifadesine başvurulan Nuri Düdük, bunca yıl olayla ilgili yapmış oldukları araştırmaların Cizre İlçe Jandarma Komutanlığına varınca tıkandığını ve bunun sorumlusu olarak Cemal Temizöz’ü gördüğünü beyan etti.

Savcılık, yürüttüğü soruşturmanın sonucunda faillerde birlik olduğunu tespit ettiği 20 maktul ile ilgili kamuoyunda “Temizöz ve Diğerleri Davası” olarak bilinen dava sürecini başlattı. 14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. Davada Bedran-Şahin kod adlı Adem Yakin ve Ferit kod adlı Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Abdulhamit Düdük’ü ateşli silah ile vurmak suretiyle iştirak halinde öldürmekten yargılanıyor.

2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdullah Efelti'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1995-02-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Efelti’nin kaybedilmesinin ardından ailesi 23 Şubat 1995 ve 30 Mart 1995 tarihlerinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu. Şikayetçiler, yaptıkları araştırma sonucu zorla kaybedilenin Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında tutulduğunu öğrendiklerini, uzun süredir serbest bırakılmadığı gibi kendilerine hakkında bilgi de verilmediğini savcılığa bildirdi. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 1995/640 hazırlık numarası ile yürüttüğü soruşturmada, verilen detaylı bilgilere ve tanık ifadesine rağmen ancak 24 Mayıs 1995 tarihinde Yankale Sınır Komutanlığındaki iki görevlinin ifadesini aldı ve bundan başka hiçbir işlem yapmadı.

Söz konusu soruşturma sürerken 13 Mayıs 1995 tarihinde Cizre-Nusaybin karayolu üzerinde Varlık köyü yakınlarında köylülerce yarı gömülü halde bir beden bulunması üzerine Cizre Savcılığı konu ile ilgili 1995/239 hazırlık numarası ile soruşturma açtı. Savcılık olay yeri incelemesi, ölü muayenesi işlemlerini yapıp görgü tanıklarını dinledi. Bu işlemlerin ardından maktul, savcılığın talimatıyla belediye tarafından kimsesizler mezarlığına gömüldü. Maktulün ailesi çevre köylerden bir cenaze bulunduğu duyumunu alarak 30 Mayıs 1995 tarihinde belediyeye başvurdu ancak defin gerçekleştiği için maktulün teşhisi fotoğraflardan yapıldı. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı Cizre’de yürütülen soruşturmadan haberdar olduktan sonra 9 Ekim 1995 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi ve iki dosya 1995/239 hazırlık numarasında birleştirildi.

Kimlik tespiti dışında hiçbir ilerleme yaşanmayan dosyada “daimi arama” kararı verilerek faillerin bulunması için suç yeri itibariyle yetkili Cizre Jandarma İlçe Komutanlığıyla aylık rutin yazışmalar başladı. Şikayetçiler beden bulunmadan önce yaptıkları şikayetlerde kaybın Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında tutulduğunu iddia ettikleri halde savcılık bu iddiaları soruşturmadığı gibi şüpheli konumunda olması gereken kişilere soruşturmayı yürüttürdü. Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından her ay rutin olarak cinayet failleri ile ilgili herhangi bir bilgi ve emareye rastlanamadığına dair bilgilendirme yazıları gönderildi. Bilgilendirme yazılarında zaman zaman herhangi bir bilgi ve belgeye dayandırılmadan “işleniş biçiminden cinayetin PKK terör örgütü tarafından işlenmiş olabileceği düşünülmektedir,” şeklinde ibareler kullanıldı. Bu yazışmalar, soruşturmada hiçbir ilerleme olmadan 15 yıl boyunca kesintisiz olarak sürdü.

Zorla kaybedilenin ailesi, sürüncemede kalan soruşturmadan bir netice alamayınca, 12 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden bir şikayet dilekçesi verip dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz’den, ismen şikayetçi oldu. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/411 hazırlık numarası ile kaydettiği bu şikayetleri 1995/239 hazırlık numaralı eski dosya ile birleştirdi. Bu işlemlerle birlikte dosya yeniden ciddi şekilde soruşturulmaya başlandı, tanıklar dinlenip sanıkların tespiti için fotoğraf teşhisleri yaptırıldı. Soruşturmanın ilerlemesi ile söz konusu dosya ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası arasında irtibat bulunduğu tespit edilerek iki dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmasında birleştirildi. Bu soruşturma sonucunda savcılığın düzenlediği iddianame ile (İddianame No: 2009/972) sanıklar Cemal Temizöz, Kamil Atağ, Temer Atağ, Adem Yakin, Hıdır Altuğ, Fırat Altın (Abdülhakim Güven), Kukel Atağ (daha sonra kimliği tespit edilen Sanık Burhanettin Kıyak’ın davası da bu dosya ile birleşmiştir) hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve bu teşekküle katılarak mensubu olmak, adam öldürmeye azmettirmek, adam öldürmek” suçlamasıyla Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde 2009/470 esas numarası ile dava açıldı.

14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdullah Özdemir ve İzzet Padır'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1994-06-20
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
İzzet Padır ve birlikte kaybedilen Abdullah Özdemir'in akıbeti hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamayan aileleri 20 Haziran 1994 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Savcılık söz konusu şikâyet ile ilgili işlemleri uzun süre 1994/2849 muhabere numarası ile yürüttü, daha sonra dosya 1997/1424 hazırlık numarası ile soruşturulmaya devam edildi. Başvurunun ardından savcılık, kaybedilenlerin gözaltına alınıp alınmadıklarının tespiti, tanık dinleme, kayıpların imza örneklerinin tespiti işlemlerini gerçekleştirdi. Bu kapsamda dört tanığın ifadeleri alındı. 19 Haziran 1998 tarihinde, suç yerinin Cizre olduğu gerekçesiyle, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 1998/19 numaralı kararla yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1198/367 hazırlık numaralı dosyayı, elinde herhangi bir belge bulunmadığı halde suçun PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle 11 Aralık 1998 tarihinde 1998/98 görevsizlik kararıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Savcılık 1998/2156 hazırlık numarasıyla başlattığı soruşturmada, 21 Aralık 1998 tarihinde 1998/309 sayılı görevsizlik kararı vererek dosyayı tekrar Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 1998/806 hazırlık numaralı dosyada Jandarma görevlileri bakımından müsnet suç oluşmadığını belirterek 30 Mart 2001 tarihinde ek takipsizlik kararı verdi; son ikametgâhın ve ilk usuli işlemlerin yapıldığı yerin Silopi olduğu gerekçesiyle 2001/75 numaralı yetkisizlik kararıyla dosyayı yeniden Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 2001/445 hazırlık numarasına kaydettiği dosyada, jandarma kayıtlarına göre kayıpların gözaltında tutuldukları Cizre Jandarma Bölük Komutanlığından salıverildikten sonra bir daha kendilerinden haber alınamadığını, dolayısıyla Cizre’de kaybolduklarını belirterek, yetkisizlik kararıyla dosyayı 15 Kasım 2001 tarihinde yeniden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Ocak 2002 tarihinde faillerin belirlenemediği gerekçesiyle daimi arama kararı verdi. 7 Ocak 2002 tarihinden itibaren Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ile Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı arasında daimi arama kararı doğrultusunda yedi yıl boyunca rutin yazışmalar sürdü ve dosyada Temizöz ve diğerleri davasının açılmasına da vesile olan 2009 yılı başındaki gizli tanık ifadelerine kadar herhangi bir gelişme olmadı.

24 Mart 2009 tarihinde müşteki Harun Padır’ın şikayeti üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 soruşturma numarası ile tekrar soruşturma başlattı. Müştekiler şikayet dilekçesinde Cemal Temizöz, Abdülhakim Güven, Adem Yakın, Beşir Akkort isimli şahıslardan şikayetçi olduklarını belirtti. Ayrıca Kuştepe Köyünde ve BOTAŞ’ta yapılan kazı çalışmasında çıkan kemiklere de DNA testi yapılması talebinde bulundu. 17 Nisan 2009 tarihinde kazı çalışması yapıldı. Savcılık ayrıca Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından daha önceki soruşturma dosyalarına sunulan, zorla kaybedilen şahısların serbest bırakıldığına ilişkin tutanakların asıllarının komutanlığın elinde bulunmamasını ve yine aynı evrak üzerindeki “Cizre merkezde Selçuk Yarbay’ın birliğinde bu şahıslar bekletilmektedir,” notunu önemli deliller olarak kabul etti.

Soruşturmanın ilerlemesi ile söz konusu dosyayla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası arasında bağlantı bulunduğu tespit edilerek iki dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmasında birleşti. İş bu soruşturma sonucunda Savcılık 2009/972 kayıt numarasıyla bir iddianame hazırladı. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Dava dosyasında Abdullah Özdemir ve İzzet Padır’ın öldürülmesinden sanıklar Cemal Temizöz ve Kamil Atak sorumlu tutuldu. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdurrazak Binzet'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizoz-ve-Digerleri-Iddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdurrazzak Binzet, 16 Temmuz 1997 tarihinde çarşıya gitmek için evden çıktı ve bir daha geri dönmedi. 18 Temmuz 1997 günü cansız bedeninin Silopi-Cizre karayolu üzerinde bulunması üzerine 1997/724 hazırlık numarasıyla soruşturma başlatan Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı olay yeri keşfi ve ölü muayenesi yaptı; klasik otopsi yapılmasına gerek duymadı. Savcılık, Fatım Akgün, Seyran Binzet, Abdulselam Binzet ve Mehmet Binzet’in ifadesine başvurdu. Tanıklar, Abdurrazak’ın kimseyle bir sorunu olmadığını, nasıl öldürüldüğüne dair herhangi bir bilgi ve görgüleri olmadığını söyledi. Savcılık tarafından tanık olarak dinlenen petrol ofisi sahibi H.K. ve Abdurrazak’tan mazot satın alan A.B., olayla ilgili hiçbir bilgileri olmadığını ifade etti.

1998 yılında tekrar ifadelerine başvurulan Fatım Akgün, Seyran Binzet, Abdulselam Binzet ve Mehmet Binzet, bu defa Abdurrazak’ın öldürüldüğünü, durumu Cizre İlçe Jandarma Komutanlığından öğrenen ve Cizre’de koruculuk yapan Berces Binzet’ten haber aldıklarını belirtti. Aynı yıl savcılık tarafından verilen daimi arama kararının ardından, Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı ile Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı arasında yasa gereği yapılan rutin yazışmalar, 2007 yılına kadar sürdü ancak fail veya faillere ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgeye ulaşılamadı.

2009 yılında, gizli tanıkların yaptığı açıklamalar üzerine, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Madde İle Görevli), Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No 2009/430) ile birlikte yürüteceği 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmayı başlattı. Bu gelişme, yüzlerce ailenin Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının akıbetlerini öğrenebilmek amacıyla savcılıklara yeniden başvuru yapmasına yol açtı. Abdurrazak Binzet ile ilgili soruşturma evrakları da delil olarak 2009/430 soruşturma numaralı dosyaya sunuldu. Bu soruşturma kapsamında, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesine başvurulan Abdulselam Binzet, bu defa önceki ifadelerinde korktuğu için bahsetmediği noktalara değindi. Ailesinin Kamil Atak ile yakın akrabalık ilişkileri bulunduğunu, fakat yapmış olduğu eylemleri tasvip etmediklerinden dolayı aralarında soğukluk başladığını, bunun üzerine hem ağabeyi Abdurrazak’ı hem de kendisini Jitem veya polisle takip ettirmeye ve Binbaşı Cemal Temizöz aracılığıyla üzerlerinde baskı kurmaya başladığını anlattı. Bu dönemde, TEM Büroda başkomiser olan Süleyman isimli bir polis memurunun Abdurrazak’ı gözaltına alıp işkence yaptığını, Abdurrazak’ın kendisini ve etrafındakileri tehdit ettiğini ifade etti. Ayrıca, Kamil Atak’ın köyleri boşaltıp, herkesi bir tepeye toplayarak, sopalarla ve joplarla dövdüğünü, bu olaylara bizzat şahit olduğunu söyledi. Anlattığı olaylar arasında, Abdurrazak kaçırılmadan evvel evinin etrafında iki adet beyaz Toros marka aracın dolaştığı, bunun mahalledekiler tarafından da görüldüğü, ancak bu konuda tanıklık yapmaya yanaşmayacakları ve olaydan 3 - 4 gün sonra evlerine davul zurna seslerinin olduğu teyp kasetlerinin çalındığı telefonlar geldiği de vardı.

Kamil Atak’ın kardeşi Mehmet Nuri Binzet de bu soruşturma kapsamında verdiği ifadesinde, Abdurrazak’ın öldürülmesine aile meclisinde karar verildiğini söyleyerek sorumlu olarak Kamil Atak’ı gösterdi. Savcılık yürüttüğü soruşturma sonucunda faillerde birlik olduğunu tespit ettiği 20 maktul ile ilgili kamuoyunda “Temizöz ve Diğerleri Davası” olarak bilinen dava sürecini başlattı. Bu davada Kamil Atak, başka suçların yanı sıra Abdurrazak Binzet’i talimatla öldürmekten de yargılanıyor.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ali Can Öner, Mahmut Acar, Mehmet Emin Bingöl ve Yakup Tetik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Muş Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-01-01
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
06.11.1993 tarihinde Muş’ta bulunan Yenikent Göçmen Evleri civarındaki su kanalı yakınında Mahmut Acar, Ali Can Öner, Yakup Tetik ve Mehmet Emin Bingöl’ün cenazelerinin bulunması üzerine Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanarak, olay yeri tespit ve otopsi tutanağı düzenlendi, ancak klasik otopsi yapılmadı. Cenazeleri gören Mahmut Acar’ın yeğeni Erkan Acar’ın Savcılığa verdiği ifadesinde bedenler üzerinde ağır işkence izleri bulunduğunun belirtilmesine rağmen otopsi tutanağında bu bilgiye yer verilmedi.

Olay yerinde 41 adet kaleşnikof marka tüfeğe ait merminin boş kovanları bulundu. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.07.1994, 26.03.2013 ve 18.06.2013 tarihlerinde yaptığı talepler üzerine, boş kovanların Emniyet ve Jandarma Kriminal Laboratuvarlarında incelenmesi sonucu iki ayrı silahtan atıldığı ve silahların başkaca herhangi bir olayda kullanılmamış olduğu tespit edildi.

Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, İl Merkez Jandarma Komutanlığı’ndan nezarethane kayıtlarını talep etti; ancak kayıtların 10 yıl süreyle saklandıktan sonra imhasını öngören kanun uyarınca imha edildikleri yanıtını aldı.

Maktullerle birlikte gözaltına alınan Abdulselam Kişi’nin, İhsan Esmer’in, Şıhmus Acar’ın ve Sadi Yıldız’ın, ayrıca, Mahmut Acar’ın yeğeni Erkan Acar’ın ifadesine başvuruldu. Aynı yönde verilen ifadelere göre Kızılağaç Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alınan 54 kişi ağır işkenceye maruz bırakıldıktan sonra Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilip serbest bırakılırken; Mahmut Acar, Ali Can Öner, Yakup Tetik ve Mehmet Emin Bingöl serbest bırakılmamıştı. Jandarma görevlileri tarafından öldürüldüklerini düşünmesine rağmen dönemdeki korku ortamı sebebiyle kimse şikâyetçi olmamıştı.

Van TMK m. 10 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı 05.11.2013 tarihinde düzenlediği 2013/454 no.lu iddianamede Naim Kurt’u tek şüpheli olarak gösterdi. Kurt’a 765 sayılı TCK’nın birden fazla kişiyi aynı sebepten öldürmek, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik ve suç işlemek üzere örgüt kurmak suçları isnat edildi. İddianame Van TMK m.10 ile görevli Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Van Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, 6526 sayılı "Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"uyla TMK 10. maddesi uyarınca kurulan ve kamuoyunda "özel yetkili mahkemeler" olarak bilinen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması sonucu davaya suç yerinde bulunan yerel mahkeme olan Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

Dava görülürken Mehmet Emin Bingöl’ün oğlu Abdulkerim Bingöl, babasının 13 gün gözaltında kaldığı süre içerisinde dönemin milletvekilleri, belediye başkanları aracılığıyla Başbakan Tansu Çiller’e ulaştıklarını, “Sağ salim teslim edilecek” sözü aldıkları halde öldürüldüğünü belirterek, “Eğer ki barış sağlanacaksa, bu ölümler aydınlatılmalı, bizler kimi affedeceğimizi bilmek istiyoruz” dedi. Davanın avukatı ve Muş Barosu Başkanı Feridun Taş, Tansu Çiller'in tanık olarak dinlenmesi talebinde bulundu, ancak bu talebi reddedildi.

Bunun yanı sıra sanık Naim Kurt ile tanıkların yüzleştirilmesi talebi reddedildi. Tanık Savaş Aksoy adresi tespit edilemediği gerekçesiyle dinlenmedi ve 28.11.2014 tarihinde Muş Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada adreslerinin araştırılmasının duruşmayı uzatacağı ve dosyaya bir katkı sunmayacağı söylendi. Ayrıca Savaş Aksoy ve dönemin Muş valisi hakkında soruşturma başlatılması talebi de reddedildi.

Aynı tarihli duruşmada, esas hakkında mütalaasını veren cumhuriyet savcısı, Naim Kurt’un suç tarihinde Jandarma Alay Komutanı olduğunun tam olarak tespit edilemediği, cezalandırılması için kesin delillerin bulunmadığını söyledi ve beraatini talep etti. Mütalaaya itiraz eden kayıp yakınları yüzleştirme taleplerini tekrar etti, ancak talep kabul edilmedi.

Mahkeme, Hüseyin Oğuz’un Naim Kurt’un bölgede JİTEM sorumlusu olduğuna dair Ergenekon soruşturması kapsamında verdiği beyanlarını, aynı soruşturmada Arif Doğan’ın evinde bulunan üzerinde Naim Kurt, Veli Küçük, Cem Ersever, Nurettin Ata ve Abdulkerim Kırcı’nın isimlerinin yazılı olduğu belgeyi de değerlendirdi. Ancak JİTEM olarak isimlendirilen oluşumun askeri kaynaklarca doğrulanmadığı ve Naim Kurt’un Mahmut Yıldırım (Yeşil) ile birlikte hareket ettiği iddiaları ve meydana gelen olayla irtibatlandırılamadığına kanaat getirdi.

22.12.2014 tarihli karar duruşmasında, eylemlerin Jandarma görevlileri tarafından gerçekleştirildiğini ve Naim Kurt’un JİTEM’le birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak yeterli delil bulunmadığını belirtti. Naim Kurt’un delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verdi. Avukat Taş, yirmi yıllık soruşturma boyunca hiçbir işlem yapılmadığını, sadece dosyadaki tanık beyanlarına göre iddianame yazıldığını belirterek, “Soruşturma zayıftı. Hiçbir araştırma yapılmamış. Bizim zaten, tetiği Kurt’un çektiği yönünde bir iddiamız yoktu. Dört kişi 13 gün gözaltında işkence gördü. Alay komutanı veya yardımcısının izni ve iştiraki olmadan infaz edilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle alay komutanı, yardımcısı ve hatta valinin de sorumlu olduğunu söyledik” dedi. Dosya Yargıtay incelemesinde.

İbrahim Adak ve Mehmet Gürri Özer'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-07-14
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri olarak anılan davada hem sanık hem de gizli tanık konumundaki Abdülhakim Güven ve Hıdır Altuğ'un ifadelerine göre, 1994 yılında Cizre'de yaşayan ve inşaat işi yapan İbrahim Adak ile muhasebecilik yapan Mehmet Gürri Özer, dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz'ün talimatıyla kendisi, Burhanettin Kıyak (Yavuz kod), Gündür Güler (Tuna kod), Hıdır Altuğ (Tayfun kod) ve Adem Yakin (Bedran kod) tarafından gözaltına alındı ve İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldü. Bir gün boyunca gözleri bağlı bir şekilde sorgulanan Adak ve Özer daha sonra aynı ekip tarafından araçlara bindirilerek Silopi yoluna doğru götürüldü. İnci köyü yol ayrımından ayrılan araçlar kırsal alana doğru devam etti. 1-2 km kadar gittikten sonra araçtan inen gruptan Hıdır Altuğ elindeki kalaşnikof marka silahla İbrahim Adak ve Mehmet Gürri Özer'i yaklaşık 2-3 metre mesafeden ateş ederek öldürdü. Boş kovanları toplayıp bedenlerin üzerini toprakla örten grup olay yerinden ayrıldı. 14 Mart 1994 tarihinde yağan yağmurla toprak üzerine çıkan cenazelerin bulunmasından sonra tutulan olay yeri tespit tutanakları ve otopsi raporu da bu beyanları doğrular nitelikteydi. Gizli tanıkların ifadeleri sonrasında gerçekleştirilen soruşturma kapsamında müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulan Mehmet Gürri Özer'in eşi Emine Özer ifadesinde, kocasından 40 gün boyunca haber alamadığını, daha sonra İnci köyü yolunda cenazesinin bulunduğu haberini aldığını anlattı. Temizöz ve diğerleri davası iddianamesinde olay, Adak ve Özer'in, Cemal Temizöz'ün emriyle Hıdır Altuğ tarafından öldürüldüğünden şüphelenildiği şeklinde geçti.

Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen dava, Cizre korucubaşı ve belediye başkanı Kamil Atak’ın kardeşi Mehmet Nuri Binzet ve Sokak Lambası ve Tükenmez Kalem takma adlarını kullanan iki itirafçının (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) ifadeleri üzerine 14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianameyle başladı. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma ile kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

İhsan Arslan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizoz-ve-Digerleri-Iddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı Diyarbakır 6. Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2000-01-25
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Zorla kaybedilen İhsan Arslan'ın kardeşi Yusuf Arslan, 25 Ocak 2000 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kardeşinin Hizbullah tarafından kaybedildiğinden şüphelendiklerini belirtti. Şikâyetçi, 2000 yılında Hizbullah’a karşı gerçekleştirilen operasyonlar ve açığa çıkan gerçekler sonucu böyle bir başvuru yaptığını ifade etti. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2000/48 soruşturma numarası ile yürüttüğü soruşturmada görevsizlik kararı vererek dosyayı 2000/26 karar numarası ile Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi. Söz konusu kararda sanıklar, hepsinin soyadı Atak (Atağ) olmasına rağmen hatalı bir şekilde, Rauf Ağak, Kukel Atağ, Kamil Saçan ve Ahmet Atağ olarak belirtildi. Dosya DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra herhangi bir işlem yapılmadı.

2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan bir gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (soruşturma no 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip, yargılanabileceği ve adaletin sağlanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde yüzlerce aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve geç de olsa adalete ulaşabilmek amacıyla yıllardır hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. İhsan Arslan'ın eşi Şevkiye Arslan da 17 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurdu. Olay tarihinde korkudan şikâyetçi olamadıklarını, iki sene kadar sonra şikâyetçi olduklarını ancak tehditler nedeniyle soruşturmayı takip edemediklerini belirtti.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/431 hazırlık numarası ile yürüttüğü soruşturmayı 07 Nisan 2009 tarihinde yine aynı savcılıkça, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla yürütülen faili meçhul ve kayıplar ile ilgili 2009/430 numaralı dosya ile birleştirdi. (Birleştirme No: 2009/13). Söz konusu soruşturmada şikâyetçilerin beyanları ile gizli tanık beyanlarının örtüştüğünün görülmesi sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/972 numaralı iddianameyi düzenledi. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Mehmet İlbasan ve Mustafa Aydın'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizoz-ve-Digerleri-Iddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-19 2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Müşteki Kadriye İlbasan'ın eşi Mehmet İlbasan'ın zorla kaybedilmesine ilişkin Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe üzerine 19 Mart 2009 tarihinde ifadesi alındı ve 2009/439 numarasıyla soruşturma dosyası oluşturuldu. Kadriye İlbasan ifadesinde dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz'den ve Mehmet Tadik adlı şahıstan şikâyetçi oldu. Aynı tarihte Mustafa Aydın'ın kardeşi Hakim Aydın'ın ve olayın tanıkları olarak belirttiği Mehmet Özdal ve Ramazan Aydın'ın da ifadesi alındı ve 2009/442 numaralı soruşturma dosyasına eklendi.

Mart 2009'da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında Cizre'nin Kuştepe köyünde yapılan kazıda insan kemiklerine rastlandı. Ardından iki gizli tanığın ifadelerinin şikâyetçi ve tanıkların ifadeleriyle örtüşmesi üzerine hazırlanan Temizöz ve Diğerleri iddianamesinde tanık Mehmet Nuri Binzet'in Aydın ve İlbasan'ın zorla kaybedilmesine ilişkin verdiği bilgiler de yer aldı. Buna göre 1994 yılı yaz aylarında Mustafa Aydın, Arafat Aydın ve Mehmet İlbasan gözaltına alındı ve daha sonra Hisar Taburu olarak kullanılan yere götürüldüler. Olay yerinde Cemal Temizöz, Kamil Atak, Abdulcebbar Özkan, Abdullah Aşan ile başka korucular, askerler ve itirafçılar Abdulhakim Güven ile Adem Yakin de vardı. Mehmet Nuri Binzet ifadesinde özellikle Mustafa Aydın'ın işkence gördüğüne, Arafat’ın bir süre sonra olay yerinden gönderildiğine ve Mehmet İlbasan'ın ölü bir halde kenarda yattığına tanık olduğunu aktardı. Mustafa Aydın'ın Cemal Temizöz’ün talimatıyla Adem Yakin ve Abdulhakim Güven tarafından infaz edildiğini, tabancayla bir el Cemal Temizöz’ün ateş ettiğini gördüğünü, ancak kurşunun isabet edip etmediğini bilmediğini, infazı Adem Yakin'in gerçekleştirdiğini belirtti. Mustafa Aydın'ın cenazesinin ailesine teslim edilmesi talimatının yine Cemal Temizöz tarafından Abdulcebbar Özkan’a verildiğini de ekledi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 7 Nisan 2009'da Mustafa Aydın'ın öldürülmesine ilişkin başlattığı 2009/442 soruşturma numaralı dosyayı 2009/430 numaralı dosya ile birleştirme kararı aldı ve Mustafa Aydın, Temizöz ve Diğerleri davası kapsamına alındı. İddianamede Mustafa Aydın’ın Mehmet İlbasan ile birlikte kaybedilmesine ilişkin bilgiler ve ifadeler yer alsa da cenazesine ulaşılamayan Mehmet İlbasan davaya dahil edilmedi.

İddianamede Mustafa Aydın'ın Cemal Temizöz’ün talimatıyla Bedran kod adlı Adem Yakin, Tayfun kod adlı Hıdır Altuğ ve Ferit kod adlı Fırat Altın (Abdulhakim Güven) tarafından dövülmek suretiyle öldürüldüğü kanaati belirtildi. Halen devam eden davada bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Uzun bir süre Diyarbakır’da görülen, daha sonra Şırnak’a oradan da güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Nezir Tekçi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Tekci ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Serkan Günhan "1) Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi (yetkisizlik kararı) 2) Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2011-11-22
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
29.06.2004 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 2004/956 sayılı soruşturma dosyası hakkında 2004/29 sayılı görevsizlik kararı verilerek, dosya Van DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Van DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı 10.08.2004 tarihinde 2004/151 sayılı görevsizlik kararı ile Van Askeri Savcılığına gönderdi.

Dosya, 12.08.2004 tarihinde, soruşturma emri verilmesi için Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına gönderildi. 10.02.2010 tarihinde verilen cevabi yazıda istenen soruşturma dosyasının arşivde araştırılması sonucu, yıl sonu arşiv işlemleri faaliyeti nedeniyle imha edildiği belirtildi.

17.12.2008 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli) talimatı ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen M.S., koyunlarına bakmaya giden Nezir Tekçi’ye yolda eşlik ettiğini, konakladıkları köye gelen askerlerin yaptıkları kimlik kontrolü ve arama sonucunda Nezir Tekçi’yi yanlarına aldığını, o tarihten sonra kendisinden haber alamadığını, yaşayıp yaşamadığını bilmediğini beyan etti.

18.12.2008 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesine başvurulan tanık C.K., beraber koyun otlatırken Dişli Köyü Karakolunun bulunduğu taraftan açılan ateşle iki bacağından yaralanan akrabalarını hastaneye götürecek bir araç bulmak umuduyla oğulları, kardeşi ve babası ile beraber karakola götürdüklerini, ancak terörist oldukları gerekçesiyle karakol yakınına kurulan çadırlarda alıkonulduklarını, burada elleri arkasından kelepçe ile bağlı olan Nezir Tekçi’yi gördüğünü, o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alamadığını beyan etti.

19.12.2008 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli) talimatı ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen N.D., koyunlara bakmaya giden Nezir Tekçi ve arkadaşını bir akşam evinde misafir ettiğini, şafak vakti köye askerlerin gelerek herkesi gözaltına aldığını, bir gece sonra Nezir Tekçi hariç herkesin serbest bırakıldığını, olaydan dört beş gün sonra köyde gördüğü askerlere Nezir Tekçi’yi sorduğunu ve yanındaki kişi ile beraber öldürüldüğü cevabını aldığını beyan etti. Ayrıca, olay tarihinde kendilerini gözaltına alan askerler arasında Ali Osman adlı bir yüzbaşının ve adını bilmediği bir kurmay albayın bulunduğunu, kurmay albayın kendilerinden zorla silah istediğini, mecbur kaldıkları için kendi paralarıyla kaçak yollardan silah temin ettiklerini, Ali Osman adlı yüzbaşının da olay tarihinden birkaç gün sonra köye gelerek kalaşnikof getirmeleri durumunda kendilerini kurtarabileceklerini söylediğini de ifade etti.

13.08.2009 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesi alınan Y.Ş., 1995 yılında askerlik görevini yapmaktayken görevlendirilerek Yüksekova’ya gönderildiğini, burada görev yaptığı bölükten başka bir bölüğün Nezir Tekçi adında bir şahsı yakaladığını, dağa düzenledikleri operasyonda PKK kamplarının ve silahlarının yerini göstermesi için bu şahsı yanlarında götürdüklerini, Nezir Tekçi’nin bu konuda bir şey bilmediğini söylemesi üzerine operasyonda görevli askerlerden Yüzbaşı Ali Osman Akın’ın Nezir Tekçi’yi öldürmekle tehdit ettiğini, sonrasında operasyonda görevli askerlere hangilerinin Kürt olduğunu sorduğunu, el kaldıran yaklaşık 20 kişiden Nezir’e ateş etmelerini istediğini, kimse ateş etmeyince bu işi yapmaya gönüllü olan Teğmen Kemal Alkan’ın Ali Osman Akın’ın izniyle 2 el ateş ederek Nezir’i vurduğunu, bu sırada yine Ali Osman Akın’ın emriyle herkesin Nezir’e doğru ateş ettiğini, sonrasında bedenin mayın ile patlatıldığını ve Teğmen Kemal’in Nezir’in gövdesinden kopmuş başını saçlarından tutarak görevli askerlere gösterdiğini anlattı.

02.04.2010 tarihinde Halit Tekçi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, oğlu Nezir Tekçi’nin öldürülmesi olayıyla ilgili H.A.’nın tanık olarak dinlenmesi talep etti.

29.04.2010 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak dinlenen H.A., 1995 yılında Yüksekova'da askerlik yapmakta olduğunu, Nezir Tekçi’nin askerler tarafından yakalandığını duyduğunu, ardından terkedilmiş eski bir karakola getirildiğinde orada bulunduğunu beyan etti. H.A'nın ifadelerine göre Nezir Tekçi terkedilmiş eski karakolda Ali Osman Yüzbaşı tarafından sorguya çekildi. Kendisine PKK sığınaklarının ve mühimmatlarının nerede gizlendiği soruldu. Nezir Tekçi’nin PKK ile bir bağlantısı bulunmadığını söylemesi üzerine, Ali Osman Yüzbaşı’nın emriyle 70 kişilik bir asker grubu Nezir Tekçi’yi bir tepeye çıkardı. H.A, bu grupta bulunmadığını, ancak Nezir Tekçi’nin askerler tarafından kurşuna dizildiğini ve bomba patlatılarak parçalandığını olay yerine giden asker arkadaşlarından duyduğunu ifade etti. Arkadaşlarının anlattıklarına göre, ilk ateş Ali Osman Yüzbaşı’nın emriyle bir subay tarafından açıldı, sonrasında diğer askerlerin hepsi ateş etti ve bomba patlatılarak beden parçalandı.

11.03.2011 tarihinde, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından Halit Tekçi’nin Komisyon'a yaptığı başvuru ile ilgili, konu yargıya intikal ettiğinden dolayı Anayasa’nın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen hükmü ve Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’un "Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar incelenmez" hükmü gerekçe gösterilerek, Komisyon tarafından yapılacak bir işlemin bulunmadığı beyan edildi.

24.03.2011 tarihinde Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Başkanlığı, Halit Tekçi’ye Başkanlığa yaptığı başvuruyu kayda aldıklarını bildirdi. 28.03.2011 tarihinde, Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazarak, Halit Tekçi’ye başvuru dilekçesinin işleme konulduğunun tebliğ edilmesini ve dileği konusunu açıklamak için yapılan işlemlerin Müdürlüğe bildirilmesini talep etti. Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, 15.04.2011’de Halit Tekçi’ye başvuru dilekçesinin işleme konulduğunu tebliğ etti. 08.06.2011’de ise, şüpheli Ali Osman Akın hakkında Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığını, yargı yetkisi ve takdir hakkına ilişkin hususlarda Bakanlıkça yapılacak bir işlem bulunmadığını bildirdi.

Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.05.2011 tarihinde şüpheli Ali Osman Akın’ın cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlenerek Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianameye göre, incelenen soruşturma evrakında ifadesi bulunan müşteki Halil Tekçi, diğer tanıklarla aynı doğrultuda beyanlarda bulundu. Şüpheli Ali Osman Akın ise ifadesinde, iddia edildiği gibi Nezir Tekçi adında sivil bir şahsın yakalanmadığını, tarafından sorgulanmadığını, kurşuna dizilerek öldürülmediğini, olayın tamamen hayali ve iftira olduğunu beyan etti.

Halit Tekçi, 14.11.2011 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, olay hakkında detaylı bilgi sahibi olduklarını iddia ettiği F.E, K.K ve S.S'nin tanık sıfatıyla dinlenmesini talep etti.

22.12.2011 tarihinde, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Yargıtay 5. Ceza Dairesinin davanın güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e nakledilmesine ilişkin 2011/23460 sayılı kararına dayanarak mahkemenin yetkisizliğine karar verildi ve dava dosyası Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Aynı gün, Halit Tekçi, söz konusu karar ile beraber dava süresinin uzayacağını, tanık ve delillerini Eskişehir’de bir mahkemeye sunmasının imkansızlaştırıldığını, yaşadığı şehirden çok uzak olması sebebiyle kendisinin Eskişehir’de duruşmaya katılma olanağı bulunmadığını, tüm bunların davanın gidişatını ciddi anlamda etkileyeceğini ve mağduriyetine sebep olacağını belirttiği itiraz dilekçesini Hakkari Ağır Ceza Mahkemesine sundu. Halit Tekçi, 15.12.2011 tarihinde, aynı itirazları barındıran ikinci bir dilekçeyi Adalet Bakanlığı’na da sundu.

21.12.2011 tarihinde, Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesince tanık dinlenmesi, adres tespit edilmesi, müzekkere yazılması gibi talimatlar verilerek duruşma 29.03.2012’ye ertelendi.

02.01.2012 tarihinde Halit Tekçi tarafından Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazılarak görgü tanıklarının ifadelerine başvurmaksızın duruşmanın yapılacağı mahkemenin Eskişehir’e intikal ettirilmesi hakkında tarafına bilgi verilmesi talep edildi.

Halit Tekçi, 03.01.2012’de Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yazdığı dilekçesinde Eskişehir’e gidip gelerek davasını takip edebileceği ve avukat tutabileceği maddi durumu olmadığını belirterek, kendisine avukat atanmasını talep etti. Ayrıca, daha önce de dinlenmeleri talebinde bulunduğu E.S, K.K ve F.E’nin ifadelerinin Yüksekova’da alınmasını istedi.

23.01.2012 günü Yüksekova 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada dinlenen tanıklar Y.Ş, M.S., C.K, N.D daha önceden Savcılık'ta alınan ifadelerini kabul etti. İlk defa ifade veren tanıklar E.S, F.E ve K.K ise Nezir Tekçi’nin ölümü olayı ile ilgili diğer tanıklarla aynı yönde anlatımlarda bulundu. Asker olan tanıkların tamamı ölüm emrini verenin Yüzbaşı Ali Osman Akın’ın olduğunu belirtti.

29.03.2012 günü, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, sanık Ali Osman Akın savunmasında hakkındaki tüm iddiaları reddetti. Sanık Kemal Alkan ise, söz konusu olay ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığına dair savunma yaptı. Sanık vekili, örgüt içi infazların silahlı kuvvetlerin üzerine yıkıldığı, olayın bir senaryo olduğu savunmasında bulundu.

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 12.06.2012 tarihinde görülen duruşmada dinlenen tanık İ.A.Ş, 1995 yılında Çanakkale’de askerlik görevini yapmaktayken Yüksekova’da görevlendirildiğini, burada 2. bölükte görev yaptığını, Ali Osman Akın ve Kemal Alkan isimlerini ilk kez duyduğunu, söz konusu olayı hatırlamadığını, kendi bölük ve tabur komutanın isimlerini de tam olarak hatırlamadığını, bölük komutanının ismini Nafi olarak hatırladığını beyan etti.

04.10.2012 tarihinde Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tekrar ifadesine başvurulan Halit Tekçi, oğlu Nezir Tekçi’nin kaybolmasından sonraki 15-20 gün içinde askerlerle yaptığı görüşmelerden oğlunun öldüğünü öğrendiğini beyan etti. Daha önceden tanıklık yapmış olan askerler ile aynı doğrultuda olayın gerçekleşme biçimini anlattı. Bunun yanında, olayın akıbetini öğrenmek için yaptığı görüşmeler sırasında Selim isimli bir şahsın kendisine oğlunun ve başkalarının gözaltına alındığını ve 1000 Mark karşılığında oğluna işkence yapmayacaklarını söylemesi üzerine şahsa istediği parayı verdiğini ifade etti. Aynı duruşmada, olay yerinde tanıklar ile beraber keşif yapılması talebi, mahkeme tarafından dosyaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddedildi.

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 18.12.2012 tarihinde görülen duruşmada, tekrar ifadesine başvurulan H.A. daha önceki ifadelerine ek olarak olayı öğrendiği arkadaşı M.T’nin ismini verdi. Halit Tekçi’nin vekillerinin davanın yeniden Yüksekova’ya nakledilmesi talebi mahkeme tarafından yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, sanıkların tutuklanmasına yönelik talebi ise mevcut delil durumunu, sanıkların sabit ikamet sahibi oluşlarını ve dosyanın geçirdiği aşamaları gerekçe göstererek reddetti.

05.03.2013 tarihinde Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tekrar ifadesine başvurulan tanık Y.Ş, daha önce verdiği ifadesini tekrarladı. Müşteki vekilleri tarafından Ali Osman Akın’ın Y.Ş’ne yönelik tazminat davası açtığı belirtildi. İnsan Hakları Derneği, Özgür Hukukçular Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneği'nin davaya katılma talepleri konusunda gelecek duruşmada karar verilmesine karar verildi. Sanıkların tutuklanmalarına yönelik talep, sanıkların bugüne kadar kaçma teşebbüslerinin bulunmaması ve delilleri karartma ihtimalleri söz konusu olmaması gerekçesiyle mahkemece reddedildi. Mahkeme, yeniden yapılan keşif talebini bu sefer kabul ederek Yüksekova Yukarı Ölçek mezrasında insan kemiği ve diğer delillerin araştırmasının yapılmasına karar verdi. Duruşmada Halit Tekçi, Ali Osman Akın’ın N.D’den her biri 500 lira değerinde 10 adet kalaşnikof aldıktan sonra, devlet yetkililerine “öldürdüğü teröristlerin silahları” olarak gösterip yüzbaşılıktan binbaşılığa terfi ettiğini söyledi.

Bu sırada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Aralık 2013 tarihinde, Nezir Tekçi ile ilgili olayda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usul ve esastan ihlal ettiğine karar vererek tazminata hükmetti. Ayrıca, Ali Osman Akıncı tarafından olaya 3 Şubat 2010 tarihli nüshasında yer veren Taraf gazetesine karşı da tazminat davası açıldı.

Bütün bu gelişmelere ve AİHM kararına rağmen savcılık makamı esas hakkındaki mütalaasında şüpheden uzak ve kanaat uyandırıcı delil elde edilmediği gerekçesiyle sanıkların beraatlarına karar verilmesini talep etti. 11 Eylül 2015 tarihinde görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti sanıklara isnat edilen suçun sabit görülmemesi nedeniyle emekli Albay Ali Osman Akın ve Yarbay Kemal Alkan’ın oy birliğiyle beraatlarına karar verdi. Dava Yargıtay aşamasında.

Ramazan Elçi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizoz-ve-Digerleri-Iddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2005-06-08 2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen davanın iddianamesindeki bilgilere göre, Cizre-Silopi karayolu üzerinde Şahin Dinlenme Tesisleri olarak bilinen terk edilmiş benzinlik içerisinde 14.02.1994 tarihinde gözleri bağlanmış bir şahsın ateşli silahla öldürüldüğü belirlendi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca üzerinden kimlik çıkmayan şahsın ölü muayene tutanağı hazırlandı ve belediye tarafından kimsesizler mezarlığına defnedildi. Savcılık, dosya kapsamında herhangi bir soruşturma yürütmeden ve bu yönde herhangi bir delil bulunmadığı halde, söz konusu eylemin “PKK örgütü mensuplarınca iç hesaplaşma neticesi meydana geldiğini” iddia eden İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz imzalı yazıya istinaden 07.04.1994 tarihinde 1994/178 numaralı görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Temmuz 1994 tarihinde olay faillerinin yakalanması amacıyla failler hakkında devamlı arama kararı verdi. Arama ve neticelerinden her üç ayda bir düzenli olarak bilgi verilmesini istedi.

26 Ocak 2004 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/4403 hazırlık numarası ile Ramazan Elçi hakkında yeniden daimi arama kararı verdi.

Olaydan 11 yıl sonra, 08.06.2005 tarihinde Ramazan Elçi’nin eşi Kerime Elçi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe vererek öldürülen şahsın eşi Ramazan Elçi olduğunu belirterek belediye tarafından yapılan defin işlemi sırasında kardeşi Nurettin Elçi’nin kimlik tespiti yaptığını iddia etti ve eşinin eşkâli ile üzerindeki kıyafetlere ilişkin bilgi verdi. Müştekinin bu iddiaları üzerine CMK 250 Maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görevli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı tahkikatta, şikayete konu Ramazan Elçi'nin, Nüfus Müdürlüğüne, kalp rahatsızlığı sonucu öldüğünün bildirildiğini tespit etti ve müracaatçılar hakkında suç uydurma suçundan suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık müştekilerin iddialarını da araştırmaya aldı ve aynı tarihte Nurettin Elçi’nin de ifadesini aldı. Nurettin Elçi ifadesinde, 1994 yılında, ağabeyi olan Ramazan Elçi ile birlikte Cizre’de bakkal dükkanı işlettiğini; Şubat ayı başlarında 21 (Diyarbakır) plakalı beyaz Renault marka bir araçla dükkanlarına gelen silahlı 2 sivil kişinin ağabeyini “bizimle geleceksin” diyerek araca bindirerek götürdüklerini; 4-5 gün sonra ağabeyinin adliyeden serbest bırakılacağını düşündüğü için adliye önünde beklediğini, fakat civardaki konuşmalardan bir kişinin ölü olarak Cizre Devlet Hastanesine getirildiğini duyduğunu; bunun üzerine önce hastaneye ardından da mezarlığa gittiğini ve defin sırasında cenazenin baş kısmına bakarak ağabeyini teşhis ettiğini belirtti. Nurettin Elçi ayrıca defin işlemini gerçekleştiren belediye görevlileri arasında Abdullah Elçioğlu olduğunu ifadesine ekledi.

Savcılık 1994/4403 hazırlık numaralı dosya kapsamında Ömer Elçi, Abdullah Gök ve Halit Onaç’ın da tanık olarak beyanlarına başvurdu. Her üç tanık da 05.08.2005 tarihli benzer beyanlarında Cizre’nin Yafez caddesinde bakkal dükkanı işleten Ramazan ve Nurettin kardeşlerden Ramazan’ın, 1994 yılının ikinci ayında dükkanda bulunduğu bir sırada beyaz renkli 21 plakalı bir araçtan gelen iki kişi tarafından götürüldüğünü gördüklerini belirtti. 10.08.2005 tarihinde ifadesi alınan Mehmet Geçim ise 1994 yılında Cizre Belediyesinde zabıta olarak görev yaparken Abdullah Elçiturunu ile 2-3 diğer görevlinin mezarlıkta bir cenazeyi gömdükleri sırada bir kişinin gelerek gömülen kişinin yüz kısmına baktığına ve “oy kardeşim” diye bağırdığına şahit olduğunu belirtti. Olay üzerine kendisinin de gömülen şahsa bakarak şahsın bakkallık yapan Ramazan Elçi olduğunu tespit ettiğini ekledi. Abdullah Elçiturunu da savcılıktaki beyanında köylüsü olduğu için defin işlemi sırasında Ramazan Elçi’yi tanıdığını ifade etti.

Alınan ifadeler sonrasında Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 27.09.2005 tarihinde 1994/4403 soruşturma numaralı dosyayı, atılı suçun yasadışı PKK terör örgütü üyelerince gerçekleştirildiğine dair delil olmadığı gerekçesiyle 2005/111 karar numarası ile görevsizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/975 numaralı dosyası üzerinden devam eden soruşturma, (Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, Mehmet Nuri Binzet ile dosya gizli tanıkları, Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile uyduğu gerekçesiyle maktul Ramazan Elçi’nin şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile Tuna kod adlı şahıs tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldüğü kanaati belirtildi.

18 Haziran 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2005/975 soruşturma numaralı dosya ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK m. 250 ile yetkili) 2009/906 numaralı soruşturma evrakının irtibatlı olduğu gerekçesiyle 2009/25 numarası ile birleştirilmesine ve dosyanın 1994/116 soruşturma numaralı evrak üzerinden devam edilmesine karar verdi.

Kamuoyunda Temizöz ve diğerleri adıyla bilinen davaya zemin teşkil eden iddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015’te bütün sanıklar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verildi.

Aktif Filtreler

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2018. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS