Ahmet Çakıcı
person- Image

- Sex
- Male
- Civil status
- Married
- Occupation
- Peasant
- Dependants
- 8
- Event description
1953 doğumlu Ahmet Çakıcı Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı Halhale (Çitlibahçe) Köyünde yaşıyordu. İlkokul mezunuydu. Evlendikten sonra birkaç yıl Batman’da yaşadı ve burada tütün ticaretiyle uğraştı. Burada devlet güçlerinin baskısına maruz kalınca tekrar köyüne döndü. Yedi çocuk babası olan Ahmet Çakıcı Halhale Köyünde tarım ve hayvancılık yaparak geçimini sağlıyordu. Ancak yaşadığı de köy sık sık devlet güçleri tarafından basılıyor, köylüler göç ettirilmeye çalışlıyordu. Bu nedenle köylülerin büyük bir kısmı başka yerlere göç etmişti.
8 Kasım 1993 tarihinde, Halhale Köyü'ne jandarmalar ve köy korucuları tarafından yine bir operasyon düzenlendi. Operasyon sabah erken saatlerde başladı ve tüm köylüler açık bir alanda toplandı. Ahmet Çakıcı ise önce çeşme yanındaki bir evde saklandı. Bu sırada devlet güçleri köydeki evleri ateşe vermeye başladı. Ahmet Çakıcı evine giderek çatıya saklamış olduğu 4.700.000 TL'yi aldı. Ancak evinden çıkarken yakalanarak devlet güçleri tarafından köyden götürüldü. Tüm köylüleri onun daha götürüldüğü sırada işkencelere maruz kaldığına, bedeninin kanlar içinde bırakıldığına tanık oldu. Üzerindeki para ise bir üsteğmen tarafından ondan alındı. Köyden bir erkek çocuğu, Ahmet Çakıcı'nın eşine üsteğmenin ondan parayı aldığını gördüğünü söyledi.
Ahmet Çakıcı, Diyarbakır'a gönderilmeden önce, bir gece Hazro'da tutuldu. Daha sonra Diyarbakır'da İl Jandarma Komutanlığı'na götürüldü ve burada gözaltında tutuldu. Yaklaşık altı-yedi gün sonra, köylüsü Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve Tahsin Demirbaş ile 16-17 gün aynı odada kaldı. Bu görgü tanıkları Ahmet Çakıcı’nın dövüldüğüne, kaburgasının kırıldığına ve kafatasının yarıldığına şahit oldu. Birçok kez sorgulama için odadan çıkarıldı, elektrik şoku verildi ve dövüldü. Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin'e de bir üsteğmenin kendisinden parasını aldığını söyledi. Bu sürenin sonunda gözaltına alınan diğer üç kişi mahkemeye çıkarıldı. Engin ve Demirbaş serbest bırakıldı; Abdurrahman Al tutuklandı. Engin, Ahmet Çakıcı'yı tekrar görmedi. Ailesi de ondan haber alamadı.
Ahmet Çakıcı'nın babası Tevfik Çakıcı, 22 Aralık 1993 tarihinde, oğlunun akibeti hakkında bilgi isteyen el yazısı ile yazılmış dilekçesini Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) sundu. Kendisine, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alınan kişiler listesinde olmadığı yolunda sözlü bir cevap verildi.
1994 Ocak sonu veya Şubat başında, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki 85 günden sonra, Ahmet Çakıcı, Hazro'ya geri gönderildi. Oradan da Kavaklıboğaz'daki Jandarma Karakolu’na gönderildi.
4 Nisan 1994 tarihli yazısıyla Hazro Cumhuriyet Savcısı Aydın Tekin, kayıtlara göre Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alınmadığı veya tutuklanmadığını Diyarbakır DGM Savcısı'na bildirdi.
Savcı Aydın Tekin, 19 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısına gönderdiği bir diğer yazıyla Ahmet Çakıcı'nın kaybolduğuna dair ailesi tarafından bir başvuru yapılmadığını belirtti.
1994 yılında ilkbahar veya yaz başlarında, Kavaklıboğaz'da gözaltına alınan Hikmet Aksoy, 13 gün boyunca yemek için hücrelerinden çıkarıldıkları zamanlarda Ahmet Çakıcı'yı gördü. Bu sürenin sonunda Hikmet Aksoy Lice'ye gönderildi.
14 Mart 1995 tarihinde Hazro Cumhuriyet Savcısı Mustafa Turhan, Lice Cumhuriyet Savcılığından, Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş'ın 8 Kasım 1995 tarihinde jandarmalar tarafından gözaltına alınıp alınmadıkları bilgisini ve gözaltındayken kaybolduğu iddia edilen Ahmet Çakıcı ile ilgili olarak Mustafa Engin'in ifadesinin alınmasını istedi.
Aynı savcı, 14 Nisan 1995 tarihinde, Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'ndan, 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'de gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi vermesini ve Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve ve Tahsin Demirbaş ile birlikte gözaltına alınıp alınmadığının araştırılmasını ivedilikle talep etti.
Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı, Hazro Cumhuriyet Savcısı'na verdiği 17 Mayıs 1995 tarihli cevabi yazıyla 8 Kasım 1993'teki İzzet Çakıcı'nın ifadesi, Diyarbakır'da bir savcı tarafından 9 Eylül 1994 tarihinde alındı. İfadesinde, erkek kardeşi Ahmet Çakıcı'nın askerler tarafından 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alındığını ve yine gözaltında tutulan Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş tarafından görüldüğünü belirtti.
Cumhuriyet Savcısı, 25 Kasım 1994 tarihinde Remziye Çakıcı'nın ifadesini aldı. Remziye Çakıcı, ifadesinde, jandarmaların 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon sırasında eşini alıp götürdüklerini söyledi.
1 Aralık 1994 tarihli yazıyla, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndan Albay Eşref Hatipoğlu, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın 22 Kasım 1994 tarihli mektubuna cevaben, kayıtların Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım 1994 tarihinde gözaltına alınmadığını gösterdiğini bildirdi.
Albay Eşref Hatipoğlu, 8 Aralık 1994 tarihli mektubunda, Diyarbakır Valiliği'ne İzzet Çakıcı'nın Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurusu hakkında bilgi verdi. Ayrıca, polis memurlarının, ifadeleri alınmak üzere aranan İzzet Çakıcı'nın, babasının, Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin'in, Abdurrahman Al'ın veya Tahsin Demirbaş'ın adreslerini bulamadıklarını bildirdi.
22 Mayıs 1995 tarihli yazıyla Hazro Cumhuriyet Savcısı, Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'ndan Ahmet Çakıcı'nın yerinin belirlenmesini talep etti.
Hazro Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 27 Haziran 1995 tarihli yazısında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 1 Aralık 1994 tarihli yazısına ve Adalet Bakanlığı'nın 18 Ağustos 1994 tarihli yazısına atıfta bulunarak, 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon düzenlendiğini ancak Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş isimli şahısların iddia edildiği gibi gözaltına alınmadığını bildirdi. Ayrıca Ahmet Çakıcı'nın PKK üyesi olduğu 17-19 Şubat 1995 tarihlerinde Kıllıboğan Tepesi, Hani Bölgesi'nde gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölü olarak bulunduğu belirtildi. Lice Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesinin alınması istendi. Ancak bugüne değin cevap temin edilemedi.
Hazro Cumhuriyet Savcılığı, 4 Temmuz 1995 tarihli yazı ile Adalet Bakanlığı'na, Hazro Jandarması'nın temin etmiş olduğu bilgileri iletti. 1994/191 nolu hazırlık soruşturması başlatıldığı ve devam etmekte olduğu belirtildi.
Hazro Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı'na hitaben yazılan 5 Mart 1996 tarihli yazı ile, yine Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesini almasının istendiği bildirildi.
12 Mart 1996 tarihinde bir polis memuru, Mustafa Engin'den, Ahmet Çakıcı'yı üç yıldır görmediğini belirten kısa bir ifade aldı. 13 Mayıs 1996 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Mustafa Engin'in ifadesini aldı. Adı geçen, bu ifadesinde, Ahmet Çakıcı'yı görmediğini belirtti, fakat, Ahmet Çakıcı'nın kendisini görmüş olabileceğini ifade ederek, ayrıca, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda bulunduğu süre zarfında, kendisine bir kez elektrik şoku verildiğini söyledi.
Mayıs 1996'da, İzzet Çakıcı, ilk defa olarak yetkililer tarafından Ahmet Çakıcı'nın 17 ve 19 Şubat 1995 tarihlerinde Hani'de Kıllıboğan Tepesi'nde bir çatışmada öldürüldüğünün iddia edildiğini öğrendi. Kimlik tespitinin sadece Ahmet Çakıcı'nın kimlik belgesinin ölü bedenlerden birinin üzerinde bulunduğu iddiasına dayanarak yapıldığı anlaşıldı.
13 Haziran 1996 tarihinde, Hazro Cumhuriyet Savcısı Mustafa Turhan yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı İl İdare Kurulu'na gönderdi. Karar, İzzet Çakıcı'yı ve Remziye Çakıcı'yı davacı ve mağduru da Ahmet Çakıcı olarak gösterdi. Suç, gözaltındaki bir şahsa yapılan kötü muamele, işkence ve sözkonusu şahsın parasına el konulması olarak tanımlanırken, davalı da Hazro Jandarma Karakolu'ndaki kimliği belirsiz şahıslar ve köy korucuları olarak tanımlandı. Sözkonusu kararda davacılar, Hazro Jandarma Komutanlığı'na bağlı askerlerin 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'ye geldiklerini, mağduru gözaltına alarak, işkence gördüğü Diyarbakır'a götürdüklerini ve bir üsteğmenin mağdurdan 4.280.000 TL aldığını iddia ettiler. Soruşturma dosyasında, mağdurun PKK üyesi olduğu ve 17-19 Şubat tarihleri arasında Kıllıboğan Tepesi'nde güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonun ardından mağdurun kimlik kartının öldürülen kişilerden birinin üzerinde bulunduğu yazıldı. Şüpheliler, Memurin Muhakematı Kanunu kapsamına girdikleri için Hazro Cumhuriyet Savcılığı'nın yetkisizlik kararı ile dosya Diyarbakır İl İdare Kurulu Başkanlığı'na sevkedildi.
Ahmet Çakıcı’nın zorla kaybedilmesi ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tanık dinleme duruşması yaptı ve 10 tanıktan yazılı ve sözlü ifadeler de dahil olmak üzere yazılı delilleri kabul etti. Bu tanıkların isimleri şöyledir; Çitlibahçe'nin eski muhtarı Fevzi Okatan, Ahmet Çakıcı'nın eşi Remziye Çakıcı, 9 Kasım-1 Aralık 1993 tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına alınan Mustafa Engin, 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'deki operasyonu yöneten Hazro Jandarma Komutanı Ertan Altınoluk, Çitlibahçe Köyü'nden Mehmet Bitgin, Kasım 1994 tarihinden itibaren Hazro'da Cumhuriyet Savcılığı yapan Mustafa Turhan, Temmuz 1993 ve Ağustos 1994 tarihleri arasında Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'nda görevli olan Hazro Bölge Merkez Karakolu Komutanı Aytekin Türker, Ağustos 1992'den beri Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki gözaltı kayıtlarını tutmakla görevli Ahmet Katmerkaya, Temmuz 1993 ve Ağustos 1995 tarihleri arasında Kavaklıboğaz Karakolu'nda görev yapan jandarma Kemal Çavdar ve Dadaş Köyü'nden beş öğretmenle birlikte kaçırılan imamın erkek kardeşi Abdullah Cebeci.
Tanıklıklarına başvurulması için çağrılan altı tanık bu çağrıya uymadı. Bunlar; 1994 yılında Hazro Cumhuriyet Savcısı olarak görevini yürüten Aydın Tekin, Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Kavaklıboğaz'da gözaltında iken Ahmet Çakıcı'yı gören Hikmet Aksoy, Ahmet Çakıcı'nın babası Tevfik Çakıcı, 8 Kasım-1 Aralık 1993 tarihleri arasında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında tutulan Tahsin Demirbaş ve Abdurrahman Al, Tevfik Çakıcı tanık dinleme duruşmasından önce öldü. Başvuranın, Hikmet Aksoy'un Konya Cezaevinde olduğunu bildirmiş olmasına rağmen, Hükümet, Temmuz 1996 tarihindeki duruşma için sözü edilen şahsın yerini tespit edemediğini savundu. Hükümet, 20 Kasım 1996 tarihinde tanık dinleme duruşması için Hikmet Aksoy'a tebligat gönderdi fakat, kendisi sözkonusu belgeyi imzalamayı reddetti ve 18 Kasım 1996 tarihinde serbest bırakıldı.
Türkiye’deki hukuki süreçten bir sonuç alamayan ve Ahmet Çakıcı’dan haber alamayan ailesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. AİHM 8 Temmuz 1999’de başvuruyu karara bağladı. AİHM, Ahmet Çakıcı'nın ölüm karinesinin gerçekleştiğine karar vererek, ölümünden devletin sorumlu olduğuna hükmetti, zorla kaybedilmesi ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yapılmadığı için Sözleşme'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin eastan ve usulden ihlal edildiğine karar verdi.
AİHM ayrıca, Ahmet Çakıcı'nın gözaltında maruz kaldığı muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali olduğuna karar verdi. AİHM Ahmet'in zorla kaybedilmesinin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen Sözleşme'nin 5. maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi.
- Geolocation
Latitude: 38.253757
Longitude: 40.780811
- Geolocation
- City
- Diyarbakır
- District
- Hazro
- Date of disappearance
- Nov 8, 1993
- Year of disappearance
- 1993
- Age at the time of disappearance
- Yaş:40
- Status of the victim
- Still missing
- Type of source material
- ECHR decision
- Interview with family member (audio and video records)
- Decision by the prosecution office
- Unknown
- Verdict of ECHR
- Violation of the right(s)
- Articles violated according to ECHR verdict
- Article 13: Right to an effective remedy
- Article 2: Failure to protect life
- Article 2: Procedural violation of the right to life
- Article 2: Substantive violation of the right to life
- Article 3: Prohibition of torture in respect of the forced disappeared
- Article 5: Right to liberty and security
- Summary of the legal proceedings
Ahmet Çakıcı'nın babası Tevfik Çakıcı, 22 Aralık 1993 tarihinde, oğlunun akibeti hakkında bilgi isteyen el yazısı ile yazılmış dilekçesini Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) sundu. Kendisine, Ahmet Çakıcı'nın gözaltına alınan kişiler listesinde olmadığı yolunda sözlü bir cevap verildi.
1994 Ocak sonu veya Şubat başında, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki 85 günden sonra, Ahmet Çakıcı, Hazro'ya geri gönderildi. Oradan da Kavaklıboğaz'daki Jandarma Karakolu’na gönderildi.
4 Nisan 1994 tarihli yazısıyla Hazro Cumhuriyet Savcısı Aydın Tekin, kayıtlara göre Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alınmadığı veya tutuklanmadığını Diyarbakır DGM Savcısı'na bildirdi.
Savcı Aydın Tekin, 19 Nisan 1994 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısına gönderdiği bir diğer yazıyla Ahmet Çakıcı'nın kaybolduğuna dair ailesi tarafından bir başvuru yapılmadığını belirtti.
14 Mart 1995 tarihinde Hazro Cumhuriyet Savcısı Mustafa Turhan, Lice Cumhuriyet Savcılığından, Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş'ın 8 Kasım 1995 tarihinde jandarmalar tarafından gözaltına alınıp alınmadıklarını sordu ve gözaltındayken kaybolduğu iddia edilen Ahmet Çakıcı ile ilgili olarak Mustafa Engin'in ifadesinin alınmasını istedi.
Aynı savcı, 14 Nisan 1995 tarihinde, Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'ndan, 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'de gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi vermesini ve Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin, Abdurrahman Al ve ve Tahsin Demirbaş ile birlikte gözaltına alınıp alınmadığının araştırılmasını ivedilikle talep etti.
Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı, Hazro Cumhuriyet Savcısı'na verdiği 17 Mayıs 1995 tarihli cevabi yazıyla 8 Kasım 1993'teki İzzet Çakıcı'nın ifadesi, Diyarbakır'da bir savcı tarafından 9 Eylül 1994 tarihinde alındı. İfadesinde, erkek kardeşi Ahmet Çakıcı'nın askerler tarafından 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alındığını ve yine gözaltında tutulan Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş tarafından görüldüğünü belirtti.
Cumhuriyet Savcısı, 25 Kasım 1994 tarihinde Remziye Çakıcı'nın ifadesini aldı. Remziye Çakıcı, ifadesinde, jandarmaların 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon sırasında eşini alıp götürdüklerini söyledi.
1 Aralık 1994 tarihli yazıyla, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndan Albay Eşref Hatipoğlu, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın 22 Kasım 1994 tarihli mektubuna cevaben, kayıtların Ahmet Çakıcı'nın 8 Kasım 1993 tarihinde gözaltına alınmadığını gösterdiğini bildirdi.
Albay Eşref Hatipoğlu, 8 Aralık 1994 tarihli mektubunda, Diyarbakır Valiliği'ne İzzet Çakıcı'nın Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurusu hakkında bilgi verdi. Ayrıca, polis memurlarının, ifadeleri alınmak üzere aranan İzzet Çakıcı'nın, babasının, Ahmet Çakıcı'nın, Mustafa Engin'in Abdurrahman Al'ın veya Tahsin Demirbaş'ın adreslerini bulamadıklarını bildirdi.
22 Mayıs 1995 tarihli yazıyla Hazro Cumhuriyet Savcısı, Hazro Bölge Jandarma Komutanlığı'ndan Ahmet Çakıcı'nın yerinin belirlenmesini talep etti.
Hazro Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 27 Haziran 1995 tarihli yazısında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 1 Aralık 1994 tarihli yazısına ve Adalet Bakanlığı'nın 18 Ağustos 1994 tarihli yazısına atıfta bulunarak, 8 Kasım 1993 tarihinde bir operasyon düzenlendiğini ancak Ahmet Çakıcı, Mustafa Engin ve Tahsin Demirbaş isimli şahısların iddia edildiği gibi gözaltına alınmadığını bildirdi. Ayrıca Ahmet Çakıcı'nın PKK üyesi olduğu, 17-19 Şubat 1995 tarihlerinde Kıllıboğan Tepesi, Hani Bölgesi'nde gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölü olarak bulunduğu iddia edildi. Lice Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesinin alınması istendi. Ancak bugüne değin cevap temin edilemedi.
Hazro Cumhuriyet Savcılığı, 4 Temmuz 1995 tarihli yazı ile Adalet Bakanlığı'na, Hazro Jandarması'nın temin etmiş olduğu bilgileri iletti. 1994/191 nolu hazırlık soruşturması başlatıldığı ve devam etmekte olduğu belirtildi.
Hazro Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı'na hitaben yazılan 5 Mart 1996 tarihli yazı ile, yine Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'ndan Mustafa Engin'in ifadesini almasının istendiği bildirildi.
12 Mart 1996 tarihinde bir polis memuru, Mustafa Engin'den, Ahmet Çakıcı'yı üç yıldır görmediğini belirten kısa bir ifade aldı. 13 Mayıs 1996 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Mustafa Engin'in ifadesini aldı. Adı geçen, bu ifadesinde, Ahmet Çakıcı'yı görmediğini belirtti fakat Ahmet Çakıcı'nın kendisini görmüş olabileceğini ifade ederek, ayrıca, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda bulunduğu süre zarfında kendisine bir kez elektrik şoku verildiğini söyledi.
Mayıs 1996'da, İzzet Çakıcı, ilk defa olarak yetkililer tarafından Ahmet Çakıcı'nın 17 ve 19 Şubat 1995 tarihlerinde Hani'de Kıllıboğan Tepesi'nde bir çatışmada öldürüldüğünün iddia edildiğini öğrendi. Kimlik tespitinin sadece Ahmet Çakıcı'nın kimlik belgesinin ölü bedenlerden birinin üzerinde bulunduğu iddiasına dayanarak yapıldığı anlaşıldı.
13 Haziran 1996 tarihinde, Hazro Cumhuriyet Savcısı Mustafa Turhan yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı İl İdare Kurulu'na gönderdi. Karar, İzzet Çakıcı'yı ve Remziye Çakıcı'yı davacı ve mağduru da Ahmet Çakıcı olarak gösterdi. Suç, gözaltındaki bir şahsa yapılan kötü muamele, işkence ve sözkonusu şahsın parasına el konulması olarak tanımlanırken, davalı da Hazro Jandarma Karakolu'ndaki kimliği belirsiz şahıslar ve köy korucuları olarak tanımlandı. Sözkonusu kararda davacılar, Hazro Jandarma Komutanlığı'na bağlı askerlerin 8 Kasım 1993 tarihinde Çitlibahçe'ye geldiklerini, mağduru gözaltına alarak, işkence gördüğü Diyarbakır'a götürdüklerini ve bir üsteğmenin mağdurdan 4.280.000 TL aldığını iddia ettiler. Soruşturma dosyasında Ahmet Çakıcı'nın PKK üyesi olduğu ve 17-19 Şubat tarihleri arasında Kıllıboğan Tepesi'nde güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonun ardından kimliğinin öldürülen kişilerden birinin üzerinde bulunduğu belirtildi. Şüpheliler, Memurin Muhakematı Kanunu kapsamına girdikleri için Hazro Cumhuriyet Savcılığı'nın yetkisizlik kararı ile dosya Hazro İl İdare Kurulu Başkanlığı'na sevkedildi.
Ahmet Çakıcı’nın kardeşi İzzet Çakıcı 2 Mayıs 1994 tarihinde kardeşinin zorla kaybedilmesi ile ilgili AİHM’ne başvurdu. AİHM 8 Temmuz 1999 tarihinde verdiği kararda:
Ahmet Çakıcı'nın ölüm karinesinin gerçekleştiğine karar vererek, ölümünden devletin sorumlu olduğuna hükmetti; zorla kaybedilmesi ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yapılmadığı için Sözleşme'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin esastan ve usulden ihlal edildiğine karar verdi.
AİHM ayrıca, Ahmet Çakıcı'nın gözaltında maruz kaldığı muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali olduğuna karar verdi. AİHM Ahmet Çakıcı'nın zorla kaybedilmesinin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen Sözleşme'nin 5. maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi.