Mehmet Şerif Avşar
person- Image

- Sex
- Male
- Civil status
- Married
- Date body found
- May 7, 1994
- Occupation
- Craftsman
- Dependants
- 3
- Event description
AİHM'nin 27 Mart 2002 tarihli kararındaki ifadelere göre 21 Nisan 1994 günü beş korucu, Hazro Jandarma Komutanlığında görevli Teğmen Altınoluk tarafından Diyarbakır'dan dört kişiyi gözaltına almak için görevlendirildi ve kendilerine 21 AF 989 plakalı bir araç tahsis edildi. Diyarbakır Saraykapı'daki Jandarma Komutanlığı'na varan beş korucu, Yüzbaşı Mithat Gül tarafından, üç ya da dört zanlının gözaltına alınmasında yardım etmek üzere terörle mücadele polis ekiplerine gönderildi. Beş korucu, 22 Nisan günü saat sabah 11 civarında Avşar ailesinin işlettiği gübre satışı yapılan dükkana girdi ve Mehmet Şerif Avşar'ı gözaltına almaya çalıştı. Avşar gözaltına alma yetkileri olmadığını söyleyerek direnince telsizle birileriyle konuştular ve koruculardan ikisi bir polis memuru bulmak üzere dükkandan ayrıldı. Bir süre sonra itirafçı Mesut Mehmetoğlu ve yedinci bir kişi daha dükkana geldi. Son gelen kişinin yetkili olduğu korucuların saygılı tavırlarından ve "müdür" diye hitap etmelerinden anlaşılıyordu. Düzgün bir Türkçeyle konuşuyordu ve gözlük takıyordu. Gelen yedi kişi Mehmet Şerif Avşar'ı da yanlarına alarak 21 AF 989 plakalı beyaz Toros ve yine beyaz 21 TI 127 plakalı başka bir araçla dükkandan ayrıldı. Avşar ailesinden iki kişi aracı takip etti ve aracın Saraykapı Merkez Jandarma Komutanlığına girdiğini gördü. Jandarma Komutanlığı'nın içinde gördükleri ve gözaltına alınma sırasında da orada bulunan iki korucunun adını öğrenmişlerdi: Topal Ömer ve Ali. Avşar ailesi hemen ertesi gün ve takip eden günlerde sürekli Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine ve savcılığına dilekçe ile başvurarak Mehmet Şerif Avşar'ın neden gözaltına alındığını ve akıbetini öğrenmek istedi. Yetkililer Avşar'ın gözaltına alındığını reddettiler.
Mehmet Şerif Avşar'ın gözaltına alınması sırasında kullanılan araç 25 Nisan 1994'te Hazro'da bulundu ve Diyarbakır'a getirilerek sahibine teslim edildi. Avşar ailesi pek çok kez gözaltı işlemini yapan kişilerin isimlerini de vererek yetkililere şikayette bulundu. 5 Mayıs 1994'te aile şüphelilerden dört korucuyu teşhis etti. Beşinci korucu ve Mesut Mehmetoğlu da olayla ilgili gözaltına alındı. 6 Mayıs 1994'te soruşturmayı yürüten Jandarma Yüzbaşı Mithat Gül, Avşar ailesinin dükkanında olayın canlandırmasını yaptırdı. Ömer Güngör, Fevzi Gökçen, Zeyyat Akçil, Yaşar Günbatı ve Aziz Erbey adlı beş korucu ve Mesut Mehmetoğlu kaçırma olayına karıştıklarını itiraf ettiler; Mesut Mehmetoğlu kaçırma olayı sırasında orada bulunduğunu ancak olayla bir ilgisi olmadığını iddia etti. Yedinci kişinin olay sırasında orada olduğunu hepsi birden inkar etti. Beş korucudan biri olan Ömer Güngör (Topal Ömer), 7 Mayıs 1994'te soruşturmayı yürüten jandarma yetkililerini Diyarbakır'a 19 km mesafede boş bir binaya götürdü. Mehmet Şerif Avşar'ın cesedi orada bulundu; başından iki kurşunla öldürülmüştü.
18 Haziran 1994'te, Mehmet Şerif Avşar'ın davasının başlamasına kısa bir süre kala, Avşar ailesinden iki kuzene Bismil'de silahla ateş açıldı. Kuzenlerden biri kaçmayı başardı ancak diğeri yakalanarak dövüldü ve gözaltına alındı. Gözaltında olduğu bir gün boyunca inkar edildikten sonra ertesi gün serbest bırakıldı. Aile üyeleri dava öncesinde mahkemede jandarmanın olayla ilgisi olduğunu iddia ederlerse öldürülmekle tehdit edildi. 5 Temmuz 1994'te Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan ve beş korucu ile Mesut Mehmetoğlu'nun yargılandığı davada korucular soruşturma sırasındaki ifadelerinde değişikliğe giderek yedinci kişinin varlığını kabul ettiler ve gözaltına alma işlemini bu kişinin yaptığını iddia ettiler; dava sırasında çeşitli duruşmalarda kendilerinin Mesut Mehmetoğlu ve bir jandarma uzman çavuştan aldıkları emirler doğrultusunda hareket ettiklerini belirttiler.
Dava boyunca tehditlere maruz kalan Avşar ailesi işyerlerini kapatarak İstanbul'a taşındı. Ailenin avukatı da davaya katıldığı için benzer tehditlere mazur kaldı ve ölümle tehdit edildi.
16 Ekim 1994'te beş korucudan biri olan Ömer Güngör, emir aldıklarını iddia ettikleri uzman çavuşun 7. Kolordu Komutanlığı Piyade Taburunda görevli Gültekin Sütçü olduğunu açıkladı. 1998 yılı başlarında ise yeni açıklanan Susurluk Raporunda Mehmet Şerif Avşar'ın kaçırılması ve sonrasında infaz edilmesiyle ilgili olarak Mesut Mehmetoğlu ve Gültekin Sütçü'nin adları yer aldı. Böylece, Gültekin Sütçü (Kürşad kod) adı ilk kez 16 Şubat 1998'de mahkemede geçti. Rapora göre, Jitem bünyesinde yer alan ve içlerinde Alaattin Kanaat, Mesut Mehmetoğlu, Ahmet Demir ve Gültekin Sütçü'nün de yer aldığı bir ekip, Diyarbakır E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan ağabeyi Abdulkerim Avşar'ı itirafçılar koğuşuna aldırmakla tehdit ederek Mehmet Şerif Avşar'dan para istemiş, ikinci seferinde vermeyince de kaçırarak infaz etmişlerdi.
Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mart 2000'de verdiği kararla Ömer Güngör dışındaki sanıkları cinayetten sorumlu bulmadı ve beraat ettirdi. Beş sanık sadece hürriyeti tahdid suçu nedeniyle sekizer yıl ceza aldı ve iyi hal indirimi ile cezaları 6 yıl 8 aya indirildi. Ömer Güngör hakkında ise tahammüden adam öldürmek suçu için en alt sınır olan 24 yıl cezaya hükmedildi ve iyi hal indirimi yapılarak cezası 20 yıla düşürüldü. Hürriyeti tahdid suçundan ise hüküm tesis edilmedi. Ayrıca tüm sanıklar hakkındaki ruhsatsız silah taşınmak suçlaması, zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile ortadan kalktı. Davanın son aşamalarında Gültekin Sütçü’nün olayın azmettiricisi olduğu ortaya çıkınca hakkında arama kararı çıkarıldı.
Müdahil vekilleri mahkeme kararının bozulması talebiyle temyize gitti. Yargıtay 5 ay gibi kısa bir sürede 5 sanık açısından kararı onadı; Ömer Güngör'e ise asgari hadden ceza verilmesini yerinde görmeyerek kararı bozdu. Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı. Ömer Güngör bu yargılamada da cinayeti kendisinin işlemediğini tekrar etti. Mahkeme bu defa Ömer Güngör'ü 30 yıl hapse mahkum etti ve bu karar da yargıtayca onandı.
10 Ekim 1994'te AİHM'ne yapılan başvuru sonucunda açılan davada 10 Temmuz 2001'de karar açıklandı: Mahkeme AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi (hem usülden hem esasdan) ile etkin başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve hükümeti tazminat ödemeye mahkum etti.
AİHM kararından sonra Gültekin Sütçü hakkındaki soruşturma hareketlendi ve Sütçü'nün iş adamı kimliğiyle Bulgaristan'a gidip geldiği tespit edildi. 28.10.2006 tarihinde Kırklareli sınırından ülkeye giriş yaparken yakalanan Gültekin Sütçü hakkında kasten adam öldürmek suçlamasıyla 25.01.2007 tarihinde dava açıldı. Müdahil vekili Ağır Ceza Mahkemesinin görevsiz olduğunu belirterek dosyanın örgütlü suçlarla ilgilenen DGM'ye gönderilmesini talep etti. Mahkeme re'sen görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Askeri Mahkemesine gönderdi. Askeri mahkeme ise tek celsede önüne gelen dosyada görevsiz olduğuna karar verip dosyayı uyuşmazlık mahkemesine gönderdi ancak aynı celsede 7 aydır tutuklu olan sanığı da tahliye etti. Uyuşmazlık mahkemesi dosyayı tekrar ağır ceza mahkemesine gönderdi.
Yargılama sırasında diğer davadan hüküm giymiş sanıklar tanık olarak dinlendi. Tamamı tahliye olmuş olan hükümlüler mahkeme önünde şahsın olay günü yanlarında olan kişi olup olmadığından emin olamadıklarını söyledi ancak maktulün kardeşleri sanığı kesin olarak teşhis ettiler. Sanık suçlamaların hiçbirini kabul etmedi ve olayın hemen ardından Jandarma olarak görevinden ayrılmış olmasının tesadüf olduğunu iddia etti.
Müdahil avukatı, Sütçü’nün Jandarma istihbaratında aktif tetikçilerden biri olduğunu iddia etti, olay tarihinde Diyarbakır’da görevli İl Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu, Merkez Karakol Komutanı Yüzbaşı Mithat Gül hakkında suç duyurusunda bulundu ancak ikisi hakkında da herhangi bir işlem yapılmadı. Yargılama sonunda Gültekin Sütçü, Ömer Güngör ile iştirak halinde kasten adam öldürmek suçundan 30 yıl ceza aldı ve cezada indirim yapılmadı. Ancak daha önce askeri mahkeme tarafından tahliye edilen sanık, 4616 sayılı erteleme yasasından faydalanacak olması sebebi ile tutuklanmadı. Söz konusu karar 05.12.2008 tarihinde onanarak kesinleşti ve Gültekin Güngör 30 yıla mahkum edildiği davayla ilgili 7 ay tutuklu kaldıktan sonra kamuoyunda Rahşan Affı olarak bilinen yasa kapsamında serbest kaldı.
- Geolocation
Latitude: 37.9249733
Longitude: 40.2109826
- Geolocation
- City
- Diyarbakır
- Date of disappearance
- Apr 22, 1994
- Year of disappearance
- 1994
- Age at the time of disappearance
- Yaş:28
- Status of the victim
- Discovered dead and returned to the family
- Latest status as suspect in the act
- Faced charges and served sentence-
- Type of source material
- ECHR decision
- Press release or report of human rights organisations
- Decision by the prosecution office
- Definitive decision of criminal sentence
- Name of the court case
- Case of Mehmet Serif Avsar
- Verdict of ECHR
- Violation of the right(s)
- Articles violated according to ECHR verdict
- Article 13: Right to an effective remedy
- Article 2: Procedural violation of the right to life
- Article 2: Substantive violation of the right to life
- Summary of the legal proceedings
Mehmet Şerif Avşar 21.04.1994 günü Diyarbakır'da bulunan iş yerine gündüz vakti gelen eli silahlı 7 kişi tarafından kardeşlerinin gözü önünde zorla kaçırıldı. Ailesi zaman geçirmeden tüm adli makamlara başvurarak hızlıca bir soruşturma başlamasını sağladı. Yedi kişiden altısının kimliği, kısa sürede tespit edildi. Bu kişilerden beşi geçici köy korucusu biri ise itirafçıydı. Sanıkların tamamından ruhsatsız silahlar ele geçirildi.
Sorgulanan sanıkların tamamı olay hakkında neredeyse kelimesi kelimesine aynı ifadeyi verdi. Sanıkların ilk ifadelerine göre olay şu şekilde gelişti: Hazro'da geçici köy korucusu olan 4 sanık, Hazro ilçe Jandarma tarafından kendilerine teslim edilen 21 AF 989 plakalı aracı Diyarbakır Jandarmaya götürmek ve Diyarbakır’da belirlenen 4 kişiyi yakalayıp jandarmaya teslim etmek için yola çıktı. Yolda karşılaştıkları korucu Ömer Güngör de ekibe eklendi. İlk gün Diyarbakır'da yakalamaları gereken kişileri yakalayıp Jandaraya teslim ettiler. Ertesi gün özel işlerini halletmek için geceyi Diyarbakır’da geçirdiler. Korucu Ömer’in ağabeyi daha önce PKK tarafından kaçırılmış ve aile öldürüldüğü haberini alsa da mezarının yerini öğrenememişti. Ömer Güngör, Mehmet Şerif Avşar'ın, PKK üyesi olmakla suçlanan ve cezaevinde tutuklu olan kardeşinden dolayı mezarın yerini bilebileceğini düşündüğünü söyledi ve bu konu hakkında sorgulamak üzere Mehmet Şerif Avşar'ı kaçırmalarını teklif etti. Bunun üzerine beş korucu 21 AF 989 plakalı araçla Avşar'ın işyerine giderek onu almaya çalıştılar. Avşar'ın direnmesi ve polis gelmeden gitmeyeceğini söylemesi üzerine koruculardan Feyzi Güngör dışarı çıktı. Dışarıda daha önceden tanıdığı itirafçı Mesut Mehmetoğlu ile karşılaşıp onu yardım için çağırdı. İddialara göre Mesut Mehmetoğlu geldikten sonra Mehmet Şerif Avşar ikna olarak kendileriyle gitti. Avşar'ı da yanlarına alan korucular bir de taksi tutarak iki araba olarak yola devam ettiler. Yolda Mesut arabadan indi. Ömer Güngör yolda arkadaşlarına Avşar'ı jandarmaya teslim etmek istemediğini, birlikte Lice'ye gidip mezar yerini arayacaklarını söyledi. Bunun üzerine korucular onları Lice'ye bırakmak üzere yola çıktılar. Ancak bir süre sonra görevlerinin dışına çıktıkları için sorun yaşayacaklarını düşünerek geri dönmeye karar verdiler. Ömer ve Mehmet Şerif Avşar'ı yol üzerindeki metruk bir binada bırakıp, onları taksi ile almak üzere geri dönmek için Diyarbakır'a gittiler. Diyarbakır'da taksi bulamayınca aynı araba ile geri döndüler ve Ömer'i yol kenarında ağlarken buldular. Ömer, Avşar ile tartıştığını ve onu öldürdüğünü söyledi. Diğerleri Avşar'ın ölüp ölmediğine bakmadan Ömer'i alıp oradan uzaklaştılar. Ömer suç aletini yolda Dicle nehrine attı. Teslim etmeleri gereken aracı Jandarmanın yakınlarında bir yerlere bırakıp, askeri konvoyla köye döndüler. Sanıkların tamamı ilk ifadelerinde özellikle hiçbir yerden talimat almadıklarını, Ömer'in teklif etmesi üzerine kendi insiyatifleri ile maktulü kaçırdıklarını vurguladı.
Olaya tanık olan Mehmet Şerif Avşar'ın kardeşleri ise sanıklardan farklı olarak, polis talep ettiklerinde Mesut Mehmetoğlu ile birlikte işyerine bir şahsın daha geldiğini belirtti. Bu şahıs oldukça düzgün bir Türkçeyle konuşan, sarışın ve sivil giyimli biriydi. Bu yedinci şahıs kimliğini gösterdikten sonra tüm korucular silahını çektiği için olay büyümesin diye düşünen Mehmet Şerif Avşar gitmeyi kabul etti. Avşar'ın iki kardeşi kendi araçlarıyla önde giden iki aracı takip etti ve araçların Jandarma Alay Komutanlığı'na doğru gittiğini gördüler. Mehmet Şerif Avşar'ın da içinde olduğu araç alaya girmeden önce durduruldu ve işyerine gelen yedinci kişinin kimliğini göstermesi üzerine sorunsuz olarak güvenlikten geçti. Avşar kardeşler kapıdaki görevlilere olayı anlatıp şahısların eşgalini verdi ve şikayetçi olduklarını, kardeşlerinin kaçırıldığını söylediler ancak nöbetçi astsubay şikayetlerini savcılığa iletmelerini söyledi. Avşar ailesi tüm gün ve takip eden günlerde savcılık, emniyet, devlet güvenlik mahkemesine başvurdu ancak hiçbir yanıt alamadı.
05.05.1994 tarihinde şikayetçiler 200 kişi arasından 5 korucuyu teşhis etti. Teşhis için gösterilen kişiler arasında Mesut Mehmetoğlu bulunmuyordu. Ancak ertesi gün o da teşhis için getirildi ve sanıkların altısı da tespit edildi. Teşhisin ardından 07.05.1994 günü olay yerine keşif yapıldı. Mehmet Şerif Avşar'ın bedeni başından iki kurşunla vurulmuş, vücudunun yarısı bataklığa gömülü halde Ömer Güngör'ün vurduğunu belirttiği binanın dışında 50 metre ileride bulundu. Binanın içerisinde ise kapı yanında bir miktar kan vardı. Yapılan otopside Avşar'ın ateşli silahla öldürüldüğü, vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlar ve cilt dökülmesi tespit edildi.
Altı sanık aynı ifadeleri savcılıkta da aynı şekilde tekrarladı ancak hiçbirisi yanlarında bulunan yedinci bir kişiden bahsetmedi. Ailenin açık bir şekilde eşgalini verdiği bu yedinci kişiyi savcı soruşturma gereği dahi duymadı.
Savcılık soruşturmasında aynı köyde koruculuk yapan diğer korucuların ve arabanın sahibi olan Ömer Güngör'ün babasının ifadelerini aldı. İfadelerin tamamında Ömer Güngör'ün sakat olduğu, birisini vurabilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca olay tarihinde tedavi için Bursa'da olduğu söylendi.
Savcılık 6 sanığın olay anlatımını birebir gerçek kabul ederek başkaca bir araştırmaya gerek görmedi ve soruşturmayı derinleştirmeden sanıklar Ömer Güngör, Yaşar Güngör, Fevzi Gökçen, Yaşar Günbatı, Aziz Erbey, Zeyyat Akçil ve Mesut Mehmetoğlu hakkında iştirak halinde kasten adam öldürme ve ruhsatsız silah bulundurma suçlaması ile iddianame hazırladı. Tüm sanıklar tutuklandı.
Yargılama aşamasında maktulün ailesi yedinci bir kişi olduğunu ifadelerinde yine vurguladı. Mahkeme süresince korucuların da anlatımları değişmeye başladı. Yanlarında yedinci bir kişi olduğundan, bu kişinin Mesut ile birlikte geldiğinden, Mesut'un ona "müdürüm" diye hitap ettiğinden bahsettiler. Müdahilleri doğrular şekilde bu kişinin Avşar'a kimliğini gösterdiğini ve Avşar'ın kimliği gördükten sonra ikna olarak onlarla geldiğini anlatmaya başladılar. Eşgal olarak sarışın, uzun saçlı ve gözlüklü bir şahsı tarif edip şahsı içlerinden sadece Mesut'un tanıdığını belirttiler. Mesut ise tüm yargılama boyunca yanlarında yedinci bir kişi olduğunu hiçbir şekilde kabul etmedi. Yargılama ilerledikçe korucular ifadelerine ek yapmaya başladı ve Mesut ile yedinci şahsın arabadan Diyarbakır’da inmediği, Fevzi ve Ömer’le birlikte maktulün öldürüldüğü binaya gittikleri ortaya çıktı. Fevzi'nin anlatımına göre Mesut, Ömer ve yedinci şahıs birlikte binaya gittiler, bir süre sonra silah sesleri geldi ve döndüklerinde Mesut Mehmetoğlu Avşar'ı Ömer Güngör'ün öldürdüğünü söyledi. Başlarda maktulü kendisinin öldürdüğünü kabul eden Ömer Güngör ise bir süre sonra ifadesini değiştirerek “Mesut'la yanındaki ismini bilmediğim şahıs Şerif Avşar'ı sorguya götürelim dedi. Yanımıza Fevzi’yi de alarak Silvan yoluna doğru hareket ettik, Mesut ve yanındaki şahıs Şerif'i yıkık binaya götürdüler, onunla konuştular, sonrasında Avşar'ı bu şahısla Mesut'un talimatı üzerine öldürdüm,” dedi.
İfadelerini değiştiren sanıklar, kendilerine hazırlık aşamasında ifadelerin bu şekilde verdirildiğini, yedinci şahsı korumak için böyle yapıldığını düşündüklerini söylediler. Başlarda yedinci şahsın kimliğini saklayan sanıklar zamanla şahsın kimliği hakkında bilgiler vermeye başladı. Uzman çavuş olduğunu ve sanıklar tutuklandıktan bir ay sonra görevinden ayrılarak izini kaybettirdiği bilgisini verdiler. 1994 yılı içerisinde elde edilen tüm bu detaylı bilgilere rağmen, mahkeme çok uzun süre şahsın kimliğini açığa çıkartmak için herhangi bir araştırma yapmadı. Bir süre sonra şahsın isminin Gültekin Sütçü olduğu da sanıklar tarafından açıklandı. Aynı dönemde söz konusu şahsın ismi Susurluk raporunda da Jitemci olarak geçiyordu. Bunun üzerine mahkeme, Kara Kuvvetleri Komutanlığından şahıs hakkında bilgi istedi. Birçok kez tekrarlanan yazışmalarda Komutanlık, mahkemeye bu isimde birisinin tanınmadığı yönünde cevaplar verdi. En sonunda mahkemeye 18.06.1999 tarihinde, Gültekin Sütçü'nün 15.08.1994 tarihinde görevinden ayrıldığı bilgisi verildi.
Yine yargılama aşamasında tüm sanıkların ifadelerini değiştirmesi üzerine mahkeme, sanıkların önceden hazırlanmış ifadeleri imzaladıkları iddiasını araştırmak için söz konusu tutanakları tutan görevlileri tanık olarak dinledi ancak görevliler ifadelerin matbu olduğunu kabul etmedi.
Yargılamanın sonlarına doğru Ömer Güngör ifadesini tamamen değiştirerek kendisinin tetiği de çekmediğini, Mesut Mehmetoğlu ve Gültekin Sütçü'nün Avşar'ı binaya götürdüklerini, orada vurduklarını ve kendisini üstlenmeye zorladıklarını, ölüm korkusuyla suçu üstlenmek zorunda kaldığını beyan etti.
Yargılama sürecinde müdahiller otopside maktulün üzerinde görülen izlerin işkence izi olup olmadığının araştırılmasını talep etti. Adli tıp kurumu söz konusu izlerin sert ve künt bir cisimle vurulması sonucu oluşabileceği yönünde rapor vererek şüpheleri doğruladı.
Yargılama sırasında savcılık ek iddianame düzenleyerek tüm sanıkların hürriyeti tahdid suçundan da yargılanmalarını talep etti.
Yargılama sonucunda mahkeme, Ömer Güngör dışındaki sanıkları cinayetten sorumlu bulmadı ve beraat ettirdi. Beş sanık sadece hürriyeti tahdid suçu nedeniyle sekizer yıl ceza aldı ve iyi hal indirimi ile cezaları 6 yıl 8 aya indirildi. Ömer Güngör hakkında ise tahammüden adam öldürmek suçu için en alt sınır olan 24 yıl cezaya hükmedildi ve iyi hal indirimi yapılarak cezası 20 yıla düşürüldü. Hürriyeti tahdid suçundan ise hüküm tesis edilmedi. Ayrıca tüm sanıklar hakkındaki ruhsatsız silah taşınmak suçlaması, zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile ortadan kalktı.
Mahkeme, kararında, kimliğini tespit ettiği diğer şüpheli ile ilgili ise araştırma yapılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Müdahil vekilleri mahkeme kararının bozulması talebiyle temyize gitti. Yargıtay 5 ay gibi kısa bir sürede 5 sanık açısından kararı onadı; Ömer Güngör'e ise asgari hadden ceza verilmesini yerinde görmeyerek kararı bozdu. Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı. Ömer Güngör bu yargılamada da cinayeti kendisinin işlemediğini tekrar etti. Mahkeme bu defa Ömer Güngör'ü 30 yıl hapse mahkum etti ve bu karar da yargıtayca onandı.
İç hukuk yollarını tüketen müdahiller davayı AİHM'e taşıdı. AİHM yaptığı inceleme sonucunda, 10.07.2001 tarihinde AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem usülden hem esasdan ve etkin başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.
AİHM kararından sonra Gültekin Sütçü hakkındaki soruşturma hareketlendi ve hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Sütçü'nün iş adamı kimliğiyle Bulgaristan'a gidip geldiği tespit edildi ve 28.10.2006 tarihinde Kırklareli sınırından ülkeye giriş yaparken yakalandı. Yakalanmasının ardından Gültekin Sütçü hakkında kasten adam öldürmek suçlamasıyla 25.01.2007 tarihinde dava açıldı.
Müdahil vekili Ağır Ceza Mahkemesinin görevsiz olduğunu belirterek dosyanın örgütlü suçlarla ilgilenen DGM'ye gönderilmesini talep etti. Mahkeme re'sen görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Askeri Mahkemesine gönderdi. Askeri mahkeme ise tek celsede önüne gelen dosyada görevsiz olduğuna karar verip dosyayı uyuşmazlık mahkemesine gönderdi ancak aynı celsede 7 aydır tutuklu olan sanığı da tahliye etti. Uyuşmazlık mahkemesi dosyayı tekrar ağır ceza mahkemesine gönderdi.
Yargılama sırasında diğer davadan hüküm giymiş sanıklar tanık olarak dinlendi. Tamamı tahliye olmuş olan hükümlüler mahkeme önünde şahsın olay günü yanlarında olan kişi olup olmadığından emin olamadıklarını söyledi ancak maktulün kardeşleri sanığı kesin olarak teşhis ettiler. Sanık suçlamaların hiçbirini kabul etmedi. Olayın hemen ardından görevinden ayrılmış olmasının tesadüf olduğunu iddia etti.
Yargılama sonunda Gültekin Sütçü, Ömer Güngör ile iştirak halinde kasten adam öldürmek suçundan 30 yıl ceza aldı ve cezada indirim yapılmadı. Ancak daha önce askeri mahkeme tarafından tahliye edilen sanığın 4616 sayılı erteleme yasasından faydalanacak olması sebebi ile tutuklanmadı. Söz konusu karar 05.12.2008 tarihinde onanarak kesinleşti.
