Behçet Cantürk
person- Image

- Sex
- Male
- Civil status
- Married
- Date body found
- Jan 15, 1994
- Occupation
- Businessmen
- Event description
Per “Memoirs of Behçet Cantürk” penned by journalist Soner Yalçın and indictment bill prepared by the Ankara Chief Public Prosecutor’s Office; born in the Lice district of Diyarbakır, the 40-year-old Behçet Cantürk, was a well-known businessman living in İstanbul. He had been taken into custody several times for various reasons, arrested and then released. A week before his enforced disappearance, his office on the Bağdat Avenue was raided by the police. Behçet and the people working for him were taken to the Yeldeğirmeni Police Station. They were released in two hours.
On 14th January 1994, Behçet left his office and called his wife to tell her that he was coming home, which was 10 minutes away from his work. However, hours passed and there was not any news from Behçet or his driver, Recep Kuzucu. The following day, on 15th January 1994, the tortured bodies of two dead men were discovered in Sakarya province’s Sapanca district. The bodies were identified as Behçet Cantürk and Recep Kuzucu. Cantürk had been killed with a single shot in the temple, while Kuzucu had been shot twice in the head and five times in the chest.
Behçet had received a mysterious phone call on his way home and driven to the Fenerbahçe Social Club. Behçet and Recep were taken from the Club by men in police vests and two cars. The records of the phone call has never been delivered to the court.
The killing of Behçet Cantürk was similar to the murders of other Kurdish businessmen that took place in 1994 after Prime Minister had said publicly “we know those businessmen aiding the PKK and we aim to do something about it”. Following the announcement, news regarding the existence of “a list of Kurdish businessmen to be assassinated” circulated in the media. Later, former intelligence and police officers who turned informants, admitted the existence of such a list. Cantürk and Kuzucu’s killings are included, alongside killings of other Kurdish businessmen, in the Ankara JİTEM case that began at the1st High Criminal Court of Ankara on 16th May 2014.
- Geolocation
Latitude: 40.9818744
Longitude: 29.0576298
- Geolocation
- City
- İstanbul
- District
- Kadıköy
- Date of disappearance
- Jan 14, 1994
- Year of disappearance
- 1994
- Age at the time of disappearance
- Yaş:43Ay:12Gün:13
- Status of the victim
- Discovered dead and returned to the family
- Latest status as suspect in the act
- Faced charges but acquitted, decision taken to appeal
- Type of source material
- Bill of indictment
- Book or newspaper article
- Press release or report of human rights organisations
- Printed or online news
- Report by secret service
- Statement by victim/complainant
- Decision by the prosecution office
- Case dismissed due to statute of limitations
- Name of the court case
- Ankara JITEM Case
- Summary of the legal proceedings
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 01.02.1950 tarihinde doğan Behçet Cantürk, yaşadığı bölgede bilinen tanınan bir iş insanıydı. İstanbul’da yaşıyordu. Farklı tarihlerde çeşitli nedenlerle gözaltına alındı, tutuklandı. Zorla kaybedilip öldürülmesinden bir hafta önce de Behçet Cantürk’ün İstanbul Bağdat Caddesi'ndeki yazıhanesi polisler tarafından basıldı. Behçet Cantürk ve çalışanları Yeldeğirmeni Polis Karakoluna götürüldü. Karakolda yaklaşık iki saat tutulan Cantürk ve çalışanları daha sonra serbest bırakıldı.
Behçet Cantürk, 14 Ocak 1994 günü saat 18.20’de yazıhanesinden eşini arayarak eve erken geleceğini söyledi. Şoförü Recep Kuzucu'yla birlikte arabasına bindi. Yazıhane ile evi arası 10 dakika idi. Aradan saatler geçmesine rağmen Behçet Cantürk’ten de, içinde bulunduğu ve Recep Kuzucu'nun kullandığı 34 HLP 08 plakalı otomobilden de haber alınamadı. Ne otomobilin mobil telefonu, ne de Behçet Cantürk'ün kısa mesafeli el telefonu cevap veriyordu. Ailesi endişe ederek gidebileceği her yeri aradı, haber gönderdi. Emniyet görevlilerine sordu, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e ulaşmaya çalıştı. Ancak tüm bu girişimlerine rağmen o gece Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzucu’dan haber alınamadı.
Bir gün sonra 15 Ocak 1994’te, saat 11.30 sıralarında Sakarya'nın Sapanca ilçesi Kırkpınar kasabası yakınlarında, cansız iki erkek bedeni bulundu. Olay yerine giden polisler, bedenlerden birinin (Behçet Cantürk) şakağına sıkılan tek kurşunla öldürüldüğünü ve 40- 45 yaşlarında olduğunu gördü. İkinci bedenin çevresinde; 9'u MKE, 4'ü Luger yapımı, 13 adet 9 milimetrelik boş kovan ve 2 adet 9 milimetrelik mermi çekirdeği vardı. Kovanların ikisi park yolunun ortasında, ikisi yolun kenarında, diğerleri ise bedenin bulunduğu su tahliye kanalının içindeydi. Şoför Recep Kuzucu kafasından 2, göğsünden 5 kurşun almıştı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu'nun bedenlerine ilk müdahaleyi Sapanca Sağlık Ocağı'ndan pratisyen bir doktor yaptı. Saat 15.00 sıralarında yaptığı otopside, vücudun katılığına göre, cinayetlerin 10-12 saat önce işlenmiş olabileceğini belirtti. Bedenlere başkaca ayrıntılı bir otopsi yapılmadı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun cansız bedenleri Sakarya Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. İstanbul'daki ailelerine haber verildi, aileleri bedenleri teşhis etti ve teslim alarak Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verdi.
Behçet Cantürk, evine giderken gelen esrarengiz bir telefonla Fenerbahçe Orduevi’nin önüne gitmişti. Burada cinayetten sonra hazırlanan tutanaklara göre Cantürk iki yabancı araçla birlikte polis yeleği giymiş kişilerce Sapanca’ya götürülerek, şoförü Recep Kuzucu ile birlikte öldürülmüştü. Sonraki dönemde zorla kaybedilip öldürülmelerini çözecek ‘esrarengiz telefon’ kaydı hiçbir zaman mahkemeye gönderilmedi.
Cinayetin ardından ortaya atılan iddialara göre Behçet Cantürk’ü, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan ve Susurluk kazasında Abdullah Çatlı ile birlikte hayatını kaybeden Hüseyin Kocadağ Fenerbahçe Orduevi’nin önüne çağırmıştı. Cinayetin ardından açılan davada Behçet Cantürk’ün aracında bulunan telefonun konuşma kayıtları Türk Telekom’dan istendi. Ancak mahkemeye sadece 13 Ocak tarihine kadar yapılan telefon görüşmeleri gönderildi.
Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun zorla kaybedilip öldürülmeleri olayı Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım gibi başka Kürt iş insanlarının öldürülme olaylarıyla benzerlikler taşıyordu. Söz konusu cinayetler 1994’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “PKK’yı finans eden işadamlarını biliyoruz. Hesap soracağız,” şeklindeki açıklamasının ardından gerçekleşmişti. “Öldürülecek Kürt İşadamları Listesi” iddiaları Susurluk kazası sonrası MİT’in Başbakanlığa yazdığı raporda da yer aldı. Ayrıca o tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğünde İstihbarat Daire Başkanı olan Hanifi Avcı 7 Şubat 1997 tarihinde 2 cumhuriyet savcısına verdiği ifadede; “Jandarma ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kürt toplumunun belirli üyeleri tarafından PKK’ye sağlanan maddi yardımlardan ötürü kaygılanmaya başladı. Bu durum 1991 ve 1993 arasındaki PKK faaliyet artışının sorumlusu olarak görüldü. Onlar (Jandarma ve MİT) söz konusu sanıkları suçlayabilecek yeterli delillerinin olmadığını hissettiler ve neticesinde bazı Polis, MİT ve Jandarma yetkilileri Kürt toplumunun belirli üyeleriyle mücadelede kullanılacak farklı metotlar hakkında tartışmaya başladılar. Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürü, ve Korkut Eken, Özel Kuvvetler Komutanı, (diğerleri arasında) tarafından özel bir ekip biçimlendirildi. Bu ekip Özel Harekat üyelerinden ve Yaşar Öz dahil, sivillerden oluşmaktaydı. Bu özel ekibin faaliyetleri MİT üyeleri ve Jandarma İstihbarat Şubesi (JİTEM) tarafından bilinmekteydi. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması ve öldürülmesi bu tür faaliyetlerden biridir. Bu kişilerin finansal olarak PKK’ye yardım sağladığı tespit edilmişti. Onların kaçırılması ve öldürülmesinde kullanılan yöntem polis tarafından bilinen mafya veya diğer yer altı organizasyonlarının faaliyetleriyle hiçbir benzerlik taşımıyordu. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması sırasında polis kimlik kartları ve polisiye yöntemler kullanılmıştı, aksi takdirde seyrettikleri güzergahta onları durduracak olan kontrol noktaları varken onları kaçırmak ve öldürmek mümkün olamazdı. Bu kontrol noktaları boyunca gidebilmek yalnızca resmi bir unvanı kullanmakla mümkündür,” dedi. Yine Ergenekon iddianamesinin 228 nolu ek klasöründe yer alan el yazılı itiraflarda da Kürt işadamlarının nasıl öldürüldüklerine dair bilgiler bulunuyordu.
1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava kapsamında tanık olarak ifade veren eski MİT Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, 1994 Nisan ayında Güvenlik Dairesi Başkanı olarak MİT’te görev yaptığını belirterek, “O zaman faili meçhul cinayetlerin birçoğu işlenmişti. Ben MİT’e geldikten sonra tekrar Tarık Ümit ile görüşmeye başladım. Ondan alınan bilgiler vardı. Katıldığı infaz olayları vardı” dedi. Mahkeme başkanının “öldürülecek Kürt işadamları listesini” sorması üzerine Mehmet Eymür, Tarık Ümit’in kendisine ilk olarak 29 kişilik liste verdiğini söyledi. “Bu listedekilerin çoğu Güneydoğulu, Kürt kökenli işadamlarıydı. Listede o tarih itibariyle öldürülenler vardı. Tarık Ümit, bazılarını kendisinin infaz ettiğini söyledi” dedi. Eymür, duruşmada Tarık Ümit’in verdiği 54 kişinin isimlerini okudu. Mahkemeye ayrıca sunduğu listede yer alan isimler arasında Behçet Cantürk de vardı. Tarık Ümit’in bu isimlerin PKK’ye yardım eden işadamaları olduğunu söylediğini ifade eden Eymür, “Söylendiğine göre bunların pasifize edilmesi için üst makamlardan emir alınmış,” dedi. O dönem özel bir suç ekibinin oluşturulduğunu anlatan Eymür, “Arasında eski ülkücüler vardı. Bunlar cinayet ve haraç gibi işlere girmişlerdi. Mehmet Ağar’a bağlı olan bu grubu İbrahim Şahin ve Korkut Eken sevk ve idare ediyordu. Bunlara emniyet tarafından yeşil pasaport verildi. Bunları suç örgütü olarak nitelendirebiliriz,” dedi.
“Öldürülecek Kürt işadamları listesi” Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin 26 Eylül 1995’teki bir haberi sonrası da dava konusu oldu. Tansu Çiller başbakanlığındaki 50. hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Ziya Halis’le ilgili “Çalışma Bakanı’na PKK suçlaması”, “Ziya Halis’in adı İçişleri Bakanlığının PKK ilişkili sakıncalı işadamları listesinde yer alıyor” başlıklarıyla haberler yayımlandı. Halis’in açtığı davada İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık genelgesi ve MİT Kanunu uyarınca alınan duyumlar ve Genelkurmay Başkanlığı’nca intikal ettirilen bilgiler doğrultusunda raporun hazırlandığını, ancak bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatine ilişkin olması nedeniyle mahkemeye gönderilemeyeceğini bildirdi. 1995’teki dava sürecinde mahkemeye gönderilmeyen bu rapor, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı’ndan soruldu. Dönemin Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı (emekli) Tümgeneral Mehmet Çörten, Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliği’ne verdiği yanıtta, söz konusu raporun komutanlık tarafından hazırlanmadığını, istihbarat başkanlığı arşivinde yapılan araştırmada içerik açısından raporla benzerlik gösteren “Müteahhit Çizelgesi” başlıklı “gizli” ibareli 14 sayfalık çizelgenin bulunduğunu söyledi. Çörten, çizelgede 220 kişinin isminin yer aldığını, 26 Eylül 1995’teki Yeni Yüzyıl gazetesinde yer alan haberdeki 176 kişinin isminin, ilk 106’sı aynı sıra ile olmak üzere, tamamının adının da çizelgede yer aldığını kaydetti.
Ankara’daki faili meçhul cinayetlerle ilgili dava dosyasına giren çizelgenin, “Sıra Numarası”, “Adı Soyadı”, “İçişleri Bakanlığı”, “Genelkurmay Başkanlığı”, “Jandarma Genel Komutanlığı”, “Diğerleri” şeklindeki 6 sütundan oluştuğu görüldü. Çizelgedeki isimlerin bazılarının yanında, “Emn. Gn. Md. listesinde mevcut”, “Gn. Kur. Bşk. gönderildi” gibi notların yer aldığı görüldü. Çizelgede, Yeni Yüzyıl’ın haberindeki Halis’in adının da 61. sırada yer aldığı görüldü. 20 yıl sonra ortaya çıkan liste ile ilgili Halis, şunları söyledi: “O dönemde jandarmanın istihbaratına dayalı bir rapor hazırlanmıştı ve bu rapor sızdırılmıştı. Ben Bakan olmadan önce Milli Güvenlik Kurulu’nda, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde listelerin yapıldığı, Behçet Cantürk, Yaşar Kaya gibi bazı isimlerin kırmızı kalemle, bazılarının yeşil kalemle işaretlendiği söyleniyordu. Bu listelerden Cumhurbaşkanı’nın da haberinin olduğu söyleniyordu. Ben bunları çok ciddiye almadım ama 1995 yılında Bakanlığım sırasında özellikle de grev ertelemelerine karşı çıktığım ve DİSK ile Birleşik Metal-İş arasındaki sözleşme uyuşmazlığına el koyduğum için bu liste bana gözdağı vermek amaçlı sızdırılmıştı. Tansu Çiller de birtakım işadamlarının listesi elimizde diyordu. Liste manşet olunca dava açtım. 1995’teki dava sürecinde bu rapor gizlilik gerekçesiyle mahkemeye sunulmadı. Mahkeme, İçişleri Bakanlığını o dönemin parasıyla 100 bin lira tazminata mahkum etti. O yıllarda hakikaten doğru yanlış, birçok insan fişlendi, öldürüldü, bazıları da sıradaydı. Bence liste bu. Açıkça Jandarma Genel Komutanlığı itiraf etmiş. O liste yok ama benzeri bir liste var diye. Peki bu liste ne arıyor orada? Bu liste o liste. Yeni Yüzyıl’da yayınlanan liste. Jandarma da yaptı bunu, emniyet de yaptı. Emniyet’te de bu listenin benzerinin olması lazım.”
1990’lı yıllarda Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun yanı sıra aralarında Behçet Cantürk’ün yakını müteahhit Fevzi Aslan ile kardeşi Şahin Aslan, Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat, Medet Serhat’ın şoförü İsmail Karaalioğlu, Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın, avukat Yusuf Ekinci, avukat Faik Candan, Müfettiş Namık Erdoğan, işadamları Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, İranlı Lazem Esmaeli ve Asger Simitko, ANAP’lı Keskin İlçe Başkanı Metin Vural’ın da bulunduğu 19 kişi yargısız ve keyfi infazlara kurban gitti. İlgili dava, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.