Behçet Cantürk
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 15 Oca 1994
- Meslek
- İş insanı
- Olay Özeti
Gazeteci Soner Yalçın tarafından kaleme alınan “Behçet Cantürk’ün Anıları” adlı kitapta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2011/129 soruşturma numarasıyla hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere ve çeşitli gazetelerde yer alan haberlere göre; Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1 Şubat 1950 tarihinde doğan Behçet Cantürk, bölgede bilinen tanınan bir iş insanıydı. İstanbul’da yaşıyordu. Farklı tarihlerde çeşitli nedenlerle gözaltına alındı, tutuklandı. Zorla kaybedilip öldürülmesinden bir hafta önce de Behçet Cantürk’ün İstanbul Bağdat Caddesi'ndeki yazıhanesi polisler tarafından basıldı. Behçet Cantürk ve çalışanları Yeldeğirmeni Polis Karakoluna götürüldü. Karakolda yaklaşık iki saat tutulan Cantürk ve çalışanları daha sonra serbest bırakıldı.
Behçet Cantürk, 14 Ocak 1994 günü saat 18.20’de yazıhanesinden eşini arayarak eve erken geleceğini söyledi. Şoförü Recep Kuzucu ile birlikte arabasına bindi. Yazıhane ile evi arası 10 dakika idi. Aradan saatler geçmesine rağmen Behçet Cantürk’ten de, içinde bulunduğu ve Recep Kuzucu'nun kullandığı 34 HLP 08 plakalı otomobilden de haber alınamadı. Ne otomobilin mobil telefonu, ne de Behçet Cantürk'ün kısa mesafeli el telefonu cevap veriyordu. Ailesi endişe ederek gidebileceği her yeri aradı, haber gönderdi. Emniyet görevlilerine sordu, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e ulaşmaya çalıştı. Ancak tüm bu girişimlerine rağmen o gece Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzucu’dan haber alınamadı.
Bir gün sonra 15 Ocak 1994’te, saat 11.30 sıralarında Sakarya'nın Sapanca ilçesi Kırkpınar kasabası yakınlarında, cansız iki erkek bedeni bulundu. Olay yerine giden polisler, bedenlerden birinin (Behçet Cantürk) şakağına sıkılan tek kurşunla öldürüldüğünü ve 40-45 yaşlarında olduğunu gördü. İkinci bedenin çevresinde dokuzu MKE, dördü Luger yapımı, 13 adet dokuz milimetrelik boş kovan ve iki adet dokuz milimetrelik mermi çekirdeği vardı. Kovanların ikisi park yolunun ortasında, ikisi yolun kenarında, diğerleri ise bedenin bulunduğu su tahliye kanalının içindeydi. Şoför Recep Kuzucu kafasından iki, göğsünden beş kurşun almıştı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu'nun bedenlerine ilk müdahaleyi Sapanca Sağlık Ocağı'ndan pratisyen bir doktor yaptı. Saat 15.00 sıralarında yaptığı otopside, vücudun katılığına göre, cinayetlerin 10-12 saat önce işlenmiş olabileceğini belirtti. Bedenlere başkaca ayrıntılı bir otopsi yapılmadı. Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun cansız bedenleri Sakarya Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. İstanbul'daki ailelerine haber verildi, aileleri bedenleri teşhis etti ve teslim alarak Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verdi.
Behçet Cantürk, evine giderken gelen esrarengiz bir telefonla Fenerbahçe Orduevi’nin önüne gitmişti. Burada cinayetten sonra hazırlanan tutanaklara göre Cantürk iki yabancı araçla birlikte polis yeleği giymiş kişilerce Sapanca’ya götürülerek, şoförü Recep Kuzucu ile birlikte öldürülmüştü. Sonraki dönemde zorla kaybedilip öldürülmelerini çözecek “Esrarengiz telefon kaydı” hiçbir zaman mahkemeye gönderilmedi. Cinayetin ardından ortaya atılan iddialara göre Behçet Cantürk’ü, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan ve Susurluk kazasında Abdullah Çatlı ile birlikte hayatını kaybeden Hüseyin Kocadağ, Fenerbahçe Orduevi’nin önüne çağırmıştı. Cinayetin ardından açılan davada Behçet Cantürk’ün aracında bulunan telefonun konuşma kayıtları Türk Telekom’dan istendi. Ancak mahkemeye sadece 13 Ocak tarihine kadar yapılan telefon görüşmeleri gönderildi.
Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun zorla kaybedilip öldürülmeleri olayı Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım gibi başka Kürt iş insanlarının öldürülme olaylarıyla benzerlikler taşıyordu. Söz konusu cinayetler 1994’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in “PKK’yı finanse eden işadamlarını biliyoruz. Hesap soracağız,” şeklindeki açıklamasının ardından gerçekleşmişti. “Öldürülecek Kürt İşadamları Listesi” iddiaları Susurluk kazası sonrası MİT’in Başbakanlığa yazdığı raporda da yer aldı. Ayrıca dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı 7 Şubat 1997 tarihinde iki cumhuriyet savcısına verdiği ifadede “Jandarma ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kürt toplumunun belirli üyeleri tarafından PKK örgütüne sağlanan maddi yardımlardan ötürü kaygılanmaya başladı. Bu durum 1991 ve 1993 arasındaki PKK faaliyet artışının sorumlusu olarak görüldü. Onlar (Jandarma ve MİT) söz konusu sanıkları suçlayabilecek yeterli delillerinin olmadığını hissettiler ve neticesinde bazı Polis, MİT ve Jandarma yetkilileri Kürt toplumunun belirli üyeleriyle mücadelede kullanılacak farklı metotlar hakkında tartışmaya başladılar. Emniyet Genel Müdürü ve Özel Kuvvetler Komutanı, (diğerleri arasında) tarafından özel bir ekip biçimlendirildi. Bu ekip Özel Harekat üyelerinden ve sivillerden oluşmaktaydı. Bu özel ekibin faaliyetleri MİT üyeleri ve Jandarma İstihbarat Şubesi (JİTEM) tarafından bilinmekteydi. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması ve öldürülmesi bu tür faaliyetlerden biridir. Bu kişilerin finansal olarak PKK’ye yardım sağladığı tespit edilmişti. Onların kaçırılması ve öldürülmesinde kullanılan yöntem polis tarafından bilinen mafya veya diğer yer altı organizasyonlarının faaliyetleriyle hiçbir benzerlik taşımıyordu. Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması sırasında polis kimlik kartları ve polisiye yöntemler kullanılmıştı; aksi takdirde seyrettikleri güzergahta onları durduracak olan kontrol noktaları varken onları kaçırmak ve öldürmek mümkün olamazdı. Bu kontrol noktaları boyunca gidebilmek yalnızca resmi bir unvanı kullanmakla mümkündür,” diye iddia etti. Yine Ergenekon İddianamesinin 228 nolu ek klasöründe yer alan el yazılı itiraflarda da Kürt işadamlarının nasıl öldürüldüklerine dair bilgiler bulunuyordu.
1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında tanık olarak ifade veren eski MİT Kontr-Terör Dairesi Başkanı, 1994 Nisan ayında Güvenlik Dairesi Başkanı olarak MİT’te görev yaptığını belirterek, “O zaman faili meçhul cinayetlerin birçoğu işlenmişti. Ben MİT’e geldikten sonra tekrar Tarık Ümit ile görüşmeye başladım. Ondan alınan bilgiler vardı. Katıldığı infaz olayları vardı,” dedi. Mahkeme başkanının “Öldürülecek Kürt işadamları listesi” hakkında soru sorması üzerine ise, Tarık Ümit’in kendisine ilk olarak 29 kişilik liste verdiğini söyledi. “Bu listedekilerin çoğu Güneydoğulu, Kürt kökenli işadamlarıydı. Listede o tarih itibariyle öldürülenler vardı. Tarık Ümit, bazılarını kendisinin infaz ettiğini söyledi,” dedi. Eski daire başkanı, duruşmada Tarık Ümit’in verdiği 54 kişinin isimlerini okudu. Mahkemeye ayrıca sunduğu listede yer alan isimler arasında Behçet Cantürk de vardı. Tarık Ümit’in bu isimlerin PKK’ye yardım eden işadamaları olduğunu söylediğini öne süren Eymür, “Söylendiğine göre bunların pasifize edilmesi için üst makamlardan emir alınmış,” dedi. O dönem özel bir suç ekibinin oluşturulduğunu anlatan eski daire başkanı, “Arasında eski ülkücüler vardı. Bunlar cinayet ve haraç gibi işlere girmişlerdi. Emniyet müdürüne bağlı olan bu grubu İ.Ş. ve K.E. sevk ve idare ediyordu. Bunlara emniyet tarafından yeşil pasaport verildi. Bunları suç örgütü olarak nitelendirebiliriz,” iddiasında bulundu.
“Öldürülecek Kürt işadamları listesi” Yeni Yüzyıl gazetesinin 26 Eylül 1995’teki bir haberi sonrası da dava konusu oldu. Tansu Çiller başbakanlığındaki 50. Hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Ziya Halis ile ilgili “Çalışma Bakanına PKK suçlaması”, “Ziya Halis’in adı İçişleri Bakanlığının PKK ilişkili sakıncalı işadamları listesinde yer alıyor” başlıklarıyla haberler yayımlandı. Halis’in açtığı davada İçişleri Bakanlığı; Başbakanlık Genelgesi ve MİT Kanunu uyarınca alınan duyumlar ve Genelkurmay Başkanlığınca intikal ettirilen bilgiler doğrultusunda raporun hazırlandığını, ancak bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatine ilişkin olması nedeniyle mahkemeye gönderilemeyeceğini bildirdi. 1995’teki dava sürecinde mahkemeye gönderilmeyen bu rapor, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında Jandarma Genel Komutanlığından soruldu. Dönemin Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı emekli Tümgeneral Mehmet Çörten, Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğine verdiği yanıtta, söz konusu raporun komutanlık tarafından hazırlanmadığını, istihbarat başkanlığı arşivinde yapılan araştırmada içerik açısından raporla benzerlik gösteren “Müteahhit Çizelgesi” başlıklı “Gizli” ibareli 14 sayfalık çizelgenin bulunduğunu söyledi. Çörten, çizelgede 220 kişinin isminin yer aldığını, 26 Eylül 1995’teki Yeni Yüzyıl gazetesinde yer alan haberdeki 176 kişinin isminin, ilk 106’sı aynı sıra ile olmak üzere, tamamının adının da çizelgede yer aldığını kaydetti.
Ankara’daki faili meçhul cinayetlerle ilgili dava dosyasına giren çizelgenin, “Sıra Numarası”, “Adı Soyadı”, “İçişleri Bakanlığı”, “Genelkurmay Başkanlığı”, “Jandarma Genel Komutanlığı”, “Diğerleri” şeklindeki altı sütundan oluştuğu görüldü. Çizelgedeki isimlerin bazılarının yanında, “Emn. Gn. Md. listesinde mevcut”, “Gn. Kur. Bşk. gönderildi” gibi notların yer aldığı görüldü. Çizelgede, Yeni Yüzyıl gaztesinin haberindeki Halis’in adının da 61. sırada yer aldığı görüldü. 20 yıl sonra ortaya çıkan liste ile ilgili Halis, şunları söyledi: “O dönemde jandarmanın istihbaratına dayalı bir rapor hazırlanmıştı ve bu rapor sızdırılmıştı. Ben bakan olmadan önce Milli Güvenlik Kurulunda, Emniyet Genel Müdürlüğünde listelerin yapıldığı, Behçet Cantürk, Yaşar Kaya gibi bazı isimlerin kırmızı kalemle, bazılarının yeşil kalemle işaretlendiği söyleniyordu. Bu listelerden cumhurbaşkanının da haberinin olduğu söyleniyordu. Ben bunları çok ciddiye almadım ama 1995 yılında bakanlığım sırasında özellikle de grev ertelemelerine karşı çıktığım ve DİSK ile Birleşik Metal-İş arasındaki sözleşme uyuşmazlığına el koyduğum için bu liste bana gözdağı vermek amaçlı sızdırılmıştı. Tansu Çiller de birtakım işadamlarının listesi elimizde diyordu. Liste manşet olunca dava açtım. 1995’teki dava sürecinde bu rapor gizlilik gerekçesiyle mahkemeye sunulmadı. Mahkeme, İçişleri Bakanlığını o dönemin parasıyla 100 bin lira tazminata mahkum etti. O yıllarda hakikaten doğru yanlış, birçok insan fişlendi, öldürüldü, bazıları da sıradaydı. Bence liste bu. Açıkça Jandarma Genel Komutanlığı itiraf etmiş. O liste yok ama benzeri bir liste var diye. Peki bu liste ne arıyor orada? Bu liste, o liste. Yeni Yüzyıl’da yayınlanan liste. Jandarma da yaptı bunu, emniyet de yaptı. Emniyette de bu listenin benzerinin olması lazım.”
1990’lı yıllarda Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu’nun yanı sıra aralarında Behçet Cantürk’ün yakını müteahhit Fevzi Aslan ile kardeşi Şahin Aslan, Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat, Medet Serhat’ın şoförü İsmail Karaalioğlu, Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın, avukat Yusuf Ekinci, avukat Faik Candan, Müfettiş Namık Erdoğan, işadamları Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, İranlı Lazem Esmaeli ve Asger Simitko, ANAP’lı Keskin İlçe Başkanı Metin Vural’ın da bulunduğu 19 kişi yargısız ve keyfi infazlara kurban gitti.
- Konum
Enlem: 40.9818744
Boylam: 29.0576298
- Konum
- Şehir
- İstanbul
- İlçe
- Kadıköy
- Kaybedilme Tarihi
- 14 Oca 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 43
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Araştırma yazısı/kitabı
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İfade tutanağı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- MİT raporu
- Soruşturma Sonucu
- Dava zamanaşımı nedeniyle düştü
- Dava Adı
- Ankara JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2013 yılında başlatıldı. 20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Eski emniyet müdürünün, Özel Harekat Dairesi başkan vekilinin, emekli yarbayın ve özel harekat polislerinin “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
İlk duruşması 16 Mayıs 2014’te görülen ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sundu. 3 Temmuz 2015 tarihli duruşmada Susurluk Raporu’nu hazırlayan, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş; 20 Kasım 2015 tarihli duruşmada ise eski Emniyet Müdürü ve Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu tanık olarak ifade verdiler. 26 Şubat tarihli duruşmaya sanıklardan yalnızca itirafçı özel harekat polisi Ayhan Çarkın katıldı. Sırasıyla Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Halil Tuğ, Bilgi Ünal, Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Fikri Sağlar ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin gelen ihbarı tutanak altına alan dönemin Cinayet Büro memuru Lütfullah Uzun; bu ihbar üzerine özel harekat polislerinin gözaltına alınmasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik Büro Amiri Şükrü Pekgil; “Ölüm Listesi”nde adı olduğu fakat emniyet genel müdürü ile görüşerek adını listeden çıkarttırdığı idddia edilen iş insanı Vekin Aktan tanık olarak dinlendi. Sanık Emekli Tuğgeneral adresinde tespit edilemediği dolayısıyla tebligat ulaştırılamadığından tanık olarak ifade vermedi. Sanıklardan Mahmut Yıldırım’ın (Yeşil kod adlı) eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür tarafından yapılan sorgusunun “Gizli” ibareli tutanağı okundu. Özel harekat polislerini gözaltına alan Akın Kızıloğlu ve Şentürk Demirel’in tanık olarak dinlenmesine, İsmet Berkan, Mesut Yılmaz, Tanıl Tekin hakkında çağrı belgesi çıkarılmasına ve SEGBİS ile beyanlarının alınmasına karar verildi.
11 Kasım 2016 tarihli duruşmada gazeteci Uğur Dündar ve Yaman Namlı tanık olarak SEGBİS aracılığıyla ifade verdi. Ara kararlarda eski Başbakan Mesut Yılmaz, gazeteci Emin Demirel, Mümtazer Türköne, Fikri Sağlar ve Orhan Taşanlar’ın tanık olarak ifadelerine başvurulmasına; katılan vekilleri gazeteci İsmet Berkan’ın dinlenmesinden vazgeçtiklerini bildirdiklerinden, dinlenmesine yer olmadığına; “2. MİT Raporu” olarak bilinen ve Aydınlık gazetesinde yayınlandığı söylenen raporun İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, Susurluk Raporu’na ilişkin kaydın da Kanal D’den tekrar istenmesine; Akın Kızıloğlu, Şentürk Demiral ve Veli Küçük’ün adreslerinin tespitine; Mehmet Eymür’ün ifadelerinde adı geçen ve İngiltere’de öldürüldüğü anlaşılan Mehmet Kaygısız soruşturmasının evraklarının istenmesine karar verildi.
10 Şubat 2017 tarihli duruşmada eski Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, dönemin Cinayet Büro Amiri Şentürk Demiral, Gasp Büro Amiri Akın Kızıloğlu, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne ve Doğan Özkan tanık olarak dinlendi. Mahkeme Fikri Sağlar’ın tekrar çağrı belgesi ile tanık olarak çağrılmasına; Mesut Yılmaz’ın bir sonraki duruşma SEGBİS yöntemiyle dinlenecek şekilde hazır edilmesine; gizli tanıklar “Emek” ve “Ayışığı”nın dinlenmesi yönündeki talebin dinlenecek tanık sayısı göz önüne alınarak daha sonra değerlendirilmesine karar verdi.
5 Mayıs 2017 tarihli duruşmada Fevzi Türkeri ve Nur İnuğur tanık olarak ifade verdi. Sanık özel harekat polisi ve tanık olarak dinlenmesi beklenen isimlerden gazeteci Emin Demirel SEGBİS bağlantısı kurulamadığından, Veli Küçük istirahat raporu sunduğundan, Mesut Yılmaz ve Fikri Sağlar ise duruşmaya katılmadıklarından dinlenemediler. Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller ise avukatları aracılığıyla tanıklık talebinin “Abesle iştigal” olduğunu, katılan avukatlarının yazılı sorularına yazılı olarak yanıt verebileceklerini bildiren bir dilekçeyi mahkemeye sundu. Ancak savcı huzurda dinlenmeleri yönünde mütalaa verdi, mahkeme heyeti de SEGBİS aracılığıyla dinlenmeleri için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine yazılmasına karar verdi.
15 Eylül 2017 tarihli duruşmaya Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller mazeret bildirerek katılmadı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve gazeteci Emin Demirel SEGBİS aracılığıyla tanık olarak ifade verdi. Fikri Sağlar’a tanık olarak dinlenilmesi için SMS yoluyla bilgi verilmesine, dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz’ın SEGBİS yoluyla dinlenmesi için talimat yazılmasına, daha önceki ara kararlara rağmen Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller’in dinlenmesine bu aşamada gerek olmadığına karar verildi.
22 Aralık 2017 tarihli duruşmada dinlenmesi kararlaştırılan tanıklar ya hazır bulunmamaları ya da SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle dinlenemediler. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller’in tanık olarak dinlenmesi talebi 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada ifade veren dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin beyanları kastedilerek “Dönemlerinde işlenen cinayetlerin faillerinden birebir haberdar olmayacaklarının açık olması, aradan geçen zamanın dönemin içişleri bakanının dahi haberdar olmadığının mahkemece alınan ifadesinde belirtmiş olması” gerekçesiyle reddedildi. Katılan avukatlarına esas hakkında beyanlarını sunmaları için bir ay süre verilmesinin ardından bir sonraki duruşma da yakın bir tarihe ertelendi.
2 Şubat 2018 tarihli duruşmada Susurluk kazasından hemen sonra kurulan Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar tanık olarak verdiği ifadede dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın talimatıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nun bir bölümünün dönemin koalisyon hükümeti liderlerinin kararıyla “Devlet Sırrı” ilan edilerek çıkartıldığını; özellikle bütün ekleriyle birlikte edinilmesi halinde raporda davaya ilişkin aydınlatıcı bilgilere ulaşılabileceğini söyledi. Mahkeme, Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazılan rapor cevabının beklenmesine, rapor incelendikten sonra Mesut Yılmaz’ın tanık olarak dinlenmesine yer olmadığına ilişkin ara karardan vazgeçilmesi talebinin düşünülmesine karar verdi.
4 Mayıs 2018 tarihli duruşmada mahkemenin defalarca “Ekleriyle birlikte” istediği Başbakanlık Teftiş Kurulu Susurluk Raporu’nun ön yazısında belirtildiği üzere “‘Devlet Sırrı” niteliğindeki bilgilerin çıkarılmış yani “Eksiz” fotokopisinin gönderilmiş olduğu görüldü.
2 Ekim 2018 tarihli duruşma gizli tanık “Emek”in dinleneceği gerekçesiyle gizli yapıldı. Katılan avukatlarının gizli tanığın sesinin algılanamadığını, dolayısıyla soru sormaya uygun bir ortam olmadığını belirtti. 31 Ocak 2019 tarihli duruşmada “Ayışığı” isimli gizli tanığın bulunamadığı belirtildi. Katılan avukatları bu duruma “Sanıklar aleyhine beyanda bulunacağı için bulunamıyor” diyerek tepki gösterdi. 5 Nisan 2019 tarihli son duruşmada katılan vekillerinin tanık dinlenmesi yönündeki talepleri ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezi’nin davaya müdahillik talebi reddedildi. 10 Mayıs 2019 tarihli duruşmada ise katılan vekillerine esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için ek süre verildi. 4 Temmuz 2019 tarihli son duruşmada duruşma savcısının değiştiği görüldü.
20 Eylül 2019 günü görülen duruşmada katılan avukatları kovuşturmanın genişletilerek, Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenilmesine; Kutlu Savaş’ın hazırladığı Teftiş Kurulu Raporu’nun ve eklerin getirilmesi talebinde bulundu.
13 Aralık 2019‘da görülen karar duruşmasında, Ahmet Demirel’in ölmüş olması nedeniyle hakkındaki davanın düşmesine; Maktuller Lazem Esmaeili ve Asker Smitko’nun öldürülmesi ile ilgili sanık Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın yakalanamamış olması nedeniyle tefrik edilmesine (Dosyanın yalnızca bu maktuller yönünde ayrılmasıyla davanın bu iki cinayet eylemi bakımından devam etmesine); diğer tüm maktullerin (Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Faik Candan, Abdulmecit Baskın, Tarık Ümit) öldürülmeleri ile ilgili eylemlerden tüm sanıkların beraatlerine karar verildi.
5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, istinaf itirazları üzerine beraat hükmünü bozdu ve dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi. Bozma gerekçesi olarak; Sanık Enver Ulu’nun sorgusu yapılmadan eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hükme esas alınan deliller ile dosya kapsamında bulunmasına rağmen gerekçeli kararda zikredilmediğinden zımnen reddedildiği değerlendirilen delillerin genel soyut ifadelerle açıklanması ve/veya hiç tartışılmaması yerine, istinaf denetimine olanak verecek sekilde iddiaya konu olaylar bakımından ayrı ayrı tartışılıp değerlendirilmesi ve açıkça karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bazı delillerin yargılamada tartışılmaması, Sanık Ayhan Çarkın’ın beyanlarının diğer deliller ve maddi olgular ile birlikte tartışılmaması, olayda ele geçirilen kovan ve mermilerin menşei, kullanımlarına ilişkin aidiyetleri, bunların ve diğer maddi olguların birbiri ile ilişkisinin, faillerinin, hedef alınan maktullerinin, organizasyon ve netice arasında irtibat bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi ve bazı usule dair eksiklikler nedeniyle sanıklar hakkında kasten insan öldürme suçundan verilen beraat hükümlerinin bozulmasına karar verildi.
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dosyada bozma kararı sonrası ilk duruşma 15 Ekim 2021 günü görüldü. Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada ilk derece mahkemesi dosyada Abdülmecit Baskın ve Behçet Cantürk hakkında zamanaşımından düşme kararı verdi. Sanıklardan yalnızca Ayhan Çarkın katıldı ve diğer sanıklarla yüzleşmek istediğini beyan etti. Mahkeme başkanı duruşma öncesi İstinaf bozma ilamına cevaben hazırladığı metni, duruşmada tarafların avukatlarına verdi. Bu uygulamanın usulde yeri olmadığına ve hakimin tarafsızlığını zedelediğine ilişkin itirazlar karşılık bulmadı. Sanıkların duruşmalardan vareste tutulması kararlarının kaldırılması, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’in dinlenmesi ve Ayhan Çarkın’ın sanıklarla yüzleşme talepleri reddedildi.
21 Ocak 2022 günü görülen duruşmada sanık Enver Ulu SEGBİS ile dinlendi ve Ayhan Çarkın ile herhangi bir husumeti olmadığını ve cinayetleri işlemediğini savundu. Katılan vekilleri İstinaf Mahkemesinin bozma kararında belirtilen eksikliklerin yerine getirilmediğini, ilk duruşmada mahkemenin bozma ilamına karşı hazırlayıp verdiği yazılı cevabın, mahkemenin araştırma yapma niyetinde olmadığını gösterdiğini ifade etti.
22 Nisan 2022 tarihli duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünün gönderdiği yazıda 22 Eylül 1994’te toplamda 430 adet Uzi marka silahın kayıtlara giriş yaptığının anlaşıldığı, silahlardan 39’unun incelenmek üzere polis kriminal laboratuvarına gönderildiği, sekiz adetinin 11 olayla irtibatlı olduğunun anlaşıldığı, Parabellum marka mermilerin imal yılının 1902 olduğu, Uzi marka silahların imal yılının ise 1950 olduğu, bundan hareketle Parabellum marka mermilerinin Uzi marka tabanca dışındaki silahlarla da kullanılabildiği zapta geçti. Emniyet Genel Müdürlüğü Destek Hizmet Daire Başkanlığının 4 Nisan 2022 tarihli yazı içeriği ile daha önceki 1 Nisan 2011, 29 Mart 2011, 6 Ocak 1997, 28 Kasım 1997 tarihli müzekkere içeriğindeki aykırılığın sorulmasına, Kutlu Adalı dosyasının getirilmesinin dosyaya tesiri bulunmayacağı ayrıca uzun zaman alacağı anlaşılmakla celbine yer olmadığına, 39 Uzi marka silah dışındaki emniyet kuvvetine kayıtlı diğer silahların balistik incelemesinin yaptırılmasına yer olmadığına karar verildi.
24 Haziran 2022 tarihinde görülen son duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünden gönderilen belgeler, Hospro firması tarafından hibe görüntüsü altında gönderilen 280 Uzi marka tam otomatik silah ve özel ekipmanların davanın sanıklarından, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in talimatıyla, sayım yapılmadan Özel Harekat Şube Müdürlüğünün Antalya ve Ankara Gölbaşı’ndaki tesislerine gönderildiğini ortaya koydu. Daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı ve bu nedenle taraflara esas hakkında beyanda bulunmak için süre verilmesine karar verildi.
Dava daha sonra 16 Eylül 2022 tarihindeki duruşmada ve sonra tekrar 20 Ocak 2023 tarihindeki duruşmada, bu kez de savcı değişikliği sebebiyle, uzadı. Davada savcı değişikliği olmasa 20 Ocak 2023 duruşmasında mütalaanın açıklanması bekleniyordu. 10 Mart 2023 gününe ertelenen davada, yeniden sanık müdafilerine esas hakındaki savunmaları; katılan ve katılan vekillerine ise esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için süre verildi.
26 Mayıs 2023 tarihindeki duruşmada tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. İkinci kez İstinaf Mahkemesi önüne gelen karar, bu kez Ankara İstinaf Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından onaylandı ve dosya 2024 yılı itibariyle Yargıtay önünde bekliyor.