Türkiye'de Zorla Kaybedilenler
TÜRKİYE’DE ZORLA KAYBETME SUÇU
Tarihsel Arka Plan
Türkiye’de zorla kaybetme olgusu 12 Eylül 1980 darbesi ile başlamış değil; tarihçe 24 Nisan 1915 günü 262 Ermeni entelektüelin evlerinden alınması ve çok büyük bir kısmının akıbetinin belirsiz kalmasına kadar geri götürülebilir. Yine Sabahattin Ali gibi, Ermeni Soykırımı sonrası kimi önemli tekil örnekler bu fenomenin devletin bilgisi dahilinde olduğunu ve “ihtiyaç halinde” başvurulduğunu ortaya koyuyor. Ancak zorla kaybetme olgusunun yaygın bir devlet şiddeti biçimi olarak kullanılması 12 Eylül 1980 darbesinden sonra başlıyor.
1980 askeri darbesi sonrası silahlı sol örgütlerin üyesi oldukları iddiasıyla pek çok öğrenci, emekçi, gazeteci, işsiz ve sendikacı Türkiye’nin dört bir tarafında zorla kaybedildi; girdikleri askeri binalardan veya emniyet müdürlüklerinden bir daha çıkamadılar. Bu kesim zorla kaybedilenlerin ilk kategorisini oluşturur. Devam eden yıllarda zorla kaybetme suçu özellikle 1990’lı yıllarda Kürt meselesi ekseninde şiddetlenen ve derinleşen silahlı çatışmanın bir sonucu olarak yaygın ve sistematik biçimde uygulandı.
1993 yılından itibaren dönemin Milli Güvenlik Kurulu tarafından açıklanan “Alan Hakimiyeti ve PKK’yı Bölgede Barındırmama” kararı sonrası özel bir güvenlik stratejisi yürürlüğe konuldu. Daha gözü kara özel harp stratejilerinin hayata geçirilerek köylerin ve diğer yerleşim yerlerinin zorla boşaltılması, “faili meçhul” cinayetler [yasadışı ve keyfi infazlar] ile zorla kaybetmelerin çok belirgin bir biçimde artması bu yeni güvenlik stratejisi sonrasında oldu. Olağanüstü Hal bölgesinde yaşayan ve Kürt siyasi hareketinin yerel önderleri diyebileceğimiz gazeteci, hak savunucusu, siyasi parti yöneticisi, avukat gibi farklı mesleklerden kişilerin kaybedilmesi zorla kaybetme stratejisinin hedef aldığı ikinci kategoriyi oluşturuyor. Üçüncü kategori ise Olağanüstü Hal bölgesinde yaşayan ve bir biçimiyle “sadık vatandaş” olmadığı tespit edilen herkesten oluşan kalabalık bir grup; veritabanında hikayelerini okudukça göreceğiniz ve çiftçiler, çobanlar, esnaflar, serbest meslek erbapları, öğrenciler ve daha pek çok kesimden kaybedilen kişiler aynı zamanda çoğunluk grubu da olan son kategoriyi oluşturuyor.
Mevcut Durum
Zorla kaybetmeler konusunda 1990’lı yıllarda hukuki olarak neredeyse hiçbir somut ilerleme sağlanamadı, kayıp yakınlarının yazdıkları dilekçeler yerel mahkemelerde hiçbir sonuç yaratmadı. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) açısından durum tam tersi yönde oldu: Hafıza Merkezi’nin 1990’lı yıllarda zorla kaybedilenlerle ilgili AİHM’ye yapılan 133 başvuruya dayanarak yaptığı incelemeye göre bu dönemde AİHM, dostane çözüm de dahil olmak üzere, başvuruların yüzde 87’sinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunu tespit etti. 2007 yılına kadar AİHM’de alınan bu kararlara ilişkin faillere yönelik yerelde kayda değer bir yargılama yaşanmadı. 2007 sonrasında ise yerel mahkemelerde durum değişti; Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarının ardından, bu soruşturmalarda adı geçen askeri personel ve onların yerellerde işbirliği yaptığı çeşitli korucular ve itirafçılar hakkında önemli ceza yargılamaları başladı. 2013-2015 yılları arasında devam eden çözüm sürecinin şiddetli bir şekilde sona ermesi ve Kürt meselesinde çatışmanın yeniden başlamasından sonra ise tüm davalar ilk derece mahkemelerinde beraat ile sonuçlandı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesi ve takip eden dönem ise kaçırma ve kaybetme olgusu tekrar Türkiye gündemine girdi.
Zorla kaybetmelerin toplumsal hafızada tuttuğu yer açısından bakarsak bu alandaki en önemli ve sürekli çaba olan Cumartesi İnsanları/Anneleri inisiyatifinden söz etmek gerek. İlki 27 Mayıs 1995’te gerçekleştirilen ve esasen çok büyük kısmı kadınlardan oluşan kayıp yakınları ve hak savunucuları İstanbul Galatasaray Meydanı'nda bir araya gelerek Cumartesi eylemleri ile Türkiye'de kayıplar sorununu gündemleştirerek önemli bir hafızalaştırma çabasına imza attı. Her Cumartesi saat 12:00’da İstanbul’un en işlek meydanlarından Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen çoğunluğu kadın kayıp yakınları ve diğer eylem katılımcıları, sessiz, slogansız bir şekilde, ellerinde kaybedilenlerin fotoğrafı ile oturdular. Oturma sonunda her hafta başka bir kaybın hikayesi basınla ve kamuoyuyla paylaşıldı ve hakikat, adalet, hafıza talepleri somut başlıklarla sıralandı. Kayıp yakınları Galatasaray eylemlerine "Bizim için her yer Galatasaray, kayıplarımızı aramaya devam edeceğiz," diyerek 13 Mart 1999 tarihinde ara verdi; Ergenekon iddianamesinin hazırlandığı 2008 yılı sonrasında 31 Ocak 2009'da İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’un da katkılarıyla eylemler tekrar başladı. Cumartesi oturmaları 2009 sonrasında Diyarbakır, Cizre, Yüksekova, İzmir ve Batman’da da hayata geçirildi. Kürt meselesinde çatışmalı dönemin yeniden başlamasıyla kayıplar bakımından önemli bu hafızalaştırma çabası İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’da devam ediyor.