Naif Demir
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Korucu
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 9
- Olay Özeti
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının 5 Ekim 2013 tarihli eyleminde yapılan açıklamaya ve Yüksekova Haber’in 20 Nisan 2009 tarihli haberine göre; Demir ailesi Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Zavite (Kayalık) köyünde ikamet ediyordu. Ailenin 1983 yılında köy kırsalında PKK ile çatışmaya girmesi sonucu iki gerillanın yakalanarak güvenlik güçlerine teslim edilmesinin ardından PKK ile sorunları başladı. Daha sonra aile üyeleri, askeri yetkililer ile ilişki kurdu ve çoğu Çukurca İlçe Merkez Jandarma Bölük Komutanlığına bağlı olarak köy koruculuğu yapmaya başladı. Askeri yetkililerle kurduğu ilişkileri ilerleten Naif Demir, dönemin Çukurca Jandarma Bölük Komutanı olan yüzbaşı ile birlikte Federal Kürdistan Bölgesi üzerinden silah ticareti yapmaya başladı. Zorla kaybedilmesinden bir süre önce Jandarma Karakol Komutanlığı kantininin ihalesini aldı. Ancak yüzbaşı kazandıkları paradan Naif Demir’in payına düşeni uzun süre boyunca vermedi. Naif Demir parasını almak için ısrar etti; kimi zaman aracılar yoluyla parasını almaya çalıştı. Israrlardan sıkılan yüzbaşı 06 Mart 1995 tarihinde akşam saatlerinde Naif Demir’in gözaltına alınarak İlçe Jandarma Karakol Komutanlığına getirilmesini emretti. İlçe Jandarma Karakol Komutanlığının hemen bitişiğinde olan PTT lojmanlarında köy sakinlerinden bir kişinin evinde misafirlikteyken alınarak karakola getirilen Naif Demir’den bir daha haber alınamadı.
İddialara göre, getirildiği karakolda, Jandarma Yüzbaşı B.K., Astsubay M.K. ile birlikte Naif Demir’i telle boğduktan sonra bedenini Çukurca’ya yedi-sekiz kilometre mesafedeki Narlı köyü yakınlarındaki Zap Suyu’na attı. Kardeşi H.D., Naif Demir’e ne olduğunu sormak için Jandarma Karakoluna gitti, ancak bu olayın üzerine gitmemesi konusunda tehdit edildi. Bu olaydan sonra eşi N.D., bir tanesi yeni doğmuş sekiz çocuğuyla birlikte köydeki tüm varlıklarını olduğu gibi bırakıp Hakkari’ye taşınmak zorunda kaldı.
Naif Demir’in kardeşi ve eşi, akıbetini öğrenmek için Adalet Bakanlığına, Çukurca Merkez Karakoluna, Hakkari, Yüksekova ve Çukurca Cumhuriyet Başsavcılıklarına, Hakkari Jandarma Alay Komutanlığına ve Dağ Komando Tugay Komutanlığına, Hakkari Valiliğine ve Diyarbakır Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine yaptığı başvurularda bulundular fakat herhangi bir sonuç alınamadı.
Olaydan bir yıl sonra, 1996 yılında, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde PKK itirafçısı “Havar” kod adlı K.B.’nin jandarma istihbarat astsubayına verdiği ifadelerle birlikte, kamuoyunda “Üniformalı Çete” olarak anılan “Yüksekova Çetesi” adlı bir oluşumun varlığı tartışılmaya başlandı ve Naif Demir’in ölümü dava konusu edilmese de var olduğu iddia edilen çetenin kurbanlarından biri olarak adı iddianamede yer aldı. Naif Demir’in kaybedilmesine ilişkin dosya, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararıyla, 12 Mart 1997 tarihinde Van 21. Jandarma Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildi. Askeri savcılığın önünde bekleyen dosyanın akıbeti bilinmiyor. Demir ailesi konuyu AİHM’ye de taşıdı, ancak herhangi bir sonuç alamadı.
K.B.’nin iddialarına göre söz konusu çete JİTEM’ci subaylar, özel harekât polisleri, bölgedeki bazı belediye başkanları, korucular ve PKK itirafçılarının 1990’ların başından itibaren faili meçhul cinayet, zorla kaybetme, PKK adı altında haraç toplama, insan kaçırıp fidye isteme gibi birçok faaliyette bulundukları bir oluşumdu. K.B., Naif Demir’in zorla kaybedilmesini şöyle anlatıyordu: “Çukurca İlçesinde Naif Demir adlı bir şahsı tanıyordum. Çukurca Taburuyla ilişkileri olduğu ben PKK içindeyken söylenmişti. Biz de bunun üzerine birkaç kez onu vurma girişiminde bulunmuş ama becerememiştik. Naif Demir sürekli Çukurca Taburuna gelerek her türlü bilgiyi ulaştırmaya çalışıyordu. O da bu çatışmalarda bir taraf tutması gerektiğini biliyordu. Ailesi örgüte karşı operasyonlara katılan koruculardandı. Çukurca’da zaman içinde askerle çıkar ilişkileri geliştirmişlerdi. Ben ayrıldıktan sonra da örgüt, ailesine ve kendisine karşı eylemlerini sürdürmüştü. Naif Demir, Çukurca’daki yüzbaşıyla ilişkileri doğrultusunda askeri ihalelere katılıyordu. Hatta bir keresinde oradaki yüzbaşına Kuzey Irak’tan getirdiği silahları sattı. Bedeli 750 milyon kadar vardı. Ben Çukurca’dayken, gelip parasını yüzbaşıdan istediğine de tanık olmuştum. Bir türlü alamadığı parası için benden de yardım istemişti. Bir akşam tabura gelip yüzbaşı ve astsubaydan ısrarla para istemeye devam edince yüzbaşı sinirleniyor ve onu öldürmek istiyor; öyle bir ortamdı ki insan öldürmek koyun kesmekten farksızdı… O akşam yüzbaşı ile astsubay, Naif Demir’i bir köşede sessizce iple boğdular. Aslında açık açık kurşuna da dizebilirlerdi ama başlarını ağrıtmak istemiyorlardı; öldürürken fazla kaygılandıklarını da zannetmiyorum. Naif Demir’i boğduktan sonra Shortland marka zırhlı askeri araca koyup Zap Suyu’nun akıntılı sularına bıraktılar. Bu olaydan oldukça etkilenmiştim. Çok normal bir olaymış gibi davranmışlardı. Üstelik sadece 750 milyon için öldürmüşlerdi…”
Demir ailesi iç hukuk yollarından bir sonuç alamayınca olayı AİHM’ye de taşımasına rağmen herhangi bir sonuç alamadı.
- Konum
Enlem: 37.2937089
Boylam: 43.6711887
- Konum
- Şehir
- Hakkari
- İlçe
- Çukurca
- Kaybedilme Tarihi
- 6 Mar 1995
- Yıl
- 1995
- Mağdurun Yaşı
- HAH/act/517
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Savcılık müşteki ifade tutanağı
- Soruşturma Sonucu
- Bilinmiyor
- Hukuki Süreç Özeti
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının 5 Ekim 2013 tarihli eyleminde yapılan açıklamaya ve Yüksekova Haber’in 20 Nisan 2009 tarihli haberine göre; Naif Demir'in eşi 1 Haziran 1995 tarihinde Hakkari Valiliğine ve Diyarbakır Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine başvurarak eşi Naif Demir'in parasını almak için Merkez Jandarma Karakoluna götürüldükten sonra geri dönmediğini belirterek akıbetinin ortaya çıkartılması için gereken tüm işlemlerin yapılmasını talep etti. Dilekçesine göre Nasibe Demir konuyla ilgili olarak daha önce de Çukurca Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştu, ancak her iki başvuru sonucunda da herhangi bir bilgi elde edememişti.
Naif Demir'in kardeşi de 31 Temmuz 1995 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına aynı hususları belirterek yaptığı başvuruda, abisinin akıbetinin ortaya çıkması için gereken tüm araştırmaların yapılmasını talep etti. Ancak o da bir sonuç alamadı.
1 Ekim 1996 tarihinde kardeşi tarafından Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına aynı talepleri içeren bir dilekçe daha sunuldu. Dilekçesinde abisinden haber alamadıkları sırada K.B.’nin Naif Demir’i kimin öldürdüğünü bildiğini söyleyerek, kendisinden para istediğini belirtti. Ayrıca K.B.’ye istediği parayı vermediği için hayatının tehlikede olduğunu düşündüğünü de ekledi. Fakat başvurusu yine sonuçsuz kaldı.
Söz konusu dilekçelerde yer alan bilgilere göre kardeşi ve eşi tarafından aynı taleplerle ayrıca Adalet Bakanlığına da başvuruldu ancak bir sonuç alınamadı.
1996 yılında Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde PKK itirafçısı “Havar” kod adlı K.B.’nin, Jandarma İstihbarat Astsubayı H.O.’ya verdiği ifadelerle kamuoyunda “Üniformalı Çete” olarak adlandırılan “Yüksekova Çetesi”nin varlığı tartışılmaya başlandı. K.B.’nin iddialarına göre söz konusu çetenin; JİTEM’ci subaylar, özel harekât polisleri, bölgedeki bazı belediye başkanları, korucular ve PKK itirafçılarından oluştuğu ve 1990’ların başından itibaren faili meçhul cinayet, zorla kaybetme, PKK adı altında haraç toplama, insan kaçırıp fidye isteme gibi birçok faaliyette bulundukları belirtiliyordu.
K.B.’nin itiraflarıyla başlatılan hukuki süreçte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Naif Demir’in zorla kaybedilmesi olayı da yer aldı. Ancak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 12 Mart 1997 tarihinde Jandarma Yüzbaşı B.K. ile Astsubay M.K. hakkında 1997/803 hazırlık, 1997/42 karar numaralı görevsizlik kararının ardından dosya Van 21. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildi. Söz konusu tarihten beri askeri savcılık önünde olan dosyada yapılmış herhangi bir işlem bilgisine ulaşılamadı.
İddianamenin Diyarbakır 4. Devlet Güvenlik Mahkemesince kabulüyle K.B., Yüksekova Tugay Komutanlığı eski kurmay başkanı, Dağ Komando eski tabur komutanı, bir üsteğmen, iki özel harekât polis memuru, bir korucubaşı ile Yüksekova Belediye Başkanının da aralarında bulunduğu 13 kişi, suç işlemek için örgüt kurma, yağma, silah kaçakçılığı ve uyuşturucu ticareti yapma suçlarından dolayı Diyarbakır 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandı.
Kamuoyunda “Yüksekova Çetesi Davası” olarak bilinen yargılama 2001 yılında sonuçlandı. Dağ Komando eski tabur komutanı gasp ve bombalamadan 25 yıl, özel harekât polis memuru dört yıl, üsteğmen yedi yıl, korucubaşı 13 yıl ceza alırken K.B. 30 yıl hapse mahkûm edildi. Belediye başkanı ve diğer sanıklar beraat etti. Yüksekova soruşturması başlarken ilk tutuklananlar arasında bulunan kurmay albay ise bir ay sonra salıverildi. Davadan ceza almayan kurmay albay, ilerleyen yıllarda kurum içinde önemli görevlere getirildi. Hakkında gıyabi tutuklama kararı verilen binbaşı ise sürecin devamında yakalanmadı ve kurum tarafından emekli edildi.
Yargıtayın eksik soruşturma yürütüldüğü gerekçesiyle mahkûmiyet kararını bozmasından sonra dosya Yargıtay ve yerel mahkeme arasında iki kere daha gidip geldi. Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde üçüncü kez görülen davada bu kez sanıklarla birlikte tartışılan çete kurmak-üyelik suçlamasına herhangi bir atıf yapmayan mahkeme Kasım 2005 tarihinde, daha önce ağır cezalara çarptırılan rütbeli sanıkları beraat ettirdi. Davada ceza alan tek sanık ise itirafçı K.B. oldu. Aldığı sekiz yıl ceza sonucunda, tutukluluk süresi göz önüne alınarak o da salıverildi.
Mahkumiyet kararları Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından eksik soruşturma gerekçesiyle bozulurken, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülen dava 18 Kasım 2005’te beraatla sonuçlandı. Yargıtay 6. Ceza Dairesi bu kez beraat kararını hemen onadı; 28 Kasım 2007 tarihinde de dava zamanaşımına uğratıldı. Davacı vekilleri bu kez Yargıtay Ceza Genel Kuruluna başvurdu. Dava üç yıl boyunca bekletildikten sonra 27 Ağustos 2010 tarihinde zamanaşımı süresi sona erdi.
K.B.’nin itirafları doğrultusunda iddianameye giren Naif Demir’in zorla kaybedilmesi olayı iddianamede şöyle yer aldı: “...Çukurca İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan B.K. ile astsubay M.K. ve Naif Demir'in birlikte silah kaçakçılığı yaptıklarını, bu işten dolayı Naif Demir'in yüzbaşı ve astsubaydan alacağı olan parayı almak üzere Yüzbaşı B.'nin yanına geldiğini, kendisinin o sırada Çukurca İlçe Jandarma Komando Bölük Komutanı Üsteğmen V.'nin yanında bulunduğunu, Naif Demir’in B.K.’nın odasına girdikten bir saat sonra bacaklarından sürüklenerek aşağıya doğru götürüldüğünü gördüğünü, Naif Demir’in ölü olduğunu, iple boğulmak suretiyle öldürüldüğünü zannettiğini, üç-dört kişinin cesedi götürdüğünü, bunları V. Üsteğmenin de gördüğünü, cesedin askeri Şortlanda bindirildiği, askerler tarafından Zap Suyu'na attıklarının söylendiği, ölümünden sonra PKK mensubu olduğu ve örgüte yardım ettiğinden dolayı öldürüldüğünü, ancak daha önceden de bu şahsın örgüte yardım ettiğini askerlerin bildiklerini, bunun için öldürmüş olmalarının mümkün olmadığını, para meselesinden öldürüldüğünü tahmin ettiğini…”
İddianamede K.B.’nin iddiaları dolayısıyla yer alan Naif Demir’in zorla kaybedilmesi iddiası ise davaya konu olmadı. Konuya ilişkin dosya Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararıyla, 12 Mart 1997 tarihinde Van 21. Jandarma Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderildi. Askeri Savcılık önünde bekleyen dosyanın akıbeti bilinmiyor.
Demir ailesi iç hukuk yollarından bir sonuç alamayınca olayı AİHM’ye de taşımasına rağmen herhangi bir sonuç alamadı.