Adnan Yıldırım
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 4 Haz 1994
- Meslek
- İş insanı
- Olay Özeti
AİHM’nin 20 Nisan 2004 tarihli kararına ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre; 3 Haziran 1994 günü sabah 04.30’da Adnan Yıldırım, Savaş Buldan ve Hacı Karay İstanbul’un Yeşilyurt ilçesindeki Çınar Otel’den ayrılırken, yanlarına kurşun geçirmez yelek giyen ve silah taşıyan yedi veya sekiz kişi yaklaştı. Söz konusu kişiler kendilerini polis olarak tanıtarak üst araması yaptı, sonra da Yıldırım, Buldan ve Karay’ı zorla arabalara bindirerek otelin önünden ayrıldı. Aileler durumu öğrenir öğrenmez Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ve Yeşilköy Polis Karakoluna başvurdu. Savcılık ve polis Yıldırım, Buldan ve Karay’ın gözaltına alınmadığını söyledi. Aynı gün Savaş Buldan’ın erkek kardeşi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına başvurdu ve Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın, kendilerini polis memurları olarak tanıtan kişilerce kaçırıldıklarını belirterek şikayetçi oldu.
Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenleri gözaltına alındıkları yerden 270 km uzakta, Bolu iline bağlı Yığılca köyünde bulundu. 3 Haziran 1994 günü akşam saat 21.00 civarında bir kişi, Bolu’daki Yığılca Jandarma Karakolunu arayarak balık avlamak için gittiği göl yakınındaki alanda üç cansız beden gördüğünü bildirdi. Bedenler, otopsileri yapılmak üzere Yığılca’daki Sağlık Merkezi’ne götürüldü. 4 Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eşliğinde iki doktor tarafından otopsi yapıldı. Savaş Buldan’ın vücuduna iki, başına bir; Adnan Yıldırım’ın başına bir; Hacı Karay’ın vücuduna ve kafasına birer kurşun sıkılmıştı. Dokuz mm Parabellum tipi, dört adet SB Luger marka, bir adet WCC marka; beş adet boş kovan, üç ayrı tabancadan atılmıştı. Balistik incelemelere göre, olayda kullanılan tabancalar daha önce meydana gelen faili meçhul olaylarda kullanılmamıştı. Aile bedenleri teşhis etmek üzere Bolu Devlet Hastanesine gitti. Her üç kişi de silahla öldürülmeden önce işkence görmüşlerdi.
1996 yılında, Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan’ın zorla kaybedilerek öldürülmesi, MİT tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nda yer aldı. Ayrıca Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında ifade veren eski MİT Kont-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, haber elemanı Tarık Ümit’in kendisine verdiği “Öldürülecek işadamları listesi”ni açıkladı. Bu listedeki isimler arasında Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan da bulunuyordu. Mahkemede bu listenin Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı arşivlerinde “Müteahhit Çizelgesi” adıyla yer aldığı da ortaya çıktı. Aralarında Yıldırım, Buldan ve Karay’ın da bulunduğu 18 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan, aralarında dönemin Emniyet Genel Müdürü, asker ve özel hareket polislerinin de bulunduğu 19 sanık yargılandı.
- Konum
Enlem: 40.9831984
Boylam: 28.8536084
- Konum
- Şehir
- İstanbul
- İlçe
- Bakırköy
- Kaybedilme Tarihi
- 3 Haz 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 37
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İfade tutanağı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- MİT raporu
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Ankara JİTEM Davası
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 20 Nisan 2004 tarihli kararına ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre; 3 Haziran 1994 günü sabah 04.30’da, Adnan Yıldırım, Savaş Buldan ve Hacı Karay İstanbul’un Yeşilyurt ilçesindeki Çınar Otel’den ayrılırken kurşun geçirmez yelek giyen ve silah taşıyan, kendilerini polis olarak tanıtan yedi-sekiz kişi tarafından zorla arabalara bindirilerek götürüldü. Aynı gün Savaş Buldan’ın ailesi olaydan haberdar oldu ve kaçırılmaya ilişkin daha fazla bilgi edinmek için Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ve Yeşilköy Polis Karakoluna başvurdu.
Başvuru sonucunda Savaş Buldan’ın gözaltında olmadığı söylendi. Bunun üzerine aynı gün Savaş Buldan’ın erkek kardeşi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına kardeşinin kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu.
3 Haziran 1994 günü saat 21.00 sıralarında Yığılca Jandarma Komutanlığına yapılan ihbar sonucunda gözaltına alındıkları yerden 270 km uzakta olan Bolu ili Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen mevkiinde Savaş Buldan’ın cansız bedeni bulundu. 4 Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eşliğinde iki doktor tarafından otopsi yapıldı. Savaş Buldan’ın vücuduna iki, başına bir; Adnan Yıldırım’ın başına bir; Hacı Karay’ın vücuduna ve kafasına birer kurşun sıkılmıştı. Dokuz mm Parabellum tipi, dört adet SB Luger marka, bir adet WCC marka; beş adet boş kovan, üç ayrı tabancadan atılmıştı. Balistik incelemelere göre, olayda kullanılan tabancalar daha önce meydana gelen faili meçhul olaylarda kullanılmamıştı. Aile bedenleri teşhis etmek üzere Bolu Devlet Hastanesine gitti. Her üç kişi de silahla öldürülmeden önce işkence görmüşlerdi.
14 Haziran 1994 tarihinde, olay mahallinde ele geçirilen boş kovanlarla ilgili Emniyet Adli Tıp Laboratuvarında yapılan balistik inceleme sonucunda, 1985 yılından bu yana gerçekleşen faili meçhul cinayetlerde kullanılan mermi kovanları ile benzerlik bulunmadığı tespit edildi.
4-5 Haziran 1994 tarihlerinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı olaya ilişkin olarak Çınar Otel güvenlik görevlisinin, otelin önünde bekleyen taksi sürücüsünün, Çınar Otel kapı görevlisinin ve başka bir taksi sürücüsünün ifadesini aldı. Bu dört tanık da Savaş Buldan’ın otelden çıkarken kendisine yaklaşan kişiler tarafından zorla götürüldüğünü beyan ettiler. Aynı tarihlerde Savaş Buldan’ın bedeninin bulunduğu Yığılca ilçesi Karakaş yol güzergahı Taşlı Melen mevkii yakınlarında bulunan 31 tanığın ifadesi alındı.
31 Ağustos 1995 tarihinde Savaş Buldan’ı kaçıran kişiler hakkında Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı 20 yıl boyunca geçerli olacak daimi arama kararı verdi. Ayrıca hazırlamış olduğu raporda soruşturma sırasında hiçbir delil bulunamadığını belirtti. 1995 yılında Savaş Buldan’ın abisi AİHM’ye başvurdu. 1996 yılında Savaş Buldan’ın zorla kaybedilerek öldürülmesi olayı hazırlanan Susurluk Raporu’nda yer aldı. Bu raporda yer alan yasadışı örgüte yardım eden iş insanları listesinde Savaş Buldan’ın ismi de vardı.
11 Mart 1997 tarihinde Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan polis memurları, kaçırılmaya şahit olmuş görgü tanıklarının bazılarına gösterildi. Görgü tanıkları söz konusu kişileri daha önce görmediklerini belirtti.
24 Mart 1997 tarihinde dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı ifadesinde, olaya ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını, ne şekilde ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmediğini, bu ve benzeri eylemlerin çete tabir edilen gruplar tarafından yapılmış olabileceğini belirtti.
10 Şubat 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı Savaş Buldan’ı kaçıran kimliği belirsiz üç şahsın robot resimlerini Susurluk olayıyla ilgili bir soruşturmayla bağlantılı olarak gözaltında tutulan Y.Ö. adlı şüphelinin fotoğrafıyla karşılaştırıldı ve robot resimdeki kişi olabileceği sonucuna varıldı. 7 Mayıs 1998 tarihinde söz konusu Susurluk Davası şüphelisi Y.Ö. savcılığa verdiği ifadede 1994 yılının Nisan ayı başından Ekim ayı sonuna kadar İstanbul’da olmadığını ve olayla ilgili herhangi bir bilgisinin bulunmadığını belirtti.
24 Temmuz 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığı eylemin Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev alanına giren suçlardan olması sebebiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.
7 Ekim 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, robot resim ile teşhis edilen Susurluk Davası şüphelisi Y.Ö. hakkında yetkisizlik kararı aldı ve dosyayı Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Daha sonra Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı suç Yığılca sınırları içerisinde gerçekleşmiş olduğu için yetkisizlik kararı vererek dosyayı Yığılca Cumhuriyet Başsavcılığına geri gönderdi.
24 Kasım 1998 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevi dahilinde olduğu ve yer itibari ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin yetkili olduğu sonucuna vararak görevsizlik kararı verdi; dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi davaya bakmaya yetkili olmadığı sonucuna vardı ve yargı yetkisine ilişkin ihtilafın çözümlenmesi için dosyayı Yargıtay’a gönderdi.
25 Şubat 1999 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onaylayarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin davaya bakmaya yetkili olduğuna karar verdi. Mahkeme Susurluk Davası şüphelisine ilişkin yedi duruşma yaptı.
18 Kasım 1999 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle şüphelinin beraatine karar verdi. 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay bu kararı onadı.
20 Nisan 2004 tarihinde AİHM verdiği kararda AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin (usul yönünden) ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Buldan ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Eski emniyet müdürünün, Özel Harekat Dairesi başkan vekilinin, emekli yarbayın ve özel harekat polislerinin “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
İlk duruşması 16 Mayıs 2014’te görülen ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sundu. 3 Temmuz 2015 tarihli duruşmada Susurluk Raporu’nu hazırlayan, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş; 20 Kasım 2015 tarihli duruşmada ise eski Emniyet Müdürü ve Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu tanık olarak ifade verdiler. 26 Şubat tarihli duruşmaya sanıklardan yalnızca itirafçı özel harekat polisi Ayhan Çarkın katıldı. Sırasıyla Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Halil Tuğ, Bilgi Ünal, Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Fikri Sağlar ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin gelen ihbarı tutanak altına alan dönemin Cinayet Büro memuru Lütfullah Uzun; bu ihbar üzerine özel harekat polislerinin gözaltına alınmasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik Büro Amiri Şükrü Pekgil; “Ölüm Listesi”nde adı olduğu fakat emniyet genel müdürü ile görüşerek adını listeden çıkarttırdığı idddia edilen iş insanı Vekin Aktan tanık olarak dinlendi. Sanık Emekli Tuğgeneral adresinde tespit edilemediği dolayısıyla tebligat ulaştırılamadığından tanık olarak ifade vermedi. Sanıklardan Mahmut Yıldırım’ın (Yeşil kod adlı) eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür tarafından yapılan sorgusunun “Gizli” ibareli tutanağı okundu. Özel harekat polislerini gözaltına alan Akın Kızıloğlu ve Şentürk Demirel’in tanık olarak dinlenmesine, İsmet Berkan, Mesut Yılmaz, Tanıl Tekin hakkında çağrı belgesi çıkarılmasına ve SEGBİS ile beyanlarının alınmasına karar verildi.
11 Kasım 2016 tarihli duruşmada gazeteci Uğur Dündar ve Yaman Namlı tanık olarak SEGBİS aracılığıyla ifade verdi. Ara kararlarda eski Başbakan Mesut Yılmaz, gazeteci Emin Demirel, Mümtazer Türköne, Fikri Sağlar ve Orhan Taşanlar’ın tanık olarak ifadelerine başvurulmasına; katılan vekilleri gazeteci İsmet Berkan’ın dinlenmesinden vazgeçtiklerini bildirdiklerinden, dinlenmesine yer olmadığına; “2. MİT Raporu” olarak bilinen ve Aydınlık gazetesinde yayınlandığı söylenen raporun İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, Susurluk Raporu’na ilişkin kaydın da Kanal D’den tekrar istenmesine; Akın Kızıloğlu, Şentürk Demiral ve Veli Küçük’ün adreslerinin tespitine; Mehmet Eymür’ün ifadelerinde adı geçen ve İngiltere’de öldürüldüğü anlaşılan Mehmet Kaygısız soruşturmasının evraklarının istenmesine karar verildi.
10 Şubat 2017 tarihli duruşmada eski Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, dönemin Cinayet Büro Amiri Şentürk Demiral, Gasp Büro Amiri Akın Kızıloğlu, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne ve Doğan Özkan tanık olarak dinlendi. Mahkeme Fikri Sağlar’ın tekrar çağrı belgesi ile tanık olarak çağrılmasına; Mesut Yılmaz’ın bir sonraki duruşma SEGBİS yöntemiyle dinlenecek şekilde hazır edilmesine; gizli tanıklar “Emek” ve “Ayışığı”nın dinlenmesi yönündeki talebin dinlenecek tanık sayısı göz önüne alınarak daha sonra değerlendirilmesine karar verdi.
5 Mayıs 2017 tarihli duruşmada Fevzi Türkeri ve Nur İnuğur tanık olarak ifade verdi. Sanık özel harekat polisi ve tanık olarak dinlenmesi beklenen isimlerden gazeteci Emin Demirel SEGBİS bağlantısı kurulamadığından, Veli Küçük istirahat raporu sunduğundan, Mesut Yılmaz ve Fikri Sağlar ise duruşmaya katılmadıklarından dinlenemediler. Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller ise avukatları aracılığıyla tanıklık talebinin “Abesle iştigal” olduğunu, katılan avukatlarının yazılı sorularına yazılı olarak yanıt verebileceklerini bildiren bir dilekçeyi mahkemeye sundu. Ancak savcı huzurda dinlenmeleri yönünde mütalaa verdi, mahkeme heyeti de SEGBİS aracılığıyla dinlenmeleri için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine yazılmasına karar verdi.
15 Eylül 2017 tarihli duruşmaya Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller mazeret bildirerek katılmadı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve gazeteci Emin Demirel SEGBİS aracılığıyla tanık olarak ifade verdi. Fikri Sağlar’a tanık olarak dinlenilmesi için SMS yoluyla bilgi verilmesine, dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz’ın SEGBİS yoluyla dinlenmesi için talimat yazılmasına, daha önceki ara kararlara rağmen Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller’in dinlenmesine bu aşamada gerek olmadığına karar verildi.
22 Aralık 2017 tarihli duruşmada dinlenmesi kararlaştırılan tanıklar ya hazır bulunmamaları ya da SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle dinlenemediler. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller’in tanık olarak dinlenmesi talebi 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada ifade veren dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin beyanları kastedilerek “Dönemlerinde işlenen cinayetlerin faillerinden birebir haberdar olmayacaklarının açık olması, aradan geçen zamanın dönemin içişleri bakanının dahi haberdar olmadığının mahkemece alınan ifadesinde belirtmiş olması” gerekçesiyle reddedildi. Katılan avukatlarına esas hakkında beyanlarını sunmaları için bir ay süre verilmesinin ardından bir sonraki duruşma da yakın bir tarihe ertelendi.
2 Şubat 2018 tarihli duruşmada Susurluk kazasından hemen sonra kurulan Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar tanık olarak verdiği ifadede dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın talimatıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nun bir bölümünün dönemin koalisyon hükümeti liderlerinin kararıyla “Devlet Sırrı” ilan edilerek çıkartıldığını; özellikle bütün ekleriyle birlikte edinilmesi halinde raporda davaya ilişkin aydınlatıcı bilgilere ulaşılabileceğini söyledi. Mahkeme, Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazılan rapor cevabının beklenmesine, rapor incelendikten sonra Mesut Yılmaz’ın tanık olarak dinlenmesine yer olmadığına ilişkin ara karardan vazgeçilmesi talebinin düşünülmesine karar verdi.
4 Mayıs 2018 tarihli duruşmada mahkemenin defalarca “Ekleriyle birlikte” istediği Başbakanlık Teftiş Kurulu Susurluk Raporu’nun ön yazısında belirtildiği üzere “‘Devlet Sırrı” niteliğindeki bilgilerin çıkarılmış yani “Eksiz” fotokopisinin gönderilmiş olduğu görüldü.
2 Ekim 2018 tarihli duruşma gizli tanık “Emek”in dinleneceği gerekçesiyle gizli yapıldı. Katılan avukatlarının gizli tanığın sesinin algılanamadığını, dolayısıyla soru sormaya uygun bir ortam olmadığını belirtti. 31 Ocak 2019 tarihli duruşmada “Ayışığı” isimli gizli tanığın bulunamadığı belirtildi. Katılan avukatları bu duruma “Sanıklar aleyhine beyanda bulunacağı için bulunamıyor” diyerek tepki gösterdi. 5 Nisan 2019 tarihli son duruşmada katılan vekillerinin tanık dinlenmesi yönündeki talepleri ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezi’nin davaya müdahillik talebi reddedildi. 10 Mayıs 2019 tarihli duruşmada ise katılan vekillerine esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için ek süre verildi. 4 Temmuz 2019 tarihli son duruşmada duruşma savcısının değiştiği görüldü.
20 Eylül 2019 günü görülen duruşmada katılan avukatları kovuşturmanın genişletilerek, Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenilmesine; Kutlu Savaş’ın hazırladığı Teftiş Kurulu Raporu’nun ve eklerin getirilmesi talebinde bulundu.
13 Aralık 2019‘da görülen karar duruşmasında, Ahmet Demirel’in ölmüş olması nedeniyle hakkındaki davanın düşmesine; Maktuller Lazem Esmaeili ve Asker Smitko’nun öldürülmesi ile ilgili sanık Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın yakalanamamış olması nedeniyle tefrik edilmesine (Dosyanın yalnızca bu maktuller yönünde ayrılmasıyla davanın bu iki cinayet eylemi bakımından devam etmesine); diğer tüm maktullerin (Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Faik Candan, Abdulmecit Baskın, Tarık Ümit) öldürülmeleri ile ilgili eylemlerden tüm sanıkların beraatlerine karar verildi.
5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, istinaf itirazları üzerine beraat hükmünü bozdu ve dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi. Bozma gerekçesi olarak; Sanık Enver Ulu’nun sorgusu yapılmadan eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hükme esas alınan deliller ile dosya kapsamında bulunmasına rağmen gerekçeli kararda zikredilmediğinden zımnen reddedildiği değerlendirilen delillerin genel soyut ifadelerle açıklanması ve/veya hiç tartışılmaması yerine, istinaf denetimine olanak verecek sekilde iddiaya konu olaylar bakımından ayrı ayrı tartışılıp değerlendirilmesi ve açıkça karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bazı delillerin yargılamada tartışılmaması, Sanık Ayhan Çarkın’ın beyanlarının diğer deliller ve maddi olgular ile birlikte tartışılmaması, olayda ele geçirilen kovan ve mermilerin menşei, kullanımlarına ilişkin aidiyetleri, bunların ve diğer maddi olguların birbiri ile ilişkisinin, faillerinin, hedef alınan maktullerinin, organizasyon ve netice arasında irtibat bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi ve bazı usule dair eksiklikler nedeniyle sanıklar hakkında kasten insan öldürme suçundan verilen beraat hükümlerinin bozulmasına karar verildi.
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dosyada bozma kararı sonrası ilk duruşma 15 Ekim 2021 günü görüldü. Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada ilk derece mahkemesi dosyada Abdülmecit Baskın ve Behçet Cantürk hakkında zamanaşımından düşme kararı verdi. Sanıklardan yalnızca Ayhan Çarkın katıldı ve diğer sanıklarla yüzleşmek istediğini beyan etti. Mahkeme başkanı duruşma öncesi İstinaf bozma ilamına cevaben hazırladığı metni, duruşmada tarafların avukatlarına verdi. Bu uygulamanın usulde yeri olmadığına ve hakimin tarafsızlığını zedelediğine ilişkin itirazlar karşılık bulmadı. Sanıkların duruşmalardan vareste tutulması kararlarının kaldırılması, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’in dinlenmesi ve Ayhan Çarkın’ın sanıklarla yüzleşme talepleri reddedildi.
21 Ocak 2022 günü görülen duruşmada sanık Enver Ulu SEGBİS ile dinlendi ve Ayhan Çarkın ile herhangi bir husumeti olmadığını ve cinayetleri işlemediğini savundu. Katılan vekilleri İstinaf Mahkemesinin bozma kararında belirtilen eksikliklerin yerine getirilmediğini, ilk duruşmada mahkemenin bozma ilamına karşı hazırlayıp verdiği yazılı cevabın, mahkemenin araştırma yapma niyetinde olmadığını gösterdiğini ifade etti.
22 Nisan 2022 tarihli duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünün gönderdiği yazıda 22 Eylül 1994’te toplamda 430 adet Uzi marka silahın kayıtlara giriş yaptığının anlaşıldığı, silahlardan 39’unun incelenmek üzere polis kriminal laboratuvarına gönderildiği, sekiz adetinin 11 olayla irtibatlı olduğunun anlaşıldığı, Parabellum marka mermilerin imal yılının 1902 olduğu, Uzi marka silahların imal yılının ise 1950 olduğu, bundan hareketle Parabellum marka mermilerinin Uzi marka tabanca dışındaki silahlarla da kullanılabildiği zapta geçti. Emniyet Genel Müdürlüğü Destek Hizmet Daire Başkanlığının 4 Nisan 2022 tarihli yazı içeriği ile daha önceki 1 Nisan 2011, 29 Mart 2011, 6 Ocak 1997, 28 Kasım 1997 tarihli müzekkere içeriğindeki aykırılığın sorulmasına, Kutlu Adalı dosyasının getirilmesinin dosyaya tesiri bulunmayacağı ayrıca uzun zaman alacağı anlaşılmakla celbine yer olmadığına, 39 Uzi marka silah dışındaki emniyet kuvvetine kayıtlı diğer silahların balistik incelemesinin yaptırılmasına yer olmadığına karar verildi.
24 Haziran 2022 tarihinde görülen son duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünden gönderilen belgeler, Hospro firması tarafından hibe görüntüsü altında gönderilen 280 Uzi marka tam otomatik silah ve özel ekipmanların davanın sanıklarından, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in talimatıyla, sayım yapılmadan Özel Harekat Şube Müdürlüğünün Antalya ve Ankara Gölbaşı’ndaki tesislerine gönderildiğini ortaya koydu. Daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı ve bu nedenle taraflara esas hakkında beyanda bulunmak için süre verilmesine karar verildi.
Dava daha sonra 16 Eylül 2022 tarihindeki duruşmada ve sonra tekrar 20 Ocak 2023 tarihindeki duruşmada, bu kez de savcı değişikliği sebebiyle, uzadı. Davada savcı değişikliği olmasa 20 Ocak 2023 duruşmasında mütalaanın açıklanması bekleniyordu. 10 Mart 2023 gününe ertelenen davada, yeniden sanık müdafilerine esas hakındaki savunmaları; katılan ve katılan vekillerine ise esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için süre verildi.
26 Mayıs 2023 tarihindeki duruşmada tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. İkinci kez İstinaf Mahkemesi önüne gelen karar, bu kez Ankara İstinaf Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından onaylandı ve dosya 2024 yılı itibariyle Yargıtay önünde bekliyor.