Mustafa Sayğı (Saygı)
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- İşçi
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 6
- Olay Özeti
AİHM dava dosyasına göre, 1969 yılında Urfa’nın Suruç ilçesinde doğan Mustafa Sayğı, maddi imkansızlıklar nedeniyle sadece ilkokulu okuyabildi. 1982 yılında evlenen Mustafa beş çocuk babasıydı. Suriye'yle sınır ticareti ve inşaat işçiliği yapıyordu. 3 Haziran 1994’te yaklaşan Kurban Bayramı için alışveriş yapmak ve çevre köylere ekmek dağıtmak amacıyla kırmızı renkli motosikletiyle Şêxis (Yoğurtçu) köyünden Suruç’a doğru yola çıktı. Akşama kadar eve dönmeyince ailesi onu aramaya başladı. Yoldaki çobanlardan Mustafa Sayğı’nın askerler tarafından alındığını öğrendiler. Hemen jandarma karakoluna gittiler ancak orada olmadığı söylendi. Aile daha sonra savcılığa da başvurdu, gazetelere kayıp ilanı verdi ancak Mustafa Sayğı’dan bir daha haber alamadılar.
Korktukları için uzun yıllar yasal yollara başvuramayan Sayğı ailesinden anne Sayğı, 4 Mayıs 2005 tarihinde Suruç Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. 3 Haziran 1994 tarihinde oğlu Mustafa Sayğı’nın motosikletiyle evine doğru giderken, Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınlarında bir kamu binasında geçici olarak konuşlanmış askerler tarafından durdurularak gözaltına alındığını, durumdan kendilerinin olaya şahit olan köylüleri aracılığıyla haberdar olduklarını bildirdi. Anne Sayğı bu tarihten sonra oğlundan bir daha haber alamadıklarını ve yetkili makamlara yaptıkları şikâyetlerinin sonuçsuz kaldığını beyan ederek oğlunun bulunması için gereğinin yapılmasını talep etti. Bunun üzerine aynı tarihte savcılık tarafından anne Sayğı’nın ifadesine başvuruldu. Anne Sayğı dilekçesindeki hususlara ek olarak diğer oğlunun, abisi Mustafa Sayğı hakkında bilgi almak için Yoğurtçu köyü yakınındaki geçici birliğe gittiğinde abisinin Suruç İl Merkez Jandarma Komutanlığına transfer edildiği cevabını aldığını beyan etti. Daha sonra Suruç Jandarma Komutanlığına gittiğinde ise kendisine, abisinin sorgusunun sürmekte olduğu ve muhtemelen üç gün daha süreceği söylendi. Ancak Mustafa Sayğı serbest bırakılmadı.
Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı konu hakkında Mustafa Sayğı’nın kardeşi tarafından bilgilendirilmesi ile ilgili Suruç İl Jandarma Komutanlığından bilgi istedi. Jandarma Komutanlığı Mustafa Sayğı’nın hiçbir zaman gözaltına alınmamış olduğunu bildirdi.
Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili başlattığı soruşturma kapsamında anne Sayğı’nın tanık olarak bildirdiği iki köylünün ifadesine başvurdu. Ayrıca Mustafa Sayğı’nın zorla kaybedildiği tarihlerde geçici askeri birlikte görev yapmış 14 askerin kimliğini tespit ederek şüpheli sıfatıyla ifadelerini aldı. Aynı zamanda aile üyelerinin de savcılıkça ifadeleri alındı.
Tanık olarak ifadelerine başvurulan köylüler, 3 Haziran 1994 tarihinde köylerine giderken Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınında konuşlanmış olan geçici askeri birlikten askerlerce durdurulduklarını, askerlerin kimlik kontrolü yaptıklarını, Mustafa Sayğı’nın da aynı şekilde askerler tarafından durdurulduğunu ve kimlik kontrolünden sonra gözaltına alındığını beyan etti. Bu olayı gören köylüler daha sonra Mustafa Sayğı’nın ailesini durum hakkında haberdar etmişti.
Savcılıkça şüpheli olarak sorgulanan güvenlik görevlileri ise, söz konusu tarihte Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınında bulunan geçici birliği doğruladı; ancak Mustafa Sayğı’nın gözaltına alınmış olduğunu kabul etmedi.
1 Mayıs 2005 tarihinde Suruç İl Jandarma Komutanlığı, savcılığa, ellerinde Mustafa Sayğı’nın PKK ile bağlantısı olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığını bildirdi. Öte yandan Suruç Emniyet Müdürlüğü, Mustafa Sayğı’nın PKK için çalıştığını gösteren delillerin bulunduğunu söylüyordu. 13 Temmuz 2006 tarihinde soruşturmasını sonlandıran Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı, Mustafa Sayğı’nın Suruç Jandarma Komutanlığı tarafından hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığı sonucuna vardı. Savcılık, söz konusu tarihte geçici askeri birlikte görevli olan güvenlik güçlerinin inkârlarına, tanıklık yapan iki köylünün tutarlı ifadeleri karşısında itibar etmedi. Fakat, haksız gözaltı suçu için öngörülen zamanaşımı tarihi dolduğu gerekçesiyle güvenlik güçleri hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararına vardı. Savcılık, Mustafa Sayğı’nın gözaltında tutulduğu sırada öldürülmüş olabileceğine dair somut deliller bulunmadığını beyan etti.
11 Aralık 2009’da Suruç'un Xeramsar (Bilgin) köyüne bağlı Akdoğan mezrasında, defineciler tarafından bir höyükte yapılan kazıda çürümüş bir motorsiklet ve kemik parçalarına ulaşıldı. İlçe halkı tarafından motorsikletiyle birlikte kaybolduğu bilinen Mustafa Sayğı'nın ailesine haber verildi. Belediye görevlileri eşliğinde yapılan kazının ardından ulaşılan motor ve kemik parçaları savcılığa teslim edildi ve analiz için Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Olay yerine giden Suruç Belediye Başkanı gazetecilere "Dönemin Suruç Jandarma Komutanı, Akdoğan mezrasına yakın olan Yoğurtçu köyündeki eski DSİ binasında seyyar karakol kurmuştu. O dönemde ben de gözaltına alınmıştım. Mustafa Sayğı da o dönemde gözaltına alınmıştı. Bunu gören tanıklar da var," dedi. Olayla ilgili inceleme başlatıldı. Jandarma Kriminal Dairesinin vermiş olduğu analiz raporunda, motorun marka, model ve imal yılının tespit olunamadığı, renginin belirlenemediği ve gönderilen metal parçalar arasında "tahranın" bulunmadığı ileri sürüldü. Ancak raporda bulunan motor parçalarının Sayğı ailesinin iddia ettiği gibi bir Rus motor markasına ait olduğunun tespit edildiği de yer aldı. Adli Tıp Kurumu ise, kemiklerin insana ait olmadığını iddia etti. Ayrıca savcının yürüttüğü soruşturma kapsamında Suruç Jandarma Komutanlığına yazılan, Sayğı'nın gözaltına alınıp alınmadığına ilişkin yazıya ise, "Yoğurtçu Köyü'nde hiçbir zaman karakol ya da jandarma noktası bulunmamıştır," cevabı verildi. Savcılık, Jandarma Kriminal Dairesinin, İstanbul Adli Tıp Kurumunun ve Emniyet Kriminal Daire Başkanlığının yaptığı inceleme sonuçlarının değerlendirildiğini belirterek, 7 Nisan 2010 tarihinde, bulunan kemiklerin hayvana ait olduğu tespiti, motorun sepetinin kazıdan çıkmaması, Mustafa Sayğı’nın askerlerce gözaltına alındığına ve olayın geçtiği iddia edilen tarihte Şêxis (Yoğurtçu) köyünde geçici askeri üs kurulduğuna dair delil olmaması gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Sayğı ailesi, avukatları aracılığıyla, kararı veren savcının, daha önce 2006 yılında soruşturma yürüten eski savcının karakolun varlığını tespit ederek karakolda görev yapan askerlerin ifadelerini almasını ve Mustafa Sayğı’nın gözaltına alındığına ilişkin kararını görmezden geldiği ve soruşturmayı eksik yürüttüğü gerekçeleriyle karara Siverek Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz etti. Mahkeme, ailenin iddialarına ve taleplerine hiçbir yanıt vermeden 7 Haziran 2010’da itirazı reddetti. Sayğı ailesi iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine 17 Aralık 2010’da AİHM’ye başvurdu. AİHM, 27 Ocak 2015’te, devletin etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediğine hükmederek AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usulden ihlal edildiğine karar verdi ve Hükümeti Sayğı ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
- Konum
Enlem: 36.9751199
Boylam: 38.424287
- Konum
- Şehir
- Şanlıurfa
- İlçe
- Suruç
- Kaybedilme Tarihi
- 3 Haz 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 25
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Araştırma yazısı/kitabı
- Gazete veya internet haberi
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Bilinmiyor
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Hukuki Süreç Özeti
27 Ocak 2015 tarihli AİHM kararındaki bilgilere göre, uzun yıllar korktukları için yasal yollara başvuramayan Sayğı ailesinden anne Sayğı, 4 Mayıs 2005 tarihinde Suruç Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. 3 Haziran 1994 tarihinde oğlu Mustafa Sayğı’nın motosikletiyle evine doğru giderken, Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınlarında bir kamu binasında geçici olarak konuşlanmış askerler tarafından durdurularak gözaltına alındığını, durumdan kendilerinin olaya şahit olan köylüleri aracılığıyla haberdar olduklarını bildirdi. Anne Sayğı bu tarihten sonra oğlundan bir daha haber alamadıklarını ve yetkili makamlara yaptıkları şikâyetlerinin sonuçsuz kaldığını beyan ederek oğlunun bulunması için gereğinin yapılmasını talep etti. Bunun üzerine aynı tarihte savcılık tarafından anne Sayğı’nın ifadesine başvuruldu. Anne Sayğı dilekçesindeki hususlara ek olarak diğer oğlunun abisi Mustafa Sayğı hakkında bilgi almak için Şêxis (Yoğurtçu) köyü yakınındaki geçici birliğe gittiğinde abisinin Suruç İl Merkez Jandarma Komutanlığına transfer edildiği cevabını aldığını beyan etti. Daha sonra Suruç Jandarma Komutanlığına gittiğinde ise kendisine, abisinin sorgusunun sürmekte olduğu ve muhtemelen üç gün daha süreceği söylendi. Ancak Mustafa Sayğı serbest bırakılmadı.
Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı konu hakkında Mustafa Sayğı’nın kardeşi tarafından bilgilendirilmesi üzerine Suruç İl Jandarma Komutanlığından bilgi istedi. Jandarma Komutanlığı Mustafa Sayğı’nın hiçbir zaman gözaltına alınmamış olduğunu bildirdi.
Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili başlattığı soruşturma kapsamında anne Sayğı’nın tanık olarak bildirdiği iki köylünün ifadesine başvurdu. Ayrıca Mustafa Sayğı’nın zorla kaybedildiği tarihlerde geçici askeri birlikte görev yapmış 14 askerin kimliğini tespit ederek şüpheli sıfatıyla ifadelerini aldı. Aynı zamanda aile üyelerinin de savcılıkça ifadeleri alındı.
Tanık olarak ifadelerine başvurulan köylüler, 3 Haziran 1994 tarihinde köylerine giderken Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınında konuşlanmış olan geçici askeri birlikten askerlerce durdurulduklarını, askerlerin kimlik kontrolü yaptıklarını, Mustafa Sayğı’nın da aynı şekilde askerler tarafından durdurulduğunu ve kimlik kontrolünden sonra gözaltına alındığını beyan etti. Bu olayı gören köylüler daha sonra Mustafa Sayğı’nın ailesini durum hakkında haberdar etmişti.
Savcılıkça şüpheli olarak sorgulanan güvenlik görevlileri ise, söz konusu tarihte Şêxis (Yoğurtçu) köyünün yakınında bulunan geçici birliği doğruladı; ancak Mustafa Sayğı’nın gözaltına alınmış olduğunu kabul etmedi.
1 Mayıs 2005 tarihinde Suruç İl Jandarma Komutanlığı, savcılığa, ellerinde Mustafa Sayğı’nın PKK ile bağlantısı olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığını bildirdi. Öte yandan Suruç Emniyet Müdürlüğü, Mustafa Sayğı’nın PKK için çalıştığını gösteren delillerin bulunduğunu söylüyordu.
13 Temmuz 2006 tarihinde soruşturmasını sonlandıran Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı, Mustafa Sayğı’nın Suruç Jandarma Komutanlığı tarafından hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığı sonucuna vardı. Savcılık, söz konusu tarihte geçici askeri birlikte görevli olan güvenlik güçlerinin inkârlarına, tanıklık yapan iki köylünün tutarlı ifadeleri karşısında itibar etmedi. Fakat, haksız gözaltı suçu için öngörülen zamanaşımı tarihi dolduğu gerekçesiyle güvenlik güçleri hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararına vardı. Savcılık, Mustafa Sayğı’nın gözaltında tutulduğu sırada öldürülmüş olabileceğine dair somut deliller bulunmadığını beyan etti.
Karara, Siverek Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz edildi ve olayın meydana geldiği dönemde Mustafa Sayğı gibi gözaltına alınmış olan kişilerin korktukları için şikâyetçi olamadıklarını, Mustafa Sayğı’nın PKK ile ilişkisi olduğu düşünüldüğü için yüksek ihtimalle işkenceye tabi tutulmuş olduğunu, işkence suçu için zamanaşımına başvuramayacağı iddia edildi. Ancak 29 Kasım 2006 tarihinde itiraz reddedildi.
11 Aralık 2009’da Suruç'un Xeramsar (Bilgin) köyüne bağlı Akdoğan mezrasında, defineciler tarafından bir höyükte yapılan kazıda çürümüş bir motorsiklet ve kemik parçalarına ulaşıldı. İlçe halkı tarafından motorsikletiyle birlikte kaybolduğu bilinen Mustafa Sayğı'nın ailesine haber verildi. Belediye görevlileri eşliğinde yapılan kazının ardından ulaşılan motor ve kemik parçaları savcılığa teslim edildi ve analiz için Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Olayla ilgili inceleme başlatıldı. Jandarma Kriminal Dairesinin vermiş olduğu analiz raporunda, motorun marka, model ve imal yılının tespit olunamadığı, renginin belirlenemediği ve gönderilen metal parçalar arasında "Tahranın" bulunmadığı ileri sürüldü. Ancak raporda bulunan motor parçalarının Sayğı ailesinin iddia ettiği gibi bir Rus motor markasına ait olduğunun tespit edildiği de yer aldı. Adli Tıp Kurumu ise, kemiklerin insana ait olmadığını iddia etti. Ayrıca savcının yürüttüğü soruşturma kapsamında Suruç Jandarma Komutanlığına yazılan, Sayğı'nın gözaltına alınıp alınmadığına ilişkin yazıya ise, "Yoğurtçu köyünde hiçbir zaman karakol ya da jandarma noktası bulunmamıştır," cevabı verildi. Savcılık, Jandarma Kriminal Dairesinin, İstanbul Adli Tıp Kurumunun ve Emniyet Kriminal Daire Başkanlığının yaptığı inceleme sonuçlarının değerlendirildiğini belirterek, 7 Nisan 2010 tarihinde, bulunan kemiklerin hayvana ait olduğu tespiti, motorun sepetinin kazıdan çıkmaması, Mustafa Sayğı’nın askerlerce gözaltına alındığına ve olayın geçtiği iddia edilen tarihte Şêxis (Yoğurtçu) köyünde geçici askeri üs kurulduğuna dair delil olmaması gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Sayğı ailesi, avukatları aracılığıyla, kararı veren savcının, daha önce 2006 yılında soruşturma yürüten eski savcının karakolun varlığını tespit ederek karakolda görev yapan askerlerin ifadelerini almasını ve Mustafa Sayğı’nın gözaltına alındığına ilişkin kararını görmezden geldiği ve soruşturmayı eksik yürüttüğü gerekçeleriyle karara Siverek Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz etti. Mahkeme, ailenin iddialarına ve taleplerine hiçbir yanıt vermeden 7 Haziran 2010’da itirazı reddetti. Sayğı ailesi iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine 17 Aralık 2010’da AİHM’ye başvurdu. AİHM, 27 Ocak 2015’te, devletin etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediğine hükmederek AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usulden ihlal edildiğine karar verdi ve hükümeti Sayğı ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.