Süleyman Durgut
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 14 Tem 1994
- Meslek
- Esnaf
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 2
- Olay Özeti
İdil Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikayet dilekçesine göre; Süleyman Durgut, Şırnak’a bağlı Kırık (Deştelela) köyünde dünyaya geldi. Medrese eğitimi gördü, imamlık yaptı. 1988 yılında Cizre’ye taşındı ve burada esnaflık ve melelik (imamlık) yapmaya devam etti. Bazen başka illere gidip geçici işlerde çalıştığı da oluyordu. Biri resmi biri imam nikahlı iki eşi vardı. Çalıştığı dükkan ve evine polisler ve askerler tarafından sık sık baskınlar yapılıyor, gözaltına alınıyor ve takip ediliyordu. Dükkanı her seferinde arama gerekçesiyle dağıtılıyor, kapılar, pencereler ve içerde bulunan eşyalar kırılıyordu. Bir gözaltı sonrası eşine kendisine ağır işkenceler yapıldıktan sonra ağzının bantlanarak bir torbaya konulduğunu ve terminale bırakıldığını, çevredekilerden kimsenin torbaya yaklaşmaya cesaret edemediğini, hava kararınca birilerin gelip torbanın ağzını açtığını ve ancak bu şekilde eve dönebildiğini anlattı. İşkencede araba tekerine konulduğunu, kendisine pislik yedirildiğini, suyun altında bekletildiğini, başına tabanca dayandığını, çırılçıplak soyulduğunu, elektrik verildiğini söyledi. Eşine sürekli onu öldürecekleri yönünde tehditler aldığını da belirtti.
1994 yılının Nisan ayı başında, o dönem Cizre’de R. H. olarak bilinen ve Jitem için çalıştığına inanılan kişi, Süleyman Durgut ve kardeşinin dükkânına geldi. Süleyman Durgut'un kardeşine dönerek “Ya ihbarcımız olursunuz ya da sizin evinizi başınıza yıkacağım” dedi ve dükkândan çıktı. O anda dükkânda olan A.Y. de bu olaya tanık oldu.
23 Nisan günü, Süleyman Durgut ve kardeşi işten eve dönerken R. H. ve C. diye bilinen kişiler evlerinin yakınında Durgut kardeşleri durdurdu. Ramazan Hoca'nın elinde tüfek vardı. İki kardeşi ara sokağa doğru sürüklediler. Süleyman Durgut'u tekmeleyerek, kafasına tüfeği dayayıp araca bindirdiler. Süleyman Durgut gece boyunca eve gelmedi, sabah darp edilmiş halde eve döndü, üzerinde sadece yırtık bir atlet vardı.
1994 yılının haziran ayında bu kez ismi Bedran olarak bilinen ve Jitem ekibinde yer alan itirafçı dükkâna geldi ve Süleyman Durgut'a “İmam Süleyman sen misin?” diye sordu, o da evet deyince onlarla emniyete kadar gelmesini söyledi. Dükkâna gelenler arasında resmi üniformalı özel timler de vardı. Yaklaşık yirmi gün gözaltında tutulan Süleyman Durgut savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Çok ağır işkencelere maruz kalmış, ağzındaki dişler sökülmüş, bir gözünde büyük hasar meydana gelmişti. Özellikle C. isimli kişinin kendisine çok işkence yaptığını söyledi, çok kilo vermişti ve yemek yiyemiyordu; doktor bir ay boyunca sıvıyla beslenmesi gerektiğini söyledi. Ailesine sürekli kendisini sağ bırakmayacaklarını söylüyordu; o yüzden daha sonra işkence izlerini belgelemek için ailesinden fotoğrafını çekmelerini istedi ancak fotoğraf makinesi bulunamadığı için çekilemedi. Yakınlarının Cizre’yi terk etmesi yönündeki tavsiyelerine kendisini bulamazlarsa kardeşlerine aynı şeyleri yapacaklarını düşündüğü için uymadı. Gözünden ameliyat olmak için İstanbul’a gitti, daha sonra yeniden Cizre’ye döndü.
14 Temmuz 1994 tarihinde sabaha doğru 06.00- 06.30 civarında Durgutların ev kapısı sert bir şekilde çalındı. Süleyman Durgut’un kardeşi “Kimsiniz” diyerek kapıya seslendi, gelenler polis olduklarını söyleyince de kapıyı açtı. Daha önce de Süleyman Durgut’u tehdit eden R.H. ve C. olarak tanınan kişiler eve girdiler ve damda uyuyan Süleyman Durgut’u kolundan tutup dışarı götürdüler. Ailesine “Bizimle biraz işi var, sonra geri gelecek” denilerek alındı. Süleyman Durgut’un arkasından dışarı çıkan ailesi onun beyaz Toros marka bir araca bindirildiğini gördü. Ailesinin onunla gitmesine için verilmedi. Akşam eve dönmeyince ailesi onun gözaltında olduğunu düşünerek henüz kullandığı ilaçlarını da alarak onu sormaya emniyete gitti. Ancak emniyet yetkilileri onlara kimseyi almadıklarını söyledi. Aile bunun üzerine savcılığa başvuruda bulundu. Savcı onlara “Bizim haberimiz yok. Onları R. H.’ye, C.’ye, Hakim’e ve Jandarma Komutanına sorun” dedi. Kardeşi ve annesi bunun üzerine Cizre Jandarma Komutanı ile görüşmek üzere karakola gitti. Komutanın odasına gittiklerinde onu Süleyman Durgut’u alan R.H., C., ve B. olarak bilinen kişilerle birlikte aynı masada otururken gördü. Onları odaya götüren polis Süleyman Durgut’un annesini göstererek “Bu kadın oğlunun evinden alındığını, ondan haber alamadıklarını söylüyor” dedi. Masada oturanlar önce birbirlerine bakarak güldü sonra da “Bizim ondan haberimiz yok” dedi. Annesi ve kardeşi bunun üzerine bir sonuç alamayacaklarını anlayarak tekrar evlerine döndü.
Ertesi gün aileye, İdil’e bağlı Herbak köyünde cansız bir beden bulunduğu haberi geldi. Onlara haber veren köylüyle birlikte yakınları söz konusu köye gitti. Beden köylüler tarafından defnedilmişti. Köy imamı defnettikleri kişinin gömleğini onlara gösterince, bu kişinin Süleyman Durgut olduğunu anladılar. Köylülerden A.A.’nın ifadesine göre 14 Temmuz 1994 tarihinde sabaha karşı Mizgeftok yoluna beyaz Renault marka bir araba girdi. Bir süre sonra arabanın gittiği taraftan silah sesleri gelmeye başladı. Araba bir süre sonra hızlı bir şekilde Mizgeftok’ten Cizre’ye doğru giderken görüldü. Yaklaşık iki saat sonra da köylüler Mizgeftok yolunun 50 metre kenarında Süleyman Durgut’un bedeni bulundu. Köylüler durumdan jandarmayı da haberdar etmişti. Aynı tarihli ölüm muayene ve otopsi tutanağına göre, Mizgeftok yolunun 50 metre kenarında bulunan Süleyman Durgut 10 yerinden vurulmuştu, etrafında 30 adet boş kovan ve yolun diğer tarafında bir çift giyilmemiş çorap vardı. Üzerinde isminin yazılı olduğu bir hasta sevk kağıdı bulunmasına rağmen İdil Cumhuriyet Başsavcılığı teşhis için gerekli soruşturmayı yapmadan defin ruhsatı çıkarmış, aynı gün Süleyman Durgut bulunduğu köyde defnedilmişti.
Aile Süleyman’ın 1994 yılında Cizre-İdil yolunda öldürülmesine ilişkin ilk yıllar aldıkları tehditler ve gördükleri baskılardan dolayı hukuki bir işlem yapamadı. Olayı dillendiren kardeşi gözaltına alındı, ölümle tehdit edildi. Olaydan beş yıl sonra ise aile dava açtı. R.H., C., H., B. olarak bilinen kişilerden ve Jandarma Komutanından davacı oldu.
- Konum
Enlem: 37.33234600000001
Boylam: 42.185474000000006
- Konum
- Şehir
- Şırnak
- İlçe
- Cizre
- Kaybedilme Tarihi
- 14 Tem 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- Yaş:39
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni köylüler tarafından bulunarak defnedildi
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Savcılık işlemleri ve kararları
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- Hukuki Süreç Özeti
14 Temmuz 1994 tarihinde sabaha karşı Süleyman Durgut evinden polislerce alındı. Aynı gün sabah saatlerinde Jandarma’ya İdil ilçesi Sırtköyü mezrasına 1 km uzaklıkta ölü bir erkek bedeni bulunduğuna dair ihbar telefonu geldi ve ilerleyen saatlerde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ölüm muayene ve otopsi tutanağı hazırladı, klasik otopsi yapılmasına lüzum görülmedi.
14 Temmuz 1994 tarihinde tanık A.A’nın ifadesi alındı. A.A’nın ifadesine göre, 14 Temmuz 1994 tarihinde sabaha karşı Mizgeftok yoluna beyaz binek Renault marka bir araba girdi. Bir süre sonra arabanın gittiği taraftan silah sesleri gelmeye başladı. Araba bir süre sonra hızlı bir şekilde Mizgeftok’ten Cizre’ye doğru giderken görüldü. Yaklaşık iki saat sonra da köylüler Mizgeftok yolunun 50 metre kenarında ölü bir erkek buldular.
14 Temmuz 1994 tarihinde Süleyman Durgut’un kardeşi, sabaha karşı evden sivil polislerce alınan ağabeyini sormak için emniyete gitti. Ancak emniyette ona Süleyman Durgut isimli kimsenin gözaltına alınmamış olduğu söylendi.
14 Temmuz 1994 tarihinde Süleyman Durgut’un üzerinde isminin yazılı olduğu bir hasta sevk kağıdı bulunmasına rağmen İdil Cumhuriyet Başsavcılığı teşhis için gerekli soruşturmayı yapmadan defin ruhsatı çıkardı ve aynı gün Süleyman Durgut bulunduğu köye defnedildi. Aynı gün köye giden Süleyman Durgut’un yakınları cenazeyi teşhis etti.
15 Temmuz1994 tarihinde, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan plakasız Renault Toros-binek tipi otomobilin olay günü sabah 05.00 – 07.00 saatleri arasında Cizre yönünden İdil yönüne ve daha sonra İdil yönünden Cizre yönüne gidip gitmediğini ve otomobilin kime ait olduğunu tespit etmesi için araştırma yapılmasını ve sonucunun bildirilmesini istedi.
19 Temmuz 1994 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nden olay yerinde bulunan boş kovanların diğer faili meçhul olaylarında elde edilen boş kovanlarla aralarında bir irtibatın bulunup bulunmadığını tespit etmesini istedi.
2 Ağustos1994 tarihinde, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Süleyman Durgut’un ortağının ifadesi alındı. İfadesinde, dayısı Süleyman Durgut’u kimin ve nasıl öldürdüğünü bilmediğini, bir ay kadar önce Süleyman Durgut’un Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı’nda gözetim altında olduğunu, gözetimden çıktıktan bir ay kadar sonra öldüğünü, zaten uzun zamandır rahatsız olduğunu söyledi.
4 Ağustos 1994 tarihinde, Cizre Emniyet Müdürlüğü, Cizre girişinde belirtilen saatlerde arama noktası bulunmadığını, bu nedenle Beyaz Renault araba ile ilgili bilgi veremeyeceğini bildirdi. Olayda kullanıldığı açık olan beyaz Renault araba ile ilgili başka bir araştırma yapılmadı.
19 Aralık 1994 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcısı yapılan tüm araştırmalara rağmen suçun faillerinin bulunamadığı gerekçesiyle 14 Temmuz 2014 tarihine kadar geçerli olacak şekilde daimi arama kararı verdi. Bu süre içinde İdil Jandarma Komutanlığı üç ayda bir bilgi vermeyi çoğunlukla aksatarak her seferinde Süleyman Durgut’un ölü olarak bulunması olayı ile ilgili olarak yapılan araştırma ve soruşturmalar neticesinde adı geçen şahsın kimler tarafından ve ne maksatla öldürüldüğünün tespit edilemediğine ancak araştırma ve soruşturmaların devam ettiğine ilişkin tutanak gönderdi.
14 Eylül 1998 tarihli (İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebinden dört yıl geçtikten sonra ve karşılaştırma için sadece dört faili meçhul olayın incelendiği anlaşılan) Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Ekspertiz Raporuna göre, olay yerinde bulunan boş kovanların diğer faili meçhul olaylarında elde edilen boş kovanlarla aralarında bir irtibatın bulunmadığı tespit edildi.
Bu sürede Süleyman Durgut’un kardeşinin ve eşinin ifadelerine kendileri şikâyette bulunana kadar başvurulmadı.
27 Mart 2009 tarihinde Süleyman Durgut’un kardeşi ve eşi, Süleyman Durgut’un kaybedilmesi ve ardından öldürülmesi olayıyla ilgili olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe verdi. Şikayet dilekçesinde, 14 Temmuz 1994 tarihinde kardeşini R. H. ve C. adlı kişilerin evden aldığını ve bir gün sonra İdil ilçesi Harbak Köyü yakınlarında cenazesinin bulunduğunu, kardeşini öldüren kişilerin B., R.H. ve C. olduğunu düşündüğünü ve bu kişilerden şikayetçi olduğunu ifade etti.
23 Kasım 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Süleyman Durgut’un kardeşini ifade vermek üzere savcılığa çağırdı. Ancak, Durgut o dönem Irak’ta olduğu için ifadesi alınamadı.
14 Mayıs 2012 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/430 numaralı soruşturma dosyasında Süleyman Durgut’un eşinin ifadesi alındı. Durgut’un eşi ifadesinde özetle, olay tarihinde Cizre İlçesinde Cabbar ve R. H. diye tanınan polislerle PKK itirafçısı olarak bildikleri B. isimli şahsın sabah saatlerinde beyaz renkli Toros marka bir araçla evlerine geldiklerini ve eşini alıp götürdüklerini, ertesi gün İdil ilçesinde eşinin cenazesinin bulunduğunu, olayın faillerinin de C., R.H. ve B. isimli şahıslar olduğunu, bu nedenle bu şahıslardan şikayetçi olduklarını belirtti.
18 Mayıs 2012 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009/430 numaralı soruşturma dosyası ile yürütülen soruşturmada, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da aynı olay ile ilgili olarak soruşturma yürüttüğünü öğrenmesi üzerine dosyayı tefrik etti ve yetkisizlik kararı verdi. Dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
24 Mayıs 2012 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012/461 ve 1994/121 numaralı soruşturma dosyalarını birleştirme kararı verdi. Soruşturmaya 1994/121 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verdi.
Bunun üzerine 30 Mayıs 2012 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü’ne ve Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne müzekkere yazarak, adı geçen şahısların tespit edilerek bildirilmesini istedi.
6 Ağustos 2012 tarihinde Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü’nün ve 3 Ağustos 2012 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün cevaben yazdıkları yazılarda, C. ve R. H. isimli personellerin emniyet bünyesinde görev yapmadığını, ancak B. isimli kişinin gerçek isminin tespit edildiğini, yapılan arşiv araştırmasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17 Mart 2009 tarih ve 2009/906 soruşturma numaralı dosyası üzerinden faili meçhul cinayetler nedeniyle terör örgütü üyesi olmak ve adam öldürmek suçlarından hakkında yakalama emrinin bulunduğunu belirtti.
10 Ağustos 2012 tarihinde İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009/906 soruşturma numaralı dosya üzerinden söz konusu olayın faili meçhul cinayetlerle ilgili olması nedeniyle silahlı terör örgütü kapsamında işlendiğine ve terör suçlarına bakmak görev ve yetkisinin TMK m.10 maddesi gereğince yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarında olması nedeniyle, soruşturma dosyasının fezleke ile Diyarbakır TMK 10. Madde ile yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmesine karar verdi.
4 Ekim 2013 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m.10 ile yetkili) R. H. ve C. olarak bilinen şahıslar hakkında zamanaşımı tarihine kadar geçerli olacak şekilde daimi arama kararı çıkardı.
15 Mart 2014 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK m.10 ile yetkili) soruşturma devam ettiği sırada 6526 Sayılı Kanun uyarınca 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen geçici 14. madde ile TMK m.10 ile yetkilendirilmiş Cumhuriyet Savcılıklarının görev ve yetkileri kaldırıldığından yetkisizlik kararı verdi ve 2012/2783 soruşturma numaralı dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
17 Ekim 2014 tarihinde, İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelinin üzerine atılı eylemlerin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı TCK’nın 125 ve 67/2,3,4 maddeleri kapsamında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma ve Kasten Öldürme suçlarına temas ettiğine, ancak bu suçların aynı kanunun 102/1. maddesine göre 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğuna, zamanaşımını kesen usuli bir işlemin olmadığına ve zamanaşımı süresinin 14 Temmuz 2014 tarihinde dolduğu anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
14 Kasım 2014 tarihinde Durgut ailesi avukatı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edildi. İtiraz dilekçesinde zamanaşımıyla ilgili Diyarbakır (TMK ile yetkili) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26 Şubat 2014 tarihli kararında Van TMK ile yetkili Başsavcılığı’nın 1997/1256 numaralı soruşturma dosyasında “kovuşturmaya yer olmadığına” dair kararın kaldırılmasına karar verdiğini hatırlattı.
İlgili kararda “suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77. Maddesinin son fıkrası gereğince insanlığa karşı suçlarda zamanaşımının işlemeyeceği” vurgusu yapılmıştır.