Süleyman Tekin
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Çoban
- Olay Özeti
AİHM’nin 26 Şubat 2013 tarihli kararında yer alan bilgilere göre, 24 Ağustos 1996’da Hakkâri’ye bağlı Otluca köyü yakınlarında PKK ile Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanlığına bağlı askerler arasında çatışma çıktı. 26 Ağustos’ta Tugay Komutanlığı tarafından Otluca civarına düzenlenen operasyon sırasında Otluca’da hayvanlarını otlatmakta olan beş çoban Ahmet Bozkır, Halit Ertuş, Lokman Kaya, Selahattin Aşkan ve Süleyman Tekin’den bir daha haber alınamadı.
Çobanların aileleri, 6 Eylül’de Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu, yakınlarının gözaltına alındığını bildirdi. Aileler, bir gün önce de tugay komutanlığına başvurduklarını ancak onların yakınlarını bulamadığını söylediğini savcılığa iletti. Tugay komutanı, Hakkâri Valiliğine yazdığı açıklamada, beş çobanın gözaltına alınmadığını, kendi görüşlerine göre hepsinin örgüte katılmış olabileceğini ifade etti. 16 ve 30 Eylül’de de polis ve jandarma, çobanları gözaltına almadıklarını savcılığa bildirdi. Tugay komutanlığından bir albay, 11 Ekim’de savcılığa verdiği cevapta da “çobanların örgüte katılmış olabileceklerini” yineledi. Albay, aynı operasyonda F.A., A.Y., A.A. ve F.A.Ş. isimli çobanların örgüte yardım ettikleri gerekçesiyle gözaltına alındıklarını da ekledi.
Savcılık, gözaltına alınan diğer çobanlarla konuştu, onlar da ifadelerinde, “gözaltındayken Bozkır, Aşkan, Tekin, Kaya ve Ertuş’u görmediklerini” söyledi. Halit Ertuş’un oğlu, o dönemde Hakkari’de görev yapan ve daha sonra Meclis Susurluk Araştırma Komisyonuna verdiği ifadesinde operasyondan bahsederek gözaltına alınan kişilerin çoban olduğunun bilinmesine rağmen öldürüldüklerini telsiz konuşmalarından anladığını belirten tanığın savcılıkça dinlenmesi talebinde bulundu. Tanık, 8 Aralık 1997’de savcılığa verdiği ifadede de, bir astsubayın kendisine beş çobanı öldürdüklerini söylediğini açıkladı ancak söz konusu astsubay, 26 Ocak 1998’de verdiği ifadede bunu kabul etmedi.
Halit Ertuş’un diğer oğlu da savcılığa yaptığı başka bir başvuruda, babasının ve diğer çobanların kilimlerini ve diğer kişisel eşyalarını operasyon yapılan alanda bulduğunu söyledi. Ertuş bulduklarını savcılığa da iletti. Ahmet Bozkır’ın otlattığı koyunların sahibi, savcılığa 13 Ağustos 1999’da verdiği ifadede, beş çobanın Hakkâri Tugay Komutanlığında gözaltında olduğunu gördüğünü söyledi. Lokman Kaya’nın annesi de 22 Eylül 1999’da savcılığa yaptığı başvuruda, Tugay Komutanı yüzbaşı Yusuf’un kendilerine, beş çobanı rehberlik etmeleri için yanlarında götürdüklerini söylediğini aktardı. Ancak askeri yetkililer, “Yüzbaşı Yusuf”un bulunmasını isteyen savcıya gönderdikleri yanıtta, “bu isimde bir yüzbaşı olmadığını” söylediler.
Soruşturmada bir ilerleme sağlanamayınca, kayıp çobanların aileleri 16 Mayıs 2004’te avukatları aracılığıyla AİHM’ye başvurdu. AİHM, 26 Şubat 2013 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul yönünden ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti devletini tazminat ödemeye mahkûm etti.
- Konum
Enlem: 37.577427
Boylam: 43.736782
- Konum
- Şehir
- Hakkari
- Kaybedilme Tarihi
- 26 Ağu 1996
- Yıl
- 1996
- Mağdurun Yaşı
- HAH/act/377
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- 2. Madde: Yaşam hakkı
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 26 Şubat 2013 tarihli kararında yer alan bilgilere göre, 24 Ağustos 1996’da Hakkari’ye bağlı Otluca köyü yakınlarında PKK ile Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığına bağlı askerler arasında çatışma çıktı. 26 Ağustos’ta Tugay Komutanlığı tarafından Otluca civarına düzenlenen operasyon sırasında Otluca’da hayvanlarını otlatmakta olan beş çoban Ahmet Bozkır, Halit Ertuş, Lokman Kaya, Selahattin Aşkan ve Süleyman Tekin’den bir daha haber alınamadı.
Çobanların aileleri, 6 Eylül’de Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu, yakınlarının gözaltına alındığını bildirdi. Aileler, bir gün önce de Tugay Komutanlığına başvurduklarını ancak onların yakınlarını bulamadığını söylediğini savcılığa iletti. Tugay komutanı, Hakkari Valiliğine yazdığı açıklamada, beş çobanın gözaltına alınmadığını, kendi görüşlerine göre hepsinin örgüte katılmış olabileceğini ifade etti. 16 ve 30 Eylül’de de polis ve jandarma, çobanları gözaltına almadıklarını savcılığa bildirdi. Tugay Komutanlığından bir albay, 11 Ekim’de savcılığa verdiği cevapta da “Çobanların örgüte katılmış olabileceklerini,” yineledi. Albay, aynı operasyonda F.A., A.Y., A.A. ve F.A.Ş. isimli çobanların örgüte yardım ettikleri gerekçesiyle gözaltına alındıklarını da ekledi.
Savcılık, gözaltına alınan diğer çobanlarla konuştu, onlar da ifadelerinde, “Gözaltındayken Bozkır, Aşkan, Tekin, Kaya ve Ertuş’u görmediklerini,” söyledi. Halit Ertuş’un oğlu, o dönemde Hakkari’de görev yapan ve daha sonra Meclis Susurluk Araştırma Komisyonuna verdiği ifadesinde operasyondan bahsederek gözaltına alınan kişilerin çoban olduğunun bilinmesine rağmen öldürüldüklerini telsiz konuşmalarından anladığını belirten tanığın savcılıkça dinlenmesi talebinde bulundu. Tanık, 8 Aralık 1997’de savcılığa verdiği ifadede de, bir astsubayın kendisine beş çobanı öldürdüklerini söylediğini açıkladı ancak söz konusu astsubay, 26 Ocak 1998’de verdiği ifadede bunu kabul etmedi.
Halit Ertuş’un diğer oğlu da savcılığa yaptığı başka bir başvuruda, babasının ve diğer çobanların kilimlerini ve diğer kişisel eşyalarını operasyon yapılan alanda bulduğunu söyledi. Ertuş bulduklarını savcılığa da iletti. Ahmet Bozkır’ın otlattığı koyunların sahibi, savcılığa 13 Ağustos 1999’da verdiği ifadede, beş çobanın Hakkari Tugay Komutanlığında gözaltında olduğunu gördüğünü söyledi. Lokman Kaya’nın annesi de 22 Eylül 1999’da savcılığa yaptığı başvuruda, Tugay Komutanı Yüzbaşı Yusuf’un kendilerine, beş çobanı rehberlik etmeleri için yanlarında götürdüklerini söylediğini aktardı. Ancak askeri yetkililer, “Yüzbaşı Yusuf”un bulunmasını isteyen savcıya gönderdikleri yanıtta, “Bu isimde bir yüzbaşı olmadığını,” söylediler.
Soruşturmada bir ilerleme sağlanamayınca, kayıp çobanların aileleri 16 Mayıs 2004’te avukatları aracılığıyla AİHM’ye başvurdu. AİHM, 26 Şubat 2013 tarihinde AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul yönünden ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini tazminat ödemeye mahkum etti.
28 Ağustos 2013 tarihinde Van Cumhuriyet Başsavcılığına, 6217 sayılı kanun gereği AİHM kararlarında ihlale hükmedilmesi durumunda, ihlale neden olan hakim ve savcının da terfi konusunda değerlendirilmesi kanaatine varıldığından, Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/688 hazırlık numaralı dosyasındaki dava dilekçesi, duruşma zabıtları, gerekçeli karar ile Yargıtay kararlarının fiziki birer suretinin talep edildiği yazı, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından gönderildi.
31 Ekim 2014 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Merkez İlçe Jandarma Komutanlığına gönderilen yazıda, ilgili olaya dair kaybedilen kişiler hakkında zamanaşımı nedeniyle daimi arama kararı çıkartıldığı ve bulunamadıkları takdirde her altı ayda bir yapılan araştırma sonucunun bildirilmesi gerektiği söylendi.
Temmuz 2023 yılında yapılan güncellemede Halil Ertuş’un zorla kaybedilmesine ilişkin olayın Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığında 2014/3170 numaralı dosyada soruşturulduğu görüldü.
2014/3170 numaralı dosyada Ahmet Bozkır, Halit Ertuş, Lokman Kaya, Selahattin Aşkan ve Süleyman Tekin maktül olarak kayıtlıdır. Suç, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak, suç tarihi ve yeri 24 Ağustos 1996 Hakkari merkezi olup, zamanaşımı tarihi 24 Ağustos 2016’dır. Dosya takipsizlikle kapatılmıştır. (Karar No: 2017/131, Karar Tarihi: 01.02.2017) Kararın verilme gerekçesi şu şekildedir: “...Hayvanları ile bir kısım malzemelerinin bulunduğu, bugüne kadar suç şüphelisi veya şüphelilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilemediği… Yapılan soruşturma sonucunda devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçlarının zamanaşımı süresinin suç tarihi olan 24 Ağustos 1996 tarihinde yürürlükte ve 5237 sayılı TCK’nın 66/1-a maddesine göre lehe olan 765 sayılı TCK’nın 102/2 maddesine göre 20 yıl olduğundan, suç tarihi üzerinden 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve zamanaşımını kesen veya durduran bir durumun da olmadığı anlaşılmakla.. kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara herhangi bir itiraz olup olmadığı savcılık katibine sorulduğunda, kararın şüphelilere 6 Şubat 2018 tarihinde tebliğe çıktığı ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair karara herhangi bir itirazın olmadığı cevabı alındı. Temmuz 2023 itibariyle bilgiler günceldir.