Seyithan Yolur
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bilinmiyor
- Meslek
- Çiftçi
- Olay Özeti
AİHM’nin 17 Mayıs 2004 tarihli gerekçeli kararındaki ifadelere göre, 18 Mayıs 1994’te Lice’ye bağlı Türeli köyü Dahlezeri (Çağlarbaşı) mezrasına operasyon düzenlendi. İkram İpek o sırada babası ile birlikte koyunlarını köye geri getiriyordu. Yaklaşık 100 kişilik askeri grubun Bolu Tugayından olduğu bilgisi vardı ve askerler araçlarını köyün girişinde bırakarak mezraya yürüyerek girmişlerdi.
Askerler, erkekleri kadınlarla çocuklardan ayırarak kimlikleri topladı. Daha sonra mezradaki evleri ateşe veren askerler dönerken isimleriyle çağırmadan, rastgele “Sen, sen ve sen,” diyerek köylülerden İkram İpek ile Servet İpek kardeşleri, Seyithan Yolur ile üç erkek kardeşini seçerek ekipmanlarını taşıtmak üzere yanlarına aldı. Ertesi gün, Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur kardeşler serbest bırakıldı. İkram İpek, kardeşi Servet İpek ve Seyithan Yolur’dan ise bir daha haber alınamadı.
Ailelerin tüm girişimlerine ve köylülerin tanıklığına rağmen gözaltına alındıkları inkâr edildi. İpek ve Yolur aileleri; Genelkurmaya, OHAL Bölge Valiliğine, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına, Lice Savcılığına ve Lice Jandarma Komutanlığına başvurdu. Lice Cumhuriyet Başsavcılığı, başlattığı soruşturmada görevsizlik kararı vererek dosyayı Lice İlçe İdare Kuruluna gönderdi. Diyarbakır Jandarma Komutanlığından soruşturma için atanan yarbay, bahsi geçen tarihte Lice ve Tepe Jandarma Komutanlıklarınca Türeli köyüne bir operasyon düzenlenmediğini; gözaltı kayıtlarında da İkram ve Servet İpek’in yer almadığını belirten bir rapor hazırladı. Lice İlçe İdare Kurulu 16 Mayıs 1996’da askeri bir soruşturmaya yer olmadığına karar verdi. Karar, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi tarafından 18 Ekim 1996’da onandı.
İç hukuk yolları tükenince, İpek ailesi AİHM’ye başvurdu. AİHM, oybirliği ile İkram ve Servet İpek kardeşlerin gözaltında kaybedildiği ve diğer köylülerle birlikte İpek ailesinin evlerinin yakıldığına karar verdi. AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul ve esas yönünden, işkence yasağını düzenleyen 3. Maddesinin başvuran yönünden, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. Maddesinin, etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ve 1 numaralı Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Türkiye’yi İpek ailesine maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm eden mahkeme gerekçeli kararının birçok yerinde söz konusu operasyonun Bolu Komando Dağ Taburu tarafından gerçekleştirildiği iddiasını vurguladı.
- Konum
Enlem: 38.4249512
Boylam: 40.6704089
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- İlçe
- Lice
- Kaybedilme Tarihi
- 18 May 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- HAH/act/381
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturma sürüyor
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 3: Başvuran açısından işkence yasağının ihlali
- Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 17 Mayıs 2004 tarihli gerekçeli kararındaki ifadelere göre, 18 Mayıs 1994’te Lice’ye bağlı Türeli köyü Dahlezeri (Çağlarbaşı) mezrasına düzenlenen operasyon sırasında İkram ile Servet İpek kardeşler ve Seyithan Yolur ile üç kardeşi askerler tarafından gözaltına alındı. Ertesi gün, Yolur kardeşlerden üçü serbest bırakıldı. İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Uyur’dan ise bir daha haber alınamadı.
Baba İpek, askerlere oğullarının nerede olduğunu sorduğunda kendisine Lice’de oldukları söylense de, Servet ve İkram İpek kardeşlere ulaşma çabaları sonuçsuz kaldı. Olay tarihinden 15 gün sonra, baba İpek Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına başvurdu. Bunun yanında Lice Savcılığı ve Lice Jandarma Komutanlığına da başvurdu ancak oğulları hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadı. 15 Kasım 1994 tarihli bir yazıda, Ankara Genelkurmay Başkanlığında görevli kıdemli bir yüzbaşı baba Yolur’a oğlunun tutuklanmadığını bildirdi.
24 Mayıs 1995’te Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından 20 Nisan 1995 tarihinde kendisine gönderilen yazının bir suretini Lice Cumhuriyet Başsavcılığına göndererek, başvuranın evinin yakılması ve oğullarının güvenlik güçleri tarafından götürülmesine ilişkin iddiaların araştırılmasını istedi. Lice Jandarma Komutanlığı tarafından 20 Haziran 1995’te verilen cevap, bahsedilen kişilere dair herhangi bir gözaltı kaydı olmadığı ve o tarihte Türeli köyünde bir operasyon yapılmadığı yönünde oldu. Bundan bir gün sonra Lice Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanununa (güvenlik güçlerinin yargılanması için izin gerektiğine dair kanun) dayanarak görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Lice İlçe Kaymakamlığına gönderdi. Bunun üzerine Diyarbakır Jandarma Komutanlığı, iddiaları araştırmak üzere bir jandarma yarbay görevlendirdi.
Görevli yarbay 1 Nisan 1996 tarihinde Lice Kaymakamlığına gönderdiği raporda söz konusu tarihte Türeli köyünde operasyon düzenlendiğine ya da Servet-İkram İpek kardeşlerin gözaltına alındığına dair bir veriye ulaşılamadığını, Lice Jandarma Komutanlığının elindeki tutanaklara göre o gün güvenlik güçlerinin Türeli köyüne hiç gitmediğini bildirdi.
16 Mayıs 1996 tarihinde Lice İlçe İdare Kurulu, yarbayın raporuna dayanarak güvenlik mensuplarının yargılanmamasına ilişkin kararı onadı ve bu karara iç hukuk uyarınca re’sen itiraz edildi. Ancak 18 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddetti ve İdare Kurulunun yargılamama kararını onadı. Tüm iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine baba İpek, 1999 yılında AİHM’ye başvurdu. Ayrıca 21 Ocak 2000’de, baba Yolur’un da imzaladığı bir dilekçe yazarak Genelkurmay Başkanlığına bir telgraf gönderdi; ancak yine herhangi bir operasyon düzenlenmediği cevabını aldı.
AİHM 17 Şubat 2004 tarihli gerekçeli kararında oybirliği ile İkram ve Servet İpek kardeşlerin gözaltında kaybedildiğine ve diğer köylülerle birlikte İpek ailesinin evlerinin yakıldığına hükmetti. AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul ve esas yönünden, işkence yasağını düzenleyen 3. Maddesinin başvuran yönünden, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. Maddesinin; etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ve 1 numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Türkiye’yi İpek ailesine maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm eden mahkeme gerekçeli kararının birçok yerinde söz konusu operasyonun Bolu Komando Dağ Taburu tarafından gerçekleştirildiği iddiasını vurguladı.
YAKAY-DER, Servet İpek ve İkram İpek’in akıbeti hakkında bilgi almak üzere 23 Mayıs 2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Baba İpek 26 Eylül 2003 tarihinde Bağlar Polis Merkezi Amirliğinde verdiği ifadeyle tekrar talebini yineledi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 11 Aralık 2003 tarihinde yetkisizlik kararı vererek evrakın Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiğini belirtti.
Lice Cumhuriyet Başsavcısı, Lice Jandarma Komutanlığından 9 Ocak 2004 tarihinde tahkikat evraklarını; 7 Nisan 2004 tarihinde ise Lice İlçe Jandarma Komutanlığından ve Lice İlçe Emniyet Amirliğinden olayın meydana gelip gelmediği konusunda tespit yapılmasını istedi. Lice Emniyet Amirliği 20 Nisan 2004 tarihinde İkram İpek ve Servet İpek’e ilişkin böyle bir olay ve şahıs kaydının bulunmadığı cevabını verdi. İlçe Jandarma Komutanlığından yanıt gelmemesi üzerine 25 Mayıs 2004 tarihinde tekrar bir talepte bulunuldu. Bunun üzerine İlçe Jandarma Komutanı kayıtlarda bilgi ve belge bulunmadığını belirtti. Aynı şekilde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından da bir yanıt gelmemesi üzerine 14 Haziran 2004 tarihinde ikinci bir talepte bulunuldu. 22 Haziran 2004 tarihinde Bağlar Polis Merkezinde tekrar ifade veren baba İpek, oğullarından hala haber alamadığını ve ilgili yerlere yaptığı müracaatlardan hiçbir sonuç alamadığını belirtti.
Zorla kaybetmenin meydana geldiği 18 Nisan 1994 tarihinde Türeli köyü muhtarı olan M.S. 23 Eylül 2004 tarihinde verdiği ifadesinde: “Ben şahısların askerler tarafından yakalanarak götürüldüklerini görmedim, köy arasında konuşulurken duydum,” dedi. Savcı tarafından İlçe Jandarma Komutanlığından 6 Ekim 2004, 9 Kasım 2004 ve bu iki talebe cevap verilmemesi üzerine 20 Aralık 2004 tarihinde köy muhtarının savcılıkta hazır edilmesi istendi. Bunun üzerine savcılıkta 31 Aralık 2004 tarihinde tekrar ifade veren tanık M.S. bu kez Servet ve İkram İpek’in askerlerce kaçırıldığının tüm köy halkınca bilindiğini, kendisinin gözaltına alınmasından ötürü bu şahısların akıbeti hakkında bilgi sahibi olmadığını ve bu şahısların PKK ile herhangi bir bağlantıları olmadığını bildiğini söyledi.
5 Eylül 2005 tarihinde askeri savcılık tarafından da 18 Nisan 1994 tarihinde Lice’de operasyon yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa emri kimin verdiği ve Servet ve İkram İpek’in gözaltına alınıp alınmadığı üzerine araştırma yapılması için Lice İlçe Emniyet Müdürlüğüne, Lice İlçe Jandarma Komutanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 16. Zırhlı Tugay Komutanlığı’na ve K.K.K. 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına talepte bulunuldu. İlgili yerler bu şahısların kendi birimlerince gözaltına alınmadığı ve onlara ait herhangi bir kayıt bulunmadığı yönünde cevaplar verdi. Ayrıca Lice İlçe Nüfus Müdürlüğü de Servet ve İkram İpek’in “Sağ” olduğunu belirten 22 Ocak 2008 tarihinde onaylanmış nüfus kayıt örneklerini askeri savcıya iletti. Bu süreçte soruşturmayla ilgili ilerleme kaydedilemedi. 23 Ocak 2012 tarihinde askeri savcı; İlçe Jandarma Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Jandarma Bölge Komutanlığı ve 7. Kolordu Komutanlığına Servet ve İkram İpek ile Seyithan Yolur’un akıbeti hakkında en kısa sürede bilgi verilmesi amacıyla talepte bulundu. Soruşturma kapsamında Savcı tarafından 15 Şubat 2012’de ifadesi alınan Seyithan Yolur’un kardeşi İ.Y., olayın gerçekleştiği tarihte Ankara’da bulunduğunu ve olayı daha sonra babasından ve büyüklerinden öğrendiğini; evlerin askerlerce ateşe verildiğini; dört erkek kardeşinin İkram ve Servet İpek ile birlikte askerler tarafından götürülmüş olduğunu belirtti. E.Y. ve M.Y. de bu yönde ifade verdi. Yine aynı tarihte savcıya ifade veren M.Z., İ.Y.’nin belirttiği olaylara ek olarak rütbesi olmayan bir askere nereden geldiklerini sorduğunu ve askerin Bolu’dan geldiklerini söylediğini ifade etti. M.Y. de aynı tarihte verdiği ifadesinde gözaltına alındıkları sırada yükleri araca taşıdıktan sonra marka ve plakasını bilmediği bir araçla kendisiyle birlikte diğer beş kişinin tugaya götürüldüğünü ve kendilerinden başka yaklaşık 100 kişinin de yüzüstü yere yatırıldıklarını, nezarethanede bir gece kalıp serbest bırakıldıktan sonra serbest bırakılmayan Servet ve İkram İpek ile kardeşi Seyithan Yolur’un akıbetinden haberdar olmadığını belirtti. 18 Mayıs 1994 tarihinde askerlerce götürülenlerden biri olan A.Y. de bu yönde ifade verdi. 29 Şubat 2012 tarihinde savcıya ifade veren M.S. son verdiği ifadeye ek olarak 17 Mayıs 1994 tarihinde bölgede çatışma olduğunu ekledi. Bir önceki ifadesindeki askerlerin evleri ateşe verdiği ve kendisini gözaltına alarak Lice’ye götürdükleri ve kayıp şahısların akıbetini bilmediği yönünde verdiği ifadeyi tekrarladı.
15 Mayıs 2012 tarihinde ifade veren tanık Ş.Y. ise olay tarihinde Lice İlçe Jandarma Komutanlığında görev yaptığını, Bolu Dağ Komando Komutanlığı birliklerinin bazen bölgeye geldiklerini, ancak o mezrada operasyon yapıp yapmadıklarını bilmediğini; buna ek olarak Servet ve İkram İpek ile Seyithan Yolur adlı şahısları tanımadığını ve onları kendisinin gözaltına almadığını, gözaltına alınan şahısların deftere kaydedildiğini belirtti.
Soruşturmayı yürüten askeri savcılık tarafından 27 Kasım 2013 tarihinde görevsizlik kararı verildi. Gerekçe ise “Soruşturma esnasında tanıklar tarafından kayıpların üniformalı kişilerce götürüldüğü belirtilmiş olmasına rağmen, söz konusu şahısların askerlerce gözaltına alınıp öldürüldüğüne dair delil elde edilmemiş olmasından dolayı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun askeri personel tarafından işlenmediği ve soruşturma yapma yetki ve görevinin askeri savcılığın görev alanına girmediği ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerektiği,” idi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da 17 Temmuz 2014 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyanın Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi.
Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25 Ağustos 2014 tarihinde faillerin belirlenmesi amacıyla 765 sayılı TCK’nin 102. maddesinin 1. fıkrası gereğince 30 yıllık zamanaşımı süresinin sonu olan 18 Nisan 2024 tarihine kadar daimi arama kararı alınmasına ve bu tarihe kadar her üç ayda bir Lice İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenli rapor verilmesine karar verildi.
Lice Cumhuriyet Başsavcılığının 25 Ağustos 2014 tarihli ve 2014/942 sayılı yazısı üzerine 1 Aralık 2014 tarihinde düzenlenen araştırma tutanağında da verilen yanıt daha farklı değildi ve konu ile ilgili herhangi bir bilginin elde edilmediğini belirtiyordu. En son 2 Mart 2015 tarihindeki araştırma tutanağında faillerin kimlik tespitinin yapılamadığı, mağdurların nerede olduklarına dair bilgi elde edilemediği ama araştırmaya devam edileceği belirtildi.
Mayıs 2023 yılında İpek kardeşler ve Seyithan Yolur’un dosyalarına ilişkin incelemede isimlerinin Lice Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/942 soruşturma numaralı dosyasında kayıtlı olduğu görüldü. Dosyada en son 30 Eylül 2015 tarihinde, 12 Ocak 2017 tarihinde, 12 Temmuz 2017 tarihinde, 4 Haziran 2018 tarihinde ve 13 Kasım 2018 tarihlerinde ayrı ayrı Lice Kaymakamlığı Tepe Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından; “...Olayın fail ve failleri ile ilgili olarak herhangi bir bilgi, iz, emare ve delil elde edilemediği, olay ile ilgili olarak araştırma ve soruşturmalara devam edildiği, herhangi bir bilgi ve delilin elde edilmesi durumunda ayrıca bilgi verileceğine dair işbu araştırma tutanağı tanzim edilerek doğruluğu müştereken imza altına alındı,” şeklinde daimi arama kararına icaben oluşturulan araştırma tutanağı düzenlenmiş olup ilgili yazı ile dosyaya gönderilmiştir.
23 Mart 2020 tarihli Lice Kaymakamlığı İlçe Jandarma Komutanlığınca 2020/1043 muhabere sayılı talep yazısında Lice Cumhuriyet Başsavcılığından 2014/942 soruşturma numaralı dosya ile ilgili “BM Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu’nun 10-14 Şubat 2020 tarihinde 120. oturumunda gizlilik derecesi içermeyen; güncel adres, gözaltı tutukluluk yeri, ölüm tutanağı, mahkemelerce alınan gaiplik kararı gibi bilgi ve belgeler istenmiştir. Savcılığınızda varsa bilgi ve belge; yoksa bu yazının ilgili kuruluşa cevap verilmek üzere Lice İlçe Jandarma Komutanlığı’na UYAPtan gönderilmesi,” şeklinde bilgi ve belge talep edilmiştir. Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu yazıya cevap olarak; Lice Cumhuriyet Başsavcılığı zamanaşımı bürosunun yazdığı 26 Mayıs 2022 tarihli 2014/942 sayılı soruşturma dosyası ile “UYAP sorguda 25 Ağustos 2014 tarihinde daimi arama kararı verildiği,” bilgisi gönderilmiştir. Mayıs 2023 itibariyle bilgiler günceldir.