Davut Altınkaynak
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bekar
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 2 May 2016
- Meslek
- Çoban
- Olay Özeti
AİHM’nin 2 Kasım 2004 tarihli kararında, Midyat Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 2014/82 numaralı iddianamede ve çeşitli basın organlarında yayınlanan haberlerde yer alan bilgilere göre; 29 Ekim 1995 günü iki öğretmenin ve Amara köyünün baş korucusunun oğlunun PKK tarafından kaçırılması üzerine Dargeçit genelinde gözaltı operasyonları başladı. Aynı gün sabaha doğru 03.00 sularında Doğan ailesinin evini panzerlerle aralarında asker, özel harekat timleri, korucu ve sivil giyimli insanların olduğu 60-70 kişilik bir ekip bastı ve 14 yaşındaki Seyhan Doğan'ı apar topar kelepçeleyerek gözaltına aldı. Kardeşinin gözaltına alınmasını engellemeye çalışan ablası kafasına yıllarca tedavi olmasını gerektirecek şiddette dipçik darbesi aldı. Aynı gece ve takip eden birkaç gün içinde Seyhan Doğan'ın eniştesi Abdurrahman Coşkun (21), dayısının oğlu Mehmet Emin Aslan (19), Abdurrahman Olcay (20), Nedim Akyön (16), Hikmet Kaya (24) ve Süleyman Seyhan (57) da evlerinden gözaltına alındı. O gece Davut Altunkaynak'ı (13) da almak için evlerini basan askerler kendisi evde olmadığı için annesini gözaltına aldı. Annesine Davut Altunkaynak'un yerini söyletmek için tecavüz tehdidinde bulunan askerler en sonunda sadece sorgulayıp bırakacaklarını söyleyerek anneyi ikna etti ve dayısında kalan Davut Altunkaynak'ı da gözaltına alarak annesinin gözleri önünde Filistin askısında işkenceye aldılar. Birkaç gün içinde gözaltına alınan ikisi lise öğrencisi, üçü çocuk sekiz kişiden bir daha haber alınamadı. İçlerinden sadece askerlerce salıverildiği ve dağa gittiği iddia edilen Süleyman Seyhan'ın cenazesi 6 Mart 1996'da Dargeçit Komutanlığında görevli Uzman Çavuş Bilal Batırır'ın yerini ailesine söylemesi ile bir kuyudan elleri arkasından bağlı, kafası koparılmış ve yanmış halde bulundu. Bu olaydan sonra Bilal Batırır da zorla kaybedildi. Bilal Batırır’ın eşi, kocasının şahit olduğu insanlık dışı olaylara dayanamadığı için vicdan azabı çektiğini, kendisini en son tabura girerken gördüğünü söylese de Uzman Çavuş Bilal Batırır'ın PKK tarafından kaçırıldığı iddia edildi. O dönemde Radikal gazetesine yansıyan olaylar üzerine ilçeye gelen ulusal televizyon kanallarının hiçbiri haber yapmadı; 1996'da Bilal Batırır'ın eşinin yaptığı savcılık başvurusunda açılan soruşturmada hiçbir ilerleme kaydedilmedi.
İlk gözaltıların başladığı 29 Ekim gününün ertesinde gelen haber üzerine Seyhan Doğan'ın kimliğini babası tabura götürdü. Seyhan Doğan gözaltında olduğu için ertesi sabah çobanlığa 11 yaşındaki küçük kardeşi Hazni Doğan gitti. Köyün çıkışındaki taburun karşısındaki yolu kesen ve bütün çobanları toplayan askerler, Hazni Doğan’a adını sorduktan sonra koşarak yanına geldiler, 25-30 çobanın gözleri önünde Hazni Doğan’ı dövmeye başladılar ve sonra da zorla panzere soktular. Panzerde abisi Seyhan Doğan da vardı. Askerler ikisini de döverek Dargeçit Jandarma Taburuna götürdü ve gözlerini bağladı. İşkence ve çığlık sesleriyle geçen bir süreden sonra Hazni Doğan’ın gözlerini açtılar; çırılçıplak soyduktan sonra Filistin askısına almak üzere başka bir hücreye götürdüler. Hazni Doğan burada abisi Seyhan Doğan'ın ve Abdurrahman Olcay'ın da Filistin askısına alındığına şahit oldu; kendisini göremese de Abdurrahman Coşkun'un çığlıklarını duydu. Bir süre sonra askıdan indirilen iki kardeş bir gün boyunca tuvalette tutularak çeşitli dayak, işkence ve tacizlere maruz bırakıldı. Yan tuvalette tutulan Süleyman Seyhan'a neden bıyık bıraktığı, oğlunu neden okula göndermediği gibi sorular sorulduğunu ve ağır bir şekilde dövüldüğünü duydular. Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Hazni Doğan’a okula gidip gitmediği ve İslam'ın kaç şartı olduğu gibi sorular sorduktan sonra birkaç tokat attı ve yanlarından ayrıldı. Başka bir hücreye alınan kardeşlerin yeniden gözleri bağlandı. Hazni Doğan bir süre sonra dışarı çıkartıldı ve bir alay askerin havaya ve yere ateş ederek korkutmaya çalıştığı bir ortamda sorguya çekildi, sonra da sabaha karşı 04.00 sularında nizamiyenin kapısına bırakıldı. Dört gün işkence gördükten sonra yürüyerek eve giden Hazni Doğan, annesini bahçede beklerken buldu. Yaşadıklarını anlatınca annesi hemen Seyhan Doğan'ı almak üzere jandarma komutanlığının yolunu tuttu ama Seyhan Doğan'ı serbest bıraktıkları, dağa gitmiş olabileceği cevabını aldı. Anne Doğan, Hazni Doğan'ın daha yeni bırakıldığını ve eve geldiğini, Seyhan Doğan'ın halen içeride olduğunu bildiğini söylediyse de farklı bir cevap alamadı. Bunun üzerine Dargeçit Cumhuriyet Savcılığına dilekçe veren anne Doğan'a önce Seyhan Doğan'ın jandarma taburunda olduğu, daha sonra Mardin'e sevk edildiği, sonra da savcılığa başka bir bilgi verilmediği söylendi. Dargeçit Cumhuriyet Savcılığından yanıt alamayan anne Doğan Midyat Cumhuriyet Savcılığına da dilekçe verdi ve Dargeçit'e dönüşünde gözaltına alınarak iki gün tutuldu. Anne Doğan gözaltından çıkar çıkmaz önce Mardin, oradan da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarına dilekçe verdi. Diyarbakır'da Özgür Gündem gazetesine ve Med TV'ye yaşadıklarını anlatarak oğlunu aradığını, devletten davacı olduğunu söyledi. Röportajların hemen ardından anne Doğan da zorla kaybedilmek istendi. Ailesi 20 günden fazla bir süre kendisinden haber alamadı. Kendisi de gözaltında olan dönemin DYP'li Mardin Belediye Başkanı Abdülkadir Tutaşı, anne Doğan'ın salıverilmesinde rol aldı. 20 günden fazla bir süre boyunca gözaltında olduğu inkar edilen anne Doğan, Mardin Alay Komutanlığının altında soğukta bekletilmişti. Gördüğü işkencelerin boyutlarını hiçbir zaman anlatmasa da gözaltından çıktıktan sonra başlayan hastalığı çok ağır işkencelere maruz kaldığının kanıtıydı. Doğan ailesi anne Doğan'ın da kaybedilmeye çalışılmasından sonra İstanbul'a taşındı ve anne Doğan Cumartesi İnsanları’na katıldı. Geçirdiği ameliyatın ardından 90 gün hastanede yoğun bakımda kaldıktan sonra 31 Ekim 2000'de yaşamını yitirdi. Bu tarihten sonra baba Ramazan Doğan Cumartesi İnsanları eylemlerine katılmaya başladı. O da korucu olmayı reddettiği için 1993'te komalık olana kadar işkence görmüş, gördüğü ağır işkenceler sonucu ellerini kullanamaz hale gelmişti. Ağustos 2010'da da baba Doğan geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ailenin Dargeçit, Mardin ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarına verdiği şikayet dilekçelerine istinaden 2009 yılına kadar herhangi bir soruşturma yürütülmedi. Sadece 1996'da işkence görmüş ve yakılmış bedeni bir kuyuda bulunan Süleyman Seyhan'ın ailesinin AİHM'ye taşıdığı başvuru kabul edilerek, yaşam hakkının usul yönünden ihlal edilmesi ve soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmemesi gerekçesiyle Türkiye aleyhine sonuçlandı.
Doğan ailesinin ulaştığı emekli bir korucu, adı gizli kalmak koşuluyla, o dönemde askerlerin beş-altı bedeni boşaltılmış ve güvenlik nedeniyle sivil girişe izin verilmeyen Tiruva (Bağözü) köyünde kepçeyle açtıkları büyük bir çukura gömdüklerine şahit olduğunu anlattı. Bunun üzerine ailelerin yeniden başvurularıyla soruşturma genişletildi ve sekiz kişinin dönemin Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire ile Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren’in emriyle öldürüldükleri ve Bağözü köyü yakınlarına gömüldüklerinin belirtildiği bir fezleke hazırlanarak dosya Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Zorla kaybedilen kardeşi Seyhan Doğan ve diğer yedi kişiyle aynı zamanda gözaltına alınarak dört gün boyunca işkence gören Hazni Doğan Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdi. 2009 yılında başlatılan soruşturma 2012'de kazılarla devam etti. Savcılık gözetiminde ve adli tıp uzmanları, avukatlar ve İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesi üyelerinin katılımıyla yapılan ilk kazıdan bir sonuç alınamayınca aileler ikna olmayarak kendileri kuyuları açtı ve yanmış odunlar, insan kemikleri ve sağlam kalmış yeşil çizgili bir kazağa ulaştı. Savcılığa teslim edilen kemikler üzerine ilki 17 Şubat 2012'de olmak üzere savcılık gözetiminde dört gün süreyle yapılan kazılarda 11 kafatası ve çok sayıda insan kemiğine ulaşıldı. Bulunan kemiklerden bazılarının Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu tespit edildi ve cenazesi ailesine teslim edildi. Temmuz 2013'te diğer kemiklerden bir kısmının ise Seyhan Doğan’a ait olduğu yönünde bilirkişi raporu düzenlendi. Doğan ailesi avukatları aracılığıyla kemiklerin kendilerine teslimini talep etti. Seyhan Doğan'ın kemikleri, 18 yıl aradan sonra, 18 Eylül 2013'te anne ve babasının yanına gömüldü. Bulunan kemiklerden bazılarının ise Abdurrahman Coşkun’a ait olduğu 4 Ocak 2014'te adli tıp raporu ile kesinleşti. Coşkun’un kemikleri 14 Mart 2014’te ailesine teslim edilerek defnedildi. Haziran 2013’te Kızıltepe İlçesi Tilzerin (Aysun) köyünde foseptik çukurunda yapılan kazılarda erişilen kemiklerin ise Abdurrahman Olcay’a ait olduğu kesinleşti. Olcay’ın kemikleri, 23 Kasım 2014’te ailesine teslim edilerek Batman’da defnedildi. Daha sonra yapılan kazılarda bulunan kemiklerin Nedim Akyön ve Davut Altınkaynak'a ait olduğu ise 2 Mayıs 2016 tarihinde kesinleşti.
25 Aralık 2014’te, Dargeçit Cumhuriyet Savcılığı tarafından dönemin komutan ile rütbeli askerleri olan beş kişi hakkında yürütülen 2014/564 sayılı soruşturma sonucunda dava açıldı ancak soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla adları geçen çoğu korucu 16 kişi için ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ilk iddianamede, dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutan Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin hakkında taammüden öldürme suçundan müebbet hapis cezası istendi. Hikmet Kaya, müdahil avukatların itirazlarına rağmen davaya dahil edilmedi.
- Konum
Enlem: 37.54618390000001
Boylam: 41.720381
- Konum
- Şehir
- Mardin
- İlçe
- Dargeçit
- Kaybedilme Tarihi
- 3 Kas 1995
- Yıl
- 1995
- Mağdurun Yaşı
- 13
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Dargeçit JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 2 Kasım 2004 tarihli kararında ve Midyat Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 2014/82 numaralı iddianamede yer alan bilgilere göre; Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı, toplu halde kaybedilen sivil vatandaşlar hakkındaki soruşturmaları 1995/2 hazırlık numarasıyla tek dosya içerisinde topladı. Savcılık 17 Kasım 2011 tarihinde, suçun, şüpheliler Mehmet Tire (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı), Kerim Şahin (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı Uzman Çavuş), Naif Çelik (Korucu), Hurşit İmren (1995-1996 Dargeçit Tabur Komutanı), M.D. (1995-1996 Mardin İstihbarat Şube Müdürü), Mahmut Yılmaz (1995-1996 Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı Merkez Bölük Komutanı) tarafından kurulan “Silahlı suç örgütünce” işlendiğine kanaat getirerek fezleke hazırladı. 2011/46 numaralı fezleke, savcılıkça görevsizlik kararı verilerek CMK 250. Maddesinde belirtilen suçlara bakmakla yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
Hazırlanan fezlekeye kadar soruşturmanın seyri şu şekilde gelişti: Hikmet Kaya’nın, 9 Ocak 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, oğlunun 4 Kasım 1995 günü evinden alınarak jandarma taburuna götürüldüğü, hayatından endişe ettiği ve bulunmasını istediğini beyan etti. Abdurrahman Coşkun’un annesi, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, oğlunun 3 Kasım 1995 tarihinde asker kıyafetli beş-altı kişi tarafından ifade için evinden alınarak karakola götürüldüğünü ve kendisinden bir daha haber alamadığını beyan etti. Mehmet Emin Aslan’ın annesi, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçesinde, oğlunun 2 Kasım 1995 tarihinde asker kıyafetli beş kişi tarafından ifadesi alınmak üzere evden alınarak karakola götürüldüğünü ve kendisinden bir daha haber alınamadığını ifade etti. 2 Nisan 2004 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinde ise eve gelen askerler arasında Jandarma Bölük Komutanı Mehmet Tire, Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz ve Astsubay F. olduğunu ekledi. Nedim Akyön’ün annesi, 8 Kasım 1995 günü Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek oğlunun 2 Kasım 1995 tarihinde asker giyimli şahıslar tarafından evden zorla alındığını ve kendisinden bir daha haber alınamadığını beyan etti. Seyhan Doğan’ın annesi, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek oğlunun 2 Kasım 1995 günü asker kıyafetli 9-10 kişi tarafından evinden alındıktan sonra kendisinden haber alamadığını beyan etti. Daha sonraki müracaatlarında ise, kardeşi Hazni Doğan ile birlikte gözaltına alındığını, orada işkence gördüklerini, kayıp oğlunun, bilgileri dışında nüfusa 21 Kasım 1992 tarihinde ölmüş olarak kaydedildiğini öğrendiğini, ancak bu bilginin gerçek dışı olduğunu ifade etti. Seyhan Doğan’ın kardeşi Hazni Doğan, aynı doğrultuda ifade verdi. Ayrıca, anne Doğan’ın 2 Ocak 1996 tarihinde Mardin İl Jandarma Komutanlığında Merkez Jandarma Karakol Komutanınca şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı. Abdurrahman Olcay’ın eşi, Dargeçit’te öldürülen dört öğretmen olayı üzerine eşinin gözaltına alındığına dair ifade verdi. Davut Altunkaynak’ın annesi ve babaannesi, 8 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu. 12 Şubat 1996 tarihinde ise babası, oğlunun 1 Kasım 1995 günü Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı askerleri tarafından gözaltına alındığını belirterek şikayetçi oldu. 29 Mayıs 2009 tarihinde İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi tarafından, başka kayıp şahıslarla birlikte Davut Altunkaynak ve Seyhan Doğan ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ( CMK 250. Maddesinden Belirtilen Suçlara Bakmaklar Yetkili) kaybedilenlerin JİTEM tarafından kaybedildiği ve dosyalarının Ergenekon Davası dosyası ile birleştirilmesi yönünde başvuruda bulunuldu. Savcılık, mağdurlar Davut Altunkaynak ve Seyhan Doğan’ın dosyalarını ayırarak Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Diğer mağdurlar için de zaman zaman başkaca savcılıklara başvurular yapıldı ve dosyalar yine görev yeri itibari ile Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi; savcılıkça sekiz kayıp ile ilgili tüm soruşturmalar birleştirildi. Soruşturma sürecinde, kayıp yakınlarının ve olayla ilgili bilgisi ya da görgüsü olan kimselerin tanık sıfatı ile beyanlarına başvuruldu. Olay tarihinde ilçe jandarma komutanlığında görevli jandarma komutanı ve yardımcıları, merkez karakol komutanı ve yardımcıları, ilçe jandarma ve tabur komutanlığında görevli korucuların bir kısmının ifadeleri alındı. Müştekiler beyanlarında kayıp şahısların jandarma görevlileri ve korucular tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamadığını ifade ederken, jandarma görevlileri ise kayıp şahısların örgüte katılarak dağa çıktıklarını iddia etti. Yürütülen soruşturmalarda, ilçe jandarma komutanlığının nezarethane kayıt defterinden Jandarma Astsubay Başçavuş M.Y. tarafından imza altına alınmış iki sayfalık nüshaya ulaşıldığı, bu belgeden kayıplar Abdurrahman Olcay ve Abdurrahman Coşkun’un 8 Kasım 1995 tarihinde gözaltına alındıkları ve 9 Kasım 1995 tarihinde sorgulanmak üzere Mardin İl Jandarma Komutanlığına götürüldükleri görüldü. Ancak savcılık incelemek üzere defterin aslının ibrazını talep ettiğinde "Defterlerin bulunmadığı ve üzerinden 10 yılı aşkın süre geçmiş olduğu için imha edilmiş olabileceği," cevabı verildi. MİT’e, Jandarma ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına yazılan yazılara verilen cevapta, kaybolan şahıslardan Abdurrahman Coşkun ve Abdurrahman Olcay’ın Mardin Dargeçit’te 30 Ekim 1995 tarihinde bedenleri bulunan ikisi öğretmen, üç şahıs hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındıkları, 6 Kasım 1995’te sorgulandıkları, 14 Kasım 1995 tarihinde mahkemeye sevk edildikleri ve mahkemece serbest bırakıldıkları, daha sonra örgüte katılarak dağa çıkmış olabilecekleri bilgisi verildi.
Dosyanın görevsizlik kararıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) gönderilmesinin ardından, savcılıkça 22 Temmuz 2013 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığınca Bağözü köyünde kazılar yapıldı ve kazılarda insan kemiklerine ulaşıldı. Bulunan kemiklerden bazılarının Mehmet Emin Aslan’a ait olduğu tespit edildi ve cenazesi ailesine teslim edildi. Diğer kemiklerden bir kısmının ise Seyhan Doğan’a ait olduğu yönünde bilirkişi raporu düzenlendi. Doğan ailesi avukatları aracılığıyla kemiklerin kendilerine teslimini talep etti. Seyhan Doğan'ın kemikleri, 18 yıl aradan sonra, 18 Eylül 2013'te anne ve babasının yanına gömüldü. Bulunan kemiklerden bazılarının ise Abdurrahman Coşkun’a ait olduğu 4 Ocak 2014'te adli tıp raporu ile kesinleşti. Coşkun’un kemikleri 14 Mart 2014’te ailesine teslim edilerek defnedildi. Haziran 2013’te Kızıltepe İlçesi Tilzerin (Aysun) köyünde foseptik çukurunda yapılan kazılarda erişilen kemiklerin ise Abdurrahman Olcay’a ait olduğu kesinleşti. Olcay’ın kemikleri, 23 Kasım 2014’te ailesine teslim edilerek Batman’da defnedildi.
Sekiz kayıptan yalnızca 1996'da işkence görmüş ve yakılmış bedeni bir kuyuda bulunan Süleyman Seyhan'ın ailesi AİHM'ye başvurdu. AİHM, 2 Kasım 2004’te, AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usulden ve etkili soruşturma hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Seyhan ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
25 Aralık 2014’te, Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dönemin komutan ile rütbeli askerleri olan beş kişi hakkında yürütülen 2014/564 sayılı soruşturma sonucunda dava açıldı ancak soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla adları geçen çoğu korucu 16 kişi için ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ilk iddianamede, dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutan Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin hakkında taammüden öldürme suçundan müebbet hapis cezası istendi. Hikmet Kaya, müdahil avukatların itirazlarına rağmen davaya dahil edilmedi.
Soruşturma dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan ancak iddianameye sanık sıfatıyla dahil edilmeyen köy korucuları Mahmut Ayaz, Naif Çelik, Ramazan Savcı, Kemal Kaya, Mehmet Acar, Faik Acar, Hüseyin Altunışık, Mehmet Emin Çelik, Sadık Çelik, Fethullah Çelik ile dönemin ilçe belediye başkanının özel korumaları olan Bahattin Ergel ile Osman Demir ise, müdahil avukatların talebinin kısmen olumlu karşılanması üzerine hazırlanan ikinci bir iddianame ile davaya dahil edildi. Dava, Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde henüz ilk duruşması görülmeden güvenlik gerekçesiyle Mart 2015’te Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. 4 Temmuz 2022 tarihinde görülen 19. duruşmada Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi; Hurşit İmren, Mehmet Tire, Mahmut Yılmaz, Haydar Topçam, Kerim Şahin, Mahmut Ayaz, Naif Çelik, Kemal Kaya, Mehmet Acar, Faik Acar, Hüseyin Altunışık, Mehmet Emin Çelik, Sadık Çelik, Fethullah Çelik, Bahattin Ergel, Osman Demir, Faruk Çatak ve Ramazan Savcı isimli sanıkların 765 sayılı TCK’nın 450/4. Maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının, yapılan yargılaması sonucunda atılı suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e. Maddesi gereğince sanıkların atılı tüm suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verdi.