Hasan Kaya
Kişiler- Görsel
- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bekar
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 27 Şub 1993
- Meslek
- Doktor
- İnsan hakları savunucusu
- Olay Özeti
28 Mart 2000 tarihli AİHM kararında yer alan bilgilere göre; Hasan Kaya 1966 yılında Elazığ'ın Miyadin köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Elazığ'da, üniversite öğrenimini ise Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladı. İlk görev yeri Şırnak ili oldu. Daha sonra Elazığ'a tayin edildi. Poyraz Sağlık Ocağında (Elazığ) doktor olarak görev yaparken, 21 Şubat 1993 tarihinde Avukat Metin Can ile birlikte kaçırıldı. 1966 yılında Mazgirt'in (Tunceli) Kızılkale köyünde doğan Metin Can, ilk ve orta öğrenimini Elazığ'da tamamlamış; orta öğrenimini takiben Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesini (1988) bitirerek Kars'ta serbest avukatlığa başlamıştı. Ocak 1992'de İnsan Hakları Derneği (İHD) Elazığ Şubesi kurucuları arasında yer alan Metin Can aynı zamanda şube başkanlığı görevini de üstlenmişti.
Hasan Kaya da Metin Can da bir süredir ölümle tehdit ediliyor ve polis tarafından takip ediliyordu. 20 Şubat 1993’te Metin Can’ın yaşadığı apartmana gelen iki kişi, komşularına Metin Can’ın nerede olduğunu sordu. Akşam eşiyle birlikte eve dönen Can’a komşuları iki adamın kendisini aradığını haber verdi. Aynı akşam, Can’ı evindeki telefonundan arayan bir kişi, daha önce evine geldiklerini ama kendisini bulamadıklarını, en kısa zamanda görüşmek istediklerini söyledi. Ertesi gün, Metin Can ofisindeki telefonundan randevulaştığı bu kişilerle bir kahvede buluştu. Adamlar kasabanın dışında yaralı bir PKK üyesinin olduğunu söylediler. Metin Can ve Hasan Kaya yaralı adamı tedavi etmek üzere Elazığ’ın dışındaki Vertatil (Yazıkonak) köyüne doğru yola çıktı. Giderken Can eşine kısa sürede geri döneceklerini söyledi. O gece Metin Can ve Hasan Kaya geri dönmedi. 22 Şubat gece yarısı, Metin Can’ın eşi bir telefonla arandı. Telefondaki kişi Metin Can ve Hasan Kaya’nın öldürüldüğünü söyledi. Can’ın eşi, bir İHD Elazığ Şubesi üyesi ile birlikte emniyet müdürlüğüne ve savcılığa giderek eşi Metin Can’ın ve arkadaşı Hasan Kaya’nın kaybolduğunu bildirdi.
22 Şubat 1993’te Elazığ valisi tüm OHAL bölgesindeki valileri Metin Can ve Hasan Kaya’nın kaybolması ile ilgili bilgilendirdi ve arama başlatılmasını istedi. Aynı gün akşam saatlerinde Vartatil’deki ofisinin karşısında şüpheli bir şekilde duran bir araba polise bildirildi. Polisin araştırması sonucunda bu arabanın Hasan Kaya’nın kardeşine ait olduğu anlaşıldı. YAKAY-DER’in kayıtlarına göre arabanın bulunmasıyla, en başta yakın akrabaları ve dostları olmak üzere, halk tarafından SHP Elazığ il binasında açlık grevi eylemi başlatıldı. Ayrıca, bazı siyasi partiler, sendikalar, İHD gibi dernekler ile birçok demokratik sivil toplum kuruluşu da açlık grevi eylemlerine destek verdi. Bir taraftan bu eylemler devam ederken, diğer taraftan da dönemin içişleri bakanı ile görüşmek üzere, Metin Can’ın doktor eşi F.C. İHD tarafından oluşturulan bir heyet ile birlikte Ankara’ya gitti. Bakan heyet temsilcilerini kabul ederek heyette bulunan Can’ın eşine “Siz hiç endişe etmeyiniz, aldığımız duyuma göre eşiniz bir-iki gün içinde evine dönecektir,” sözleriyle güvence verdi. Bu sözler üzerine heyet Elazığ’a geri döndü.
23 Şubat günü, Metin Can’ın evini arayan bir kişi, Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölmediğini, Metin Can’ın serbest bırakılacağını söyledi. Ertesi gün, Elazığ’daki SHP parti binasının önünde eski bir çanta bulundu. Çantada iki çift ayakkabı vardı. Metin Can’ın abisi, ayakkabılardan birinin kardeşine ait olduğunu tanıdı. Fakat abinin ifadesine göre diğer ayakkabı Hasan Kaya’ya ait değildi. Aynı gün, Elazığ Sulh Ceza Mahkemesi, savcıdan Metin Can’ın evini arayan kişinin belirlenmesini istedi. Hasan Kaya’nın babası, Elazığ Valiliğine oğlunun bulunmasını talep eden bir dilekçe verdi.
27 Şubat 1993’te Tunceli’ye 12 km uzaklıktaki Dinar Köprüsü’nün altında bulunan iki cansız bedenin Hasan Kaya ve Metin Can’a ait olduğu anlaşıldı. Her ikisinin de ayakkabıları yoktu. Olayın yaşandığı tarihte Elazığ'dan Dersim yakınlarındaki Dinar Köprüsü’ne kadar en az beş kontrol noktası bulunmaktaydı. Aynı gün Tunceli Devlet Hastanesinde otopsi yapıldı ve Hasan Kaya ve Metin Can’ın elleri bağlanarak başlarından vurulduğu belirlendi. Hasan Kaya’nın vücudunda işkence izi olmamasına rağmen, Metin Can’ın bedeninin çeşitli yerlerinde yaralar bulunduğu ve dişlerinin bir kısmının yerinde olmadığı tespit edildi. Ertesi gün yapılan ikinci otopside, Hasan Kaya’nın kulak, bilek, tırnak ve ayak parmaklarında yaralar ve darbe izleri olduğu, bunların bir kısmının uzun süre kar ya da soğuk suda kalmaktan kaynaklanabileceği belirlendi.
8 Mart 1993’te Metin Can’ın eşi, Elazığ Savcılığına giderek kaybolmasından önce eşinin polis tarafından izlendiğini söylediğini belirtti. 11 Mart’ta Elazığ Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Tunceli’ye sevk etti. 18 Mart’ta Hasan Kaya’nın babası, cumhuriyet savcısına bir dilekçe vererek oğlunun Vartatil’de telsiz taşıyan sivil giyimli kişiler tarafından gözaltına alınırken görüldüğünü bildirdi. Baba Kaya, 19 Mart’ta da Pertek Cumhuriyet Savcısına dilekçe yazarak 15 Mart’ta Pertek’te gerçekleşen bir olayla ilgili duyumlarını aktardı. Kaya’nın ifadesine göre, Pertek’te bir birahanede geçen olayda, bir kişinin “Metin Can ve Hasan Kaya’yı biz öldürdük,” demesinin ardından birahanedekiler ona saldırdı. Bunun üzerine bu kişi kendisine saldıranlara silah doğrultarak telsiziyle konuşmaya başladı. Olay yerine gelen jandarmalar bu kişiyi alıp götürdüler.
31 Mart 1993’te Tunceli Cumhuriyet Savcısı Hasan Kaya ve Metin Can’ın bilinmeyen kişilerce öldürülmesiyle ilgili görevsizlik kararı verdi. İşlenen suçun OHAL koşulları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünerek dosyayı Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 13 Nisan 1993’te baba Kaya savcılığa bir dilekçe daha yazarak Can ve Kaya’nın polisler tarafından bir arabayla götürüldüğüne benzincide çalışan birinin tanık olduğunu, hatta bu kişinin Metin Can’la konuştuğunu ifade etti. Hozat polisinin 14 Nisan’da Hozat Savcısına verdiği rapora göre, Hasan Kaya ve Metin Can Tunceli Emniyet Müdürlüğünde tutulmamıştı. 29 Nisan’da Pertek Cumhuriyet Savcısı Pertek Emniyet Müdüründen birahane idarecilerinin sorgulanmasını ve Pertek Jandarma Bölge Komutanlığından birahanede olay çıkaran kişinin araştırılmasını istedi. 4 Mayıs’ta Pertek Emniyet Müdürü bu kişinin jandarma karakolunda tutulduğunu fakat şimdi nerede olduğunun bilinmediğini bildirdi. Aynı tarihte savcılığa verdikleri ifadelerde birahaneyi yöneten kişi ve garson, olayı baba Kaya’nın ifade ettiği şekliyle doğruladı. 5 Mayıs’ta Pertek Jandarma Komutanı olayın gerçekleştiği belirtilen tarihte jandarmadan yardım talebinde bulunulmadığını ifade etti. 22 Temmuz 1993’te Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 3 Eylül 1993’te Tunceli İHD başkanı ve bir avukat, Elazığ Cumhuriyet Savcısına 26 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde yayınlanmış bir haberin kopyasını gönderdi. Habere göre bir özel harekât polisi, Hasan Kaya ve Metin Can’ı A.D. ve M.Y.’nin öldürdüğünü belirtmişti. 14 Ekim’de Tunceli Cumhuriyet Savcısı polisten M.Y.’nin bulunmasını istedi. Polis 18 Ekim’de M.Y.’nin bulunamadığını bildirdi. 31 Ocak 1994’te Aydınlık gazetesi editörü, İstanbul Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünden M.Y.’nin sorumlu olduğunu ve bu bilgiyi Binbaşı C.E.’den aldığını ifade etti.
2 Şubat 1994’te Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Pertek polisi ve jandarmasının ifadelerinde çelişkiler olduğunu Pertek Cumhuriyet Savcısına bildirerek, bu çelişkilerin araştırılmasını istedi. Aynı zamanda Binbaşı C.E.’nin konuştuğu bir televizyon programının transkript ve kayıtlarını da talep etti. Hasan Kaya’nın babası 14 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede, Aydınlık gazetesinin, televizyon programının ve Soner Yalçın’ın kitabı “Binbaşı Cem Ersever’in İtirafları”nın Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünün planlayıcısı ve sorumlusu olarak M.Y.’yi gösterdiğini belirtti. Aynı gün Savcı, Elazığ polisinden bununla ilgili araştırma yapmasını istedi. Metin Can’ın babası, 21 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçede M.Y.’nin ev adresini iletti. Polis 25 Şubat ve 11 Nisan 1994 tarihlerinde M.Y.’nin evinde bulunamadığını ve yerinin tespit edilemediğini savcılığa bildirdi. 25 Mayıs 1994’te Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesine devretti. 13 Mart 1995’te Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Bingöl, Elazığ, Diyarbakır ve Tunceli Savcılıklarından M.Y. ve gazete haberlerindeki cinayetlerle ilgili adı geçen O.Ö., İ.A. ve M.M.’nin bulunmasını istedi. 17 Mart 1995’te Diyarbakır E-Tipi Cezaevi Müdürü; O.Ö., İ.A. ve M.M.’nin daha önce belli aralıklarla cezaevinde tutulduklarını belirtti. Cezaevi müdürünün verdiği bilgilere göre O.Ö. 18 Şubat 1993’te, İ.A. de 16 Aralık 1992’de serbest bırakılmıştı. M.M. ise 8 Ocak 1993’te cezaevinden çıkmış, ancak Mehmet Şerif Avşar’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili 26 Eylül 1994’te yeniden tutuklanmıştı.
28 Mart’ta ifadesi alınan M.Y., Hasan Kaya ve Metin Can’ın öldürülmesiyle ilgisinin bulunmadığını ve adı geçen diğer kişileri tanımadığını söyledi. 6 Nisan 1995’te cezaevindeyken savcılık tarafından ifadesi alınan M.M. de, olayın gerçekleştiği tarihlerde Antalya’da olduğunu belirtti. Jandarma, 3 Nisan 1995 tarihli raporunda birahanede olay çıkaran kişinin memleketi olan Geyiksu’da bulunmadığını, 8-10 yıl kadar önce Geyiksu’dan ayrıldığını ve yerinin tespit edilemediğini bildirdi.
İç hukuk yolları tıkanınca Hasan Kaya’nın kardeşi AİHM’ye başvurdu ve Hasan Kaya’nın devlet tarafından hukuk dışı şiddete maruz bırakıldığını ifade etti. Hükümet, doğu ve güneydoğu bölgelerindeki genel şiddet ortamında, yalnız Hasan Kaya’nın değil, tüm devlet çalışanlarının hayatlarının risk altında olduğunu; buna karşılık Hasan Kaya’nın ölümüyle ilgili gerekli soruşturmaların yapıldığını belirtti.
AİHM, Hasan Kaya’nın yaşam hakkının korunamadığına ve AİHS’nin 2. maddesinin esas ve usulden, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmederek, devleti Kaya’nın ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
Yıllar sonra Abdülkadir Aygan da Hasan Kaya ve Metin Can’ın zorla kaybedilmesinden Yeşil Kod adlı M.Y. ile Hazrolu olarak da bilinen M.M. olduğunu anlattı.
- Konum
Enlem: 38.674816
Boylam: 39.222515
- Konum
- Şehir
- Elazığ
- Kaybedilme Tarihi
- 21 Şub 1993
- Yıl
- 1993
- Mağdurun Yaşı
- 27
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Bilinmiyor
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Bireyin yaşamını koruma açısından ihlal
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 3: Kaybedilen kişi açısından işkence yasağının ihlali
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 28 Mart 2000 tarihli kararındaki ifadelere göre, 22 Şubat 1993’te Metin Can’ın eşi, emniyet müdürlüğüne ve savcılığa giderek eşi Metin Can’ın ve arkadaşı Hasan Kaya’nın kaybolduğunu bildirdi. Hasan’ın babası Kaya, Elazığ Valiliğine oğlunun bulunmasını talep eden bir dilekçe verdi. 22-23 Şubat 1993 tarihlerinde Can, Ankara’ya giderek İçişleri Bakanlığına başvuruda bulundu.
27 Şubat 1993’te Tunceli’ye 12 km uzaklıktaki Dinar Köprüsü’nün altında bulunan iki cansız bedenin Hasan Kaya ve Metin Can’a ait olduğu anlaşıldı. 8 Mart 1993’te Metin Can’ın eşi Elazığ Savcılığına giderek kaybolmasından önce eşinin polis tarafından izlendiğini söylediğini belirtti. 11 Mart’ta Elazığ Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Tunceli’ye sevk etti. 18 Mart’ta Hasan Kaya’nın babası, cumhuriyet savcısına bir dilekçe vererek oğlunun Vartatil’de telsiz taşıyan sivil giyimli polisler tarafından gözaltına alınırken görüldüğünü bildirdi. Baba Kaya, 19 Mart’ta da Pertek Cumhuriyet Savcısına dilekçe yazarak 15 Mart’ta Pertek’te gerçekleşen bir olayla ilgili duyumlarını aktardı. Kaya’nın ifadesine göre, Pertek’te bir birahanede geçen olayda, bir kişi, “Metin Can ve Hasan Kaya’yı biz öldürdük,” demesinin ardından birahanedekilerle arasında arbede yaşandı. Bunun üzerine bu kişi kendisine saldıranlara silah doğrultarak telsiziyle konuşmaya başladı. Olay yerine gelen jandarmalar bu kişiyi alıp götürdüler. 31 Mart 1993’te Tunceli Cumhuriyet Savcısı Hasan Kaya ve Metin Can’ın bilinmeyen kişilerce öldürülmesiyle ilgili görevsizlik kararı verdi. İşlenen suçun OHAL koşulları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünerek dosyayı Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 13 Nisan 1993’te baba Kaya savcılığa bir dilekçe daha yazarak Can ve Kaya’nın polisler tarafından bir arabayla götürüldüğüne benzincide çalışan birinin tanık olduğunu, hatta bu kişinin Metin Can’la konuştuğunu ifade etti. Hozat polisinin 14 Nisan’da Hozat Savcısına verdiği rapora göre, Hasan Kaya ve Metin Can Tunceli Emniyet Müdürlüğünde tutulmamıştı. 29 Nisan’da Pertek Cumhuriyet Savcısı, Pertek Emniyet Müdüründen birahane idarecilerinin sorgulanmasını ve Pertek Jandarma Bölge Komutanlığından birahanede olay çıkaran kişinin araştırılmasını istedi. 4 Mayıs’ta Pertek Emniyet Müdürü bu kişinin jandarma karakolunda tutulduğunu; fakat şimdi nerede olduğunun bilinmediğini bildirdi. Aynı tarihte Savcılığa verdikleri ifadelerde birahanenin yöneticisi ve garsonu, olayı baba Kaya’nın ifade ettiği şekliyle doğruladı. 5 Mayıs’ta Pertek Jandarma Komutanı olayın gerçekleştiği belirtilen tarihte jandarmadan yardım talebinde bulunulmadığını ifade etti.
22 Temmuz 1993’te Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına devretti. 3 Eylül 1993’te Tunceli İHD ve bir avukat, Elazığ Cumhuriyet Savcısına 26 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde yayınlanmış bir haberin kopyasını gönderdi. Habere göre bir özel harekat polisi Hasan Kaya ve Metin Can’ı A.D. ve M.Y.’nin öldürdüğünü belirtmişti. 14 Ekim’de Tunceli Cumhuriyet Savcısı polisten M.Y.’nin bulunmasını istedi. Polis 18 Ekim’de M.Y.’nin bulunamadığını bildirdi. 31 Ocak 1994’te Aydınlık gazetesi editörü İstanbul Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünden M.Y.’nin sorumlu olduğunu ve bu bilgiyi Binbaşı C.E.’den aldığını ifade etti.
2 Şubat 1994’te Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, Pertek polisi ve jandarmasının ifadelerinde çelişkiler olduğunu Pertek Cumhuriyet Savcısına bildirerek bu çelişkilerin araştırılmasını istedi. Aynı zamanda Binbaşı C.E.’nin konuştuğu bir televizyon programının transkript ve kayıtlarını da talep etti. Hasan’ın babası, 14 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcısına verdiği dilekçede, Aydınlık gazetesinin, televizyon programının ve Soner Yalçın’ın kitabı “Binbaşı Cem Ersever’in İtirafları”nın Metin Can ve Hasan Kaya’nın ölümünün planlayıcısı ve sorumlusu olarak M.Y.’yi gösterdiğini belirtti. Aynı gün savcı, Elazığ polisinden bununla ilgili araştırma yapmasını istedi. Metin Can’ın babası, 21 Şubat 1994’te Elazığ Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçede M.Y.’nin ev adresini iletti. Polis 25 Şubat ve 11 Nisan 1994 tarihlerinde M.Y.’nin evinde bulunamadığını ve yerinin tespit edilemediğini savcılığa bildirdi.
25 Mayıs 1994’te Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesine devretti. 13 Mart 1995’te Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Bingöl, Elazığ, Diyarbakır ve Tunceli Savcılıklarından M.Y. ve gazete haberlerindeki cinayetlerle ilgili adı geçen O.Ö., İ.A. ve M.M.’nin bulunmasını istedi. 17 Mart 1995’te Diyarbakır E-Tipi Cezaevi Müdürü, O.Ö., İ.A. ve M.M.’nin daha önce belli aralıklarla cezaevinde tutulduklarını belirtti. Cezaevi müdürünün verdiği bilgilere göre O.Ö. 18 Şubat 1993’te, İ.A. da 16 Aralık 1992’de serbest bırakılmıştı. M.M. ise 8 Ocak 1993’te cezaevinden çıkmış, ancak Mehmet Şerif Avşar’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili 26 Eylül 1994’te yeniden tutuklanmıştı.
28 Mart’ta ifadesi alınan M.Y., Hasan Kaya ve Metin Can’ın öldürülmesiyle ilgisinin bulunmadığını ve adı geçen diğer kişileri tanımadığını söyledi. 6 Nisan 1995’te cezaevindeyken savcılık tarafından ifadesi alınan M.M. de, olayın gerçekleştiği tarihlerde Antalya’da olduğunu belirtti. Jandarma, 3 Nisan 1995 tarihli raporunda birahanede olay çıkaran kişinin memleketi olan Geyiksu’da bulunmadığını, 8-10 yıl kadar önce Geyiksu’dan ayrıldığını ve yerinin tespit edilemediğini bildirdi.
İç hukuk yolları tıkanınca Hasan Kaya’nın kardeşi AİHM’ye başvurdu ve Hasan Kaya’nın devlet tarafından hukuk dışı şiddete maruz bırakıldığını ifade etti. Hükümet, doğu ve güneydoğu bölgelerindeki genel şiddet ortamında, yalnız Hasan Kaya’nın değil, tüm devlet çalışanlarının hayatlarının risk altında olduğunu; buna karşılık Hasan Kaya’nın ölümüyle ilgili gerekli soruşturmaların yapıldığını belirtti.
AİHM, Hasan Kaya’nın yaşam hakkının korunamadığına ve AİHS’nin 2. Maddesinin esas ve usulden, işkence yasağını düzenleyen 3. Maddesinin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ihlal edildiğine hükmederek, hükümeti Kaya’nın ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.