Yusuf Tunç
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Çiftçi
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 6
- Olay Özeti
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 2014/295 numaralı iddianamede yer alan ifadelere göre Yusuf Tunç, ailesiyle birlikte Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Kengerli köyünde ikamet ediyordu. 9 Şubat 1994 günü akşam saatlerinde evlerinin önünde sarı ve beyaz renkli iki araç durdu. Bu sırada evde felçli ve yürüyemeyen abisi A.T. bulunuyordu. Araçtan yüzleri maskeli, ellerinde uzun namlulu silahlar taşıyan kişiler indi. Tüm evi aradıktan ve kimlik kontrolü yaptıktan sonra Yusuf Tunç’u zorla götürmeye çalıştı. Arabanın yanına gelen Yusuf Tunç arabadakileri görünce bağırmaya ve yardım istemeye başladı ve kısa bir süre de olsa ellerinden kurtulmayı başardı. Ancak eve gelen maskeli grup evin dış cephesini tarayarak, Yusuf Tunç’u “Ya bizimle gelirsin ya da evine bomba atıp çocuklarını öldürürüz,” diyerek tehdit ettiler. Daha sonra Yusuf Tunç’u zorla araca bindirerek, oradan uzaklaştılar. Abi A.T. de yaralandı. Bu tarihten sonra Yusuf Tunç’tan bir daha haber alınamadı.
Aynı tarihlerde Derik ilçesi Bozok köyünde ikamet etmekte olan Şeyhmus Çelik gözaltına alınarak Derik Merkez Jandarma Karakoluna götürüldü. Burada ağır işkenceye maruz kaldı. Gözleri bağlanmış bir şekilde nezarethanede tutulurken konuştuğu kişi kendisine Kerengoludan (Kızıltepe Kengerli köyü) H.A.'nın kaynı olduğunu söyledi. Ancak, daha fazla konuşmaları başlarında nöbet tutan görevli tarafından engellendi. Şeyhmus Çelik daha sonradan konuştuğu kişinin Yusuf Tunç olduğunu öğrendi.
Köy muhtarı olan diğer abisi M.T. kardeşi kaybedildiği sırada sürgün olarak gönderildiği İskenderun'da yaşıyordu. Yusuf Tunç'a olanları duyar duymaz Kızıltepe'ye geldi. Şenyurt Karakoluna, Kızıltepe Kaymakamlığına, Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığına, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına, Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine, Adalet Bakanlığına ve TBMM’ye başvurdu, ancak herhangi bir sonuç alamadı. Yusuf Tunç'un kaybedilmesine dair Uluslararası Af Örgütüne de başvurdu. Diyarbakır İnsan Hakları Derneği (İHD) sürekli gözetim altında olduğu için oraya gitmeye çekinen abi M.T. İHD Genel Merkezine Ankara'ya giderek kardeşinin kaybedilmesine yönelik bilgi verdi. Tunç ailesi Yusuf Tunç’u ararken defalarca tehdit edildi ve köylerini terk etmeye zorlandı. Bunun üzerine terk etmek zorunda kaldıkları köylerine ancak 2004 yılında geri dönebildiler.
Yusuf Tunç’un eşi F.T. 2004 yılında İHD Mardin şubesine başvurdu ve 10 yıldır eşinden haber alamadığını söyleyerek hukuki yardım talebinde bulundu. Daha sonra vekilleri aracılığıyla Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak Yusuf Tunç’un bedeninin Kızıltepe ilçesi Katarlı köyündeki su kuyusunda olduğuna dair duyumlar aldığını söyledi ve bu kuyunun açılmasını talep etti. Kuyu 2008 yılında açıldı ve içinde iki kişiye ait olduğu düşünülen çok sayıda insan kemiği, bir adet araç lastiği, sivil kıyafetler ve muhtelif materyaller bulundu. Ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının yaptığı inceleme sonucu kuyudan çıkan kemiklerin Yusuf Tunç'a ait olmadığı belirlendi. Daha sonra kemiklerin akrabalarına ait olabileceğini düşünen 40 aile savcılığa başvurarak DNA eşleşmesi yapılmasını talep etti. Aynı şekilde 2013 yılında da Kızıltepe Tilzerin (Aysun) ve Efare (Yurtderi) köylerinde de kazılar yapıldı, ancak bu iki kuyudan çıkan kemiklerin de Yusuf Tunç'a ait olmadığı belirlendi.
27 Ekim 2008 tarihinde Ergenekon Soruşturması kapsamında ifade veren gizli tanık “Aydos”, Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini beyan etti. Bunun üzerine Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı başlattığı soruşturma sonucu 20 Temmuz 2014 tarihinde 1992-1996 yılları arasında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde Yusuf Tunç dâhil zorla kaybedilen ve yasa dışı keyfi infaz edilen 22 kişiye ve köy yakmalara ve boşaltmalara ilişkin iddianame düzenledi. İddianamede bu eylemlerin sistematik şekilde JİTEM faaliyeti olduğu, bu yapının da devlet bağlantısı bulunduğu vurgulandı. Kamuoyunda “Bıçak Timi” olarak bilinen ekipte yer aldığı düşünülen sekiz kişi, iddianamede şüpheli sıfatıyla yer aldı: Askerler emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve korucular Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ve İsmet Kandemir. Dört askerin, JİTEM’in Mardin ve Diyarbakır’daki yöneticileri olduğu iddia edildi.
İddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, ancak Mahkeme gördüğü ilk duruşmada nakil kararı verilmesini talep etti. Bunun üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından “Güvenlik gerekçesiyle” davanın Ankara’ya nakledilmesine karar verildi. Davanın ilk duruşması 3 Mart 2015’te Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü ancak mahkeme, sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılama için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) izin alınması gerektiğine karar verdi. 18 Ekim 2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15 Ocak 2016 tarihine ertelendi. 15 Ocak 2016 tarihli duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “Silahlı örgüt kurmak” ve “Tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi.
- Konum
Enlem: 37.1931114
Boylam: 40.5870361
- Konum
- Şehir
- Mardin
- İlçe
- Kızıltepe
- Kaybedilme Tarihi
- 9 Şub 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 38
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Kızıltepe JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
A.T. ile M.T.’nin, kardeşleri Yusuf Tunç’un kaçırıldığını bildirmek ve akıbetini öğrenmek üzere başvurusu üzerine Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin 1994/427 numaralı soruşturma başlatıldı. Soruşturma 30 Temmuz 2007 tarihinde 765 sayılı TCK’nın 102/3. Maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek sonlandırıldı.
F.T.’nin, vekilleri aracılığıyla 29 Temmuz 2008, 8 Ekim 2008 ve 17 Ekim 2008 tarihlerinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat etmesi üzerine 17 Ekim 2008 tarihinde kendisinin ve M.T.’nin savcılıkça ifadesi alındı. F.T. ifadesinde, eşi Yusuf Tunç’un evinden nasıl alıkonulduğunu anlattıktan sonra, bedeninin Kızıltepe ilçesi Katarlı köyündeki su kuyusunda olduğuna dair duyumlar aldığını belirtti ve bu kuyunun açılmasını talep etti. Bunun üzerine Savcılık 2008/2773 numaralı soruşturması kapsamında su kuyusunun açılmasına karar verdi. Açılan kuyu içinde çok sayıda insan kemiği, bir adet araç lastiği, kıyafetler ve muhtelif materyaller bulundu. Bu süreçte Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığınca Yusuf Tunç da dâhil olmak üzere birçok kayıp yakınından toplanan biyolojik örnekler kuyudan çıkan kemiklerle mukayese edilmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi. Yapılan inceleme sonucu kuyudan çıkan kemiklerin Yusuf Tunç'a ait olmadığı belirlendi. Bunun üzerine Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı 24 Şubat 2011 tarihinde kuyuda bulunan kemiklere ilişkin soruşturmaya 2008/2773 numaralı dosya üzerinden, Yusuf Tunç'un kaybedilmesine ilişkin soruşturmaya ise 2011/750 numaralı dosya üzerinden devam etti. 2011/750 numaralı soruşturma, fail tespitine ilişkin herhangi bir sonuca ulaşılmaksızın 19 Aralık 2011 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Maddesi ile Görevli) yönelik yetkisizlik kararıyla sonlandırıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi ile Görevli) da yetkisizlik kararı vererek dosyayı yine Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Bu dosya Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/1142 numaralı soruşturma numarasına kaydedildi. Daha sonra 1990‘lı yıllarda gerçekleşen zorla kaybetmelerin ve faili meçhul cinayetlerin araştırıldığı 2014/1052 numaralı soruşturma dosyası ile birleştirildi.
Gizli tanık Aydos, 27 Ekim 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü Ergenekon Soruşturması kapsamında verdiği ifadede Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini beyan etti. Bunun üzerine savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Maddesi ile Görevli) gönderdi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (TMK 10. Maddesi ile Görevli) 2009/3586 numaralı dosya üzerinden başlatılan soruşturma kapsamında 10 Ocak 2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına "Gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" yönünde talimat yazıldı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başlandı. Daha sonra verilen yetkisizlik kararıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Maddesi ile Görevli) gönderildi. 7 Mart 2014 tarihinde 6526 sayılı yasa ile özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla dosya tekrar Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2014/1052 numaralı soruşturma numarasını aldı.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı 2013/464 numaralı soruşturması kapsamında S.T.’yi, Yusuf Tunç’la Derik Jandarma Komutanlığında beraber gözaltında tutulduklarını beyan eden Ş.Ç.’yi, gizli tanık Oğuz’u dinledi ve Tunç ailesinin evinde keşif yaptı. 16 Mayıs 2013 günü yapılan keşifte evlerinin dış cephesinde duvara saplanmış vaziyette bir adet mermi çekirdeği ve iç cephesinde de altı adet deforme olmuş mermi gömlek parçası bulundu. 20 Şubat 2013 tarihinde dinlenen gizli tanık Oğuz ifadesinde "Hasan Atilla Uğur'un kurduğu JİTEM'e bağlı ‘Bıçak Timi’nde görev yapan Ramazan Çetin isimli sahsın Yusuf Tunç'un kaçırılması olayında görev aldığını, hatta çıkan çatışmada bacağından yaralandığını" beyan etti.
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı önceki soruşturmalardaki evrakları da temin ederek Yusuf Tunç'un JİTEM tarafından kaçırılıp öldürüldüğüne dair kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğuna kanaat getirerek 20 Temmuz 2014 tarihinde 2014/295 numaralı iddianameyi düzenledi. İddianamede JİTEM isimli örgütün PKK ile mücadele için yapılandırılmış olduğu, şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk'un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli olan Ünal Alkan'ın örgüte üye olduğu, Kızıltepe ilçesinde bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu belirtildi. “Bıçak Timi”nin üyeleri olarak sayılan diğer isimler ise korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir.
Hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak mahkemenin talebi üzerine dava, Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından, mağdur avukatlarının itirazına rağmen güvenlik gerekçesiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. 3 Mart 2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) izin alınması gerektiğine karar verildi. 19 Ekim 2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15 Ocak 2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “Silahlı örgüt kurmak” ve “Tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı ve dava 27 Nisan 2016 tarihli oturumla resmen başladı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi 14 Temmuz 2021 tarihinde ve beraat ve düşme kararlarının “Hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle onanmasına, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davayla ilgili detaylı bilgi için lütfen bkz. http://failibelli.org/dava/kiziltepe-jitem-davasi/
Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon Soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınmış, savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklanmış, özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami beş yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edilmişti. Yargıtay’da bozulan karar üzerine yeniden yargılama sonucunda 2019 yılında Ergenekon Davasından beraat etti. Diğer sanık emekli Albay Eşref Hatipoğlu ise emekli Üsteğmen Tünay Yanardağ ile birlikte Lice'de 1993 yılında Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da aralarında bulunduğu ikisi asker 17 kişinin ölümüyle ilgili 1 Nisan 2015 tarihinde Diyarbakır’da açılan, daha sonra güvenlik gerekçesiyle önce Eskişehir daha sonra İzmir’e taşınan davada tutuksuz yargılanmış; 7 Aralık 2018 tarihli son duruşmada beraat etmişti.