Menduh Demir
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bekar
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 11 Eyl 2013
- Meslek
- Çiftçi
- Olay Özeti
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı, 2014/295 sayılı iddianamesi ve diğer kaynaklara göre, Menduh Demir, 1976 yılında Mardin’in Şemrex (Mazıdağ) ilçesine bağlı Çema Reşan (Yücebağ) köyünde doğdu. İlkokul mezunuydu ve köyünde çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçimini sağlıyordu. 11 Mayıs 1995 tarihinde köyünün yakınında bulunan Derine (Kocakent) köyü çevresinde askerler ve çevre köylerden korucular tarafından kapsamlı bir operasyon başlatılmıştı. Menduh Demir hayvanlarını otlatmak için 13 Mayıs 1995 günü sabah saatlerinde evinden çıktı. Aradan birkaç saat geçtikten sonra gittiği yönde silah sesleri duyuldu. Menduh Demir’den bir daha haber alınamadı.
Menduh eve dönmeyince ailesi onu aramaya başladı. Başvurdukları Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığı baba Mehmet Demir’e tutulan resmi tutanakta çatışmada iki örgüt militanının öldüğü ve militanlardan birinin adının Menduh Demir olarak yazıldığı bilgisini verdi. Baba Mehmet Demir'e gösterilen parçalanmış bir cenaze fotoğrafından oğlunu teşhis etmesi istendi. Teşhiste bulunamayan babaya cenazenin gömüldüğü yere ilişkin de bilgi verilmedi. Olaydan yaklaşık iki ay sonra da görgü tanıkları Menduh’un, Şeyhmus Kaban adlı başka bir kişi ile birlikte Kızıltepe Belediyesi Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğü bilgisini verdi. Aile 18 yıl boyunca Menduh Demir’in gömülü olduğunu düşündükleri bu mezarı ziyaret etti.
Demir ailesi, mezarın açılıp DNA incelemesi yapılması için savcılığa birkaç kez başvuruda bulundu ancak talep sürekli reddedildi. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının, o dönemde bölgede yaşanan faili meçhullere ilişkin soruşturma başlattığı bilgisini öğrenen aile, 2013 yılı içinde İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesi aracılığıyla savcılığa yeniden başvurarak içinde çocuklarının olabileceği ihtimali ile sahiplendikleri mezarın açılmasını talep etti. Savcılık, 26 Mart 2013'te mezarı açtırdı. Kemikler alınarak DNA incelemesi için İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Adli Tıp Kurumu, kemiklerin Menduh Demir ve Şeyhmus Kaban’a ait olduğunu tespit etti. Bu rapor üzerine kemikler savcılıkça aileye teslim edildi. Demir ve Kaban aileleri bir cenaze töreni düzenleyerek 11 Eylül 2013'te oğullarını bir kez daha toprağa verdi.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 2013 yılında başlattığı soruşturma kapsamında olay yerinde olduklarını söyleyen iki korucu, Şeyhmus Kaban ve Menduh Demir’in Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Eşref Hatipoğlu ve Çınar Jandarma Komutanlığından bir üsteğmen tarafından bir helikopterle götürüldüğünü gördüklerine dair Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına ifade verdi. Savcılığın Temmuz 2013'te hazırladığı fezlekeye de yansıyan ifadelerinde görgü tanığı korucu B.O. olayı şöyle anlattı: "1994’ten beri bu köyde korucubaşıyım. 1995 yılı Mayıs ayında askerle birlikte Mazıdağı ilçesi Yetkinler Köyü kırsalında operasyon yaptık. Çıkan çatışmada bir PKK'lı öldü, biri de yaralandı. Bu esnada dağdan biri ‘Ben Mehmet oğlu Menduh, Yücabağlıyım,’ diye bizim tarafa bağırdı. Şahsın üstünde kısa kollu tişört, beyaz ayakkabı ve kot pantolon vardı. PKK’lılara benzemiyordu. Şahıs yanımıza gelince kimliğini aldım. 'Burada ne yapıyorsun,' diye sordum. Bana PKK’lıların kendisini teslim aldığını, tam bu sırada çatışma çıktığını söyledi. Bu esnada Çınar Karabudak Karakol Komutanı Feridun isimli astsubay bana ‘Bu çocuğu saklayalım, Eşref Albay gelirse buna da acımaz,’ dedi. Bu çocuğu meşelerin arasına sakladık. Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Eşref Hatipoğlu gelince yaralı PKK’lıyı sorguladı. Yaralı PKK’lı ona yanlarında bir de sivil vatandaş olduğunu söyledi. Eşref Albay bunu duyunca bize kızdı ve çocuğu istedi. Biz de çocuğu getirdik. Sonrasında Eşref Albay, bir üsteğmen, yaralı PKK’lı ve Menduh helikoptere binip uzaklaştılar. Bu saydıklarım dışında helikopterde iki de pilot vardı. Ben daha sonra üsteğmene Menduh’u sorduğumda bana 'Hiç sorma, Menduh ve yaralı PKK’lı helikopterden aşağı atıldı,' dedi."
27 Ekim 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü, kamuoyunda Ergenekon Soruşturması olarak anılan soruşturma kapsamında gizli tanık “Aydos” verdiği ifadede "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine kapsamlı bir soruşturma başlatan Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı delilleri değerlendirerek, 20 Temmuz 2014 tarihinde 1992 ile 1996 yılları arasında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde zorla kaybedilen ve yasa dışı keyfi infaz edilen 22 kişiye ve köy yakmalara ve boşaltmalara ilişkin iddianame düzenledi. İddianamede bu eylemlerin “Sistematik” bir şekilde JİTEM faaliyeti olduğu, bu yapının da devlet bağlantısı bulunduğu vurgulandı. Şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk’un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığında görevli olan Ünal Alkan'ın JİTEM’e üye olduğu, Kızıltepe’de bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ile 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği belirtildi.
İddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, ancak mahkeme gördüğü ilk duruşmada nakil kararı verilmesini talep etti. Bunun üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından “Güvenlik gerekçesiyle” davanın Ankara’ya nakledilmesine karar verildi. Dava Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. 3 Mart 2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) izin alınması gerektiğine karar verildi. 15 Ocak 2016 tarihli duruşma öncesinde HSYK’nın sanıkların “Silahlı örgüt kurmak” ve “Tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi.
- Konum
Enlem: 37.48721
Boylam: 40.4485193
- Konum
- Şehir
- Mardin
- İlçe
- Mazıdağı
- Kaybedilme Tarihi
- 13 May 1995
- Yıl
- 1995
- Mağdurun Yaşı
- 18
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Kızıltepe JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Serkan Kurt'un hazırladığı habere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 nolu dosya üzerinden yürüttüğü soruşturma kapsamında gizli tanık “Aydos”un İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 27 Ekim 2008 tarihinde verdiği ifadede, "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence vb. karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etmesi üzerine soruşturma evrakı tefrik edildi ve Hasan Atilla Uğur ile diğer şüpheliler hakkında gerekli adli işlemlerin yapılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Madde ile Görevli) yönelik yetkisizlik kararı verildi. Yetkisizlik kararına istinaden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında 10 Ocak 2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben "Gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" yönünde talimat yazıldı. Olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğunu belirterek yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Savcısıyla irtibata geçen Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının kendi bünyesinde soruşturma açma talebi 13 Şubat 2013 tarihinde kabul edildi.
Açılan soruşturma kapsamında öncelikle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatına konu olan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik araştırmalar yapıldı; ancak ifadesine başvurulan mağdur ve tanıkların "Cinayetlerin JİTEM adlı örgüt bünyesinde gerçekleştirildiğini, o dönem itibarıyla Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı olan Hasan Atilla Uğur ve ekibinin insanlara işkence ettiğini ve zorla köyleri boşalttırdığını" beyan etmeleri üzerine soruşturma genişletildi. Bu kapsamda öncelikle bölgede gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması amacıyla tanık beyanları ve eski dosya içerikleri değerlendirilerek kazılar yapıldı; bulunan kemikler incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi. Olayın tanık ve mağdurlarının ifadelerine ek olarak İstanbul ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarının benzeri soruşturmalar kapsamında temin etmiş oldukları JİTEM adlı oluşuma ilişkin bilgi ve belgeler temin edildi.
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca Temmuz 2014'te hazırlanan iddianameye istinaden Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin yasadışı keyfi infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesine ilişkin emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında “Silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek” suçlarından 2014 yılı sonunda dava açıldı. Dava daha başlamadan güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 3 Mart 2015 tarihinde görülen ilk duruşmada sanıklar Hasan Atilla Uğur ve Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri nedeniyle CMK M.161/5. Maddesine dayanarak dosyanın izin istemiyle HSYK’ya gönderilmesine karar verildi. 19 Ekim 2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma tarihi 15 Ocak 2016’den önce HSYK’nın sanıkların “Silahlı örgüt kurmak” ve “Tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafi avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Davanın 27 Nisan 2016 tarihli bir sonraki duruşmasında müşteki avukatlarının talebi kabul edilerek iddianame okundu. Sanık savunmaları bir sonraki gün, 28 Nisan 2016 sabahına ertelendi. Sanıklar ifadelerini verdiler ancak müşteki avukatlarının sorularını yanıtlamayacaklarını beyan ettiler. Savcı mütalaasında tutuklama ve adli kontrolün “Gereği olmadığını” açıkladı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi 14 Temmuz 2021 tarihinde ve beraat ve düşme kararlarının “Hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle onanmasına, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davayla ilgili detaylı bilgi için lütfen bkz. http://failibelli.org/dava/kiziltepe-jitem-davasi/
Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon Soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınmış, savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklanmış, özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami beş yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edilmişti. Yargıtay’da bozulan karar üzerine yeniden yargılama sonucunda 2019 yılında Ergenekon davasından beraat etti. Diğer sanık emekli Albay Eşref Hatipoğlu ise emekli Üsteğmen Tünay Yanardağ ile birlikte Lice'de 1993 yılında Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da aralarında bulunduğu ikisi asker 17 kişinin ölümüyle ilgili 1 Nisan 2015 tarihinde Diyarbakır’da açılan, daha sonra güvenlik gerekçesiyle önce Eskişehir daha sonra İzmir’e taşınan davada tutuksuz yargılanmış; 7 Aralık 2018 tarihli son duruşmada beraat etmişti.