Hasan Örhan
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 1 Oca 2007
- Meslek
- Çiftçi
- Olay Özeti
6 Kasım 2002 tarihli AİHM kararında yer alan tanıkların ifadelerine göre; 20 Nisan 1994'te 100 kadar askeri araçla yaklaşık 300-400 kişilik bir birlik Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Çağlayan köyünün Deveboyu mezrası civarında kamp kurdu. Zeyrek Jandarma Birliği ve Deveboyu mezrası köylüleri askerlerin talebi üzerine birliğin kamp kurmasına ve ekipmanların taşınmasına bizzat yardım etti. Zeyrek Jandarma Komutanı gelen birliğin Bolu Komando Tugayı olduğunu köylülere söyledi. Üç gün Deveboyu civarında kalan birlik daha sonra Bingöl-Muş taraflarında bir operasyona gitti. 6 Mayıs 1994 tarihinde kamp alanına dönen birlik, sabah saat 06.00 civarında Deveboyu mezrasına operasyon düzenledi. O dönemde bu birlik tarafından çevre köylerin yakıldığı ve boşaltıldığı bilgisi Deveboyu'nda yaşayan köylüler arasında da biliniyordu. Askerler, imam aracılığıyla yaptırdıkları anonsla tüm köylüleri cami önündeki meydanda topladı ve Deveboyu mezrasının da bağlı olduğu Çağlayan köyünün bir saat içinde yakılacağı, bu süre içinde yanlarına almak istedikleri eşyalarını toplamaları ve üç gün içinde de köyü terk etmeleri gerektiği anonsunu yaptı. Anonsun üzerine Mehmet Selim Örhan önce çok yaşlı olan babasını evden çıkararak bir ağacın gölgesine oturttu, sonra da diğer köylülerle birlikte taşıyabilecekleri kadar eşyayı evlerinden çıkartmaya başladı. Henüz bir saat bile geçmeden askerler "Çekilin, süre doldu," diyerek köylülerin yanına geldi. Önce evlere bir ilaç döktüler, sonra da ateşe verdiler. Evlerle birlikte cami de ateşe verildi. Pek çok hayvan evlerin altındaki ahırlarda kalıp telef oldu. Ailelerin çoğu da köyün yakınında kurdukları çadırlarda kalmaya başladı.
Ertesi gün, S. Örhan diğer köylülerle birlikte Kulp Jandarma Komutanlığına giderek olayları aktardı ve ekinlerini biçebilmek için biraz daha süre tanınmasını talep etti. Kulp Jandarma Komutanı köylülere hasat zamanına kadar köyde kalabileceklerini söyledi. Örhanlar, çatışma seslerinin de azaldığı bir dönemde çadırlarını yakılan evlerinin yanına taşıdı ve evlerini onarmaya başladı. Kamp kurmuş olan askeri birlik hala mezra civarlarında operasyonlara gidip geldiği için köylüler zaman zaman askerlerin geldiğini görünce köyün dışında saklanıyordu. 24 Mayıs 1994 tarihinde köyün hemen arkasındaki Ziyaret Tepesi’nden bir grup asker evlerin olduğu yere doğru indi. Tüm erkeklerin kimlikleri askerler tarafından toplandı. Askerler, o sırada 17 yaşında olan Cezayir Örhan'ın da kimliğini istediler. İçlerinden bir tanesi telsizle konuştuktan sonra Mehmet Selim Örhan, Hasan Örhan ve Cezayir Örhan'a kendileriyle gelmelerini söyledi. O sırada Mehmet Selim ve Hasan Örhan'ın eşleri ve çocukları da oradaydı ve onları vermek istemediler. Bu direniş üzerine aynı kişi telsizle konuştuktan sonra, Bolu'dan geldiklerini, bölgeyi bilmediklerini, onları kendilerine rehberlik etmeleri amacıyla götürmek istediklerini söyledi. Aileler tekrar karşı çıkınca askerler çadırlarını aramaya başladı ve içerideki eşyaları dağıttılar. Bir askerin Mehmet Selim Örhan'ın kızının kulağına dipçikle vurması sonucunda kızının kulağı sağır oldu. Sonunda zor kullanarak bu üç kişiyi yanlarına aldılar ve oradan uzaklaştılar. Aileler nereye götürüldüklerini görebilmek için bir süre takip etti ancak askerler tarafından tehdit edilince peşlerini bırakmak zorunda kaldılar. Üçü de daha önce hiç gözaltına alınmamıştı.
Aynı gün öğleden sonra 16.30 civarında, Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan askerlerle birlikte komşu mezra olan Gümüşsuyu'nda pek çok köylü tarafından görüldü. Gümüşsuyu'nda yarım saat kalan askerlere ve Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'a köylüler su ve sigara verdi, sonra Zeyrek yönüne doğru yürümeye devam ettiler. Gümüşsuyu'ndan Zeyrek'e doğru devam ettikleri haberini alan S. Örhan ertesi gün Zeyrek Jandarma Komutanlığına giderek kardeşleri Mehmet Selim ve Hasan ile yeğeni Cezayir Örhan'ın nerede tutulduğunu öğrenmek istedi. Zeyrek Jandarma Komutanı, Kulp'a götürüldüklerini söyleyince S. Örhan, Kulp'a giderek Kulp Jandarma Komutanı ile görüştü ancak komutan bilgisi olmadığını söyledi. Kardeşleri ve yeğeninin akıbetleri hakkında bilgi alamayınca 8 Haziran 1994'te Kulp Başsavcılığına, 16 Haziran 1994'te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına, 6 Temmuz 1994'te OHAL Valiliğine ve Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığına resmi başvurular yaptı.
S. Örhan yaklaşık bir ay sonra, Lice Cezaevine transfer edilmeden önce Lice Yatılı Okulunda Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan ile birlikte gözaltında tutulan R.A. adlı bir kişiyle görüştü. R.A. birlikte tutuldukları dönemde Cezayir Örhan'la karşılaştığını, Cezayir'in kendisine çok işkence gördüklerini anlattığını söyledi. Cezayir Örhan'ın R.A.'ya söylediğine göre askerler onlara “İşkence bitti, size gerilla elbisesi giydireceğiz, sonra videoya çekeceğiz, ondan sonra da serbest bırakacağız,” demişti.
Örhanların askerler tarafından zorla götürülmelerinden yaklaşık bir ay sonra aileye, Kulp-Bağcılar arasında Male Hase Kewre Qop mevkiinde sekiz ölü beden bulunduğu haberi geldi. Bunun üzerine söylenen yere giden köyün ileri gelenleri ve S. Örhan, yanmış olduğu için tanınmayacak halde olan sekiz bedeni gördü. Giden köylülerden biri Mehmet Selim Örhan'ın sigara tabakasını tanıdı, ancak bedenlerin tanınmayacak halde olması nedeniyle emin olamadılar ve geri döndüler. Sekiz kişinin bedeni ise Kulp Savcısının "Terörist olduklarına kanaat getirilen sekiz kişinin cesedi gömüldü," şeklinde tuttuğu tutanak ile birlikte başkaca bir işlem yapılmadan defnedildi.
S. Örhan, kardeşlerinin ve yeğeninin kaybedilmesi ardından verdiği dilekçelerin hiçbirine cevap alamadı; 3 Kasım 1994'te Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine ve 24 Kasım 1994'te de AİHM'ye başvuru yaptı. 24 Nisan 1995'te Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden gelen polisler eşine S. Örhan'ın savcılıkta ifadeye çağrıldığını söyledi. Önce korkarak tereddüt eden S. Örhan, daha sonra savcılığa giderek detaylı ifadesini verdi. Savcı, S. Örhan'a olayı AİHM'ye taşıması nedeniyle kızdı ve kendisini kimin AİHM'ye yönlendirdiğini sordu. Savcı, yazılı ifadesini okumasına izin vermeden S. Örhan'ın ifadesini imzalattı. Kulp Başsavcılığı, 8 Haziran 1994 tarih ve 1994/66 dosya numaralı soruşturmasında 26 Temmuz 1995'te görevsizlik kararı vererek dosyayı Kulp İlçe İdare Kuruluna gönderdi. 15 Mayıs 1997'de olaya dair hazırlanan raporda Deveboyu mezrası ve Çağlayan köyünün boş olduğu; başvurana ulaşılamadığı için ifadesinin alınamadığı; gözaltı kayıtlarında Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın adlarının yer almadığı, dolayısıyla soruşturmaya yer olmadığı ifadeleri yer aldı.
AİHM'nin kabul edilebilirlik kararının ardından Komisyonun başlattığı inceleme kapsamında 6 ve 8 Ekim 1999 tarihinde tanıklar ve diğer ilgililerin Ankara'da ifadeleri alındı. Mahkeme, 6 Kasım 2002'de AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin (başvuranlar için), özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, (başvuranlar ve mağdurlar açısından) özel hayatın ve aile hayatının korunmasını düzenleyen 8. madde ile sözleşmenin 1. protokolünün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
AİHM kararının açıklanmasının ardından Mehmet Selim Örhan'ın oğlu gazetede Kulp'ta bulunan bir toplu mezarla ilgili habere rastladı. Kuddusi Adıgüzel ile ilgili başvuru sonucunda mezar açılmış, ancak kemikler Adıgüzel'e ait çıkmamıştı. Bunun üzerine Örhan ailesi DNA testi için kan vermek üzere savcılığa başvurdu. R.A.'dan aldıkları bilgiler ışığında Örhanlarla aynı dönemde gözaltında tutulduklarını bildikleri Bulut ailesi ile de iletişime geçtiler, onlar da kan örneği verdi. 2007 yılında kan örneklerinin sonuçları belli oldu. Kemiklerden ikisi Mehmet Selim ve Hasan Örhan'a aitti. Bunun üzerine Adli Tıp Kurumunda incelemesi yapılan kemiklerin aileye teslim edilmesi için başvuruda bulundular. İki yıl boyunca başvurularına herhangi bir cevap alamadılar. 2009 yılında avukatları ile birlikte Kulp Savcılığı hakkında suç duyurusunda bulunacaklarına yönelik basın açıklaması yapmalarının ardından Kulp Savcılığı kemiklerin Kulp Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğü cevabını verdi; kemikleri ayrıştırarak verme talebini yerine getiremeyeceğini söyledi. Mehmet Selim Örhan'ın oğlu aynı talebi dillendirdiği dilekçelerinden birinde manevi değerleriyle oynanmaması vurgusu yapınca, buna istinaden Kulp Savcılığının verdiği cevapta "Örhan'ın başvurusu doğrultusunda manevi değerler göz önünde bulundurularak mezarın açılmaması kararı verildi," denildi ve Mehmet Selim ve Hasan Örhan'a ait olduğu belirlenen kemikler aileye teslim edilmedi.
- Konum
Enlem: 38.5258521
Boylam: 41.1422334
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- İlçe
- Kulp
- Kaybedilme Tarihi
- 24 May 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 40
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ancak ailesine teslim edilmedi
- Kaynak Materyalin Türü
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturma sürüyor
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 3: Başvuran açısından işkence yasağının ihlali
- Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
6 Kasım 2002 tarihli AİHM kararında yer alan bilgilere göre; 1994 yılında Bolu 2. Tugayına bağlı askerler tarafından 24 Mayıs 1994’te rehberlik etmeleri istenerek köyden alındıktan sonra kaybolan Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan hakkında bilgi alamayınca, Mehmet Selim ve Hasan’ın abisi S. Örhan 8 Haziran 1994'te Kulp Başsavcılığına, 16 Haziran 1994'te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına, 6 Temmuz 1994'te OHAL Valiliğine ve Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığına resmi başvurular yaptı. S. Örhan, yaklaşık bir ay sonra, Lice Cezaevine transfer edilmeden önce Lice Yatılı Okulunda Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan ile birlikte gözaltında tutulan R.A. adlı bir kişiyle görüştü. S. Örhan, dilekçelerine hiçbir cevap alamadı ve bundan başka herhangi bir bilgiye ulaşamadı. 3 Kasım 1994'te Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine ve 24 Kasım 1994'te de AİHM'ye başvuru yaptı.
24 Nisan 1995'te Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden gelen polisler eşine S. Örhan'ın savcılıkta ifadeye çağrıldığını söyledi. Önce korkarak tereddüt eden S. Örhan, daha sonra savcılığa giderek detaylı ifadesini verdi. Savcı, S. Örhan'a olayı AİHM'ye taşıması nedeniyle kızdı ve kendisini kimin AİHM'ye yönlendirdiğini sordu. Savcı, yazılı ifadesini okumasına izin vermeden S. Örhan'ın ifadesini imzalattı.
Kulp Başsavcılığı, 8 Haziran 1994 tarih ve 1994/66 dosya numaralı soruşturmasında 26 Temmuz 1995'te görevsizlik kararı vererek dosyayı Kulp İlçe İdare Kuruluna gönderdi. 15 Mayıs 1997'de hazırlanan raporda Deveboyu mezrası ve Çağlayan köyünün boş olduğu, başvurana ulaşılamadığı için ifadesinin alınamadığı gözaltı kayıtlarında Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın adlarının yer almadığı, dolayısıyla soruşturmaya yer olmadığı ifadeleri yer aldı.
AİHM'nin kabul edilebilirlik kararının ardından Komisyon'un başlattığı inceleme kapsamında 6 ve 8 Ekim 1999 tarihinde tanıklar ve diğer ilgililerin Ankara'da ifadeleri alındı. Mahkeme, 6 Kasım 2002'de AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin, işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin (başvuranlar için), özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, (başvuranlar ve mağdurlar açısından) özel hayatın ve aile hayatının korunmasını düzenleyen 8. madde ile sözleşmenin 1. protokolünün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek, hükümeti maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
14 Temmuz 2006 tarihinde Mehmet Selim Örhan’ın oğlu, sekiz adet kurşunlanmış ve yanmış bedenin bulunduğu tarih ile babasının kaybolduğu tarih arasında illiyet bağı olduğunu ileri sürerek, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından DNA örneğiyle karşılaştırılıp cenazenin kendisine teslim edilmesini istedi. 2007 yılında, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan kan örneği incelemeleri sonucu cenazelerden ikisinin Mehmet Selim Örhan ve Hasan Örhan’a ait olduğu tespit edildi. Buna rağmen ailelerin cenazeleri teslim alma yönündeki talepleri iki yıl boyunca cevapsız kaldı. 2009 yılında Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, kemiklerin Kulp Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğünü söyledi ve kemikleri ayrıştırarak verme talebini yerine getiremeyeceğini belirtti.
19 Mart 2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında Mehmet Selim Örhan ve Hasan Örhan’ın da bulunduğu yedi kişinin zorla kaybedilmesine ilişkin dosya hakkında görevsizlik kararı verdi. Kulp Jandarma Karakol Komutanlığı 11 Şubat 2015 tarihli yazısında, 12 Haziran 1996 tarihinde sekiz adet bedenin yanmış vaziyette bulunması ve 7 Mayıs 1993 tarihinde belirtilen bölgede askeri operasyon yapılıp yapılmadığı konusunda Kulp İlçe jandarma Komutanlığından bilgi istedi. Ayrıca 13 Mart 2015’te Av. Rehşan Bataray Saman Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından, konuya ilişkin kamu davası açılabilmesi için etkin soruşturma işlemlerinin yürütülmesi talebinde bulundu. 15 Nisan 2015 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu, sekiz cenazenin defin ruhsatlarını Kulp İlçe Jandarma Komutanlığına gönderdi.
Mayıs 2023 yılında Kulp Cumhuriyet Başsavcılığında yapılan sorgularda mevcut olayın son olarak 2015/9 soruşturma numarası ile Kulp Cumhuriyet Başsavcılığında Bulut ailesine mensup fertlerin kaybedilmesi olayı ile birlikte soruşturulduğu görüldü. Yedi adet klasörden oluşan dosya incelendiğinde 2015’ten sonra dosyada çok fazla ilerleme olmadığı görülmektedir. 31 Ekim 2017 ve 28 Şubat 2020 tarihlerinde Av. Ercan Yılmaz tarafından dosyada etkin soruşturma yapılmaması nedeniyle gerekli soruşturma işlemlerinin yapılıp bilgi verilmesi talep edildi. 2020 yılındaki dilekçede aynı zamanda etkin soruşturma için AYM 2014/4629 başvuru numaralı karar emsal olarak sunuldu. Bu karar Kulp ilçesinde meydana gelen olaylara ilişkin etkin soruşturma yürütülmemesine ilişkin ihlal kararıdır.
Kulp Cumhuriyet Başsavcılığındaki 2015/9 numaralı dosyaya kayıtlı sekiz kişinin ölü bulunmasına dair bu dosyada inceleme yapılması ve fail veya faillerin yakalanmasına dair 1 Şubat 2022 tarihinde jandarmaya müzekkere yazdı. Kulp Jandarma Komutanlığı 9 Şubat 2022 tarihli araştırma tutanağında, araştırma ve soruşturma neticesinde ve mahalle muhtarı ile görüşme yapılması sonucunda herhangi bir iz veya emareye ulaşılamadığını, fail veya faillerin tespit edilemediğini belirtti.
7 Ekim 2022 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, Kulp Jandarma Komutanlığından şüpheye mahal verilmeksizin sıkı bir araştırma yapılarak savcılığa bilgi verilmesini talep etti. Kulp Jandarma Komutanlığı 24 Ekim 2022 tarihli tutanağında, şimdiye kadar yapılan araştırmalarda suç fail veya faillerinin tespit edilemediğini, olayın aydınlatılmasına yönelik bir gelişme olmadığını ancak çalışmalara devam edildiğini belirtti. Dosya bu haliyle sekiz kişi açısından devam etmektedir. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi avukatları dosya ile yakından ilgilenmektedir. Mayıs 2023 itibariyle bilgiler günceldir.