Hasan Gülünay
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Esnaf
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 5
- Olay Özeti
Anayasa Mahkemesi’nin 21 Nisan 2016 tarihli kararında ve dava dosyasında bulunan suç duyurusu dilekçesinde yer alan bilgilere göre; ailesine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Hasan Gülünay, 20 Temmuz 1992’de Tarabya'daki evinden işe gitmek üzere çıktı ve bir daha geri gelmedi. Hasan Gülünay’ın sabaha kadar eve gelmemesinden tedirgin olan eşi, o sabah önce kendi ailesine haber verdi. İki gün sonra avukatı ile görüşerek, onun yönlendirmesiyle Sultanahmet Savcılığına başvurdu. Ayaküstü koridorda yapılan görüşmede durumu anlatan aileye savcı, Hasan Gülünay’ı tanıdığını belli ederek, “Zaten Hasan Gülünay aranıyormuş, siz de haber alırsanız gelin bize bilgi verin” dedi. Gözaltında olma ihtimaline karşı Gayrettepe’ye giden aileye orada olmadığı bilgisi verildi.
Gülünay’ın eşi ve ağabeyi 1992 yılı Temmuz ayında İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesinde açlık grevine başladı. Dokuz günlük açlık grevi sırasında aile, Süleyman Demirel'e çok imzalı bir dilekçe göndererek olayı duyurdu. Gülünay ve dört çocuğu üzerinde “Babamız yirmi iki gündür yok, babamız nerede, babamızı istiyoruz” yazan tişörtlerle Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı, Tünel'de bir yürüyüş ve telgraf eylemi gerçekleştirdi. Açlık grevi sonrasında aile, Ankara'ya giderek Hasan Gülünay'ın durumunu Meclise taşıdı. İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Hasan Gülünay’ın durumunu araştıracağına dair aileye söz verdi ancak herhangi bir geri dönüş yapmadı.
Gülünay’ın aktarımına göre kendileri gibi Erzincanlı olan İstanbul Emniyet Müdür yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile görüşen Hasan Gülünay'ın ağabeyine Hüseyin Kocadağ “Hasan Gülünay sağ, içeride ama biraz işkence gördüğü için yaraları var, yaralarını iyileştiriyorlar. Yaralarını iyileştirdikten sonra açıklayacaklar” bilgisini verdi. Aile bu bilgiyi bir basın açıklaması ile duyurunca eve gelen Emniyet yetkilileri Hasan Gülünay'ın ağabeyinden, İstanbul’da diğer emniyet yetkililerinin de olduğu bir toplantıda, Hüseyin Kocadağ'ın böyle bir şey söylediğini yalanlamasını istedi. Hasan Gülünay’ın ağabeyi söylenileni yaptı. Aile iki, üç defa Adli Tıp morguna giderek Hasan Gülünay’ın bedenini aradı; Uluslararası Af Örgütü ile görüşerek süreci anlattı.
Gülünay ailesi açlık grevindeyken İnsan Hakları Derneğini arayan bir kişi, aynı tarihte Gebze Dilovası’nda plajda bir çöp bidonunun yanında yakılmış bir erkek cesedi bulunduğu haberini okuduğunu söyledi. İnsan Hakları Derneğinden avukatlar, Hasan Gülünay’ın eniştesi ile birlikte Gebze'ye gitmeden önce Jandarma karakolunu arayarak bilgi ve eşkâl sordu. Telefonda verilen yanıt bedenin Hasan Gülünay'a ait olma ihtimalini gösteriyordu, ancak Dilovası’na gidildiğinde gömülme işleminin tamamlanmış olduğu ve tip tarifinin değiştirildiği görüldü. Plajda bir ailenin yanmış bedenin fotoğrafını çektiği bilgisini alan Gülünay ailesi, bu aileyi araştırdığı halde bulamadı; fotoğrafın filmini tab eden fotoğrafçı da fotoğrafların yandığını söyledi. Gebze Dilovası'nda bulunan cesetle ilgili bunların dışında hiçbir bilgiye ulaşılamadı. Ankara'dan gelerek yanık bedeni sahiplenen başka bir aileye, bir araştırma ya da DNA testi yapılmadan beden teslim edildi.
Hasan Gülünay’ın kaybolduğu tarihlerde gözaltına alınıp bırakılan E. Ç. “Benim adım Hasan Gülünay, beni öldürecekler, gözaltında kaybedecekler” diye bağıran bir ses duyduğunu ama kendisinin bağıran kişinin yüzünü bizzat görmediğini söyledi. Bu bilginin basına yansımasından sonra E. Ç.'nin ailesinin evine baskın yapılarak tehdit edildiği öğrenildi. E. Ç.'ye daha sonra tekrar ulaşılamadı. Hasan Gülünay’ın muhabir olarak çalışan kızı, 2009-2010 yıllarında iki kez polis tarafından taciz edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe dışında 1992 yılında TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvuruda bulunuldu. Savcılık 31 Ekim 2012 tarihinde 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara itiraza ret cevabı alan şikayetçiler 8 Nisan 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016 tarihinde yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine zamanaşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. Başvurucunun tazminat talebi olmaması nedeniyle herhangi bir tazminata hükmedilmedi.
- Konum
Enlem: 41.0082376
Boylam: 28.9783589
- Konum
- Şehir
- İstanbul
- Kaybedilme Tarihi
- 20 Tem 1992
- Yıl
- 1992
- Mağdurun Yaşı
- Yaş:29
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- Anayasa Mahkemesi kararı
- Gazete veya internet haberi
- İfade tutanağı
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- Hukuki Süreç Özeti
1992 yılında evden çıktıktan sonra ortadan kaybolan ve zorla kaybedildiğine dair tanıklar olan Hasan Gülünay'ın eşi, uzun süre çaba gösterip birçok makama sözlü başvuru yaptıktan sonra 1992 yılı içerisinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyon Başkanlığına başvurarak eşinin akıbetinin araştırılmasını talep etti. İnsan Hakları Komisyonunun İstanbul Valiliğine verdiği talimat sonucu Valilik, 28 Eylül 1992 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden konunun araştırılmasını talep etti. Emniyet Müdürlüğünden herhangi bir yanıt gelmemesi üzerine 19 Temmuz 1994 tarihinde Valilik aynı bilgileri tekrar istedi. Emniyet ise ilk talebin üzerinden yaklaşık iki sene geçtikten sonra, 23 Ağustos 1994 tarihinde, sadece kayıtlarını kontrol edip iddiaları araştırmadan Hasan Gülünay’ın hiç gözaltına alınmadığını belirtti.
Elimize ulaşan evraka göre arama çabaları sonuçsuz kalan Gülünay, 2009 yılında İnsan Hakları Derneği aracılığı ile 17 ayrı kayıp yakını ile birlikte tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Kayıp yakınları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan 2008/209 esas numaralı, halk arasında Ergenekon Davası olarak bilinen davada, açığa çıkan gerçekler ve yeni deliller ışığında zorla kaybetme dosyalarının yeniden açılarak bu dava ile birleştirilmesini talep etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı gereğinin icrası için Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 25 Haziran 2009 tarihinde Hasan Gülünay’ın Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde kaybolduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2009/41443 soruşturma numarasıyla kaydettiği dosyada 17 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden Hasan Gülünay’ın 20 Temmuz 1992 tarihinde gözaltı kaydı olup olmadığını sordu. Emniyet, böyle bir gözaltı işlemi olmadığı cevabını verdi. Dosyada başkaca işlem yapmayan Savcılık 31 Temmuz 2009 tarihinde suçun 15 senelik zamanaşımına tabii olduğu iddiası ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Şikâyetçi vekilinin itirazı üzerine Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Ekim 2009 tarihinde soruşturmaya devam kararı verdi. Bunun üzerine Savcılık 2009/61296 soruşturma numarası verdiği dosyayı daimi aramaya alarak üç yıl boyunca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile “Hasan Gülünay’ın yaşayıp yaşamadığının tespiti” talepli aylık rutin yazışmalar dışında işlem yapmadı.
Şikâyetçi vekilleri 24 Mayıs 2012 tarihinde Hasan Gülünay’ı Emniyette gözaltındayken gören E.Ç ile itirafçı Ayhan Çarkın’ın tanık olarak dinlenilmesini talep etti. Talebi yerine getirmeyen Savcılık 31 Ekim 2012 tarihinde 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Şikâyetçi vekilleri 18 Aralık 2012 tarihinde karara itiraz ettiyse de Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 22 Ocak 2013 tarih ve 2013/48 D. iş. sayılı kararı ile itirazı reddetti. Bunun üzerine başvuru yolları tükenen şikâyetçiler 8 Aralık 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, TESEV, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, ve Anayasal Haklar ve İnsan Hakları için Avrupa Merkezi imzasıyla zorla kaybetme suçuna ilişkin sunulan bağımsız görüşü dosyaya kabul eden Mahkeme, 21 Nisan 2016 tarihinde yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine, zamanaşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. Başvurucunun tazminat talebi olmaması nedeniyle herhangi bir tazminata hükmedilmedi.