Atilla Osmanoğlu
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bilinmiyor
- Meslek
- Esnaf
- Olay Özeti
AİHM’nin 24 Nisan 2008 tarihli nihai kararında yer alan bilgilere göre; Osmanoğlu ailesi Şubat 1992’de, Atilla Osmanoğlu bir polis memuru tarafından tehdit edilince Hazro'dan Diyarbakır merkeze taşınmış, babasının toptan satış yapan bakkal dükkânını işletmeye başlamıştı. 1994 yılında babası, yirmi sekiz gün süreyle tutuklanıp işkenceye maruz kaldı. Daha sonra hakkındaki suçlamalardan beraat etti ve serbest bırakıldı.
25 Mart 1996 tarihinde sabah 11 sıralarında Atilla Osmanoğlu'nun babası dükkâna geldiğinde iki adamın Atilla Osmanoğlu’nu dükkândan dışarı çıkardıklarını gördü. Adamlardan bir tanesi sarışın, uzun boylu ve sakalsızdı, saç kesimi “Amerikan tıraşı” şeklindeydi. İkinci adam, tıknaz, orta boylu ve esmerdi. Adamlar silahlılardı ve telsiz taşıyorlardı. Baba Osmanoğlu'na polis memurları olduklarını ve Atilla Osmanoğlu’nu Emniyet Müdürlüğünde kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleşme teklifinde bulunabilmesi için emniyet müdürlüğüne götüreceklerini, yarım saat içinde de geri getireceklerini söylediler. Giderken yanlarına bir kutu şeker ve bir kilo çay aldılar. Bunun üzerine baba Osmanoğlu herhangi bir müdahalede bulunmadı ve oğlunun içinde iki yolcunun daha bulunduğu bir arabaya götürüldüğünü gördü. Komşu dükkân sahipleri de Atilla Osmanoğlu'nun söz konusu iki kişi tarafından bir araca bindirildiğine şahit oldu.
Aynı akşam Atilla Osmanoğlu geri dönmeyince babası onun gözaltına alındığını düşündü. Ertesi gün Valiliğe ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Aynı savcıya 29 Mart ve 1, 9 ve 19 Nisan tarihlerinde yine başvurdu. 16 Mayıs 1996 tarihinde de Valiliğe ikinci kez başvurdu. Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı baba Osmanoğlu'nun 1 Nisan 1996 tarihli dilekçesine yanıt olarak Atilla Osmanoğlu’nun adının gözaltı kayıtlarında yer almadığını yazdı. Daha sonra Haziran 1996’da baba Osmanoğlu dilekçeleri ile ilgili olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine çağrıldı. Sunduğu ifade ve şikâyet, 1996/4041 ön dosya numarası altında dosyalandı. Valiliğe yaptığı başvuru hakkında ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ile irtibata geçmesi söylendi. Baba Osmanoğlu Cinayet Masasına da bir mektup ile başvurdu. 20 Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında baba Osmanoğlu'nun ifadesi alındı. Burada da önceki ifadelerini yineledi ve oğlunu götüren iki adamın eşkâlini tarif etti; tekrar görmesi halinde teşhis edebileceğini de belirtti. Ayrıca, aynı iki adamın oğlunu götürmelerinden iki gün önce dükkâna geldiklerini ve dükkândan çıktıktan sonra komşu dükkâna gittiklerini ekledi. Komşu dükkân sahibinin de polis memurlarının kimliğini tespit etmek amacıyla sorgulanabileceğini ekledi ancak bölgede bulunan kimliği belirlenememiş birkaç bedeni teşhis etmesi talebi dışında bir yanıt alamadı.
1998 yılı sonlarında İnsan Hakları Daerneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve Genel Merkezi kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığına iletti. 4 Ocak 1999 günü İdil Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1996 günü Silopi'de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek bedeninin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve cesedin Atilla Osmanoğlu'na ait olabileceğini bildirdi. Bunun üzerine İHD heyeti 6 Ocak 1999 günü baba Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde girişimlerde bulundu ancak İdil Cumhuriyet Savcılığında mevcut olan fotoğrafın teşhisinde baba Osmanoğlu'nun net bir kanıya varmaması üzerine Silopi'ye geçildi. Silopi Cumhuriyet Savcılığının 1996/313 hazırlık numaralı dosya içerisinde 30 Mart 1996 günü Silopi ilçesi Başköyü civarında bulunan ve kimliği tespit edilemeyen erkek cesedinin çeşitli açılardan çekilmiş 14 fotoğrafı baba Osmanoğlu'na gösterildi ancak yine net bir teşhis yapılamadı. Otopsi raporuna göre, beden 175 santimetre uzunluğunda, 70 kilo ağırlığında, yaklaşık 25-30 yaşlarında olan koyu renk saçlı bir erkeğe aitti. Yüz bölgesinde ciddi kesikler yer almaktaydı ve kafatasının bazı kısımları kırılmıştı. Tankın içerisinde çekilen fotoğrafta cesedin üzerinde bulunan iki kazağın Atilla Osmanoğlu'na ait olduğu, yine tankın içerisinde poşet içerisinde bulunan alt lacivert eşofmanın da Osmanoğlu'na ait olduğu eşi tarafından tespit edildi. Dosya içeriğindeki bulunan elbiselere ilişkin tutanakta eksiklik içermesine rağmen bedenin çekilen fotoğrafları üzerinde belirgin olarak görülen kazakların Osmanoğlu'na ait olduğu eşi tarafından ifade edilmekle birlikte, bedenin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat teşhisi güçleştirdi. Neticede kesin bir teşhis yapılamadı. Cenaze, Silopi kimsesizler mezarlığına defnedilmişti ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştı.
Eylül 1996’da baba Osmanoğlu, oğlunun kaybedilişine ilişkin olarak AİHM’ye başvurdu. 4 Temmuz 2005’de Özgün Gündem gazetesinde Abdülkadir Aygan’ın, Atilla Osmanoğlu’nun kaçırılması ve öldürülmesine ilişkin bilgilerin de yer aldığı itirafları yayınlandı. Aygan, Atilla Osmanoğlu’nun jandarma istihbarat birimi tarafından kaçırıldığını, –aynı zamanda K. olarak da bilinen– C.A. tarafından cesedin teşhisinin mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi karayolundan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığını iddia ediyordu. AİHM’in Muhyettin Osmanoğlu'nun başvurusunu kabul ettikten sonra hükümetten istenen gözaltı kayıtlarında ise Atilla Osmanoğlu'nun adı geçmiyordu.
AİHM, 24 Ocak 2008'de, yaşam hakkını koruyan AİHS'nin 2. maddesinin (esas ve usul yönünden) ve kötü muameleyi yasaklayan 3. maddenin başvuran bakımından ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
- Konum
Enlem: 37.9249733
Boylam: 40.2109826
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- Kaybedilme Tarihi
- 25 Mar 1996
- Yıl
- 1996
- Mağdurun Yaşı
- 28
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 2: Bireyin yaşamını koruma açısından ihlal
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 3: Başvuran açısından işkence yasağının ihlali
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 24 Nisan 2008 tarihli nihai kararında yer alan bilgilere göre; Atilla Osmanoğlu’nun babası oğlunun akıbetini öğrenebilmek için 26 Mart 1996 tarihinde Diyarbakır Valiliğine ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Savcılığa 29 Mart ve 1, 9 ve 19 Nisan tarihlerinde yine başvurdu. 16 Mayıs 1996 tarihinde de Diyarbakır Valiliğine ikinci kez başvurdu. Diyarbakır Devlet güvenlik Mahkemesi Savcılığı, baba Osmanoğlu'nun 1 Nisan 1996 tarihli dilekçesine yanıt olarak oğlunun adının gözaltı kayıtlarında yer almadığını yazdı. Daha sonra Haziran 1996’da baba Osmanoğlu dilekçeleri ile ilgili olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine çağrıldı. Sunduğu ifade ve şikâyet, 1996/4041 hazırlık numarası altında dosyalandı. Valiliğe yaptığı başvuru hakkında ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası ile irtibata geçmesi söylendi. Baba Osmanoğlu cinayet masasına da başvurdu. 20 Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında baba Osmanoğlu'nun ifadesi alındı. Burada da önceki ifadelerini yineledi ve oğlunu götüren iki adamın eşkâlini tarif etti; tekrar görmesi halinde teşhis edebileceğini de belirtti ancak bölgede bulunan kimliği belirlenememiş birkaç ölü bedeni teşhis etmesi talebi dışında bir yanıt alamadı. Diyarbakır Savcılığı 23 Haziran 1996 tarihinde takipsizlik kararı verdi.
Baba Osmanoğlu 25 Eylül 1996 yılında AİHM'ye başvurdu. Daha sonra, başvuru dosyasına Abdülkadir Aygan'ın, Atilla Osmanoğlu'nun kaçırılarak öldürülmesi olayını anlattığı ve 4 Temmuz 2006 tarihinde Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan itiraflar eklendi. Aygan, Atilla Osmanoğlu’nun jandarma istihbarat birimi tarafından kaçırıldığını, –aynı zamanda K. olarak da bilinen– C.A. tarafından, bedenin teşhisinin mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi karayolundan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığını anlatıyordu. AİHM baba Osmanoğlu'nun başvurusunu kabul ettikten sonra hükümetten istenen gözaltı kayıtlarında ise Atilla Osmanoğlu'nun adı geçmiyordu. 1998 yılı sonlarında İHD Diyarbakır Şubesi ve Genel Merkezi kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığına iletti. 4 Ocak 1999 günü İdil Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1996 günü Silopi'de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek bedeninin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve bedenin Atilla Osmanoğlu'na ait olabileceğini bildirdi. Bunun üzerine İHD heyeti 6 Ocak 1999 günü baba Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde girişimlerde bulundu ancak İdil Cumhuriyet Savcılığında mevcut olan fotoğrafın teşhisinde baba Osmanoğlu'nun net bir kanıya varmaması üzerine Silopi'ye geçildi. Silopi Cumhuriyet Savcılığının 1996/313 Hazırlık numaralı dosya içerisinde 30 Mart 1996 günü Silopi ilçesi Başköyü civarında bulunan ve kimliği tespit edilemeyen erkek bedeninin çeşitli açılardan çekilmiş 14 fotoğrafı baba Osmanoğlu'na gösterildi ancak yine net bir teşhis yapılamadı. Otopsi raporuna göre, beden 1.75 santimetre uzunluğunda, 70 kilo ağırlığında, yaklaşık 25-30 yaşlarında olan koyu renk saçlı bir erkeğe aitti. Yüz bölgesinde ciddi kesikler yer almaktaydı ve kafatasının bazı kısımları kırılmıştı. Tankın içerisinde çekilen fotoğrafta bedenin üzerinde bulunan iki kazağın Atilla Osmanoğlu'na ait olduğu, yine tankın içerisinde poşet içerisinde bulunan alt lacivert eşofmanın da Osmanoğlu'na ait olduğu eşi tarafından ifade edildi. Dosya içeriğindeki bulunan elbiselere ilişkin tutanakta eksiklik içermesine rağmen bedenin çekilen fotoğrafları üzerinde belirgin olarak görülen kazakların Osmanoğlu'na ait olduğu eşi tarafından tespit edilmekle birlikte, bedenin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat teşhisi güçleştirdi. Neticede kesin bir teşhis yapılamadı. Cenaze, Silopi kimsesizler mezarlığına defnedilmişti ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştı.
AİHM, 24 Ocak 2008'de, yaşam hakkını koruyan AİHS’nin 2. maddesinin (esas, usul ve yaşamın korunması yükümlülüğü yönünden) ve işkence yasağını düzenleyen 3. maddenin başvuran (baba Osmanoğlu) bakımından, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddenin ve etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddenin ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti devletini maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
Haziran 2023 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında Atilla Osmanoğlu için isimle sorgu yapıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığındaki sorgulamada 2002/6376 esas numaralı dosyada Osmanoğlu’nun mağdur sıfatı ile kayıtlı olduğu görüldü. Bu dosya hürriyeti tahdit suçundan açılmış bir dosyadır (Kayıt Tarihi : 01.05.2002). Dosya takipsizlikle kapatılmıştır. (Karar no: 2006/4969 Kapanış tarihi: 28.06.2006).
Takipsizlik kararında “Tahkikata konu suçun 765 sayılı TCK’nın 179/2 ve 102/3 maddelerine uygun 10 yıllık zamanaşımına tabi suçlardan olduğu, suç tarihinden bugüne kadar şüpheli veya şüphelilerin ele geçirilemediği ve zamanaşımını kesen herhangi muamelenin de söz konusu olmadığı hazırlık dosyasında mevcut delillerin tetkikinden anlaşılmakla” gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. (Aile AİHM’ye 25 Eylül 1996’da başvurmuştur. Dolayısıyla araştırmamıza göre bu dosya, aynı olaya dair açılmış ikinci bir soruşturmadır.)