Şahabettin Latifeci
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bilinmiyor
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 7 Eyl 1994
- Meslek
- Bilinmiyor
- Olay Özeti
AİHM’nin 24 Mayıs 2011 tarihli dostane çözüm kararında yer alan bilgilere göre; 1971 doğumlu Servet Arslan, Diyarbakır’da üniversite öğrencisiydi. İtirafçı ve eski JİTEM çalışanı Abdulkadir Aygan’ın ifadelerine göre, yine bir itirafçı olan ve JİTEM ile çalışan S.T.’nin, örgütle ilişkisi olduğu iddiası üzerine Servet Arslan, 4 Eylül 1994 günü kız arkadaşıyla Diyarbakır merkezde yoldan gözaltına alındı. Kendisinden haber alamayan ailesi ertesi gün Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına giderek durumu bildirdi. Yine Aygan’ın iddialarına göre, Servet Aydın ve Fatma adlı Mersinli kız arkadaşına iki gün boyunca JİTEM merkezinde işkence yapıldı; Fatma’nın işkencesine Abdülkerim Kırca bizzat katıldı; üçüncü gün ise yine Abdülkerim Kırca’nın emriyle Serpil Toprak, M. Başçavuş kod adlı M.Ç., Y.U. ve A.Ö. tarafından Elazığ-Malatya yolunda infaz edildiler. Cenazeleri, 7 Eylül 1994’te, aynı günlerde Diyarbakır’da kaçırılarak işkence edildikten sonra infaz edilen Şahabettin Latifeci adlı kişiyle beraber Diyarbakır sınırları içinde, Elazığ-Malatya karayolu üzerinde bulundu. Servet Arslan ve Şahabettin Latifeci’nin bedenlerinde yoğun işkence izleri vardı, ağızları bantlanmış ve elleri arkadan bağlanmıştı.
Servet Arslan ve kız arkadaşı Fatma’nın zorla kaybedilmesi, 1993-1996 yılları arasında Malatya İl Jandarma Komutanlığında sorgu astsubayı olarak görev yapan Hüseyin Oğuz’un 18 Şubat 1997’de TBMM Susurluk Komisyonu'na yaptığı açıklamalarda da geçmişti. Oğuz ifadesinde Malatya-Diyarbakır yolundaki iki infazın güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiğini belirtmiş "Her ikisinin de elleri arkadan bağlıydı. Enselerinden vurulmuşlardı. Olay yerinde dokuz mm'lik makine kimya mermileri vardı. Bu olay başkası tarafından değil, kesinlikle güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilmiş bir infazdı," demişti. Hüseyin Oğuz ifadesinde ayrıca ölenlerin kimliklerinin gazetede yayınlanan fotoğrafları tanıyan yakınları aracılığıyla tespit edildiğini belirtmiş, Diyarbakır ile bedenlerin bulunduğu yer arasında 11-12 kontrol noktasının bulunduğunu, dolayısıyla güvenlik güçlerinden başkasının bu noktalardan geçmesinin mümkün olmadığını ifade etmişti.
1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Servet Arslan’ın da bulunduğu sekiz kişinin benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca'nın aralarında bulunduğu sekiz kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1990’lı yıllarda başlatılan hazırlık soruşturmaları ancak 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı sekiz dosyayı birleştirerek dava açtı. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, 28 Şubat 2005’te bu sekiz kişi hakkında, “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek” suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdülkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak sadece bir gün sonra savcıya soruşturmadan el çektirildi. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. Sekiz sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Mahmut Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca'nın çetenin yöneticisi olduğu, eylemlerde başrolü Abdülkadir Aygan'ın oynadığı ifade edildi.
Aynı haberdeki bilgilere göre iddianamede JİTEM'in işlediği cinayetler de şöyle anlatıldı: HEP Muş İl Örgütü Üyesi Harbi Arman (1964): Yıldırım, Aygan ve Ç.'nin, Arman'ı “İfade verip, gideceksin,” diye JİTEM merkezine getirerek Tuzik Deresi Köprüsü altında kafasına iki tabanca mermisi sıkarak öldürdükleri; Zana Zuğurli (1975) - kuzeni Lokman Zuğurli (1977): Evlerinden Aygan, Muhsin Gül, Saniye Emlük ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur tarafından alınan maktullerden Zana'nın Kozan Mezrası Taşlıdere mevkiinde elleri arkadan bağlanarak başına iki mermi sıkıldığı, Lokman'ın da Erimli köyü Kuşaklı mevkiinde sağ şakak ve burun kökü civarından yakın atışla öldürüldüğü, bedeninin iki gün sonra bulunduğu; Servet Aslan (1971) - Şahabettin Latifeci (1973): Aygan ve Yüksel Uğur’un, N.'nin, Arslan ve şehir içinde dolaşan Latifeci'yi JİTEM merkezine götürdükleri, çene alt kemiğinde kırık, ayakkabı topuklarıyla meydana getirilen ekimozlarla işkence yaptıkları, boğarak öldürdükleri; Ahmet Ceylan (1956) - Sıddık Etyemez (1964): Aygan ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur’un PKK mensubu olduklarına inandıkları maktulleri JİTEM merkezine götürdükleri, işkence yaptıktan sonra iple boğarak beyaz naylon çuvallar içinde kayalıklar arasına attıkları; Abdülkadir Çelikbilek (1956): Aygan, Kemal Emlük, Binbaşı Abdülkerim Kırca ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur’un, Çelikbilek'i Toros marka araçla JİTEM merkezine götürdükleri, işkence yaptıktan sonra elleri arkadan pardesü kemeriyle bağlı halde boğularak öldürüldüğü söylendi.
Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve beş kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın da daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi.
Birleştirilen dosyalar sonunda “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek” suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep edildi. Korucu, itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hayrettin Toka, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz. Maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.
1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca'nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdülkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.
Servet Arslan’ın ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle davayı 30 Eylül 2005’te AİHM’ye taşıdı. Arslan ailesi hükümetin dostane çözüm önerisini 24 Mayıs 2011’de kabul ederek davadan vazgeçti.
- Konum
Enlem: 37.9249733
Boylam: 40.2109826
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- Kaybedilme Tarihi
- 4 Eyl 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 21
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Şu anda tutuksuz yargılanıyor
- Soruşturma Sonucu
- Dava devam ediyor
- Dava Adı
- Musa Anter ve JİTEM Ana Davası
- Hukuki Süreç Özeti
1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Servet Arslan’ın da bulunduğu sekiz kişinin benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca'nın aralarında bulunduğu sekiz kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1992 yılında başlatılan hazırlık soruşturmaları 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı sekiz dosyayı birleştirerek dava açtı. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, 28 Şubat 2005’te bu sekiz kişi hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek” suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak sadece bir gün sonra savcıya soruşturmadan el çektirildi. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. Sekiz sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca'nın çetenin yöneticisi olduğu, eylemlerde başrolü Aygan'ın oynadığı ifade edildi.
Aynı haberdeki bilgilere göre iddianamede JİTEM'in işlediği cinayetler de şöyle anlatıldı: HEP Muş İl Örgütü Üyesi Harbi Arman (1964): Yıldırım, Aygan ve Ç.'nin, Arman'ı “İfade verip, gideceksin,” diye JİTEM merkezine getirerek Tuzik Deresi Köprüsü altında kafasına iki tabanca mermisi sıkarak öldürdükleri; Zana Zuğurli (1975) - kuzeni Lokman Zuğurli (1977): Evlerinden Aygan, Muhsin Gül, Saniye Emlük ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur tarafından alınan maktullerden Zana'nın Kozan Mezrası Taşlıdere mevkiinde elleri arkadan bağlanarak başına iki mermi sıkıldığı, Lokman'ın da Erimli köyü Kuşaklı mevkiinde sağ şakak ve burun kökü civarından yakın atışla öldürüldüğü, bedeninin iki gün sonra bulunduğu; Servet Aslan (1971) - Şahabettin Latifeci (1973): Aygan ve Yüksel Uğur’un, N.'nin, Arslan ve şehir içinde dolaşan Latifeci'yi JİTEM merkezine götürdükleri, çene alt kemiğinde kırık, ayakkabı topuklarıyla meydana getirilen ekimozlarla işkence yaptıkları, boğarak öldürdükleri; Ahmet Ceylan (1956) - Sıddık Etyemez (1964): Aygan ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur’un PKK mensubu olduklarına inandıkları maktulleri JİTEM merkezine götürdükleri, işkence yaptıktan sonra iple boğarak beyaz naylon çuvallar içinde kayalıklar arasına attıkları; Abdülkadir Çelikbilek (1956): Aygan, Kemal Emlük, Binbaşı Abdülkerim Kırca ve Uzman Çavuş Yüksel Uğur’un, Çelikbilek'i Toros marka araçla JİTEM merkezine götürdükleri, işkence yaptıktan sonra elleri arkadan pardesü kemeriyle bağlı halde boğularak öldürüldüğü söylendi.
Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve beş kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından dava Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın da daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi.
Birleştirilen dosyalar sonunda “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek” suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep ediliyor. Korucu, itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hüseyin Tilki(Hüseyin Eren), Hayrettin Toka, Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz. Maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.
1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca’nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdülkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.
Servet Arslan’ın ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle davayı 30 Eylül 2005’te AİHM’ye taşıdı. Arslan ailesi hükümetin dostane çözüm önerisini 24 Mayıs 2011’de kabul ederek davadan vazgeçti.