Üzeyir Kurt
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bilinmiyor
- Meslek
- Bilinmiyor
- Olay Özeti
AİHM’nin Türkiye’deki zorla kaybetmelere ilişkin ilk kararı olan Üzeyir Kurt davasındaki başvuran ifadelere göre, 23-25 Kasım 1993 tarihlerinde jandarma ve köy korucuları Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Ağıllı köyüne bir operasyon düzenledi. Operasyon, 23 Kasım günü 3 PKK üyesinin köye geleceği yönündeki bir istihbarata istinaden planlanmıştı. Operasyon sırasında köydeki her ev tek tek arandı, ondan fazla ev ateşe verildi. Köylülere bir hafta içinde köyü boşaltmaları söylendi. 24 Kasım günü bütün köylüleri okul bahçesinde toplayan askerler bahçeye gelmeyen Üzeyir Kurt'u halasının evinde bularak gözaltına aldı ancak köydeki operasyon sürdüğü için iki gün boyunca köylülerden birinin evinde alıkoydu.
Üzeyir Kurt’un annesi, ertesi gün köydeki çocuklardan birinden oğlunun sigara istediğini öğrenince aldığı sigaralarla oğlunun tutulduğu eve gitti. Üzeyir'i evin önünde on kadar asker, beş-altı tane de korucu ile etrafı çevrilmiş şekilde gördü. Üzeyir'in yüzünde çürükler ve şişlikler vardı; üşüdüğünü söyleyince anne Kurt ceket ve çorap getirdi ancak askerler kalmasına izin vermediği için geri döndü. Bu, anne Kurt'un oğlunu son görüşüydü.
Oğlundan haber alamayan anne Kurt 30 Kasım 1993'te Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Aynı gün Bismil Komando Tabur Komutanından oğlunun PKK tarafından kaçırıldığının düşünüldüğü cevabı geldi. Köye operasyonu düzenleyen birliğin başında yer alan Tabur Komutanı, aynı iddiayı 4 Aralık 1993'te tekrarlayarak anne Kurt'un dilekçesinin altına Üzeyir'in gözaltına alınmadığını, PKK tarafından kaçırılmış olabileceğini yazdı. Bunun üzerine anne Kurt, 14 Aralık 1993'te Diyarbakır DGM Savcılığına başvurdu ancak oradan da Üzeyir Kurt'un adının gözaltı kayıtlarında yer almadığı cevabını aldı. Anne Kurt ertesi gün yeniden Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu; bu sefer savcılık kendisini jandarmaya yönlendirdi. Resmi mercilerden herhangi bir bilgi alamayan anne, 24 Aralık 1993'te Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine başvurdu.
Üzeyir'in 2 kuzeni ile aynı zamanda köyün muhtarı olan amcası 28 Şubat 1994'te jandarma tarafından gözaltına alınarak Üzeyir'in "PKK tarafından kaçırılması" hakkında ne bildikleri konusunda sorgulandı. Bismil Cumhuriyet Savcılığı 21 Mart 1994’te olayla ilgili takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.
İç hukuk yolları tıkanınca anne Kurt, 11 Mayıs 1994'te AİHM'ye başvurdu. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu dosyayı kabul ederek 8-9 Şubat 1996'da Ankara'da gerçekleştirdiği duruşmada anne Kurt, Ağıllı Köyü Muhtarı Arap Kurt, takipsizlik kararını veren Bismil Cumhuriyet Savcısı, Ağıllı köyündeki askeri operasyon planını yapan Bismil Komando Tabur Komutanı, köydeki askeri operasyonda yer alan komando birliğinin komutanı ve askeri operasyon başladığı zaman Ali ve Mevlüde Kurt’un evinde Üzeyir Kurt'u son kez gören Mehmet Karabulut'un ifadelerine başvurdu. İki tarafın sunduğu belgeleri de inceleyen Mahkeme, 25 Mayıs 1998'te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin başvuran açısından, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ve eski 25. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye Cumhuriyeti devletini Kurt ailesine manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
Cumartesi İnsanları’nın 13 Ekim 2012 tarihli basın açıklamasında Bismil Komando Tabur Komutanının döneminde Üzeyir Kurt'un yanı sıra Turgut Yenisoy ve Mehmet Selim Acar'ın da gözaltında kaybedildiği, Üzeyir Kurt'un ağabeyi Abdulkadir Kurt'un da işkenceyle öldürüldüğü belirtildi.
Basın açıklamasında da bahsedilen Abdulkadir Kurt'un işkenceyle öldürülmesi olayı TİHV'nin 28 Ekim 2010 ve 9-11 Şubat 2013 tarihli raporları ve Veysi Polat'ın Taraf gazetesindeki haberlerine göre şöyle gelişti: 19 Nisan 1992'de Ağıllı’nın kırsal alanında çıkan bir çatışmanın ardından aynı gece köye askerler tarafından baskın yapıldı. Tepe Karakolu ve Bismil Komando Bölük Komutanlığından askerlerin katıldığı operasyon sırasında Abdulkadir Kurt, kardeşi Üzeyir, abisi, yeğeni ile yedi kişi daha gözaltına alınıp önce Tepe Karakoluna, ardından da Bismil Komando Bölük Komutanlığına götürüldü. Abdulkadir Kurt, yakınlarıyla birlikte ağır işkencelerden geçirildi. Akşam fenalaşınca kaldırıldığı Diyarbakır Devlet Hastanesinde hayatını kaybetti. İşkence sonunda nezarete götürülünce abisine copla tecavüze uğradığını anlattı. Son sözü "Bira ez kuştim- Abi beni öldürdüler," oldu. Adli Tıp Kurumunun Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği "Anüs ve rektumda meydana gelen iç ve dış kanama" şeklindeki rapor copla tecavüzü teyit etti. 1994’te başlayan, sanıkların tutuksuz yargılandığı, askeri ve sivil mahkemede git-gellerle devam eden yargı süreci 27 Ekim 2010'da sonuçlandı. Mahkeme, olay sırasında asteğmen olan ancak sonradan teskere bırakıp orduda kalan Rambo lakaplı Salih Ünver’i “canavarca bir hisle, işkence yaparak adam öldürme” suçundan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm ederken, sanık 14 asker hakkında ise beraat kararı verdi. Köylüleri, özellikle de Kurt ailesini derinden sarsan bu olaydan üç ay sonra Abdulkadir Kurt ile birlikte işkenceden geçirilen yeğeni, dağa çıktı ve kısa bir süre sonra çatışmada hayatını kaybetti. Diğer işkence mağduru Üzeyir Kurt ise Kasım 1993’te yine aynı bölükten askerlerin düzenlediği bir baskında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Abdulkadir Kurt'un işkenceyle öldürülmesinden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Salih Ünver hakkında mahkeme heyeti Rahşan Affı olarak bilinen yasaya dayanarak "4616 sayılı yasa hükümleri göz önüne alınarak tutuklama kararı verilmesine yer olmadığına" karar verdi. Bir asker ve on üç erden oluşan diğer sanıklar suçu işledikleri sabit olmadığından beraat etti. Karardan sonra sanık avukatlarının Yargıtay’a taşıdığı dava, Şubat 2013'te Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kararı bazı tanıklarla yüzleştirme yapılmaması ve bazı evrakların duruşmada okunmaması gibi gerekçelerle bozmasıyla yeniden yerel mahkemeye gönderildi.
Üzeyir Kurt’un zorla kaybedilmesine ilişkin Bismil Cumhuriyet Başsavcılığın yürüttüğü 2014/754 dosya numaralı soruşturmada 21.11.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. 16.06.2015 tarihinde bu karara yapılan itiraz Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Bu karar üzerine ailenin avukatı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı.
- Konum
Enlem: 37.850055
Boylam: 40.668688
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- İlçe
- Bismil
- Kaybedilme Tarihi
- 25 Kas 1993
- Yıl
- 1993
- Mağdurun Yaşı
- HAH/act/414
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Gazete veya internet haberi
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde (Eski) 25: Bireysel başvurular
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 3: Başvuran açısından işkence yasağının ihlali
- Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin Türkiye’deki zorla kaybetmelere ilişkin ilk kararı olan Üzeyir Kurt davasındaki başvuran Koçeri Kurt’un ifadelerine göre, 23-25 Kasım 1993 tarihlerinde jandarma ve köy korucuları Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Ağıllı Köyü'ne bir operasyon düzenledi. Operasyon, 23 Kasım günü 3 PKK gerillasının köye geleceği yönündeki bir istihbarata istinaden planlanmıştı. Operasyon sırasında köydeki her ev tek tek arandı, ondan fazla ev ateşe verildi. Köylülere bir hafta içinde köyü boşaltmaları söylendi. 24 Kasım günü bütün köylüleri okul bahçesinde toplayan askerler bahçeye gelmeyen Üzeyir Kurt'u halasının evinde bularak gözaltına aldı ancak köydeki operasyon sürdüğü için iki gün boyunca köylülerden birinin evinde alıkoydu.
Anne Koçeri Kurt ertesi gün köydeki çocuklardan birinden oğlunun sigara istediğini öğrenince aldığı sigaralarla oğlunun tutulduğu eve gitti. Üzeyir'i evin önünde on kadar asker, beş-altı tane de korucu ile etrafı çevrilmiş şekilde gördü. Üzeyir'in yüzünde çürükler ve şişlikler vardı; üşüdüğünü söyleyince Koçeri Kurt ceket ve çorap getirdi ancak askerler kalmasına izin vermediği için geri döndü. Bu, Koçeri Kurt'un oğlunu son görüşüydü.
Oğlundan haber alamayan Koçeri Kurt 30 Kasım 1993'te Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Aynı gün Bismil Komando Tabur Komutanı İzzet Cural'dan oğlunun PKK tarafından kaçırıldığının düşünüldüğü cevabı geldi. Köye operasyonu düzenleyen birliğin başında yer alan Cural, aynı iddiayı 4 Aralık 1993'te tekrarlayarak Koçeri Kurt'un dilekçesinin altına Üzeyir'in gözaltına alınmadığını, PKK tarafından kaçırılmış olabileceğini yazdı. Bunun üzerine Koçeri Kurt 14 Aralık 1993'te Diyarbakır DGM Savcılığına başvurdu ancak oradan da Üzeyir Kurt'un adının gözaltı kayıtlarında yer almadığı cevabını aldı. Koçeri Kurt ertesi gün yeniden Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu; bu sefer savcılık kendisini jandarmaya yönlendirdi. Resmi mercilerden herhangi bir bilgi alamayan Koçeri Kurt 24 Aralık 1993'te Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine başvurdu. Üzeyir'in kuzenleri Davut Karakoç ve Mehmet Kurt ile aynı zamanda köyün muhtarı olan amcası Arap Kurt 28 Şubat 1994'te jandarma tarafından gözaltına alınarak Üzeyir'in "PKK tarafından kaçırılması" hakkında ne bildikleri konusunda sorgulandı. Bismil Cumhuriyet Savcılığı 21 Mart 1994’te olayla ilgili takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.
İç hukuk yolları tıkanınca Koçeri Kurt 11 Mayıs 1994'te AİHM'ye başvurdu. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu dosyayı kabul ederek 8-9 Şubat 1996'da Ankara'da gerçekleştirdiği duruşmada Koçeri Kurt, Ağıllı Köyü Muhtarı Arap Kurt, takipsizlik kararını veren Bismil Cumhuriyet Savcısı Rıdvan Yıldırım, Ağıllı Köyü’ndeki askeri operasyon planını yapan Bismil Komando Tabur Komutanı İzzet Cural, köydeki askeri operasyonda yer alan komando birliğinin komutanı Muharrem Küpeli ve askeri operasyon başladığı zaman Ali ve Mevlüde Kurt’un evinde Üzeyir Kurt'u son kez gören Mehmet Karabulut'un ifadelerine başvurdu. İki tarafın sunduğu belgeleri de inceleyen Mahkeme, 25 Mayıs 1998'te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence yasağını düzenleyen 3. maddesinin başvuran açısından, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ve eski 25. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek devleti Kurt ailesine manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
Üzeyir Kurt’un zorla kaybedilmesine ilişkin Bismil Cumhuriyet Başsavcılığın yürüttüğü 2014/754 dosya numaralı soruşturmada 21 Kasım 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. 16 Haziran 2015 tarihinde bu karara yapılan itiraz Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Bu karar üzerine ailenin avukatı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı.