Hasan Avar
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bilinmiyor
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 5 Kas 2004
- Meslek
- Çiftçi
- Olay Özeti
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca köyünden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimli 11 köylüden bir daha haber alınamadı. 11 köylüden sekizinin kemikleri 5 Kasım 2004’te Alaca köyünün Kepir mezrası yakınlarında bulundu ve adli tıp raporları da bunu doğruladı.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun 4-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında yaptığı tanık dinlemelerindeki ifadelere göre Alaca köyünün Pireş mezrasında yaşayan Abdo Yamık bahsi geçen operasyonun yapıldığı 1993 yılında 48 yaşındaydı. Bolu Tugay Komutanlığının başlattığı operasyondan iki gün sonra, 10 Ekim 1993 tarihinde Mezire isimli civardaki bir mezradan askerlerce alınan Abdo Yamık, kendi yaşadığı mezra olan Pireş’e götürüldü. Abdo Yamık’ın götürüldüğü yerde 20-30 kadar başka köylü de askerler tarafından tutulmaktaydı. Askerlerin bağladıkları ve sorguladıkları Abdo Yamık ve diğer köylüler, Pireş civarında mezarlık olarak tarif edilen bir yerde geceyi geçirdiler. Ertesi sabah mezraya bir helikopter indi ve mezarlıkta tutulan kişilerin kimlikleri incelendi. Dokuz tanesi hariç diğer köylüler salıverildi. 11 Ekim 1993 tarihinde Abdo Yamık ve diğer sekiz kişi helikoptere bindirilerek Kepir adlı başka bir mezrada askerlerin kaldığı bir kampa götürüldü. Burada farklı mezralardan getirilen onlarca kişi bulunmaktaydı. Köylüler farklı gruplara bölündüler. Abdo Yamık diğer zorla kaybedilen 10 köylü ile beraber aynı grupta yer almaktaydı.
52 yaşındaki Celal Aydoğdu ise 10 Ekim 1993 civarı bir tarihte tam olarak tespit edilemeyen bir yerden askerlerce alındı. Kepir’deki kampa getirilen Celal Aziz Aydoğdu burada Abdo Yamık’ın da içinde olduğu 11 kişilik gruba yerleştirildi.
68 yaşındaki Mehmet Salih Akdeniz ise İnkaya mezrasının muhtarıydı. 10 Ekim 1993 civarı bir tarihte kılavuzluk yapacağı gerekçesiyle askerler tarafından alınan Mehmet Salih Akdeniz bir ya da iki gün sonra Kepir’deki kampa götürüldü. Mehmet Salih Akdeniz de 11 kişilik gruba yerleştirildi.
44 yaşındaki Behçet Tutuş, 24 yaşındaki Mehmet Şerif Avar ve 34 yaşındaki Turan Demir, Muş’tan köylerine minibüsle dönerlerken Gurnik civarında askerler tarafından minibüsten indirilip alındılar. Alınan başka köylülerle beraber onlar da 11 Ekim 1993 civarı Kepir’deki kampa götürüldüler ve 11 kişilik gruba yerleştirildiler.
Mehmet Şerif Avar’ın amcası Hasan Avar 45 yaşındaydı. Hasan Avar 41 yaşındaki Bahri Şimşek ile beraber yaşadıkları mezra olan Mezire’den 10 Ekim 1993 tarihi civarında alındı. Hasan Avar, Bahri Şimşek ile beraber önce Pireş’teki mezarlığa, oradan da helikopterle Kepir’deki kampa götürüldü ve 11 kişilik gruba kondu.
41 yaşındaki Mehmet Şah Atala, Mezire mezrasında yaşamaktaydı. Hasan Avar’ın alınması üzerine aynı gün askerlere Hasan Avar’ın durumunu soran Mehmet Şah Atala da askerlerce alındı. Askerler ailesine, Mehmet Şah Atala’yı kendilerine kılavuzluk etmesi ve ifade vermesi için aldıklarını söyledi. Önce Pireş’teki mezarlığa götürülen Mehmet Şah Atala buradan Kepir’deki kampa götürüldü ve 11 kişilik gruba kondu. 40 yaşındaki Nesrettin Yerlikaya yaşadığı mezra olan Licik’ten 10 Ekim 1993 civarında alındı. Diğerleri gibi önce Pireş’teki mezarlığa götürülen Nesrettin Yerlikaya oradan Kepir’deki kampa götürüldü ve 11 kişilik gruba kondu.
16 yaşındaki Ümit Taş, Alaca köyünden değildi. Operasyonun başlamasından önce 25 Eylül 1993’te Kulp’a gelen Ümit Taş burada polisler tarafından gözaltına alındı. 30 Eylül 1993 tarihli ve Ümit Taş’ın parmak izini taşıyan bir belgeye göre polis Ümit Taş’ı serbest bırakmıştı. Ancak Ümit Taş evine hiçbir zaman dönmedi. Ümit Taş’ı aramak için Kulp’a giden babası Kemal Taş orada yaptığı araştırmalar sonucu oğlunun Bolu Tugay Komutanlığına teslim edildiğini öğrendi. Kemal Taş’ın civardaki konargöçerlerden aldığı bilgilere göre Ümit Taş önce Panak Jandarma Karakolunun önünde bağlı bir şekilde tutulmuş, sonrasında Alaca köyü civarındaki Gürnik’e götürülmüştü. Oğlunun akıbetini öğrenmek için Gürnik’e giden Kemal Taş burada oğlunun Kepir’de tutulan 11 kişilik grupta bulunduğunu öğrendi.
31 Mayıs 2001 tarihli AİHM kararındaki ifadelere göre Mehmet Salih Akdeniz hariç bahsi geçen 11 kişilik gruptaki tüm isimlerin elleri kolları askerler tarafından bağlandı. Köylülerin ipleri sadece yemek, ziyaret ve tuvalet ihtiyacı için çözülmekteydi. Burada askerlerce sorgulanan köylüler gece ve gündüz boyunca dışarıda tutulmaktaydı. Gruptaki isimlerden Abdo Yamık bir ara askerlerce alındı ve bir ya da iki gün sonra döndüğünde topallayarak ve ancak askerlerin yardımıyla yürüyebilmekteydi. Verilen ifadelere göre diğer köylülere çok kötü bir durumda olduğunu söyleyen Mehmet Salih Akdeniz, konuşabildiği diğer köylülere öldürüleceklerinden korktuğunu açıkça ifade etti. Behçet Tutuş, Ümit Taş ve Nesrettin Yerlikaya bir ara kılavuzluk yapmak üzere askerlerce alındı. Behçet Tutuş’un ayrıca üzerindeki 20 milyon TL’ye askerler el koydu. 16 ya da 17 Ekim 1993 tarihinde Kepir’deki kampta tutulan köylüler, bahsi geçen 11 kişilik gruptaki isimler hariç, salıverildi. Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş ise en son bir askeri helikoptere bindirilirlerken görüldüler.
Bahsi geçen 11 kişinin yakınları bazen tek tek bazen de gruplar halinde yakınlarının akıbetlerini öğrenmek için farklı il ve ilçelerdeki resmi makamlara defalarca başvurdu. Abdo Yamık’ın kardeşi olan ve operasyon sırasında kendi de askerlerce alınan Süleyman Yamık serbest bırakıldıktan sonra 22 Aralık 1993’te Kulp Kaymakamlığına kardeşiyle ilgili bir dilekçe verdi. Savcı 18 Nisan 1994 tarihinde verdiği cevapta, Abdo Yamık’ın gözaltına alınmadığını ve kendisine dair herhangi bir bilgilerinin olmadığını söyledi. Süleyman Yamık 27 Aralık 1993’te Kulp’a gitti ve kardeşinin durumunu öğrenmek için ilçe cumhuriyet savcısını, kaymakamı ve jandarma komutanını ziyaret etti. Kaymakamdan operasyonun Bolu Tugay Komutanlığı tarafından gerçekleştirildiğini öğrenen Süleyman Yamık, Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ü görme umuduyla Bolu’ya gitti ancak bir sonuç alamadı. Bingöl Cumhuriyet Savcılığı ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesini de ziyaret eden Süleyman Yamık, Adalet Bakanlığına kardeşiyle ilgili iki dilekçe daha verdi.
Mehmet Salih Akdeniz’in kardeşi Mehmet Emin Akdeniz ilgili savcılıklara başvurmak dışında ayrıca Ankara’ya gitti ve burada dönemin başbakanı Tansu Çiller’i ve insan haklarından sorumlu bakanı gördü. İçişleri bakanını da gören Mehmet Emin Akdeniz ayrıca diğer zorla kaybedilenlerin yakınlarıyla beraber Olağanüstü Hal Valisini de ziyaret etti.
Süleyman Yamık’ın ve diğer zorla kaybedilen 10 köylünün yakınlarının verdikleri dilekçeler neticesinde Kulp Cumhuriyet Savcılığı kendilerinden haber alınamayan 11 köylü için bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına gönderdi. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı farklı tarihlerde içinde Süleyman Yamık’ın da olduğu kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen 11 kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi.
Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınlarıyla beraber 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Başvuruyu kabul edilebilir bulan Komisyon, iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Tanıkların da dinlenmesinin ardından Komisyon kendi raporunu yayımladı. Bu raporu inceleyen AİHM, AİHS’nin 2., 3., 5. ve 13. Maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen 11 kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti.
2003 yılının Eylül ayında Alaca köyü civarında Kulp karayolunun inşaatında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra Adli Tıp Kurumu kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen sekiz kişiye ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen 11 kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı.
Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve sanık Yavuz Ertürk tutuksuz yargılanmaya başladı.
- Konum
Enlem: 38.5258521
Boylam: 41.1422334
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- İlçe
- Kulp
- Kaybedilme Tarihi
- 1 Eki 1993
- Yıl
- 1993
- Mağdurun Yaşı
- 41
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti
- Yargıtay zamanaşımı sebebiyle davayı düşürdü
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi; Yargıtay davayı zamanaşımı sebebiyle düşürdü
- Dava Adı
- Yavuz Ertürk Davası
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde (Eski) 25: Bireysel başvurular
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 3: Kaybedilen kişi açısından işkence yasağının ihlali
- Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
Zorla kaybedilen 11 köylünün yakınlarının çeşitli makamlara verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına gönderdi. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı farklı tarihlerde kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen 11 kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Abdo Yamık’ın kardeşi Süleyman Yamık ve zorla kaybedilen diğer 10 köylünün yakınları 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabul edilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybedilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinledi: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı, Kulp Jandarma İlçe Komutanı, Bingöl Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk.
Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybedilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sunduğu Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda AİHS'nin 2., 3., 5. ve 13. Maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybedilen 11 kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti.
2003 yılının Eylül ayında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar bulunmasının ardından savcılığa başvuruldu. Bu başvuru sonrasında adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybedilen sekiz kişiye ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve Meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen 11 kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltında iken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadı.
Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili 19 sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “Kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “Halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle 25 Aralık 2013 tarihinde görülmeye başlanan davada 19 Eylül 2018 tarihinde tutuksuz yargılanan tek sanık Yavuz Ertürk hakkında beraat kararı verildi. Karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddedilmesinden sonra dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay davayı zamanaşımı sebebiyle düşürdü.