Mehmet Salim Acar
person- Image

- Sex
- Erkek
- Civil status
- Evli
- Occupation
- Çiftçi
- Event description
AİHM’nin 8 Nisan 2004 tarihli kararında yer alan bilgilere göre; 20 Ağustos 1994 günü, Mehmet Salim Acar Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Ambar köyüne yakın bir pamuk tarlasında çalışıyordu. Plakasız, beyaz renkli Renault marka bir araçla gelen sivil giyimli ve silahlı iki kişi polis olduklarını söyleyerek Mehmet Salim Acar’dan yer göstermek amacıyla kendileriyle gelmesini istedi. Mehmet Salim Acar gitmek istemeyince silahla tehdit ettiler, kimliğini alıp ellerini ve gözlerini bağladıktan sonra döverek araca bindirip olay yerinden uzaklaştılar. Olaya Mehmet Salim Acar'ın oğlu ve tarlada çalışan başka bir çiftçi şahit oldu. Bir dere kenarında komşusuyla çamaşır yıkayan kızı ve bir başka köylü de Mehmet Salim Acar'ı aynı aracın içinde köyün içinden geçerken gördü. O tarihten bu yana Mehmet Salim Acar'dan haber alınamadı. Ailesi valilik ve ilçe jandarma karakolu da dâhil olmak üzere pek çok yere başvurdu.
27 Ağustos 1994'te valiliğe başvuran kız kardeşi M.D.’ye Mehmet Salim Acar'ın devletin elinde olduğu ve yapılacak bir şey olmadığı söylendi. Valilikten çıkan M.D.’nin yanına gelen M.Ş. adlı bir polis memuru abisinin akıbeti hakkında araştırma yapabileceğini söyledi. Üç gün sonra M.D.’yi arayan M.Ş., Mehmet Salim Acar’ı Bismil Jandarma Komutanlığında gördüğünü, isterlerse bir-iki gün sonra kıyafet ve sigara götürebileceğini söyledi. M.Ş., abisine göndermek üzere kıyafet hazırlayan M.D.’yi ertesi gün yeniden aradı ve Mehmet Salim Acar’ın Bismil Jandarma Komutanlığından bilmediği bir yere götürüldüğünü söyledi. Mehmet Salim Acar’ın annesinin 29 Ağustos 1994'te Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçenin ardından savcılıkça kendisinin ve görgü tanıkları H.A, İ.A. ve İ.E.'nin ifadeleri alındı.
19 Ekim 1994'te anne Acar savcılıktan soruşturmayla ilgili bilgi verilmesini talep etti ancak cevap alamadı. Benzer şekilde Mehmet Salim Acar'ın erkek kardeşinin de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına 29 Kasım 1994 ve 19 Ocak 1995 tarihli başvuruları da cevapsız kaldı. Kız kardeşinin Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 20 Temmuz 1995 tarihli dilekçesinde abisinin kaybedilmesinden İ.C. ve A.B. adlı jandarmalar ile H.A. adlı korucunun sorumlu olduğunu düşündüğünü belirterek soruşturma yapılmasını talep etti. Acar, 26 ve 27 Temmuz 1995 tarihlerinde de Adalet Bakanlığına ve Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvurdu. Komisyondan 24 Ağustos'ta gelen cevapta başvurusunun Diyarbakır Valiliğine iletildiği belirtildi. 8 Eylül 1995'te açılan soruşturma kapsamında jandarma tarafından Acar ailesinden tanıkların ve başvuranların ifadeleri yeniden alındı. 22 Eylül 1995'te jandarma komutanı İ.O. telefonda Acar'a abisini kaçıran kişilerin fidye isteyip istemediğini sordu. Acar kimsenin kendileriyle iletişime geçmediğini ama para istenmesi durumunda abisinin serbest bırakılmasına karşılık para verebileceklerini söyledi. Beş gün sonra, 27 Eylül 1995'te Acar'a ulaşan kimliği belirsiz bir kişi abisinin bırakılmasına karşılık bir milyar yüz milyon lira talep etti. Teklifi hemen kabul eden Acar'a abisinin Bismil Jandarma Komutanlığında sorgulanacağı, bir hafta içinde kendisini görebilecekleri söylendi. 5 Ekim 1995 tarihinde aileyle iletişime geçen Murat isimli birisi Mehmet Salim Acar’ın Bolu'da bir askeri üstte gözaltında tutulduğunu, yaşadığını ve yetkililer tarafından ajan olarak kullanıldığını; bırakılması için Diyarbakır Alay Komutanının koşullarının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Buna göre, aile Mehmet Salim Acar'ı kaçıran şahısların adlarını, tutulduğu yerleri ve gözaltı işlemini yapan şahısları gizli tutmalıydı. Aile bu şartları kabul etmeyeceğini bildirince Murat adlı şahıs 10 Ekim'de yeniden iletişime geçerek kararlarını gözden geçirmelerini, aksi takdirde Mehmet Salim Acar'ın bırakılmayacağını söyledi.
25 Ekim 1995 tarihinde Bismil Jandarma Komutanlığında ifade veren kız kardeşi M.D., ağabeyinin kaybedilmesinden İ.C. ve A.B. adlı jandarmalar ile H.A. adlı köy korucusunun sorumlu olduğunu düşündüğünü belirtti. Beş gün sonra, 30 Ekim 1995'te M.D.’nin evi Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından basıldı; polisler M.D.’yi öldürmekle tehdit edip 12 yaşındaki oğlunu kaçırmaya çalıştılar. Kasım 1995'te Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığı Acar'a abisinin jandarma gözaltı kayıtlarında görünmediğini ancak kendisini polis olarak tanıtan ve kimliği belirlenemeyen iki sivil tarafından kaçırıldığını söyledi. Benzer bir cevap Acar'ın Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonuna yaptığı başvurudan da geldi. 1 Aralık 1995'te verilen cevapta araştırma yapması talep edilen Diyarbakır Valiliğinden başvuranların adlarını verdiği iki jandarmanın olayla ilgisi olmadığı, Mehmet Salim Acar'ın kimliği belirlenemeyen iki sivil tarafından kaçırıldığı ve Bismil Cumhuriyet Başsavcılığının olayla ilgili soruşturmasının sürdüğü cevabı geldiği belirtildi.
17 Haziran 1996'da Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı jandarmalar İ.C. ve A.B. ile korucu H.A. hakkında yürüttüğü soruşturmada görevsizlik kararı vererek Memurun Muhakematı Kanunu çerçevesinde dosyayı Diyarbakır İl İdare Kuruluna gönderdi. Acar ailesi bu sürede Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve İl İdare Kuruluna başvuru yapmayı sürdürdü. 23 Ocak 1997'de Diyarbakır İl İdare Kurulu iki jandarma ve bir korucu hakkındaki soruşturmada delil yetersizliğinden dolayı kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti. Karar 14 Ocak 2000 tarihinde Danıştay tarafından onandı. 2 Şubat 2000 tarihinde gece 23.00 civarlarında Mehmet Salim Acar’ın kız kardeşi M.D. ile annesi ve H.A., NTV'de izledikleri bir haberde Diyarbakır'da tutuklanan dört kişi arasında Mehmet Salim Acar adında bir şahıs olduğunu duydu, gösterilen fotoğraftan da Mehmet Salim Acar'ı tanıdı. Aynı haberin ertesi gün sabah 08.00'deki tekrarında Mehmet Salim Acar'ın fotoğrafını yeniden gördüler ve 4 Şubat 2000'de Bismil Cumhuriyet Başsavcısını durumdan haberdar ettiler. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile temasa geçen Bismil Cumhuriyet Başsavcısı başvuranlara Mehmet Salim Acar adında üç kişinin tutuklu olduğunu ancak üçünün eşkâl ve profillerinin de başvuranların akrabasına uymadığını bildirdi. Ancak iki gün sonra Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı M.D.’ye abisinin gerçekten de tutuklandığını, şu anda Muş'ta cezaevinde tutulduğunu, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılacağını söyledi. M.D. birkaç gün arayla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına, Şehitlik Polis Karakoluna ve Diyarbakır Valiliğine başvurdu. Şehitlik Karakolundan yönlendirildiği Terörle Mücadele Şubesinde ifadesi alındı, bir saat sonra da kendisine abisinin ailesiyle görüşmeyi reddettiği bildirildi. M.D. buna itiraz edince karakoldan gönderildi. Üç gün sonra abisinin Terörle Mücadele Şubesinde tutulmadığını öğrendi ve kendisine Muş Cezaevi'ne gitmesi söylendi. Kardeşi ile gittiği Muş Cezaevi’nde kendilerine gösterilen kişi Mehmet Salim Acar değildi. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, Muş Cezaevi’nde tutulan Mehmet Salim Acar'ın aranan kişiyle doğum yılı ve ebeveyn adları tutmadığı için aynı kişi olmadığından hareketle 2 Mayıs 2000'de görevsizlik kararı verdi. Bunun üzerine M.D.’nin 11 Mayıs tarihli başvurusuna istinaden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Aynı yıl içinde M.D., Muş Cezaevi’nde çalışan bir memura ulaştı; memur Mehmet Salim Acar adlı bir kişinin beş ya da altı kişiyle beraber Muş Cezaevi’ne getirildiğini doğruladı; yaptığı tarif Mehmet Salim Acar'ın görünüşüne uyuyordu.
AİHM'nin söz konusu tarihlerdeki NTV haber kayıtlarını görme talebi uzun yazışmalar sonrasında bir yılın dolması ve bir yıldan eski kayıtların saklanmaması nedeniyle sağlanmadı. AİHM, 7 Mayıs 2003'te Türkiye Cumhuriyeti Devletinden daha önce 21 Aralık 1995'te gönderdiği Ağustos 1994'e ait Bismil Jandarma Karakolu gözaltı kopya kayıtlarının orijinalini ve dosyanın mahkeme tarafından kabul edilmesinden sonra, 30 Haziran 1997 tarihinden beri istenmesine rağmen hala temin edilmeyen İl İdare Kurulunun soruşturma dosyasının gönderilmesini istedi. Devlet, İl İdare Kurulunun soruşturma dosyasını gönderdi, ancak gözaltı kayıtlarının 10 yıl boyunca saklanması gerekliliğine rağmen istenen orijinal kayıtların kayıp olduğunu bildirdi. Acar ailesi Türkiye Devletinin dostane çözüm için önerdiği 105 bin Euro'yu Mehmet Salim Acar'ın akıbetini öğrenmek istedikleri için reddetti. AİHM 8 Nisan 2004 tarihli kararında AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vererek devleti Acar ailesine tazminat ödemeye mahkûm etti.
- Geolocation
Enlem: 37.850055
Boylam: 40.668688
- Geolocation
- City
- Diyarbakır
- District
- Bismil
- Date of disappearance
- 20 Ağu 1994
- Year of disappearance
- 1994
- Age at the time of disappearance
- HAH/act/217
- Status of the victim
- Hâlâ kayıp
- Type of source material
- AİHM kararı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Decision by the prosecution office
- Soruşturmada delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- Verdict of ECHR
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- Articles violated according to ECHR verdict
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 38: Davanın çekişmeli yargı ilkesine uygun olarak incelenmesi
- Summary of the legal proceedings
AİHM'nin 8 Nisan 2004 tarihli karar metnindeki ifadelere göre; 20 Ağustos 1994 günü kaçırılan Mehmet Salim Acar’ın ailesi valilik ve ilçe jandarma karakolu da dâhil olmak üzere pek çok yere başvurdu. 27 Ağustos 1994'te Valiliğe başvuran kız kardeşi M.D.’ye Mehmet Salim Acar'ın devletin elinde olduğu ve yapılacak bir şey olmadığı söylendi. Valilikten çıkan M.D.’nin yanına gelen M.Ş. adlı bir polis memuru abisinin akıbeti hakkında araştırma yapabileceğini söyledi. Üç gün sonra M.D.’yi arayan M.Ş., Mehmet Salim Acar'ı Bismil Jandarma Komutanlığında gördüğünü, isterlerse bir iki gün sonra kıyafet ve sigara götürebileceğini söyledi. M.Ş., abisine göndermek üzere kıyafet hazırlayan M.D.’yi ertesi gün yeniden aradı ve Mehmet Salim Acar'ın Bismil Jandarma Komutanlığından bilmediği bir yere götürüldüğünü söyledi. Mehmet Salim Acar’ın annesinin 29 Ağustos 1994'te Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçenin ardından savcılıkça kendisinin ve görgü tanıkları H.A, İ.A. ve İ.E.'nin ifadeleri alındı.
19 Ekim 1994'te anne Acar savcılıktan soruşturmayla ilgili bilgi verilmesini talep etti ancak cevap alamadı. Benzer şekilde Mehmet Salim Acar'ın erkek kardeşinin de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına 29 Kasım 1994 ve 19 Ocak 1995 tarihli başvuruları da cevapsız kaldı. Acar, Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 20 Temmuz 1995 tarihli dilekçesinde abisinin kaybedilmesinden İ.C. ve A.B. adlı jandarmalar ile H.A. adlı korucunun sorumlu olduğunu düşündüğünü belirterek soruşturma yapılmasını talep etti. Acar, 26 ve 27 Temmuz 1995 tarihlerinde de Adalet Bakanlığına ve Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna başvurdu. Komisyondan 24 Ağustos'ta gelen cevapta başvurusunun Diyarbakır Valiliğine iletildiği belirtildi. 8 Eylül 1995'te açılan soruşturma kapsamında jandarma tarafından Acar ailesinden tanıkların ve başvuranların ifadeleri yeniden alındı. 22 Eylül 1995'te jandarma komutanı İ.O. telefonda Acar'a abisini kaçıran kişilerin fidye isteyip istemediğini sordu. Acar kimsenin kendileriyle iletişime geçmediğini ama para istenmesi durumunda abisinin serbest bırakılmasına karşılık para verebileceklerini söyledi. Beş gün sonra, 27 Eylül 1995'te Acar'a ulaşan kimliği belirsiz bir kişi abisinin bırakılmasına karşılık bir milyar yüz milyon lira talep etti. Teklifi hemen kabul eden Acar'a abisinin Bismil Jandarma Komutanlığında sorgulanacağı, bir hafta içinde kendisini görebilecekleri söylendi.
5 Ekim 1995 tarihinde aileyle iletişime geçen Murat isimli birisi Mehmet Salim Acar'ın Bolu'da bir askeri üste gözaltında tutulduğunu, yaşadığını ve yetkililer tarafından ajan olarak kullanıldığını; bırakılması için Diyarbakır alay komutanının koşullarının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Buna göre, aile Mehmet Salim Acar'ı kaçıran şahısların adlarını, tutulduğu yerleri ve gözaltı işlemini yapan şahısları gizli tutmalıydı. Aile bu şartları kabul etmeyeceğini bildirince Murat adlı şahıs 10 Ekim'de yeniden iletişime geçerek kararlarını gözden geçirmelerini, aksi takdirde Mehmet Salim Acar'ın bırakılmayacağını söyledi. Mehmet Salim Acar’ın 25 Ekim 1995 tarihinde Bismil Jandarma Komutanlığında ifade veren kız kardeşi M.D., abisinin kaybedilmesinden İ.C. ve A.B. adlı jandarmalar ile H.A. adlı köy korucusunun sorumlu olduğunu düşündüğünü belirtti. Beş gün sonra, 30 Ekim 1995'te M.D.’nin evi Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından basıldı; polisler M.D.’yi öldürmekle tehdit edip 12 yaşındaki oğlunu kaçırmaya çalıştılar.
Kasım 1995'te Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığı Acar'a abisinin jandarma gözaltı kayıtlarında görünmediğini ancak kendisini polis olarak tanıtan ve kimliği belirlenemeyen iki sivil tarafından kaçırıldığını söyledi. Benzer bir cevap Acar'ın Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonuna yaptığı başvurudan da geldi. 1 Aralık 1995'te verilen cevapta araştırma yapması talep edilen Diyarbakır Valiliğinden başvuranların adlarını verdiği iki jandarmanın olayla ilgisi olmadığı, Mehmet Salim Acar'ın kimliği belirlenemeyen iki sivil tarafından kaçırıldığı ve Bismil Cumhuriyet Başsavcılığının olayla ilgili soruşturmasının sürdüğü cevabı geldiği belirtildi. 17 Haziran 1996'da Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı jandarmalar İ.C. ve A.B. ile korucu H.A. hakkında yürüttüğü soruşturmada görevsizlik kararı vererek Memurun Muhakematı Kanunu çerçevesinde dosyayı Diyarbakır İl İdare Kuruluna gönderdi. Acar ailesi bu sürede Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve İl İdare Kuruluna başvuru yapmayı sürdürdü. 23 Ocak 1997'de Diyarbakır İl İdare Kurulu iki jandarma ve bir korucu hakkındaki soruşturmada delil yetersizliğinden dolayı kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti. Karar 14 Ocak 2000 tarihinde Danıştay tarafından onandı. 2 Şubat 2000 tarihinde gece 23.00 civarlarında Mehmet Salim Acar’ın kız kardeşi M.D. ile annesi ve H. Acar NTV'de izledikleri bir haberde Diyarbakır'da tutuklanan dört kişi arasında Mehmet Salim Acar adında bir şahıs olduğunu duydu, gösterilen fotoğraftan da Mehmet Salim Acar'ı tanıdı. Aynı haberin ertesi gün sabah 08.00'deki tekrarında Mehmet Salim Acar'ın fotoğrafını yeniden gördüler ve 4 Şubat 2000'de Bismil Cumhuriyet Başsavcısını durumdan haberdar ettiler. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile temasa geçen Bismil Cumhuriyet Başsavcısı başvuranlara Mehmet Salim Acar adında üç kişinin tutuklu olduğunu ancak üçünün eşkâl ve profillerinin de başvuranların akrabasına uymadığını bildirdi. Ancak iki gün sonra Bismil Cumhuriyet Savcılığı M.D.’ye abisinin gerçekten de tutuklandığını, şu anda Muş'ta cezaevinde tutulduğunu, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılacağını söyledi. M.D. birkaç gün arayla Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına, Şehitlik Polis Karakoluna ve Diyarbakır Valiliğine başvurdu. Şehitlik Karakolundan yönlendirildiği Terörle Mücadele Şubesinde ifadesi alındı, bir saat sonra da kendisine abisinin ailesiyle görüşmeyi reddettiği bildirildi. M.D. buna itiraz edince karakoldan gönderildi. Üç gün sonra abisinin Terörle Mücadele Şubesinde tutulmadığını öğrendi ve kendisine Muş Cezaevi'ne gitmesi söylendi. Kardeşi ile gittiği Muş Cezaevi’nde kendilerine gösterilen kişi Mehmet Salim Acar değildi. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, Muş Cezaevi’nde tutulan Mehmet Salim Acar'ın aranan kişiyle doğum yılı ve ebeveyn adları tutmadığı için aynı kişi olmadığından hareketle 2 Mayıs 2000'de görevsizlik kararı verdi. Bunun üzerine M.D.’nin 11 Mayıs tarihli başvurusuna istinaden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Aynı yıl içinde M.D., Muş Cezaevi’nde çalışan bir memura ulaştı; memur Mehmet Salim Acar adlı bir kişinin beş ya da altı kişiyle beraber Muş Cezaevi’ne getirildiğini doğruladı; yaptığı tarif Mehmet Salim Acar'ın görünüşüne uyuyordu. AİHM'nin söz konusu tarihlerdeki NTV haber kayıtlarını görme talebi uzun yazışmalar sonrasında bir yılın dolması ve bir yıldan eski kayıtların saklanmaması nedeniyle sağlanmadı.
AİHM, 7 Mayıs 2003'te Türkiye Cumhuriyeti Devletinden daha önce 21 Aralık 1995'te gönderdiği Ağustos 1994'e ait Bismil Jandarma Karakolu gözaltı kopya kayıtlarının orijinalini ve dosyanın mahkeme tarafından kabul edilmesinden sonra, 30 Haziran 1997 tarihinden beri istenmesine rağmen hala temin edilmeyen İl İdare Kurulunun soruşturma dosyasının gönderilmesini istedi. Devlet, İl İdare Kurulunun soruşturma dosyasını gönderdi, ancak gözaltı kayıtlarının 10 yıl boyunca saklanması gerekliliğine rağmen istenen orijinal kayıtların kayıp olduğunu bildirdi. Acar ailesi Türkiye Devletinin dostane çözüm için önerdiği 105 bin Euro'yu Mehmet Salim Acar'ın akıbetini öğrenmek istedikleri için reddetti. AİHM 8 Nisan 2004 tarihli kararında AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vererek devleti Acar ailesine tazminat ödemeye mahkûm etti.