Abdulkadir Çelikbilek
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 21 Ara 1994
- Meslek
- Tüccar
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 3
- Olay Özeti
Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/223 esas numaralı dosyası ve AİHM’nin 31 Mayıs 2005 tarihli kararındaki bilgilere göre; 1956 doğumlu Abdulkadir Çelikbilek Diyarbakır’da hayvan ticareti ile uğraşmaktaydı. Altı yıldır evli olduğu eşi Aynur Çelikbilek’ten biri kız biri erkek iki çocuğu vardı. 9 Haziran 1994’te, Abdulkadir Çelikbilek, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına bir ifade verdi. Çelikbilek ifadesinde, 8 Haziran 1994’te gerçekleşen askeri operasyon sırasında bir kişinin üç katlı bir evin çatısından düştüğünü; bu kişinin eşinin örgüt üyeliğinden 36 yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini duyduğunu; ancak düşen kişinin örgütle bağlantısı olup olmadığını bilmediğini belirtti. Abdulkadir Çelikbilek, abisine, savcılığa ifadesini verdikten sonra bilmediği kişilerce takip edilmeye başladığını; iki kez bu kişilerce kovalandığını; ancak kaygılandığı için konuyu kimseye açamadığını anlattı. Kasım 1994’te iki polis Abdulkadir Çelikbilek’in eşini ziyaret etti ve eşinin nerede olduğu hakkında kendisine sorular sordu. Abdulkadir Çelikbilek 14 Aralık 1994 gününün akşamında eve dönmeyince eşi, Abdülkadir Çelikbilek’in abisini durumdan haberdar etti. Bunun üzerine abisi Abdurrahman Çelikbilek ertesi gün kardeşinin sık sık gittiği kahvehaneye gitti ve oradaki kişilere kardeşini görüp görmediklerini sordu. Görgü tanıklarının ifadelerine göre 14 Aralık 1994 günü saat 11.00 sularında, Abdulkadir Çelikbilek Diyarbakır merkezdeki Esnaflar Kahvehanesi’ne gitti. Yaklaşık 10 dakika sonra, içinde silahlı dört sivil polisin bulunduğu beyaz renkli Renault marka bir araba kahvehanenin önünde durdu ve sivil polislerden iki tanesi silahlarıyla kahvehaneye girip oturdu. Abdulkadir Çelikbilek kıraathaneden eve gideceğini söyleyerek ayrıldı. Hemen arkasından iki sivil polis memuru da kalkıp onun peşinden gitti. Kahvehanenin dışında, iki polis memuru Abdulkadir Çelikbilek’i kollarından tutup, orada bekleyen beyaz Renault marka aracın içine girmeye zorladı. Abdulkadir Çelikbilek götürülürken kahvehanede bulunan ve olayı görenler, Çelikbilek’in abisine ve eşine olayı anlattı. Bunun üzerine Çelikbilek’in eşi savcılığa başvuruda bulundu ancak dilekçesi kabul edilmedi.
15 Aralık 1994’te, Çelikbilek’in abisi İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesine gitti. Kendisine Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazması tavsiye edildi. Bunun üzerine abi Abdurrahman Çelikbilek dilekçe vermek için savcılığa gitti. Ancak, mahkeme binasının kapısındaki polis, kardeşinin isminin gözaltına alınanlar listesinde olmadığını söyledi. Abdurrahman Çelikbilek, ilerleyen günlerde birçok kez Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gitti ancak kardeşi hakkında bilgi alma girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.
21 Aralık 1994 saat 07.30 civarında, üç polis memuru Abdurrahman Çelikbilek’in evine geldi ve kardeşinin yaralı olarak bulunduğunu ve hastaneye götürüldüğünü söyledi. Çelikbilek hastaneye gideceklerini düşünerek polis arabasına bindi. Ancak yolda polis memurları Çelikbilek’e kardeşinin aslında öldüğünü ve cenazesinin Diyarbakır’daki Mardinkapı Mezarlığı’nın dışında bulunduğunu söylediler ve onu Mardinkapı Mezarlığı yakınında cenazenin bulunduğu çöplüğe götürdüler. Abdulkadir Çelikbilek’in bedeni, Mardinkapı Mezarlığı’nın yanındaki çöp yığınının üzerinde duruyordu ve vücudunda işkence izleri vardı. 21 Aralık 1994 tarihli olay yeri tutanağına göre elleri kemeriyle arkadan bağlanmıştı.
Polis memurları mezarlıkta Abdurrahman Çelikbilek’in üstünü aradı ve ceketinin cebinde bulunan ve savcılığa yazılan dilekçeyi aldı ve kendisinin isteğine rağmen geri vermedi. Daha sonra polis memurları, Abdurrahman Çelikbilek’i de yanlarına alarak Abdulkadir Çelikbilek’in evine gitti. Abdurrahman Çelikbilek arabada beklerken polisler Aynur Çelikbilek’e eşinin nerede olduğunu sordu; kayıp olduğunu söyleyince polis memurları Abdülkadir Çelikbilek’in yaralı olarak bulunduğunu ve hastanede olduğunu söyledi ve “Sizin düşmanlarınız var. Korucular eşinizi öldürmüş olabilir,” dedi. Çelikbilek’in eşi de yıllar önce köylerinden ayrıldıklarını ve korucularla herhangi bir ilişkileri olmadığını ifade etti. Polis memurları evde arama yapmaya başladı. Arama sırasında Çelikbilek’in abisi, polis radyosundan bir savcının, kardeşi Abdülkadir Çelikbilek’in cenazesini görmek için Mardinkapı Mezarlığı’na gitmek üzere olduğunu duydu. Polis memurları da savcıya katılmak için aramayı yarıda bıraktı ve Çelikbilek’in abisini de yanlarına alarak tekrar mezarlığa gitti. Sorumlu savcı ile doktor olay yerini inceledi. Polis memurları olay yeri tutanağı ve cenazenin yerini gösteren bir kroki hazırladı ve cenazeyi devlet hastanesinin morguna götürmek üzere yola çıktı. Yolda arabadaki bir polis, Çelikbilek’in abisine Tepecik’teki bütün köylülerin aynı şekilde öleceğini söyledi.
Hala eşinin hayatını kaybettiğinden haberi olmayan Aynur Çelikbilek hastaneye gitti ve hastane önündeyken eşinin öldürülmüş olduğunu öğrendi. İlerleyen saatlerde cenaze, Mardinkapı Mezarlığı’ndan getirildi. Çelikbilek eşinin cenazesini almak istedi ancak önce morga götürülmesi gerektiği gerekçesiyle talebi kabul edilmedi. Morgda Abdulkadir Çelikbilek’e otopsi yapıldı. Çelikbilek’in abisi, doktora kardeşinin boynundaki izleri sorduğunda doktor, kardeşi öldükten sonra boynunun çevresinden bir şeyin geçmiş olabileceğini ve bedenin bununla sürüklenmiş olabileceğini söyledi. Aynı zamanda, doktor yüzde ve gövdede çok sayıda yara ve ekimoz gördü ve bu yaralardan bazılarının üç gün önceden, bazılarının ise 6-12 gün önceden kaldığı sonucuna vardı.
Otopsi devam ederken, bir başka polis ekibi, ev aramasını bitirmek için Abdulkadir Çelikbilek’in evine geri döndü ve Abdulkadir Çelikbilek’in kızı Leyla’ya babasının kendilerine içinde ateşli silah olan bir paketi olduğunu söylediğini bildirdi ve Leyla’dan paketi kendilerine vermesini istedi. Bu soru üzerine ailesi Abdulkadir Çelikbilek’in ölmeden önce polis sorgusunda olduğunu düşündü. Otopsi tamamlandıktan sonra savcı, defin izni çıkardı ve polis memurlarına kapsamlı bir araştırma talimatı verdi. Cenaze Çelikbilek’in eşine teslim edildi. Aynur Çelikbilek açıklamasında eşinin boğazında tel izleri olduğunu, vücuduna naylon dökülmüş, tırnaklarının çekilmiş ve vücudunda sigara söndürülmüş olduğunu söyledi. Aynı gün, Mardinkapı Polis Karakolunda ifadeleri alınan Abdulkadir Çelikbilek’in eşi ve abisi, Abdulkadir Çelikbilek’i kimin öldürmüş olabileceğini bilmediklerini ve hiçbir düşmanları olmadığını belirtti. Abi ayrıca, bildiği kadarıyla kardeşinin 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, ateşli silah kaçakçılığından dolayı alıkonulduğunu ifade etti. Eşi ise Abdülkadir Çelikbilek’i öldüren kişi ya da kişiler aleyhinde şikâyette bulunmak istediğini belirtti.
İtirafçı ve eski JİTEM çalışanı Abdulkadir Aygan 2004 yılındaki beyanlarında Abdulkadir Çelikbilek’e ilişkin de bilgi verdi. Aygan ifadelerinde “Abdulkadir Çelikbilek'i PKK'ye yardım, kaçakçılık yapıyor ve PKK'yi finanse ediyor suçlamasıyla Diyarbakır Postanesi civarında ben, K.E., A. kod adlı Uzman Çavuş A.U., Ş. kod adlı Uzman Çavuş Yüksel Uğur, onu alarak Toros arabaya bindirdik. JİTEM'e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Ş. kod adlı Uzman Çavuş Yüksel Uğur, onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabasının arka kısmına Çelikbilek'in cesedi atıldı. JİTEM Tim Komutanı T.Y. de oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı'daki Diyarbakır Mezarlığı’nın duvarının yanına atıldı. O esnada devriye gezen bir polis aracı, az daha JİTEM elemanlarını yakalayacaktı,” dedi.
1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Abdulkadir Çelikbilek’in de bulunduğu sekiz kişinin benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca’nın aralarında bulunduğu sekiz kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1990’lı yıllarda başlatılan hazırlık soruşturmaları ancak 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı sekiz dosyayı birleştirerek dava açtı. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, 28 Şubat 2005’te bu sekiz kişi hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek” suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak sadece bir gün sonra savcı soruşturmadan alındı. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. Sekiz sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca’nın grubu olduğu, eylemlerde başrolü Aygan'ın oynadığı ifade edildi.
Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve beş kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi. Birleştirilen dosyalar sonunda “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek” suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep ediliyor. Korucu , itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hüseyin Tilki(Hüseyin Eren), Hayrettin Toka, Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz; maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.
1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca'nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdulkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi. Bu davanın detaylı bilgilerine http://failibelli.org/dava/musa-anter-ve-jitem-ana-davasi/ adresinden erişebilirsiniz.
Abdulkadir Çelikbilek’in ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle olayı 13 Haziran 1995 tarihinde AİHM’ye taşıdı. Mahkeme AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin (usul ve esastan), etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve devleti Çelikbilek ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
- Konum
Enlem: 37.9249733
Boylam: 40.2109826
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- Kaybedilme Tarihi
- 14 Ara 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 38
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Şu anda tutuksuz yargılanıyor
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Gazete veya internet haberi
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Mahkeme tutanakları
- Soruşturma Sonucu
- Dava devam ediyor
- Dava Adı
- Musa Anter ve JİTEM Ana Davası
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 38: Davanın çekişmeli yargı ilkesine uygun olarak incelenmesi
- Hukuki Süreç Özeti
Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/223 esas numaralı dosyası ve AİHM’nin 31 Mayıs 2005 tarihli kararındaki bilgilere göre; 15 Aralık 1994’te, Abdulkadir Çelikbilek’in kardeşi dilekçe vermek için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına gitti. Ancak, mahkeme binasının kapısındaki polis, kardeşinin isminin gözaltına alınanlar listesinde olmadığını söyleyerek dilekçesini kabul etmedi. Çelikbilek, ilerleyen günler içinde birçok kez Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gitti ancak kardeşi hakkında bilgi alma girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.
21 Aralık 1994’te saat 07.30’da, bazı kişiler Mardinkapı Mezarlığı’nın yanındaki yolun kenarında bir cenaze olduğunu gördüklerini polise bildirdi. Polis olay yerine geldiğinde, Mardinkapı Mezarlığı’nın girişinden yaklaşık 150-200 metre uzaklıkta, mezarlığın duvarıyla yol arasındaki tezek yığınının üzerinde Abdulkadir Çelikbilek’in cenazesini buldu. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı ve polis memurları olay yerine intikal etti. Çelikbilek’in abisinin ifadesine göre, polis memurları olay yerine giderken yanlarında kendisini de götürdüler ve vardıklarında ölen kişinin kardeşi olduğunu doğruladı.
Hazırlanan olay yeri tespit tutanağına göre, ölen kişinin elleri, giymiş olduğu paltonun kemeriyle arkadan bağlıydı ve olay yerinde hiçbir kanıt bulunmamıştı. Polis memurlarının cenazenin yerini göstermek için hazırladıkları bir taslakta, ölüm sebebinin telle boğulma olduğu kaydedildi. Görevli savcı ve patolog, “Uzun bir telle boğulmuş” olan Abdulkadir Çelikbilek’in bedenini inceledi. Rapora göre, cenazenin yanında çok sayıda ayak izi gözlemlendi ancak, sayıları çok fazla olduğundan ve hepsi birbirine karıştığından, bu ayak izlerinin kalıpları çıkarılamadı. Aynı şekilde cenazenin yanında görülen tekerlek izlerinin de “Olayla hiçbir ilgisi olmayan” araçlara ait olduğu sonucuna varıldı. Olay yerinde hiçbir kavga izi görülmedi. Cinayetin fail(ler)i hakkında ipucu verebilecek hiçbir kanıta rastlanmadı. Ancak AİHM kararına göre bedenin bulunmuş olduğu mahal olduğu şekliyle muhafaza edilmedi ve ayak izleri ve araba lastiği izlerinin örneklerinin bulunduğu belgeler AİHM ile paylaşılmadı. Ayrıca mağdurun boğulmuş olduğuna dair bulgular olduğu halde parmak izi testleri yapılmadı.
Savcı, cenazenin otopsi için Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna gönderilmesi talimatını verdi ve cenaze 9.30 civarında otopsi için hastaneye götürüldü. Otopsi raporuna göre, doktor ölüm sebebinin boğulma ve öldürmenin kasıtlı olduğu sonucuna vardı. Doktor ölümün yaklaşık 10-15 saat önce gerçekleştiği sonucuna vardı. Daha sonra savcı, gömme izni çıkardı ve polis memurlarına kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmeleri talimatını verdi.
21 Aralık 1994 günü saat 15.30’da Mardinkapı Polis Karakolunda, emniyet amiri tarafından Abdulkadir Çelikbilek’in abisi Abdurrahman Çelikbilek’in ifadesi alındı. Abdurrahman Çelikbilek, kardeşinin 14 Aralık 1994 akşamı evine dönmediğini, ertesi gün, kardeşinin sık sık gittiği kahvehaneye gittiğini ve oradaki kişilere kardeşini görüp görmediklerini sorduğunu, Abdülkadir Çelikbilek’in en son kahveden çıkarken birkaç sivil polis tarafından beyaz renkli Renault marka bir arabaya bindirilirken görüldüğünü ancak aracın plaka numarasının “Belirgin” olmadığını ifade etti. Ayrıca Abdurrahman Çelikbilek, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.
21 Aralık 1994 günü saat 15.45’te, Mardinkapı Polis Karakolu Emniyet Amiri, Abdulkadir Çelikbilek’in eşinin ifadesini aldı. Çelikbilek’in eşi, 14 Aralık 1994’te saat 11.00 civarında eşinin evlerinden ayrıldığını, akşam eve dönmeyince kayınbiraderini haberdar ettiğini ancak bütün çabalara rağmen, eşini bulamadıklarını ifade etti. Ayrıca Çelikbilek’in eşi, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.
21 Aralık 1994’te Mardinkapı Polis Karakolu Emniyet Amiri, Diyarbakır Emniyet Amirliğine, yetkisi altındaki bölgede bulunan cenaze hakkında bilgi verdiği bir rapor yolladı. Mardinkapı Polis Karakolu Emniyet Amiri, bu rapora abinin ve eşin ifadelerini, olay yeri tespit tutanaklarını ve aynı gün hazırlanan taslakları ekledi. Bu rapor ve ekleri, aynı öldürülme olayına ilişkin soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. Soruşturmaya 1994/9249 numarası verildi.
Cumhuriyet Savcısı, kahvehanenin sahibi ve müşterilerinden, yöredeki sakinlerden, Diyarbakır havalisindeki polis tesislerinden sorumlu memurlardan ve bedenin bulunduğu 21 Aralık 1994 tarihinde polise bilgi veren halktan ifade almadı. Cenazenin fotoğrafları ve Diyarbakır bölgesindeki gözaltı kayıtları Çelikbilek’in abisi ve AİHM ile paylaşılmadı.
23 Aralık 1994 tarihinde cumhuriyet savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne öldürme olayının faili/faillerini arama talimatı verdi.
6 Ocak 1995 tarihinde, savcı bu talimatını yineledi ve 20 Aralık 2014 tarihinde yasal süre sınırlaması bitene değin bütün muhtemel gelişmelerden üç ayda bir haberdar edilmeyi talep etti. (Daimi arama) Savcı, 1 Ocak 1996, 28 Şubat 1996 ve 29 Mart 1996 tarihlerinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatını tekrarladı.
13 Haziran 1995 tarihinde, Çelikbilek’in abisi, AİHM’ye başvuruda bulundu.
1 Aralık 1996 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına, Mardinkapı Polis Karakolu Komiseri tarafından cinayet faillerini aradıkları fakat bulamadıkları bilgisi verildi. 6 Aralık 1996 tarihinde bir polis memuru, Mardinkapı Polis Karakoluna cinayetin faillerini aradıklarını ancak bulamadıklarını bildirdi. 6 Aralık 1996, 6 Ocak 1997, 13 Ağustos 1997 ve son olarak 15 Mart 1999 tarihlerinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatları yineledi.
İtirafçı ve eski JİTEM çalışanı Abdulkadir Aygan 2004 yılındaki itiraflarında Abdulkadir Çelikbilek’e ilişkin de bilgi verdi. Aygan ifadelerinde “Abdulkadir Çelikbilek'i PKK'ye yardım, kaçakçılık yapıyor ve PKK'yı finanse ediyor suçlamasıyla Diyarbakır Postanesi civarında ben, K.E., A. kod adlı Uzman Çavuş A.U., Ş. kod adlı Uzman Çavuş Yüksel Uğur, onu alarak Toros arabaya bindirdik. JİTEM'e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Ş. kod adlı Uzman Çavuş, onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabasının arka kısmına Çelikbilek'in cesedi atıldı. JİTEM Tim Komutanı T.Y. de oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı'daki Diyarbakır Mezarlığının duvarının yanına atıldı. O esnada devriye gezen bir polis aracı, az daha JİTEM elemanlarını yakalayacaktı” dedi.
1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Abdulkadir Çelikbilek’in de bulunduğu sekiz kişinin (Harbi Arman, Lokman Zuğurli, Zana Zuğurli, Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Mehmet Sıddık Etyemez ve Abdülkadir Çelikbilek) benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, aralarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca’nın aralarında bulunduğu sekiz kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1990’lı yıllarda başlatılan hazırlık soruşturmaları ancak 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı sekiz dosyayı birleştirerek dava açtı. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, 28 Şubat 2005’te bu sekiz kişi hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek” suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak sadece bir gün sonra Savcı Özcan’a soruşturmadan el çektirildi. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. Sekiz sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca’nın grubun yöneticisi olduğu, eylemlerde başrolü Aygan'ın oynadığı ifade edildi. Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve beş kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi. Birleştirilen dosyalar sonunda “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek” suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep ediliyor. Korucu , itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Hayrettin Toka, Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz. Maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.
1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca 'nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdulkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.
Abdulkadir Çelikbilek’in ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle olayı 13 Haziran 1995 tarihinde AİHM’ye taşıdı. Mahkeme AİHS’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. (usul ve esastan), etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. Maddesinin ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. Maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve devleti Çelikbilek ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.
