Şemdin Cülaz
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Çiftçi
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 6
- Olay Özeti
Silopi Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/302 numaralı iddianamesi ve AİHM’nin 7524/06 ve 39046/10 numaralı başvurulara ilişkin 15 Nisan 2014 tarihli kararındaki ifadelere göre, 13 Haziran 1993 günü saat 23.45 sıralarında Silopi’ye bağlı Görümlü köyü yakınlarında PKK üyeleri ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada altı asker hayatını kaybetti, 13 asker ise yaralandı. Ertesi gün civar köylere baskın düzenleyen askerler, köylüleri meydanda topladı, bazı evlerde arama yaptıktan sonra Görümlü köyü ve Derecik mezrasından Hükmet Şimşek, Hamdo Şimşek, Mehmet Salih Demirhan, Halit Özdemir, İbrahim Akıl ve Şemdin Cülaz’ın yanı sıra bir köylüyü gözaltına alarak Görümlü Jandarma Karakolunda geçici olarak konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığına götürdü. Gözaltındaki diğer kişilerle beraber yoğun işkence gören köylü aynı akşam serbest bırakıldıktan bir süre sonra tekrar tabura çağrılması üzerine, ailesi ile birlikte Irak’a kaçtı. Diğer altı kişiden bir daha haber alınamadı.
İddialara göre gözaltına alınanlardan Keldani vatandaşlar olan Hamdo Şimşek ve Hükmet Şimşek’in evinden alınan haç, Görümlü köyü imamı olan İbrahim Akıl’ın boynuna asılmış, Akıl, askerlerin hakaretlerine maruz kalarak köy meydanında yürümeye zorlanmıştı. 30 Kasım 1993 günü TBMM Muş Milletvekili Muzaffer Demir, altı köylünün akıbetini sorduğu ve İçişleri Bakanlığının yanıtlaması için meclise verdiği soru önergesinde Şırnak Tugay Komutanının, 3 Ağustos 1993’te gazeteci Nuriye Akman'la yaptığı ve Sabah gazetesinde yayınlanan söyleşide şöyle dediğine yer vermişti: "Size ilginç bir anımı anlatayım. Yaklaşık iki ay önce, iki yıldır bir köyün imamlığını yapan kişi, bir eylem sırasında öldürüldü. Üzerindeki eşyalar araştırıldığında boynunda haç çıktı. İmam bildiğimiz adamın Ermeni olduğunu gördük." Görümlü köyü muhtarı ve kayıp yakınları Görümlü ve Silopi Jandarma Komutanlıklarına başvurarak gözaltına alınan altı kişinin akıbetini öğrenmek istediğinde gözaltında oldukları inkar edildi. Mehmet Salih Demirhan’ın babası, oğlunun serbest bırakılmaması üzerine gittiği Görümlü taburundaki bir askerden oğlunun taburda olduğunu öğrendi. Yaşayıp yaşamadığını merak ettiğini söyleyerek onu kendisine göstermezlerse de en azından kendi el yazısıyla iyi olduğunu belirttiği bir not getirmelerini istedi fakat isteği cevapsız kaldı. Demirhan ailesi oğullarının akıbetini öğrenmek için Şırnak ve Cizre’de askeriye ile ilişkileri iyi olan bazı kişilerden yardım istedi fakat olaydan 20 gün kadar sonra aile, olayı araştırmaya devam ettikleri takdirde başlarına daha kötü şeylerin geleceği yönünde tehdit edilince araştırmalarına son verdi.
- Konum
Enlem: 37.3055432
Boylam: 42.4983217
- Konum
- Şehir
- Şırnak
- İlçe
- Silopi
- Kaybedilme Tarihi
- 14 Haz 1993
- Yıl
- 1993
- Mağdurun Yaşı
- Yaş:41
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat ceza almadı
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Kayıp yakınıyla görüşme
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi; Yargıtay beraat kararını onadı
- Dava Adı
- Mete Sayar Davası
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Hukuki Süreç Özeti
Silopi Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/302 numaralı iddianamesi ve AİHM’nin 7524/06 ve 39046/10 numaralı başvurulara ilişkin 15 Nisan 2014 tarihli kararındaki bilgilere göre kayıp yakınları olayın hemen ertesinde Görümlü köyü muhtarı ile birlikte Görümlü ve Silopi Jandarma Komutanlıklarına başvurarak gözaltına alınan altı kişinin akıbetini öğrenmek istedi ancak gözaltında oldukları inkar edildi. Hamdo Şimşek’in eşi, (Hükmet Şimşek’in de annesi) olay ile ilgili sözlü pek çok başvurusunun ardından 30 Aralık 1993 tarihinde Silopi Cumhuriyet Savcılığına yazılı şikayette bulundu. Usulen açılan soruşturma, Şimşeklerin adının gözaltı kayıtlarında olmadığı, örgüte katılmış ya da ölmüş olabilecekleri ya da ailenin diğer fertleri gibi iki yıl önce yurtdışına taşınmış olabilecekleri iddiasıyla 28 Eylül 1995 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile kapatıldı. Karar aile fertlerine ulaştırılmadığı için herhangi bir itiraz da yapılmadı.
Kayıp yakınlarının 2002 ve 2003 yıllarında Cumhuriyet Savcılığına yaptıkları başvurular üzerine başlatılan soruşturma kapsamında pek çok tanık ve kayıp yakınının ifadesi alındı ancak yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle soruşturmada 2007 yılında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Karara yapılan itiraz da 27 Eylül 2007 tarihinde reddedilince soruşturma kapatıldı. Soruşturmanın etkin yürütülmemesi üzerine Şemdin Cülaz, Halit Özdemir, Mehmet Salih Demirhan ve İbrahim Akıl’ın yakınları 28 Ocak 2006 tarihinde, Hükmet ve Hamdo Şimşek’in yakınları ise 15 Nisan 2010 tarihinde AİHM’ye başvurdu. İki farklı tarihte yapılan başvurular mahkeme tarafından birleştirildi. Cülaz, Demirhan, Özdemir ve Akıl ailelerine ait 7524/06 numaralı başvuru kabul edilirken Şimşeklerin 39046/10 numaralı başvurusu altı aylık süre kuralına uymadığı gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme 15 Nisan 2014 tarihinde ilk başvuruda AİHS’nin 2. Maddesinin hem esas hem usul yönünden ihlal edildiğine karar verip devleti ailelere manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
Kayıp yakınları 2009 yılının Ağustos ayında Ergenekon Soruşturmaları kapsamında dinlenen gizli tanık İlkadım’ın 1993-1994 yıllarında gözaltına alındıktan sonra öldürülen ve taburun bahçesine gömülen altı köylüden bahsetmesi üzerine soruşturmanın yeniden başlatılması için başvuruda bulundu. Kayıp yakınları daha sonra 12 ve 19 Ekim 2009 tarihlerinde 1993 yılında Görümlü Taburunda askerlik yapan Y.Ö.’nün, Görümlü köyünden alınan altı kişiyle ilgili Taraf gazetesine verdiği röportajın da soruşturma dosyasına eklenmesi talebinde bulundu. Y.Ö.’ye ulaşan kayıp yakınları kendisinden tanık olmasını istedi. Daha sonra Y.Ö. ve adının açıklanmasını istemeyen başka bir tanık olayla ilgili tanıklık yapmak üzere ifade verdi. Y.Ö. ifadesinde, köylülerin dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar’ın emri ile gözaltına alındığını, tabura getirilen köylülere işkence yapıldığını, araçlara bağlanarak yerlerde sürüklendiklerini ve daha sonra öldürülüp taburun bahçesindeki bir çukura atıldıklarını iddia etti. Y.Ö. ifadesinde ayrıca, Tabur Komutanı Mete Sayar’ın bu köylülerin çatışmada öldürüldüğünü ve terörist olarak gösterilmeleri yönünde emir verdiğini; gözaltına alınan köylülerden Halit Özdemir’in kendisinden su istediğini ancak bu kişiye su veremediğini; bu nedenle o günden beri vicdan azabı çektiğini söyledi. Y.Ö.’nün söylediklerinden sonra savcılık Görümlü Taburunda kazı çalışması yapılmasını istedi. Taburda yapılan kazı çalışmasında bazı kemikler bulundu. Kemikler DNA testi yapılmak üzere adli tıpa gönderildi. Ancak altı ay sonra adli tıp kemiklerin hayvanlara ait olduğunu belirtti. Y.Ö., 12 Nisan 2010 tarihinde Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe ile, bazı kişiler tarafından tehdit edildiğine ilişkin başvuruda bulundu. Silopi Savcılığı soruşturma kapsamında Görümlü Jandarmasının gözaltı kayıt defterini istedi. Fakat 1993’teki baskında kayıtların kaybolduğu, kaydın 2001’den itibaren tekrar başladığı cevabı verildi. TSK ile yazışma sonucunda Tekirdağ 3. Zırhlı Tugayının o dönem Görümlü’de olduğu kabul edildi. Şüpheli askerler ise iddiaları reddetti. 4 Haziran 2010 tarihinde ifadesi alınan ve olay tarihinde Görümlü’de askerlik yapan N.O. ifadesinde çatışmanın ardından yakalanan altı ya da yedi köylüye askerler ve subaylar tarafından işkence yapıldığını bildiğini ancak bu şahısların akıbetleri hakkında bilgi sahibi olmadığını; 15 Şubat 2011’de dinlenen ve olay tarihinde Görümlü’de konuşlanan Tekirdağ Piyade Garnizonunda rütbeli asker olarak görev yapan R.B. ise ifadesinde altı askerin yaşamını yitirdiği çatışmanın ertesi günü tabura getirilen altı ya da yedi kişinin kurşuna dizildiğini arkadaşlarından duyduğunu, daha sonra cenazeleri taburun ortasında gördüğünü ve cenazelerin akşam gelen sivil bir kamyonetle götürüldüğünü belirtti. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, cenazeler bulunamamış olsa da altı köylünün öldürüldükten sonra kaybedildikleri sonucuna vararak, altı köylünün akıbetine ilişkin soruşturmanın zaman aşımına uğramasına üç gün kala, dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayına bağlı Teğmen Serdar Tekin ile 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açtı. 2013 sonunda kabul edilen iddianame ile açılan ve ilk duruşması Nisan 2014’te görülen davanın 3 Temmuz 2017 tarihindeki yedinci celsesinde savcılığın delil yetersizliğinden beraat kararı talebi mahkeme heyeti tarafından aynı celsede kabul edilerek tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 3 Nisan 2018 tarihinde temyiz incelemesi tamamlandı ve Yargıtay beraat kararını onadı.