Mehmet Emin Abak
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Bekar
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 10 Şub 2014
- Meslek
- Şoför
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 9
- Olay Özeti
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı 2014/295 numaralı iddianame ve diğer kaynaklarda yer alan iddialara göre, Mahmut Abak ve kuzeni Mehmet Emin Abak, şoför ve muavin olarak Mardin-Kızıltepe arasında beraber minibüs işletmeciliği yapıyordu. Yaşadıkları Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Hindula (Eroğlu) köyü üzerinde koruculuk baskısı vardı, ancak köylüler korucu olmak istemiyorlardı. Köye her Cuma günü baskın yapılıyordu. İddialara göre 14 Ocak 1995 tarihinde de Mardin Merkez Jandarma Komutanlığına bağlı Cevizli Komutanlığından Mardin Merkez Bölük Komutanı Şeref Çakmak, Kızıltepe Komutanı Binbaşı Hasan Atilla Uğur ve Kızıltepe Bölük Komutanı Üsteğmen Ahmet Boncuk’un komutasındaki asker ve korucular gelerek köydeki herkesin evini boşalttı. Köylülerden bazılarını meydanda topladı, bazılarının da evlerinden çıkmalarını yasakladı. Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak dâhil olmak üzere kimi köylüler asker ve korucular tarafından boşaltılan M.A. ve H.A.’nın evine götürüldü. Bütün gece dışarıda bekletilen köylüler M.A. ve H.A.’nın evinden gelen işkence seslerine tanık oldu. Götürüldükleri evde yoğun işkence gören Mahmut Abak ertesi gün sabahın erken saatlerinde bir battaniye içinde, Mehmet Emin Abak ise yaralı bir şekilde iki askerin kolları arasında köyden götürüldü. Askerler Abakların işlettiği minibüse de el koydu.
Bu olaydan 40 gün önce, 5 Aralık 1994 tarihinde, kendisi de minibüs şoförü olan Mahmut Abak’ın babası Süleyman Abak da, akrabaları Abdurrahman Abi ile birlikte gözaltına alınmış, daha sonra cenazeleri Kızıltepe-Viranşehir arasında bulunan Şahvelat Köprüsü’nde bulunmuştu. Süleyman Abak ve ailesi koruculuk baskısı altındaydı.
Aynı gün (15 Ocak 1995) ilerleyen saatlerde köye gelen Cevizli Jandarma Karakoluna bağlı asker ve korucular tüm köylülere köyü boşaltması yönünde emir verdi. Köy boşaltılana kadar üç-dört gün köyde kalan korucular arasında Doğan köyü korucuları İ.K. ve A.K., Cevizli köyü korucuları Ş.İ., M.İ., İ.İ., G.Ü. ve M.D. de vardı. Mehmet Emin Abak’ın ailesi önce Kızıltepe’ye, iki-üç ay sonra da Bursa’ya göç etti. 1998’te Bismil’e dönen aile köye dönüşlerin başladığı 2001’de köylerine geri döndü.
Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak’ın beraber işlettikleri minibüs aynı gün (15 Ocak 1995) Urfa’nın Ceylanpınar ilçesi Sarayçesme köyünde yakılmış halde bulundu. Mehmet Emin Abak'ın ailesi dönemin koşullarında resmi kurumlara başvuru yapmaya çekiniyordu. Çevrelerinde kendilerine yardımcı olabileceğini söyleyen ve para isteyen kişilere çokça para verdiler, ancak oğullarından herhangi bir haber alamadılar. Abakların gözaltına alınmalarından yaklaşık bir ay sonra, 11 Şubat 1995 tarihinde Mardin’in Kızıltepe ilçesi Kırkkuyu köyü Aysun (Tılzerin) mezrasındaki bir yağmur kuyusundaki sular, o sene fazla yağmur yağmasından dolayı yükseldi. Bir çoban yükselen suda cansız bir erkek bedeni görerek telefonla ilçe jandarma komutanlığına bildirdi. Kuyunun bulunduğu yere giden jandarma görevlileri kuyudaki bedeni köylülerle beraber çıkardı. Bedenin üzerinden Mahmut Abak’a ait nüfus cüzdanı çıktı. Ardından yapılan otopsi Mahmut Abak’ın işkence görerek öldürüldüğünü gösteriyordu. Jandarma cenazeyi belediyeye teslim etti. Mahmut Abak belediye tarafından defnedildi. Daha sonra annesi Sultani Abak’a elbiseleri verildi ve defnedilmeden önce çekilen fotoğrafları gösterildi.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 1995’te başlattığı soruşturmada hiçbir ilerleme olmadan 2011 yılında daimi arama kararı verildi. Ancak İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesinin ısrarlı takibi sonunda yürütülen ek soruşturma kapsamında Mehmet Emin Abak’ın bedeninin de Mahmut Abak’ın bedeninin bulunduğu kuyuda olabileceğinden hareketle kazı çalışması yapılmasına karar verildi. Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığı tarafından 23 Mayıs 2013 ve 10-11 Haziran 2013 tarihlerinde Tilzerin köyündeki kuyularda yapılan kazı çalışmasında üç kişiye ait insan kemikleri ve giysi parçaları bulundu. Kazı çalışması sırasında gelen köylülere polis biber gazı sıkarak onları dağıtmaya çalıştı. Kızıltepe ilçesine yaklaşık 20 kilometre mesafede Ceylanpınar yolu üzerinde bulunan bir köy olan Aysun köyü, 1993 ile 2000 yılları arasında "Güvenlik" gerekçesi ile boşaltılmıştı. Baba Halil Abak oğlu Mehmet Emin Abak’ın gözaltına alınırken üzerinde olan kırmızı kazağını teşhis etti; İstanbul Adli Tıp Kurumunun yaptığı DNA incelemesi de sonucu 23 Nisan 2014'te doğruladı; üç kişiye ait olduğu tespit edilen kemiklerden biri Mehmet Emin Abak'a aitti. Mehmet Emin Abak'ın cenazesi ailesine teslim edildi ve 25 Nisan'da defnedildi.
İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesinin de girişimleri sonucunda 2009 yılında yeniden canlandırılan soruşturmaların ardından Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı Temmuz 2013'te bir fezleke hazırladı. 20 Temmuz 2014’te hazırlanan iddianamede, içlerinde Abakların da olduğu, 1993-96 yıllarında Mardin'in Kızıltepe ilçesinde yaşanan 22 zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetin şüphelisi olarak dördü ordu mensubu beşi korucu olan ve Bıçak Timi olarak bilinen bir JİTEM ekibi tespit edildi. Ancak daha ilk duruşma görülmeden, dava güvenlik gerekçesiyle Mardin Ağır Ceza Mahkemesinden Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 3 Mart 2015 tarihinde görülen ilk duruşmada sanıklar Hasan Atilla Uğur ve Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri nedeniyle CMK M.161/5. Maddesine dayanarak dosyanın izin istemiyle Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) gönderilmesine karar verildi. 15 Ocak 2016 tarihli duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “Silahlı örgüt kurmak” ve “Tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi.
- Konum
Enlem: 37.1931114
Boylam: 40.5870361
- Konum
- Şehir
- Mardin
- İlçe
- Kızıltepe
- Kaybedilme Tarihi
- 15 Oca 1995
- Yıl
- 1995
- Mağdurun Yaşı
- 21
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İfade tutanağı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Kayıp yakınıyla görüşme (ses ve görüntü kaydı)
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Kızıltepe JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
11 Şubat 1995 günü Mardin’in Kızıltepe ilçesi Kırkkuyu köyü Tılzerin (Aysun) Mezrasındaki bir yağmur kuyusunda bir erkek bedeni bulunması üzerine Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1995/456 numaralı soruşturma başlatılarak, aynı gün otopsi ve olay yeri tespit tutanağı düzenlendi. Klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmadı. Olay yeri tespit tutanağı bedenin Mahmut Abak’a ait olduğunu ortaya koydu.
15 Ocak 1995 tarihinde Urfa’nın Ceylanpınar ilçesi Sarayçesme köyünde Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak’ın beraber işlettikleri minibüsün yakılmış halde bulunması üzerine Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığınca 1995/39 numaralı soruşturma başlatıldı. Savcılık 26 Eylül 1997 tarihinde yetkisizlik kararı vererek, dosyayı Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Bu soruşturma Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 1995/456 numaralı soruşturmasıyla birleştirildi.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı, 1995/456 numaralı soruşturma kapsamında 13 Şubat 1995 tarihinde Mahmut Abak’ın annesi Sultani Abak’ın ifadesine başvurdu. Sultani Abak, Eroğlu köylülerinin kendisine oğlunun askerler tarafından götürüldüğünü söylediklerini, bir aydan beri kendisinden haber alamadığını beyan etti.
Aynı soruşturma kapsamında Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 13 Şubat 1995 tarihinde Mahmut Abak'ın kardeşi A.A., 22 Kasım 2003 tarihinde Mahmut Abak'ın amcasının oğlu M.A., 22 Kasım 2003 tarihinde Eroğlu köyü sakinlerinden I.K., M.S.C., S.A., M.A., S.K. ve 23 Temmuz 1995 tarihinde talimatla Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ş.B. ve F.A.’nın ifadeleri alındı. Tüm ifadeler askerler tarafından Eroğlu köyüne yapılan baskında Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak’ın götürüldüğünü ortaya koyuyordu.
4 Ağustos 2003 tarihinde Mehmet Emin Abak'ın babası Halil Abak Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu dilekçesinde, 14 Ocak 1995 tarihinde Eroğlu köyünden askerler tarafından alındıktan sonra oğlundan bir daha haber alınamadığını belirtti ve tanık dinlenmesini talep etti. Bunun üzerine talimatla 28 Nisan 2004 tarihinde Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mahmut ve Mehmet Emin Abak'ın amcaları S.A.’nın ifadesi alındı. S.A. da diğer ifadelerle aynı doğrultuda beyanlarda bulundu.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında araştırma yapması için jandarmaya birçok talimat yazdı. Jandarma tarafından düzenlenen çok sayıda tutanakta “Olaya ilişkin somut gelişme olmadığı, olayın PKK terör örgütünce gerçekleştirildiği, araştırmaya devam edildiği" belirtildi. Savcılık 13 Nisan 2011 tarihinde daimi arama kararı verdi.
25 Nisan 2006 tarihinde Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi Mehmet Emin Abak'ın gaipliğine karar verdi. (Esas No: 2005/79, Karar No: 2006/185)
2009 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan 2009/3586 numaralı soruşturma kapsamında Halil Abak daha ayrıntılı bir şekilde tekrar ifade verdi.
Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 1995/456 numaralı soruşturması, faili meçhul cinayetlere ilişkin yeniden başlatılan Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/464 numaralı soruşturması ile birleştirildi. Bu soruşturma kapsamında tanık İ.Ö. verdiği ifadesinde Mahmut Abak’ın bedenini Tılzerin köyündeki kuyudan nasıl çıkarttıklarını anlattı. Aynı soruşturma kapsamında Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak’ın işkence gördüğü evin sahibi H.A.’nın ifadesine başvuruldu. H.A. evlerinde Mahmut Abak ve Mehmet Emin Abak’a işkence yapıldığını doğrulayan beyanlarda bulundu.
23 Mayıs 2013 ve 10-11 Haziran 2013 tarihlerinde Mahmut Abak'ın bedeninin bulunduğu yağmur kuyusunda kendisiyle birlikte evinden alınan ve bir daha kendisine ulaşılamayan Mehmet Emin Abak'ın da bedeninin atılmış olabileceği düşüncesiyle Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından araştırmalar yapıldı. Araştırmalar sonucu elbiseleriyle birlikte bir adet insana ait olduğu düşünülen 77 adet kemik ve elbise parçaları ile muhtelif eşyalar bulundu. Bulunan kemikler, Mehmet Emin Abak'ın babası Halil Abak'tan alınan kan örnekleriyle birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi. Biyoloji İhtisas Dairesinin 10 Şubat 2014 tarih ve 1967 sayılı raporunda gönderilen kemiklerden elde edilen DNA ile Halil Abak'tan elde edilen DNA’nın uyumlu olduğu ve kemiklerin Mehmet Emin Abak'a ait olduğu 23 Nisan 2014’te tespit edildi.
2009 yılında yeniden canlandırılan soruşturmaların ardından Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı Temmuz 2013'te bir fezleke hazırladı. Fezlekenin ardından 20 Temmuz 2014’te, 2014/3415 soruşturma ve 2014/1591 esas numarasıyla hazırlanan 2014/295 numaralı iddianamede, içlerinde Abakların da olduğu, 1993-96 yıllarında Mardin'in Kızıltepe ilçesinde yaşanan 22 zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetin şüphelisi olarak dördü ordu mensubu beşi korucu olan ve Bıçak Timi olarak bilinen bir JİTEM ekibi tespit edildi. İddianameyi kabul eden Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin ilk duruşma öncesindeki talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kararıyla dava güvenlik gerekçesiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine nakledildi. 3 Mart 2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) izin alınması gerektiğine karar verildi. Yargılama izin alınana dek durduruldu. 18 Ekim 2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15 Ocak 2016 tarihine ertelendi. HSYK, henüz dördüncü duruşma gerçekleşmeden verdiği 3 Aralık 2015 tarihli kararında, TCK 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. Maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsalar bile, bu tür suçlar için izin alınmasına gerek olmadığına, en üst düzey kolluk amirlerinin görevlerini kötüye kullanmaları ve görevlerini ihmal etmeleri iddia edildiğinden hâkimlerin kovuşturma yapabileceğine karar verdi. 15 Ocak 2016’daki duruşmada dokuz sanıktan yalnızca Eşref Hatipoğlu salonda bizzat hazır bulundu. Aralarında Hasan Atilla Uğur’un da bulunduğu üç sanık ise SEGBİS sistemi ile duruşmaya katıldı. 24 Haziran 2016 tarihinde tüm sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilen davada hiçbir gelişme kaydedilmeden 9 Eylül 2019 tarihinde tüm sanıklar hakkında zamanaşımı, suç unsurlarının oluşmaması ve suçun sabit olmaması gerekçeleriyle beraat kararı verildi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi 14 Temmuz 2021 tarihinde ve beraat ve düşme kararlarının “Hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı” gerekçesiyle onanmasına, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davayla ilgili detaylı bilgi için lütfen bkz. Kızıltepe Davası | FAİLİ BELLİ
Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon Soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınmış, savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklanmış, özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami beş yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edilmişti. Yargıtay’da bozulan karar üzerine yeniden yargılama sonucunda 2019 yılında Ergenekon Davasından beraat etti. Diğer sanık emekli Albay Eşref Hatipoğlu ise emekli Üsteğmen Tünay Yanardağ ile birlikte Lice'de 1993 yılında Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da aralarında bulunduğu ikisi asker 17 kişinin ölümüyle ilgili 1 Nisan 2015 tarihinde Diyarbakır’da açılan, daha sonra güvenlik gerekçesiyle önce Eskişehir daha sonra İzmir’e taşınan davada tutuksuz yargılanmış; 7 Aralık 2018 tarihli son duruşmada beraat etmişti.