Faik Candan
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 13 Ara 1994
- Meslek
- Avukat
- Politikacı
- Olay Özeti
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 2013/59 numaralı JİTEM Davası iddianamesinde ve Başka Haber’in 25 Ağustos 2011 tarihli haberinde yer alan bilgilere göre Faik Candan, 1962 yılında Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesi Büyükdamlacık köyünde doğdu. Avukattı. 1991-1993 yılları arasında Ankara DEP (Demokrasi Partisi) il başkanlığı yaptı. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesiydi. DEP Ankara İl Başkanlığı yaptığı dönemde sık sık ölümle tehdit ediliyordu. 1993 yılında il başkanlığı görevinden ayrıldı. 2 Aralık 1994 Cuma günü öğleden sonra bankaya gitmek üzere bürosundan ayrıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Kaybolduğunda üzerinde cep telefonu, çağrı cihazı ve ruhsatlı tabancası bulunuyordu. Ailesi, Faik Candan’ın akşam eve dönmemesi üzerine onu aramaya başladı. Çağdaş Hukukçular Derneğine başvuran aile burada bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada Faik Candan’ın zorla kaybedilmesinin Kürt aydınlarına yönelik süregelen politik tutumun bir devamı olduğu belirtildi ve bulunması istendi. Ancak herhangi bir sonuç alınamadı.
13 Aralık 1994 günü Ankara Bala ilçesi Çavuşlu köyü Ergin yaylasında, köy yolu kenarında hendek içerisinde başından ve göğsünden silahla vurularak öldürülmüş gözleri kravatla bağlı cansız bir erkek bedeni bulundu. Yapılan incelemede bedenin Faik Candan’a ait olduğu anlaşıldı. Otopsi raporunda iki tabancadan yapılan atışlarla 5-12 Aralık tarihleri arasında işkence yapılarak öldürülmüş olduğu saptandı. 15 Aralık 1994 tarihli otopsi raporuna göre ölümün 3 ila 10 gün önce gerçekleştiği belirtiliyordu.
Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, yıllar sonra konuyla ilgili verdiği ifadesinde Avukat Faik Candan’ın öldürülmesiyle ilgili olarak “Faik Candan, bürosundan alındıktan sonra O., ben ve E.E. bizim kullandığımız arabayla gittik. Biz avukatın bulunduğu aracı takiben peş peşe dört veya beş araçla gittik. Gölbaşı’ndan sonra biz araçla devam ettik. Konya yolunda sol tarafta açık arazide A.S.’nin öldürdüğünü kendi beyanıyla duydum. Ondan sonra ben aylarca göreve gitmedim. İhraç edilmek istedim, silahı da bıraktım. Sonra peşimi bırakmadılar. A.Ç.’nin yardımıyla İstanbul’a gittik,” şeklinde konuştu.
Susurluk Davası hükümlüsü olan eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın açıklamaları, 1990´larda meydana gelen faili meçhul cinayetlerle ilgili dosyaları yeniden açtırdı. Davanın bir duruşmasında Faik Candan’ın öldürülmesiyle ilgili olarak konuşan kardeşi, abisinin bir ara DEP Ankara İl Başkanlığı yapması nedeniyle tehditler aldığını hatırlatarak “Abime ait Keçiören Sanatoryum Lale Sokak’ta bulunan evin balkonunda akşamüstü oturduğum esnada, içinde iki kişinin olduğu vişne çürüğü renginde eski model bir Ford araç evin önüne geldi. Aracı kullanmayan şahsın, eliyle aracı kullanan şahsa abimin evini gösterdiğini gördüm. Bunu abime anlattım, bir şey demedi; zaten o sıralar sürekli tedirgin bir haldeydi. Daha sonra Susurluk olayının patlak vermesi üzerine basında çıkan haberlerde, bu gördüğüm şahısların, özellikle parlak yüzlü şahsın Ayhan Çarkın, yanındakinin de İbrahim Şahin olduğunu teşhis ettim. Ayhan Çarkın ve arkadaşlarının Şereflikoçhisar’da bir benzinliklerinin bulunduğu haberleri üzerine, söz konusu benzinliğe gittim, şahsıları görebilir miyim diye baktım. Bu olayı şimdiye kadar hiç kimseye anlatamadım. Bunun sebebi yaklaşık 20 nüfusa babamla birlikte ben bakmaktaydım. Bu kapsamda babamın yaşlı olması, o dönemin konjonktürel ortamı ve çekinmemiz sebebiyle anlatmadım. Ama ben Ayhan Çarkın ve İbrahim Şahin’i abimin evinin önünde araç içerisinde gördüm, bu konudaki beyanımda ısrarcıyım,” şeklinde konuştu ve söz konusu kişilerden şikâyetçi olduğunu belirtti.
Faik Candan’ın zorla kaybedildiği ve öldürüldüğü dönemde Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı olan Avukat Kazım Genç de aynı duruşmada tanık olarak ifade verdi. Genç, şu bilgileri verdi: “Emniyet’i aradık, kendilerinde olmadığı bilgisi verildi. İçişleri Bakanı ile görüştük. ‘Devlet bu işi çözer,’ dedi. Daha sonra Candan’ın cesedi Bala ilçesinde bulundu. Teşhise gittiğimizde savcı ‘Bu kişi 12-13 gündür kayıp diyorsunuz, ama iç çamaşırları tertemiz,’ demişti. Demek ki öldürülmeye götürülürken giysileri giydirildi. O dönemde Ankara’da yaygın olarak Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in denetiminde dört tane infaz timi olduğu belirtiliyordu. Kürt aydınları, ya kravatla gözleri bağlanmış ya da kravatla boğulmuş halde ölü bulunuyordu. Bence aydınlara bu işten uzak durun mesajı veriliyordu. Çünkü kravat Anadolu’da okumuş insan simgesi sayılır.”
Ayhan Çarkın’ın ifadeleriyle başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Soruşturma başladıktan sonra tutuklanan ve aralarında cinayetleri itiraf eden Ayhan Çarkın’ın da bulunduğu sekiz eski özel harekâtçı serbest bırakıldı.
- Konum
Enlem: 39.9333635
Boylam: 32.8597419
- Konum
- Şehir
- Ankara
- Kaybedilme Tarihi
- 2 Ara 1994
- Yıl
- 1994
- Mağdurun Yaşı
- 32
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Yargılama Durumu
- Yargılandı fakat beraat etti, karar Yargıtay aşamasında
- Kaynak Materyalin Türü
- Gazete veya internet haberi
- İddianame
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
- Dava Adı
- Ankara JİTEM Davası
- Hukuki Süreç Özeti
Ankara Barosu üyesi Avukat Faik Candan’ın, 2 Aralık 1994 tarihinde saat 16.00’da bankaya gitmek üzere bürosundan ayrıldığı; ancak bir daha kendisinden haber alınamadığı, ayrıca Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının konu hakkında bilgileri olmadığına dair belge, 6 Aralık 1994 tarihinde, avukatı tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunuldu. 14 Aralık 1994 tarihinde, Bala ilçesi Ergün köyü yaylası mevkiinde bir erkek bedeni olduğunun başsavcılığa bildirilmesi üzerine olay yerinde yapılan incelemede şahsın kimliği Faik Candan olarak belirlenmiş, olay yerinde beş adet boş dokuz mm çapında kovan bulunmuş ve şahsın gözlerinin siyah renk desenli bir kravat ile bağlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca otopsi raporunda iki ayrı tabancadan yapılan atışlarla 5-12 Aralık tarihleri arasında işkence yapılarak öldürülmüş olduğu saptandı.
Sürdürülmekte olan soruşturma kapsamında çeşitli kişilerin ifadeleri alınarak olay tarihinde Bala ilçesi Ergün köyü mevkiinde Faik Candan’ın görüldüğü doğrulandı. 6 Ocak 1995 tarihinde Bala Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazısında, olayın faillerinin kimliklerinin henüz belli olmadığını ifade etti. 16 Ocak 1995’te, Bala Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adalet Bakanlığına gönderilen yazıda, fail ya da faillerinin tespiti konusunda ilerleme olmadığı ancak soruşturmanın devam ettiği yönünde bilgi verildi. 1995-1999 yılları arasında aralarında Faik Candan’ın iş arkadaşları, olay günü orada bulunanlar ve fail olabileceğinden şüphe duyulan kişilerin de dahil olduğu çok sayıda kişinin ifadesine başvuruldu ancak soruşturmayı aydınlatacak verilere ulaşılamadı. Sürekli tekrarlanan tek açıklama, faillerin bulunması yönündeki çalışmaların ve soruşturmaya konu olayla ilgili çalışmaların devam ettiği yönündeydi.
Bu arada geçen dönemde, 5 Mart 1997 tarihinde, İbrahim Şahin, Ayhan Çarkın, Mehmet Ağar, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Abdülgani Kızılkaya, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça ve Korkut Eken hakkında “Susurluk Davası” kapsamında 1993-1996 yılları arasında “Cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak, hakkında tevkif ve yakalama müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek" suçlarından 765 sayılı TCK’nın 313/2-3., 296., 40. Maddeleri gereği cezalandırılmaları istemiyle bir kamu davası açıldı. Bu dava 12 Şubat 2001 tarihinde mahkumiyet kararı ile sonuçlanmasına rağmen, yapılanmanın lideri olarak ismi geçen eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle ilk etapta ceza almamış olsa da, 15 Eylül 2011 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Susurluk Davası kapsamında emniyet genel müdürü olduğu dönemle ilgili cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu iddiasıyla örgüt yöneticiliğinden beş yıl hapis cezası aldı.
Abdülmecit Baskın’ın da arasında bulunduğu 1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2013 yılında başlatıldı. 20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lütfü Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeli, Asker Smitko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Eski emniyet müdürünün, Özel Harekat Dairesi başkan vekilinin, emekli yarbayın ve özel harekat polislerinin “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı.
İlk duruşması 16 Mayıs 2014’te görülen ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sundu. 3 Temmuz 2015 tarihli duruşmada Susurluk Raporu’nu hazırlayan, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş; 20 Kasım 2015 tarihli duruşmada ise eski Emniyet Müdürü ve Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu tanık olarak ifade verdiler. 26 Şubat tarihli duruşmaya sanıklardan yalnızca itirafçı özel harekat polisi Ayhan Çarkın katıldı. Sırasıyla Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Halil Tuğ, Bilgi Ünal, Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Fikri Sağlar ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin gelen ihbarı tutanak altına alan dönemin Cinayet Büro memuru Lütfullah Uzun; bu ihbar üzerine özel harekat polislerinin gözaltına alınmasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik Büro Amiri Şükrü Pekgil; “Ölüm Listesi”nde adı olduğu fakat emniyet genel müdürü ile görüşerek adını listeden çıkarttırdığı idddia edilen iş insanı Vekin Aktan tanık olarak dinlendi. Sanık Emekli Tuğgeneral adresinde tespit edilemediği dolayısıyla tebligat ulaştırılamadığından tanık olarak ifade vermedi. Sanıklardan Mahmut Yıldırım’ın (Yeşil kod adlı) eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür tarafından yapılan sorgusunun “Gizli” ibareli tutanağı okundu. Özel harekat polislerini gözaltına alan Akın Kızıloğlu ve Şentürk Demirel’in tanık olarak dinlenmesine, İsmet Berkan, Mesut Yılmaz, Tanıl Tekin hakkında çağrı belgesi çıkarılmasına ve SEGBİS ile beyanlarının alınmasına karar verildi.
11 Kasım 2016 tarihli duruşmada gazeteci Uğur Dündar ve Yaman Namlı tanık olarak SEGBİS aracılığıyla ifade verdi. Ara kararlarda eski Başbakan Mesut Yılmaz, gazeteci Emin Demirel, Mümtazer Türköne, Fikri Sağlar ve Orhan Taşanlar’ın tanık olarak ifadelerine başvurulmasına; katılan vekilleri gazeteci İsmet Berkan’ın dinlenmesinden vazgeçtiklerini bildirdiklerinden, dinlenmesine yer olmadığına; “2. MİT Raporu” olarak bilinen ve Aydınlık gazetesinde yayınlandığı söylenen raporun İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, Susurluk Raporu’na ilişkin kaydın da Kanal D’den tekrar istenmesine; Akın Kızıloğlu, Şentürk Demiral ve Veli Küçük’ün adreslerinin tespitine; Mehmet Eymür’ün ifadelerinde adı geçen ve İngiltere’de öldürüldüğü anlaşılan Mehmet Kaygısız soruşturmasının evraklarının istenmesine karar verildi.
10 Şubat 2017 tarihli duruşmada eski Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, dönemin Cinayet Büro Amiri Şentürk Demiral, Gasp Büro Amiri Akın Kızıloğlu, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne ve Doğan Özkan tanık olarak dinlendi. Mahkeme Fikri Sağlar’ın tekrar çağrı belgesi ile tanık olarak çağrılmasına; Mesut Yılmaz’ın bir sonraki duruşma SEGBİS yöntemiyle dinlenecek şekilde hazır edilmesine; gizli tanıklar “Emek” ve “Ayışığı”nın dinlenmesi yönündeki talebin dinlenecek tanık sayısı göz önüne alınarak daha sonra değerlendirilmesine karar verdi.
5 Mayıs 2017 tarihli duruşmada Fevzi Türkeri ve Nur İnuğur tanık olarak ifade verdi. Sanık özel harekat polisi ve tanık olarak dinlenmesi beklenen isimlerden gazeteci Emin Demirel SEGBİS bağlantısı kurulamadığından, Veli Küçük istirahat raporu sunduğundan, Mesut Yılmaz ve Fikri Sağlar ise duruşmaya katılmadıklarından dinlenemediler. Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller ise avukatları aracılığıyla tanıklık talebinin “Abesle iştigal” olduğunu, katılan avukatlarının yazılı sorularına yazılı olarak yanıt verebileceklerini bildiren bir dilekçeyi mahkemeye sundu. Ancak savcı huzurda dinlenmeleri yönünde mütalaa verdi, mahkeme heyeti de SEGBİS aracılığıyla dinlenmeleri için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine yazılmasına karar verdi.
15 Eylül 2017 tarihli duruşmaya Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller mazeret bildirerek katılmadı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve gazeteci Emin Demirel SEGBİS aracılığıyla tanık olarak ifade verdi. Fikri Sağlar’a tanık olarak dinlenilmesi için SMS yoluyla bilgi verilmesine, dönemin Başbakanı Ahmet Mesut Yılmaz’ın SEGBİS yoluyla dinlenmesi için talimat yazılmasına, daha önceki ara kararlara rağmen Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller’in dinlenmesine bu aşamada gerek olmadığına karar verildi.
22 Aralık 2017 tarihli duruşmada dinlenmesi kararlaştırılan tanıklar ya hazır bulunmamaları ya da SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle dinlenemediler. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller’in tanık olarak dinlenmesi talebi 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada ifade veren dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin beyanları kastedilerek “Dönemlerinde işlenen cinayetlerin faillerinden birebir haberdar olmayacaklarının açık olması, aradan geçen zamanın dönemin içişleri bakanının dahi haberdar olmadığının mahkemece alınan ifadesinde belirtmiş olması” gerekçesiyle reddedildi. Katılan avukatlarına esas hakkında beyanlarını sunmaları için bir ay süre verilmesinin ardından bir sonraki duruşma da yakın bir tarihe ertelendi.
2 Şubat 2018 tarihli duruşmada Susurluk kazasından hemen sonra kurulan Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar tanık olarak verdiği ifadede dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın talimatıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nun bir bölümünün dönemin koalisyon hükümeti liderlerinin kararıyla “Devlet Sırrı” ilan edilerek çıkartıldığını; özellikle bütün ekleriyle birlikte edinilmesi halinde raporda davaya ilişkin aydınlatıcı bilgilere ulaşılabileceğini söyledi. Mahkeme, Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazılan rapor cevabının beklenmesine, rapor incelendikten sonra Mesut Yılmaz’ın tanık olarak dinlenmesine yer olmadığına ilişkin ara karardan vazgeçilmesi talebinin düşünülmesine karar verdi.
4 Mayıs 2018 tarihli duruşmada mahkemenin defalarca “Ekleriyle birlikte” istediği Başbakanlık Teftiş Kurulu Susurluk Raporu’nun ön yazısında belirtildiği üzere “‘Devlet Sırrı” niteliğindeki bilgilerin çıkarılmış yani “Eksiz” fotokopisinin gönderilmiş olduğu görüldü.
2 Ekim 2018 tarihli duruşma gizli tanık “Emek”in dinleneceği gerekçesiyle gizli yapıldı. Katılan avukatlarının gizli tanığın sesinin algılanamadığını, dolayısıyla soru sormaya uygun bir ortam olmadığını belirtti. 31 Ocak 2019 tarihli duruşmada “Ayışığı” isimli gizli tanığın bulunamadığı belirtildi. Katılan avukatları bu duruma “Sanıklar aleyhine beyanda bulunacağı için bulunamıyor” diyerek tepki gösterdi. 5 Nisan 2019 tarihli son duruşmada katılan vekillerinin tanık dinlenmesi yönündeki talepleri ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezi’nin davaya müdahillik talebi reddedildi. 10 Mayıs 2019 tarihli duruşmada ise katılan vekillerine esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için ek süre verildi. 4 Temmuz 2019 tarihli son duruşmada duruşma savcısının değiştiği görüldü.
20 Eylül 2019 günü görülen duruşmada katılan avukatları kovuşturmanın genişletilerek, Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenilmesine; Kutlu Savaş’ın hazırladığı Teftiş Kurulu Raporu’nun ve eklerin getirilmesi talebinde bulundu.
13 Aralık 2019‘da görülen karar duruşmasında, Ahmet Demirel’in ölmüş olması nedeniyle hakkındaki davanın düşmesine; Maktuller Lazem Esmaeili ve Asker Smitko’nun öldürülmesi ile ilgili sanık Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın yakalanamamış olması nedeniyle tefrik edilmesine (Dosyanın yalnızca bu maktuller yönünde ayrılmasıyla davanın bu iki cinayet eylemi bakımından devam etmesine); diğer tüm maktullerin (Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Faik Candan, Abdulmecit Baskın, Tarık Ümit) öldürülmeleri ile ilgili eylemlerden tüm sanıkların beraatlerine karar verildi.
5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, istinaf itirazları üzerine beraat hükmünü bozdu ve dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi. Bozma gerekçesi olarak; Sanık Enver Ulu’nun sorgusu yapılmadan eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hükme esas alınan deliller ile dosya kapsamında bulunmasına rağmen gerekçeli kararda zikredilmediğinden zımnen reddedildiği değerlendirilen delillerin genel soyut ifadelerle açıklanması ve/veya hiç tartışılmaması yerine, istinaf denetimine olanak verecek sekilde iddiaya konu olaylar bakımından ayrı ayrı tartışılıp değerlendirilmesi ve açıkça karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bazı delillerin yargılamada tartışılmaması, Sanık Ayhan Çarkın’ın beyanlarının diğer deliller ve maddi olgular ile birlikte tartışılmaması, olayda ele geçirilen kovan ve mermilerin menşei, kullanımlarına ilişkin aidiyetleri, bunların ve diğer maddi olguların birbiri ile ilişkisinin, faillerinin, hedef alınan maktullerinin, organizasyon ve netice arasında irtibat bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi ve bazı usule dair eksiklikler nedeniyle sanıklar hakkında kasten insan öldürme suçundan verilen beraat hükümlerinin bozulmasına karar verildi.
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dosyada bozma kararı sonrası ilk duruşma 15 Ekim 2021 günü görüldü. Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada ilk derece mahkemesi dosyada Abdülmecit Baskın ve Behçet Cantürk hakkında zamanaşımından düşme kararı verdi. Sanıklardan yalnızca Ayhan Çarkın katıldı ve diğer sanıklarla yüzleşmek istediğini beyan etti. Mahkeme başkanı duruşma öncesi İstinaf bozma ilamına cevaben hazırladığı metni, duruşmada tarafların avukatlarına verdi. Bu uygulamanın usulde yeri olmadığına ve hakimin tarafsızlığını zedelediğine ilişkin itirazlar karşılık bulmadı. Sanıkların duruşmalardan vareste tutulması kararlarının kaldırılması, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’in dinlenmesi ve Ayhan Çarkın’ın sanıklarla yüzleşme talepleri reddedildi.
21 Ocak 2022 günü görülen duruşmada sanık Enver Ulu SEGBİS ile dinlendi ve Ayhan Çarkın ile herhangi bir husumeti olmadığını ve cinayetleri işlemediğini savundu. Katılan vekilleri İstinaf Mahkemesinin bozma kararında belirtilen eksikliklerin yerine getirilmediğini, ilk duruşmada mahkemenin bozma ilamına karşı hazırlayıp verdiği yazılı cevabın, mahkemenin araştırma yapma niyetinde olmadığını gösterdiğini ifade etti.
22 Nisan 2022 tarihli duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünün gönderdiği yazıda 22 Eylül 1994’te toplamda 430 adet Uzi marka silahın kayıtlara giriş yaptığının anlaşıldığı, silahlardan 39’unun incelenmek üzere polis kriminal laboratuvarına gönderildiği, sekiz adetinin 11 olayla irtibatlı olduğunun anlaşıldığı, Parabellum marka mermilerin imal yılının 1902 olduğu, Uzi marka silahların imal yılının ise 1950 olduğu, bundan hareketle Parabellum marka mermilerinin Uzi marka tabanca dışındaki silahlarla da kullanılabildiği zapta geçti. Emniyet Genel Müdürlüğü Destek Hizmet Daire Başkanlığının 4 Nisan 2022 tarihli yazı içeriği ile daha önceki 1 Nisan 2011, 29 Mart 2011, 6 Ocak 1997, 28 Kasım 1997 tarihli müzekkere içeriğindeki aykırılığın sorulmasına, Kutlu Adalı dosyasının getirilmesinin dosyaya tesiri bulunmayacağı ayrıca uzun zaman alacağı anlaşılmakla celbine yer olmadığına, 39 Uzi marka silah dışındaki emniyet kuvvetine kayıtlı diğer silahların balistik incelemesinin yaptırılmasına yer olmadığına karar verildi.
24 Haziran 2022 tarihinde görülen son duruşmada Emniyet Genel Müdürlüğünden gönderilen belgeler, Hospro firması tarafından hibe görüntüsü altında gönderilen 280 Uzi marka tam otomatik silah ve özel ekipmanların davanın sanıklarından, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in talimatıyla, sayım yapılmadan Özel Harekat Şube Müdürlüğünün Antalya ve Ankara Gölbaşı’ndaki tesislerine gönderildiğini ortaya koydu. Daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı ve bu nedenle taraflara esas hakkında beyanda bulunmak için süre verilmesine karar verildi.
Dava daha sonra 16 Eylül 2022 tarihindeki duruşmada ve sonra tekrar 20 Ocak 2023 tarihindeki duruşmada, bu kez de savcı değişikliği sebebiyle, uzadı. Davada savcı değişikliği olmasa 20 Ocak 2023 duruşmasında mütalaanın açıklanması bekleniyordu. 10 Mart 2023 gününe ertelenen davada, yeniden sanık müdafilerine esas hakındaki savunmaları; katılan ve katılan vekillerine ise esas hakkındaki beyanlarını sunmaları için süre verildi.
26 Mayıs 2023 tarihindeki duruşmada tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. İkinci kez İstinaf Mahkemesi önüne gelen karar, bu kez Ankara İstinaf Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından onaylandı ve dosya 2024 yılı itibariyle Yargıtay önünde bekliyor.