Vedat Aydın
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Cenazenin Bulunduğu Tarih
- 7 Tem 1991
- Meslek
- İnsan hakları savunucusu
- Olay Özeti
AİHM’nin kabul edilemezlik kararında ve TİHV’in Kasım 2012 tarihli zamanaşımı konulu raporuna göre; Vedat Aydın, 1953 yılında Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Kürthacı köyünde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Bismil'de yaptı. 1979'da Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nden mezun oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sürecinde tutuklandı ve dört yıl hapis yattı. Tahliye olduktan sonra bir grup Kürt aydını ile birlikte İnsan Hakları Derneğini (İHD) kurmak için çalışma başlattı. 1990 yılında İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu'na seçildi. Çalışmaları süresince defalarca gözaltına alındı. 28 Ekim 1990 tarihinde İHD Genel Kurulu'nda konuşmasını Kürtçe yaptığı için tutuklandı. Duruşmada Türkçe konuşmayı reddetti. Dört ay sonra tahliye olan Aydın, 1990 yılı sonlarında İHD Diyarbakır Şubesi Başkanlığına, 1991 yılı Haziran ayında yapılan Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Kongresinde ise parti il başkanlığına seçildi.
5 Temmuz 1991 tarihinde saat 23.45’te Vedat Aydın’ın evine gelen sivil giyimli üç kişi, kendilerini polis olarak tanıtarak siyasi şubeden geldiklerini, kısa bir iş için kendisini şubeye götüreceklerini söyledi. Bu kişilerden ikisinin elinde uzun namlulu silah, birinin elinde ise telsiz vardı. Vedat Aydın aşağıda bekleyen ve içinde şoför olan bir araca bindirildi. Eşinin ifadesine göre içinde iki kişi bulunan başka bir araç ise sabaha kadar evin önünde kaldı. Vedat Aydın götürülürken, eşi evlerinin penceresinden onun siyah steyşın vagon Renault marka bir otomobile oturtulduğunu gördü ve derhal avukatını aradı. Avukat hemen emniyet müdürlüğünü aradı ancak kendisine Vedat Aydın’ın orada olmadığı söylendi. 6 Temmuz 1991 tarihinde, Aydın’ın eşi ve avukatı, Emniyet Müdürlüğü, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Diyarbakır Valisi, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı ve jandarma karakolları ile irtibata geçti. Bu yetkililerin tümü, Vedat Aydın hakkında bir malumatlarının olmadığını söyledi.
7 Temmuz 1991 tarihinde, Elazığ’a bağlı Maden ilçesinde cansız bir beden bulundu. Maden Cumhuriyet Savcısı ve bir doktor tarafından olay yerinde yapılan incelemede bedende işkence izlerine rastlandı. Hazırlanan raporda, vücudun arkasında birkaç mermi girişi ve önünde çıkış noktalarına işaret edildi. Bedenin kimliğinin belirlenemediği ileri sürülerek Maden Mezarlığı’na defnedildi. Vedat Aydın’ın kardeşi 8 Temmuz 1991 tarihinde olaydan haberdar olarak Maden’e gitti. Jandarmanın gösterdiği kıyafetlerin Vedat Aydın’a ait olduğunu tespit etti ve bedeni 10 Temmuz 1991 tarihinde teslim aldı.
Aynı süreçte İçişleri Bakanlığı, Vedat Aydın’ı kaçıran kişilerin güvenlik görevlisi olmadığına dair yazılı bir açıklama yaptı. Vedat Aydın’nın eşi 20 ve 28 Temmuz 1991 tarihlerinde ifade vermesi için karakola çağrıldı. 28 Temmuz 1991 tarihinde, Vedat Aydın’ı kaçıran kişilerin eşgalini tarif etti ve buna göre kaçıranların robot resimlerini çizdirdi. Ancak sorumlularla ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadı. Vedat Aydın’ın zorla kaybedilerek infaz edilmesinden yıllar sonra itirafları çeşitli basın yayın organlarına yansıyan JİTEM eski üyesi Abdülkadir Aygan olayla ilgili şu bilgileri verdi: “Vedat Aydın olayında keşifte yer aldım; ama olayda yer almadım. Keşif olayını D. kod adlı itirafçı S.G. başlattı. Cem Ersever bizi arabaya aldı, İstasyon Caddesi’ndeki evinin karşı tarafında arabayı durdurdu. Kendisi, bir kişiyi daha yanına alıp binayı, dairesini, kapısını keşif ettiler. Bir-iki gün aradan sonra ben sabahleyin JİTEM’e işe gittiğimde baktım kimse yok. Ne Ersever var, ne de diğerleri. Biz askerdik, evimiz de oradaydı, eve gidebiliyorduk. Gittim askere dedim ki; ‘Komutan nerede, diğer arkadaşlar nerede?’, ‘Yatıyorlar’ cevabını verdi. ‘Kimse bizi rahatsız etmesin,’ demişler. Bir anlam veremedim. Olayı duymamışım, ne olduğunu da bilmiyorum. Tabii aradan zaman geçti. Cem Ersever kalktı. ‘Niye erkenden gelmişsin,’ dedi. Komutanım normal zamanında işe geldim, dedim. ‘Ortalık zaten bozuk,’ dedi. Ben de ‘Niye?’ diye sordum. ‘Vedat Aydın’ı vurmuşlar,’ dedi. Öyle deyince, ben şey oldum... Çünkü keşfi beraber yaptık. Beni götürmediler, yatanlara baktım; F.Ç., A.O. ve yardımcısı Binbaşı A.Ö. ... Hepsi uyuyordu. Ayakkabılara baktım hepsi çamurlu, arabaların şeylerine baktım, o da aynı.”
Aralarında Emekli Albay Cemal Temizöz, eski Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı K.A.’nın da olduğu 1992-95 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilgili davanın 2011 yılındaki duruşmasında eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Hanefi Avcı ifadelerinde JİTEM yapılanmasına ve Vedat Aydın olayına ilişkin de konuştu. JİTEM konusunda daha önce TBMM komisyonuna da beyanlarda bulunduğunu anlatan Hanefi Avcı, Susurluk Soruşturmasında “JİTEM var,” dediği için yargılandığını dile getirdi. JİTEM'in Diyarbakır Jandarma Asayişin içinde bir birim olarak kurulduğunu anlatan Hanefi Avcı, başında ise Cem Ersever’in olduğunu kaydetti. İtirafçıların jandarmanın geçici kadrolarına atandığını anlatan Hanefi Avcı, "Daha sonra Jandarma Alay Komutanlığı bünyesine alınan JİTEM'de işe başladılar. JİTEM daha sonra Ankara'da kuruldu," dedi. İtirafçıların o dönemin şartları içinde görev dışına çıkma eğitimleri olduğunu ve daha radikal davrandıklarını belirten Hanefi Avcı, "Biz kendi bölgemizde bir şeyler yapıyorduk. Vedat Aydın'ın öldürülmesinde bu yapıyı gördük. JİTEM'i ilk kez Susurluk'ta söylemiştim. Kabul etmemişlerdi. Bugün olduğunu söylüyorlar," diye konuştu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürüyken JİTEM'in üç olayına şahit olduğunu kaydeden Hanefi Avcı, bunların Vedat Aydın'ın öldürülmesi, bir avukatın aracına bomba konulması ve bir bombalama olayının gerçekleştirilmesi olduğunu belirtti. Hanefi Avcı, "Devletin normal görevi var. Zaman zaman bu görevler kanuna aykırı olabiliyordu. Bahsettiğim üç olay bu grup tarafından yapıldı," ifadelerini kullandı. Basına yansıyan haberlere göre soruşturma dosyasına ayrıca PKK itirafçısı JİTEM elemanı M.D.’nin ifadeleri de alındı. İtirafçı M.D., Vedat Aydın'ın kaçırılmasıyla ilgili şunları söyledi: “Cinayetin işlendiği tarihte Silvan 10. Jandarma Er Eğitim Alayı, 2. Tabur 8. Bölükte askerlik yapıyordum. 1 veya 2 Temmuz’du. Cem Ersever geldi ‘Operasyon var,’ diyerek beni, H.Ç. ve İ.Ç.’yi aldı. Ben de kırsala operasyon yapacağız sandım. Alay Komutanı İ.Y., C.E. ile birlikte bize ‘Vedat Aydın’ı alıp sorgulayacağız’ dediklerinde öldürüleceğini anladım. Birkaç itirafçı ile ‘B.', ‘M.' ve kod ismi ‘İ.’ olan özel harekatçılarla Vedat Aydın'ın evine üç arabayla gittik. Vedat Aydın'ın evine itirafçı H.A., İ. ve B. ellerinde telsizle gittiler. Aldıktan sonra Elazığ'a doğru yola çıktık. Cem Ersever kullandığı otomobil ile önümüze geçti. Biz de onu takip ettik. Maden ilçesine 10 kilometre kala araçtan inip kırsala doğru yürüdük. Ersever bize gösterdiği noktada, ‘Sorgulayın sabaha doğru gelirim,’ dedi. Sorguda, Vedat Aydın’ın gençleri dağa gönderdiğini itiraf etmesini istiyorduk. O da öldürüleceğini anladığı için ‘Benden bir şey alamayacaksınız,’ diyordu. Fiziki işkence sabaha kadar devam etti. Gün boyu konuşmamakta ısrar edince geceyarısı Vedat Aydın'ı Maden ilçesi tarafına götürdük. Issız yerde durduk. Vedat Aydın'ı alıp köprünün altında infaz ettiler. Tetiği itirafçı H.A. çekti.”
- Konum
Enlem: 37.9249733
Boylam: 40.2109826
- Konum
- Şehir
- Diyarbakır
- Kaybedilme Tarihi
- 5 Tem 1991
- Yıl
- 1991
- Mağdurun Yaşı
- 38
- Mağdurla ilgili son durum
- Bedeni bulundu ve ailesine teslim edildi
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Gazete veya internet haberi
- İfade tutanağı
- İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları veya raporları
- Soruşturma Sonucu
- Bilinmiyor
- AİHM Kararı
- 6 aylık zaman sınırına uyulmaması nedeniyle usülden kabul edilemezlik kararı
- Hukuki Süreç Özeti
7 Temmuz 1991 tarihinde, Elazığ’a bağlı Maden ilçesinde cansız bir beden bulundu. Maden Cumhuriyet Savcısı ve bir doktor tarafından olay yerinde yapılan incelemede bedende işkence izlerine rastlandı. Hazırlanan raporda, vücudun arkasında birkaç mermi girişi ve önünde çıkış noktalarına işaret edildi. Bedenin kimliğinin belirlenemediği ileri sürülerek Maden Mezarlığı’na defnedildi. Vedat Aydın’ın kardeşi 8 Temmuz 1991 tarihinde olaydan haberdar olarak Maden’e gitti. Jandarmanın gösterdiği kıyafetlerin Vedat Aydın’a ait olduğunu tespit etti ve bedeni 10 Temmuz 1991 tarihinde teslim aldı.
Aynı süreçte İçişleri Bakanlığı, Vedat Aydın’ı kaçıran kişilerin güvenlik görevlisi olmadığına dair yazılı bir açıklama yaptı. Vedat Aydın’nın eşi 20 ve 28 Temmuz 1991 tarihlerinde ifade vermesi için karakola çağrıldı. 28 Temmuz 1991 tarihinde, Vedat Aydın’ı kaçıran kişilerin eşgalini tarif etti ve buna göre kaçıranların robot resimlerini çizdirdi. Ancak sorumlularla ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadı. 23 Şubat 1998 tarihinde aile Elazığ Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısına iletilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcısına bir yazı yazdı. Bu yazıda başvuranlar, Vedat Aydın’ın devlet görevlileri tarafından öldürüldüğüne işaret eden Susurluk Raporu’na atıfta bulundu. Cumhuriyet savcısından bu iddiaların incelemesini ve soruşturmanın sonucunun kendilerine bildirilmesini talep ettiler ancak yine herhangi bir yanıt alamadılar.
11 Ekim 1998 tarihinde aile, görüşlerini Ankara Cumhuriyet Başsavcısına gönderdikleri bir yazı ile yineledi. Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 17 Kasım 1998’de başvuranlara Vedat Aydın’ın öldürülmesine ilişkin soruşturmanın halen beklemekte olduğunu bildirdi. Vedat Aydın’ın ailesi 3 Kasım 1998’te “Türk hukuk sisteminde etkin iç hukuk yolları bulunmamasından dolayı iç hukuk yollarını tüketme gereği duymamış olduklarını,” belirterek AİHM’e başvurdu. Aile, Vedat Aydın’ın gizli devlet ajanları tarafından kaçırıldıktan sonra kötü muameleye maruz kalarak öldürüldüğünü ve yetkili makamların Aydın’ın ölümüne ilişkin etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediğini, Aydın’ın Kürt kökenli olması ve siyasi inançları nedeniyle öldürüldüğünü belirterek şikayetçi oldu.
AİHM söz konusu davada, hiç etkin hukuk yolu bulunmadığı farz edilse bile, başvuranların 23 Şubat 1998 tarihinde cumhuriyet savcısına başvurmadan çok daha önce etkin bir cezai soruşturmanın eksikliğinin farkına varmış olduklarının düşünülmesi gerektiği sonucuna vardı. AİHM, sonuç olarak, başvurunun geçerli zaman içinde yapılmadığını belirterek 26 Mayıs 2005 tarihinde başvurunun kabul edilemez olduğu yönünde karar verdi.
Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009 yılında dosyanın iki yıl sonra zaman aşımına uğrayacağını göz önünde bulundurarak aralarında Diyarbakır JİTEM eski Grup Komutanı Binbaşı A.Ö.’nün de bulunduğu altısı itirafçı dokuz JİTEM elemanı hakkında yakalama emri çıkardı. Adı geçenlerin kendi kimlikleriyle yurtdışına giriş-çıkış yapıp yapmadıklarına dair Emniyet Genel Müdürlüğü Pasaport Daire Başkanlığı’na yazı gönderildi. Başsavcılık bu kişilerin Tanık Koruma Kanunu’ndan faydalanıp yeni kimlik alıp almadıkları, eğer almışlarsa yeni kimlik bilgilerinin soruşturma dosyasına gönderilmesi için İçişleri Bakanlığına da yazı gönderdi ve bilgi istedi.
Basına yansıyan haberlere göre soruşturma dosyasına ayrıca PKK itirafçısı JİTEM elemanı M.D.’nin ifadeleri de alındı. İtirafçı M.D., Vedat Aydın'ın kaçırılmasıyla ilgili şunları söyledi: “Cinayetin işlendiği tarihte Silvan 10. Jandarma Er Eğitim Alayı, 2. Tabur 8. Bölükte askerlik yapıyordum. 1 veya 2 Temmuz’du. Cem Ersever geldi ‘Operasyon var,’ diyerek beni, H.Ç. ve İ.Ç.’yi aldı. Ben de kırsala operasyon yapacağız sandım. Alay Komutanı İ.Y., C.E. ile birlikte bize ‘Vedat Aydın’ı alıp sorgulayacağız’ dediklerinde öldürüleceğini anladım. Birkaç itirafçı ile ‘B.', ‘M.' ve kod ismi ‘İ.’ olan özel harekatçılarla Vedat Aydın'ın evine üç arabayla gittik. Vedat Aydın'ın evine itirafçı H.A., İ. ve B. ellerinde telsizle gittiler. Aldıktan sonra Elazığ'a doğru yola çıktık. Cem Ersever kullandığı otomobil ile önümüze geçti. Biz de onu takip ettik. Maden ilçesine 10 kilometre kala araçtan inip kırsala doğru yürüdük. Ersever bize gösterdiği noktada, ‘Sorgulayın sabaha doğru gelirim,’ dedi. Sorguda, Vedat Aydın’ın gençleri dağa gönderdiğini itiraf etmesini istiyorduk. O da öldürüleceğini anladığı için ‘Benden bir şey alamayacaksınız,’ diyordu. Fiziki işkence sabaha kadar devam etti. Gün boyu konuşmamakta ısrar edince geceyarısı Vedat Aydın'ı Maden ilçesi tarafına götürdük. Issız yerde durduk. Vedat Aydın'ı alıp köprünün altında infaz ettiler. Tetiği itirafçı H.A. çekti.”
Diyarbakır Başsavcılığı, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın itirafları sonrası açtığı soruşturmada aralarında Vedat Aydın, Mehmet Salih Dönen, Zahid Turan, Talat Akyıldız, Harbi Arman, Musa Anter, Hasan Kaya, Metin Can, Mehmet Şen, Necati Aydın, Ramazan Keskin, Mehmet Aydın, Murat Aslan, İdris Yıldırım, Servet Aslan, Edip Aksoy, Mehmet Sıddık Etyemez, Ahmet Ceylan, Şahabettin Latifeci, Abdulkadir Çelikbilek, İhsan Baran, Fehti Yıldırım, Abdulkerim Zuğurli, Zana Zuğurli, İzzettin Acet, Mehmet Emin Kaynar’ın da olduğu bir çok kişinin infazlarını incelemeye aldı. Savcılık, Aygan'ın itirafları doğrultusunda asker, sivil memur, korucu ve itirafçılardan oluşan 16 şüpheli isim belirledi.
Ancak, bu isimlerle ilgili harekete geçileceği aşamada Diyarbakır Savcılığı, dosyayla ilgili görevsizlik kararı verdi. Kararda, askeri yapılanma içinde bulunan JİTEM ve asker şüphelilerle ilgili soruşturma yapma yetkisinin Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığında olduğu belirtildi. 2006'da yaşanan bu gelişmelerden ancak yedi yıl sonra askeri savcılıktan görevsizlik kararı geldi ve dosya bu kez Terörle Mücadele Kanunu ile (TMK) sorumlu sivil savcılığa gönderildi.
Kararda, suç örgütünün eylemleri, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kurulan örgüte üye olup adam kaçırmak, öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmak" şeklinde sıralandı. Kararda, sanıkların işledikleri suçun askeri suç kapsamında olmadığı belirtilerek, her ne kadar 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. Maddesi gereğince şüpheliler içinde asker kişiler olsa dahi, işledikleri suçların askeri suçlar kapsamında olmadığı vurgulandı. 353 sayılı Kanun'un 9. Maddesine göre askeri mahkemelerin, asker kişilerin ancak askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili işledikleri suçlara bakmakla yükümlü oldukları, ancak dosyada yazılı suçların çete, adam öldürme ve suç örgütü oluşturmak olduğu, bununla ilgili soruşturma yapma yetkisinin ise adli makamlara ait olduğu ifade edildi. Yeniden gönderilen dosyada, 2006'dan bu yana herhangi bir işlem yapılmadığı görüldü.
Sonuç olarak, soruşturmanın hangi savcılık tarafından yürütüleceğine ilişkin yetki ve görev uyuşmazlığı tartışmaları devam etti. İsimleri tespit edilen şüpheliler yakalanmadı. Şüphelilere ulaşmayı sağlayabilecek resmî veya özel kayıtların araştırılması da yapılmadı, başka dosyalarda JİTEM çalışanlarının tanık koruma kapsamında veya başka yollarla kimliklerinin değiştirildiği gerçeği gözardı edilerek kimliklerinin değiştirilmiş olabileceği ihtimali değerlendirilmedi. Dinlenen tanık ve sanık beyanlarında adı geçen ve bilgi sahibi olabilecek kişilere ulaşma yönünde bir girişim yapılmadı.