Ahmet Er
Kişiler- Görsel

- Cinsiyet
- Erkek
- Medeni Durumu
- Evli
- Meslek
- Çiftçi
- Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişi Sayısı
- 8
- Olay Özeti
AİHM’nin 31 Ekim 2012 tarihli kararındaki ifadelere göre; 44 yaşındaki Ahmet Er, Hakkari’nin Çukurca ilçesinde Marufan (Kurudere) köyünde yaşamaktaydı. 14 Temmuz 1995 günü PKK ile güvenlik güçleri arasında çıkan silahlı bir çatışma sonrasında köye gelen askerler köyün boşaltılmasını emretti. O sırada askerlerin boşaltmak için köyde olduklarını öğrenen PKK militanları askerlere ateş açtı. Çıkan silahlı çatışma sırasında Ahmet Er, o sırada tarlada olan oğlunu bulmak için köyden ayrılmak istedi. Bunun üzerine köydeki askerler Ahmet Er’i yakaladı ve askerlerle birlikte olan bir jandarma üsteğmen gözaltına alınmadan önce Ahmet Er’e köylülerin önünde tokat attı. Ahmet Er, askerler tarafından Işıklı Jandarma Karakoluna götürüldü. Askerlerin istediği şekilde köylüler aynı gün köyü terk etti. Sadece Ahmet Er’i beklemek için yaşlı amcası köyde kaldı.
Aynı günün akşamı Ahmet Er askerlerle beraber perişan bir halde köye döndü. Ardından askerler amca ile yeğenini Işıklı Jandarma Karakoluna götürdü. Orada her ikisini de direğe bağlayıp döven askerler amca ve yeğenin üzerine sıcak su püskürttü, Ahmet Er’in ayak kemiklerini taşla kırdı. Ertesi sabah amca salıverildi ve kendisinde olmayan Ahmet Er’in 10 ya da 11 asker tarafından sürüklendiğini gördü. Ahmet Er'i en son olarak, askerler tarafından gözaltına alınmış başka bir köylü, elleri kelepçeli bir halde bindirildiği askeri araçla, Işıklı Karakolundan komando birliğine götürülürken gördü. Salıverilen amca ise köyüne döndüğünde köyün askerler tarafından yakılmış olduğunu gördü.
Ahmet Er’in kardeşi; ağabeyinin ve amcasının askerler tarafından alındığı 14 Temmuz günü Çukurca’daki cumhuriyet savcısına durumu yazılı olarak bildirdi ve aile olarak kardeşinin hayatından endişe ettiklerini belirtti. 18 Temmuz 1995 tarihinde Çukurca Cumhuriyet Savcısı Ahmet Er’in kaybolmasıyla ilgili olarak bir soruşturma başlattı. Savcı 14 Temmuz’daki operasyonun başındaki isim olan Binbaşı C.Y. ile 16 Temmuz tarihinde telefonda görüştüğünü raporunda belirtti. Binbaşının savcıya anlattıklarına göre Ahmet Er’in askerlerce alınma nedeni 14 Temmuz tarihindeki operasyonlara yardımcı olmasının talep edilmesiydi ve 16 Temmuz tarihinde Narlı köyü yakınlarında salıverilmişti. Savcı ayrıca Çukurca Jandarma Komutanlığı ile Çukurca Komando Tabur Komutanlığından Ahmet Er’in nerede olduğu bilgisinin gönderilmesini talep etti. Savcı askeri yetkililere, Ahmet Er’in kendi nezaretleri altında olması halinde, gözaltında tutulabilmesi için savcılıktan resmi izin almaları gerektiğini hatırlattı.
Ahmet Er’in kardeşi, 18 Temmuz günü ayrıca Çukurca Valiliği ve Savcılığına da başvuruda bulundu. Savcının verdiği bilginin aksine kardeşinin 16 Temmuz tarihinde salıverilmediğini ve kardeşini bulmak ya da ondan bir haber almak için çevre köy ve kasabalarda yaptığı aramalardan da bir sonuç alamadığını belirtti. Savcılığın yürüttüğü soruşturma geçen uzun yıllara rağmen bir sonuç vermedi. En son, 15 Aralık 2005 tarihinde Çukurca Cumhuriyet Savcısı soruşturma hakkında bir rapor düzenledi. Rapora göre, mayınların tespiti için Işıklı Jandarma Karakoluna götürülen Ahmet Er 16 Temmuz’da salıverilmişti. Jandarmanın yürüttüğü gizli bir soruşturmaya dayanarak savcılık Ahmet’in örgüte katılmış olabileceğini de raporuna ekledi. Bunun üzerine 5 Ocak 2006 tarihinde Van’da görev yapan bir savcı, Ahmet Er hakkında yasadışı örgüte üye olmak suçuyla bir arama ve gözaltı kararı çıkardı.
İç hukuk yollarından sonuç alamayan Ahmet Er’in yakınları 16 Mayıs 2004 tarihinde AİHM’ye başvurdu. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iç hukuk yollarının tükenmediği iddialarını reddeden mahkeme, 26 Şubat 2008 tarihinde davayı kabuledilebilir buldu. Ahmet Er’in ailesiyle devletin arasında Ahmet Er’in askerler tarafından alınıp karakola götürülmesi konusunda bir anlaşmazlık olmadığı tespitini yapan mahkeme, resmi bir gözaltı olmasa bile gözaltına alınan kişilere uygulanan usul tedbirlerinin uygulanmasına gerek olmadığı yönündeki devlet görüşünü kabul etmedi. Mahkemenin açıklamasına göre AİHM, gözaltına alınma ve askere yardımcı olmak amacıyla alınma arasındaki ikna edici olmayan ve ihtiyari ayrımı dikkate almamaktaydı. Dolayısıyla mahkeme, zorla kaybedilen Ahmet Er’in karakolda bulundurulması ve salıverilmesiyle ilgili bir belge düzenlenmemesi sebebiyle devleti hesap vermekle sorumlu tuttu.
Mahkeme, 31 Temmuz 2012’de verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin esastan ve usulden ve 3., 5. ve 13. Maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti Er ailesine maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
- Konum
Enlem: 37.2937089
Boylam: 43.6711887
- Konum
- Şehir
- Hakkari
- İlçe
- Çukurca
- Kaybedilme Tarihi
- 14 Tem 1995
- Yıl
- 1995
- Mağdurun Yaşı
- 44
- Mağdurla ilgili son durum
- Hâlâ kayıp
- Kaynak Materyalin Türü
- AİHM kararı
- Gazete veya internet haberi
- Soruşturma Sonucu
- Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
- AİHM Kararı
- Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
- İhlal Edildiğine Karar Verilen AİHS Maddeleri
- Madde 13: Etkili başvuru hakkı
- Madde 2: Yaşam hakkının esastan ihlali
- Madde 2: Yaşam hakkının usulden ihlali
- Madde 3: Başvuran açısından işkence yasağının ihlali
- Madde 5: Özgürlük ve güvenlik hakkı
- Hukuki Süreç Özeti
AİHM’nin 31 Ekim 2012 tarihli kararındaki ifadelere göre, Ahmet Er’in kardeşi 14 Temmuz 1995 günü Çukurca’daki cumhuriyet cavcısına yazılı olarak kardeşinin askerler tarafından Işıklı Jandarma Karakoluna götürüldüğünü bildirdi ve aile olarak kardeşinin hayatından endişe ettiklerini belirtti. Soruşturma 18 Temmuz 1995 yılında Çukurca Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatıldı. Ahmet Er’in kardeşi 18 Temmuz günü ayrıca Hakkari Valiliğine de başvurdu. Soruşturmayı başlatan cumhuriyet savcısı Çukurca Jandarma Komutanlığı ile Çukurca Komando Tabur Komutanlığından Ahmet Er’in nerede olduğu bilgisinin gönderilmesini talep etti. Savcı askeri yetkililere, Ahmet Er’in kendi nezaretleri altında olması halinde, gözaltında tutulabilmesi için savcılıktan resmi izin almaları gerektiğini hatırlattı.
1 Ağustos 1995 tarihinde, Çukurca Jandarma Komutanlığından Yüzbaşı S.A.U. Çukurca Cumhuriyet Savcısının yazısına verdiği yanıtta Ahmet Er’in komutanlıkta gözaltında bulunmadığı bilgisini verdi. Yüzbaşı S.A.U ayrıca Kurudere köyünün güvenlik gerekçesiyle boşaltıldığını ve bu sebeple Ahmet Er’in durumunu takip etmenin imkansız olduğunu da belirtti. Bunun üzerine 25 Ağustos tarihinde Çukurca Savcısı Tabur Komutanlığından yeniden bilgi istedi. Savcı ayrıca Binbaşı C. Y. ile 16 Temmuz’da yaptığı telefon konuşmasına atıfta bulunarak komando tabur komutanlığından, Ahmet Er’in tam olarak nerede salıverildiği ve salıverilmesine görgü tanıklığı edecek herhangi birinin olup olmadığı bilgilerini talep etti. Çukurca Komando Tabur Komutanlığından askeri bir yetkili, 22 Eylül 1995 tarihli bir yazı ile savcıya, Ahmet Er ve yaşlı bir akrabasının 14 Temmuz 1995 tarihinde bölgede rehberlik yapmak üzere, askerler tarafından köylerinden alındıklarını bildirdi. Yetkili ayrıca yakalanmadıkları veya gözaltına alınmadıkları için, söz konusu kişiler hakkında herhangi bir belge düzenlenmediğini belirtti. İki defa makamına çağırmasına rağmen gelmeyen Çukurca Komando Tabur Komutanlığından Binbaşı C.Y.’nin ifadesi en sonunda Çukurca Cumhuriyet Savcısı tarafından 14 Aralık 1995 tarihinde alındı. İlerleyen tarihlerde savcı olay günü köyde olan H.Ö. ve Ş.Ö. isimli iki üsteğmenin ve dört jandarma görevlisinin daha ifadelerini aldı. Askerler verdikleri ifadelerde, Ahmet Er’in gözaltına alınmak yerine bölgede rehberlik yapması için alındığını, ertesi gün de salıverildiğini ve kızgınlıkla olmuş olabilecek birkaç tokat dışında kendisine kötü muamelede bulunulmadığını söylediler. Askerler Ahmet Er’in nerede olabileceği sorusuna da örgüte katılmış olabileceği yanıtını verdi. Savcılık, 16 Şubat 1996 tarihinde Ahmet Er’in bulunması ve üç ayda bir durum ilerleme raporu sunulması talimatı verdi. Savcı talimat yazısında Ahmet Er’in yakalanmadığını, rehberlik yapması için alındığını ve iki oğlunun da örgüte katılmış olduğundan kendisinin de örgüte katılmış olabileceğini belirtti.
Savcılığın ve polisin uzun süre sonuçsuz giden Ahmet Er’i arama girişimlerinin ardından 10 Aralık 2003 tarihinde Çukurca Cumhuriyet Savcılığı bir karar düzenledi ve görgü tanıklarının ifadelerine göre Ahmet Er’in en son “Askerler tarafından işkence edildiği,” bir askeri bölgede görüldüğünü belirtti. Konunun askeri olduğunu belirten savcı soruşturmanın Van’daki askeri savcılık tarafından sürdürülmesini istedi. Van askeri savcısı 14 Ocak 2004 tarihinde soruşturmayı başlattı. Bir seneden fazla süren soruşturmanın ardından askeri savcı askerlerin Ahmet Er’i kışlaya götürürlerken askeri bir görevden ziyade adli bir görevi yerine getirdiklerine karar verip dosyayı Çukurca Cumhuriyet Savcılığına geri gönderdi. 15 Aralık 2005 tarihinde Çukurca savcısı soruşturma hakkında bir rapor düzenledi. Rapora göre, mayınların tespiti için Işıklı Jandarma Karakoluna götürülen Ahmet Er 16 Temmuz’da salıverilmişti.
Ahmet Er’in yakınları 16 Mayıs 2004 tarihinde AİHM’ye başvurdu. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iç hukuk yollarının tükenmediği iddialarını reddeden mahkeme 26 Şubat 2008 tarihinde davayı kabul edilebilir buldu. Ahmet Er’in ailesiyle devletin arasında Ahmet’in askerler tarafından alınıp karakola götürülmesi konusunda bir anlaşmazlık olmadığı tespitini yapan mahkeme, resmi bir gözaltı olmasa bile gözaltına alınan kişilere uygulanan usul tedbirlerinin uygulanmasına gerek olmadığı yönündeki devlet görüşünü kabul etmedi.
Mahkemenin açıklamasına göre, devlet gözaltına alınma ve askere yardımcı olmak amacıyla alınma arasındaki ikna edici olmayan ve ihtiyari ayrımı dikkate almamaktaydı. Dolayısıyla mahkeme, zorla kaybettirilen Ahmet Er’in karakolda bulundurulması ve salıverilmesiyle ilgili bir belge düzenlenmemesi sebebiyle devleti hesap vermekle sorumlu tuttu.
Mahkeme, 31 Temmuz 2012’de verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. Maddesinin esastan ve usulden ve 3., 5. ve 13. Maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti Er ailesine maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
16 Aralık 2014 tarihinde Çukurca Cumhuriyet Başsavcılığı, Ahmet Er’in kaybedilmesine ilişkin 2005/135 sayılı soruşturma dosyası üzerinden Van Cumhuriyet Başsavcılığınca 15 Aralık 2005 tarihinde fezleke düzenlendiği ve aynı iddia ve olayları içeren aynı konuya dair birden fazla işlem yapılamayacağı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Bu karara 24 Aralık 2014 tarihinde itiraz edildi. Temmuz 2023 yılında yapılan araştırmada Ahmet Er yalnızca 2015/193 numaralı dosyada kayıtlı görünmektedir. Dosyası en son Çukurca Cumhuriyet Başsavcılığında 2015/193 numaralı dosyada yeniden yürütülmüş görünmektedir. 27 Haziran 2016 tarihinde dosyada 765 Sayılı TCK 102/1 dikkate alınarak 20 yıllık zamanaşımının dolduğu gerekçe gösterilerek takipsizlik kararı verilmiştir. (Karar no: 2016/328) Bu karara karşı Hakkari Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edilmiştir. Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi 29 Kasım 2016 tarihinde 2016/901 değişik iş nolu kararla itiraz reddedilmiştir. Temmuz 2023 itibariyle bilgiler günceldir.